Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

(5) Thales Üzerine Dersler (D1-D4) “Her şey sudan gelir.”

Merhaba değerli dostlar, Bu dersimizde Thales’in doktrin fragmanlarına başlıyoruz. Laks-Most derlemesinde D1-D4 olarak bulunan, “her şeyin suya dayandığı” görüşünü içeren fragmanlar ele alınıyor.

Geçen dersimizde Biyografi fragmanlarını bitirmiştik.

Bugün yeni bir başlangıç yapıyoruz.

Thales’in Doktrin fragmanlarına başlıyoruz.

Bu Doktrin fragmanlarında Thales’i öğretisinin temel kaynaklarını görmüş olacağız.

Burada iki husustan bahsetmek istiyorum.

Birincisi, Laks-Most’un derlemesini temel almaya devam ediyoruz ama onlar Biyografi, Doktrin ve Alımlanma olarak fragmanları 3’e ayırıyorlar, Alımlanma fragmanları da Doktrin fragmanlarının anlaşılma tarzını gösterdiğinden, onlar için ayrı bir bölüm yapmayacağız. Laks-Most’un Alımlanma fragmanlarını Doktrin fragmanlarını açıklarken kullanacağız.

İkincisi yine McKirahan’ın The Milesians üst başlığını taşıyan fragman derlemesinden de faydalanacağız, çünkü onun derlemesi Laks-Most’unkinden daha kapsamlı. Bunun dışında başka kaynaklara da, her zaman olduğu gibi başvuracağız.

Diog. Laert. kaynaklı D1’de “bazılarına göre ardında hiçbir yazılı eser bırakmadığı”»” söyleniyor.

Galenos’un Hippokrates’in İnsanın Doğası Üzerine adlı eserine yazdığı yorum metnine dayanan D2’de ise Thales’in suyu tek element olarak kabul ettiğini gösteren ona ait yazılı bir kaynak olmadığı ama buna rağmen herkesin buna inandığı söyleniyor.

Sözün özü D1 ve D2 Thales’in ardında yazılı eser bırakmadığı düşüncesini kabul ediyor.

Ancak Alımlanma fragmanları içinde R5-R8 arasındaki fragmanlarda Thales’e atfedilen bazı eserlerden söz ediliyor.

Örneğin Flavius Josephus kaynaklı R5’te Thales de dahil olmak üzere eski Yunanlardan çok az yazılı eser kaldığı konusunda herkesin hemfikir olduğu söyleniyor, dahası Yunanların bunları en eski yazılı eserler olduğunu düşünüyormuş.

Thales’in dahil olduğu eski Yunanlar çağdaşı olan filozoflar olmalıdır.

Diogenes Laertios kaynaklı R6’da Thales’e atfedilen «Denizcilik Astrolojisi» yani «Nautike astrologia» adlı bir eserin aslında Phokos’a ait olduğu söylenir.

Kimilerine göreyse sadece iki eser yazmış:

Gündönümü Üzerine ve Ekinoks Üzerine.

R7’de Yine Thales’in Astrologia kitabından bahsedilir ve bu bir ihtimal olarak sunulur.

R8’de ise Argoslu Lobon’a göre Thales «yıldız gözlemleri» yani ἀστρονομήματα (astronomemata) üzerine iki yüz dize kaleme almış.

Buraya alınmayan ama Mckirahan’ın derlemesinde bulunan Simplikios kaynaklı Th 409’da (Commentary on Aristotle’s Physics 23.21–33 [Ph. 1.2.184b15]) sadece Ναυτικῆ ἀστρολογία adlı bir eser yazdığı söyleniyor. 

O halde buradan birkaç ihtimal çıkıyor:

1)Thales Deniz Astrolojisi veya Astroloji eserini yazdı.

2)Sadece Gündönümü Üzerine ve Ekinoks Üzerine adlı eserlerini yazdı.

3)Astrologia üzerine iki yüz dize kaleme aldı.

4)Bu eserler yazılmış olsa bile sonraki çağlara ve dolayısıyla günümüze ulaşmadı.

5)Veya ardında hiçbir yazılı eser bırakmadı.

Mevcut metinlerden çıkarabileceğimiz ihtimaller bunlardır.

Patricia O’Grady’e göre Thales’in öğrencisi Anaksimandros görüşlerini şiir şeklinde sunduğuna göre, Thales de sunmuş olabilir. Elbette, bu bir spekülasyon. Nitekim Kirk-Raven da İskenderiye Kütüphanesi’nde Thales’in kitaplarının bulunmadığını söyler. Aristoteles’in kendisi bile onun kitaplarını görmemiştir.

D2’de bizi ilgilendiren belki de tüm derslerimizin en önemli konusu olan Thales’in «suyu tek ilke olarak seçtiği» bilgisi.

Hydor Yunancada «su» anlamındadır.

Hid- öneki zaten batı dillerine ve Türkçeye de geçmiştir.

Mesela «hidrolik» kelimesi var, «Sıvıların hareketlerine âit esasları onların kullanılması amacıyla inceleyen bilim dalı» veya «Sıvıların meydana getirdiği basınçla işleyen veya bu basınca dayanan makine»vs anlamındadır.

Bir yerde hidrolikle ilgili bir şey duyarsanız, aklınıza Thales’in hydor’u gelsin.

Stoikheion ise «element, ilke» anlamında, karşımıza çok çıkan bir terimdir.

D2 ünlü hekim Galenos’a dayanıyor, MS 2-3. yüzyılda yaşamış bir hekim. Dolayısıyla nereden baksanız Thales’le aralarında 7 yüzyıl var. Thales’in suyu tek ilke veya element olarak kabul ettiği bilgisinin çağlar boyunca yerleştiğini düşünebiliriz, iyi bilinen bir bilgi bu.

Yan tarafta, D3’te Aristoteles’in Metafizik’inden bir aktarım görüyorsunuz.

D3’teki bu aktarım Thales’in suyu tek ilke kabul ettiğini söyleyen en eski kaynaktır.

Guthrie’nin çok önemli bulduğum bir tespiti var, o da bu konuyla ilgili «sonraki aktarımların onun otoritesinden bağımsız olduğu kuşkuludur. Dolayısıyla bu önermeyi Aristoteles’in yerleştirdiği bağlamda ele almalıyız.» Bu yüzden Aristoteles Thales’in öğretisiyle ilgili en önemli kaynağımızdır. Bu aynı zamanda az önce bahsettiğimiz Thales’in eserlerinin Aristoteles’in döneminde ve sonrasında dolaşımda olmadığını gösteriyor, yine Guthrie Thales’in hiçbir şey yazmamış olmasının imkansız olduğunu söylüyor ama ne yazık ki Thales’in hiçbir yazısı Aristoteles’in zamanında belki çok daha öncesinde erişilebilir durumda değildi. Guthrie Aristoteles’in Thales’e kaynak olmasıyla ilgili şöyle diyor:

«Aristoteles Thales’i böyle bir önerme de bulunmaya yönelten nedenleri anlayacak araçlara sahip değildi ve Thales ile kendisi arasında olanaklı bir düşünce zinciri oluştururken tahminde bulunduğunu gizlemez. Thales hakkındaki herhangi bir ifadeyi aktarırken Aristoteles’in takındığı açık sözlü ve sakınımlı tutum oldukça güven vericidir ve Aristoteles’in kayıtlarda bulduğu şeyler ile kendi çıkarımları arasındaki ayrımın net olduğu konusunda endişelenmeyiz. Aristoteles okuduklarına ya da duyduklarına gönderme yaparken «güya Thales şöyle demiş», «söylenenlere göre Thales şunu belirtmiş» «kayıtlara göre Thales şöyle düşünmüş görünmektedir» gibi deyimler kullanmış, kendi tahminlerine de bir «belki» eklemiştir.»

Aristoteles, Metafizik 983b6 ve devamında Thales’in suyu ilke kabul etmesiyle ilgili neler söylüyor, bir bakalım.

Konu, doğrudan Thales’le başlamıyor. Aristoteles’in bir konuya girişi var. Bu yüzden Laks-Most’un D3 fragmanının dışına çıkıyorum, konuyu daha geniş bir perspektifte ele alıyorum.

Aristoteles diyor ki, «İlk filozofların çoğu, sadece maddenin yapısında olan veya madde halindeki ilkelerin her şeyin ilkesi olduğunu düşünüyordu.»

Madde nedir? Madde, özTürkçecilerin «özdek» dediği şeydir. «Madde» veya «özdek» her şeyin temelinde bulunan, hypokeimenon yani Latincesiyle substratum (substernere fiilinden gelir) denilen, «altta» bulunan şeydir.

Burada ἀρχή (arkhê) sözcüğüyle karşılaşıyoruz, az önce gördüğümüz, Stoikheion terimini andırıyor ama ondan farklı olarak «başlangıç ilkesi» anlamını daha fazla içeriyor, «ilk ilke» gibi düşünülebilir.

Aristoteles devamında şöyle diyor: «Var olan her şeyi oluşturan, hepsinin ilk kendisinden meydana geldiği ve yok olunca sonunda kendisine yeniden döndüğü bu şeye var olan her şeyin öğesi ve ilkesi diyorlardı.»

«Var olan her şeyin ilk öğesi ve ilk ilkesi»

«stoikheion kai arkhe tôn ontôn»

Bu eski filozoflar her şeyi maddeye dayandırıyorlar, anladığımız bu.

Her şey ilkin maddeden gelir ve sonra ona geri döner.

Devamında Aristoteles şöyle diyor:

«Bu eski filozoflara göre, her şey bu ilk maddeye dayanıyorsa ve her şey ona geri dönüyorsa, bu durumda o maddenin dışında hiçbir şey meydana gelmez ve yok olmaz.»

Burada Aristoteles bir benzetme yapar.

«Sokrates güzelleşti veya kültürlendi» sözü, Sokrates’in kesinkes var olmaya başladığını yani varlığa geldiğini düşündürmez veya Sokrates’in bu güzellik veya kültürlülük niteliklerini kaybetmesi onun ortadan tümüyle yok olması anlamına gelmez.

Sokrates kendisini var eden yapıyı yani özü korumaya devam eder, görünen nitelik değişebilir ama bu değişim onun maddî yapısının varlığa geldiğini veya yok olduğunu göstermez.

Aristoteles devamında, bu eski filozofların görüşünü şöyle özetler: Tek veya çok, bir φύσις (physis) hep vardır, var olduğu görülen diğer her şey ondan türerken, o altta «substratum» varlığını sürdürmeye devam eder.

Burada Aristoteles’in kullandığı physis terimi, daha sonra sıklıkla «doğa» diye çevirdiğimiz terimdir ama burada «doğa» anlamında değil, «her şeyin altında yatan, temel töz, altta bulunan temel unsur» anlamındadır. Bu töz veya unsur bir veya birden fazla olabilir ama her şey o unsura dayanır. O hep vardır, diğer her şey ondan türer.

Töz, eskilerin tabiriyle cevher, eski Yunancada hypokeimenon, Latincede substantia. Burada karşımıza physis olarak gelmiş. Bu, değişen durumlar ve niteliklere karşı kalıcı olan; bir başka şeyle ya da bir başka şey de değil, kendi kendisiyle, kendi kendisinde varolan. Özne de değil, kendinde var olan. Bağımsız olarak kendi içinde varolan. Spinoza’nın tanımıyla varolmak için başka bir şeye gereksinim duymayan şey.

Aristoteles’e göre Madde veya töz olarak görülen ilkelerin kaç tane olduğu konusunda ilk filozoflar bir görüş ayrılığı içindedir.

Aristoteles konuyu Thales’e getiriyor.

Aristoteles burada «bu tür felsefenin kurucusu/başlatıcısı olan Thales…» ifadesini kullanarak Thales’ten bahsediyor.

Bu kısım, Laks-Most’un D3 fragmanında yok, R9 fragmanında var.

Ne anlıyoruz buradan, Thales her şeyi bir maddeye, maddî bir töze dayandıran felsefenin kurucusudur, ilkidir, başlatıcısıdır. Kime göre, Aristoteles’e göre.

George Henry Lewes’in meşhur The History of Philosophy from Thales to Comte kitabında Aristoteles’in Thales’le ilgili olarak «bu tür felsefelerin kurucusu/başlatıcısı olan Thales…» ifadesini kullanmasını Thales’in mitlerin yani efsanelerin yardımı olmaksızın fiziksel bir başlangıç yapan ilk kişi olması olarak yorumluyor.

Elbette, bu yaygın bir kabul ama suyu ilk ilke yapma konusunda acaba bu fikir ilk defa Thales’te mi karşımıza çıkıyor? Bu böyle değilmiş gibi görünüyor ama Thales’i önemli kılan şey, her şeyi suya dayandırması değil, her şeyi suya dayandırırken bir yöntem olarak bu maddî unsur dışında, başka bir açıklamaya gereksinim duymamasıdır. Buna geçmeden önce Aristoteles’in ne anlattığına bakalım.

Aristoteles, Metafizik 983b22’den itibaren Thales’in her şeyi suya dayandırmasını anlatırken, ilkin parantez içinde bir şey söylüyor:

Thales her şeyin sudan geldiğini söylemiştir, bu onun aynı zamanda yeryüzünün suyun üzerinde yüzdüğünü söylemesinin de nedenidir.

Şu ana kadarki bilgileri özetleyelim:

Thales her şey sudan gelir diyor ve yeryüzünün düz bir disk gibi suyun üzerinde yüzdüğünü söylüyor veya suyun üzerindeki bir tarta parçası gibi.

Aristoteles metnin devamında, Thales’in her şeyi suya dayandırmasının olası nedenlerinden bahseder:

Bunlardan birisi şudur: Her şeyin besini nemlidir

İkincisi: Sıcaklık da nemden çıkar ve nemle varlığını sürdürür.

Üçüncüsü: Her canlının tohumunun nemli bir yapıda olması ve nemli şeylerin kökeninde suyun bulunması.

Bunlar Aristoteles’in Thales’e yakıştırdığı «her şey sudan gelir» varsayımının olası nedenleridir.

Ama söylemek lazım Aristoteles burada kesin bir dille bunların neden olduğunu söylemiyor, burada olası nedenlerden bahsediyor. Yani Aristoteles Thales’in teorisinin açıklanması konusunda emin değil.

Aristoteles burada bizi şaşırtabilecek bir şey yapıyor, bilmiyorum belki şaşırmazsınız. Thales’in su ile ilgili yaklaşımını fiziksel olarak ele almaktansa, bu görüşün aslında uzun zaman önce mitolojik hikayeler anlatan yazarların eserlerinde de olduğunu söylüyor ve örnekler veriyor.

Metafizik 983b29’dan itibaren.

Aristoteles’in bahsettiği o eski yazarlar, Okeanus ile Tethys’i varlığa gelişin annesi ve babası saymış ve tanrılara Styksadını verdikleri ırmak üzerine, yani su üzerine yemin ettirmişlerdi.

Aristoteles’in burada söylediğine göre en eski olan şey neyse o en saygı değerdir ve kişi de en çok saygı gösterdiği şey üzerine yemin eder. Bu doğa görüşünün gerçekten ilkel ve eski olup olmadığı belki hep kuşkulu kalacak ancak hiç değilse Thales’in ilk nedeni böyle betimlediği söyleniyor. 

Aristoteles’in söylediği bu.

Aristoteles Thales’in suyu temel alan görüşünü Yunan mitolojisindeki Okeanos ile Tethys’e dayandırırken, muhtemelen aklında Homeros’un Ilias destanının 14. kitabının iki dizesi vardır.

Bunlardan biri 201. dize, şöyle diyor Homeros:

«Tanrıların atası Okeanos ve anası Thetys»

246. dizede ise şöyle deniyor:

«Soylarının atası olan Okeanos»

Okeanos yerin en uzak sınırlarında oturuyordu, çember biçiminde akan büyük nehir, yeri çepeçevre kuşatıyordu. Bütün ırmakların, denizin, pınarların ve kuyuların kaynağıydı. Okyanusun yer ile gökten önce geldiği ve bütün şehirlerin kökenli olduğu söylenemez ama Homeros zaten Kozmogoni ile ilgilenmiyor daha önceki mitlerden dilediği bölümleri alıyordu, Okeanos ile Thetys en azından tanrıların anası ve babası olan dişil ve eril iki su ilkesine veriyor bize. Bunun için Homeros, Ilias 14.200; 18.399 ve 21.196 dizelerine bakılabilir. 

Felsefe tarihçisi Guthrie, Thales’in suyu arkhê olarak seçmesinin düşünsel arka planında doğu mitolojisinin ve burada özetlediğimiz gibi Yunan mitolojisinin olabileceği tezini inceler. Yunan mitolojisini anlıyoruz, o kültürü ve dini bilen birisi Thales, en azından bu şaşırtıcı olmaz. Peki, doğu mitolojisinin ne ilgisi var?

Daha önce de gördüğümüz gibi Thales Mısır’ı ziyaret etmişti.

Mısır’da dinî ve mitolojik düşünce üzerinde suyun etkisi büyük. Guthrie’nin söylediği gibi Babillilerin kültürü de Mezopotamya’nın iki Nehri’ne dayanıyordu, Mısırlılarda tüm yaşantılarıyla Nil nehrinin yıllık taşmalarına bağlıydılar, sadece Thales’in değil Homeros’un da suyu bütün şeylerin ilkesi saymayı Mısır’dan öğrenmiş olması Mısırlı rahipler için bir övünç kaynağıydı. Bu bilgiyi Plutarkhos, Isis ve Osiris Üzerine 34’ten, Diels-Kranz A11’den öğreniyoruz.

Dolayısıyla Thales’in her şeyi su ilkesine dayandırmasının mitolojik ve dinî bir kökeni olabilir.

Bununla birlikte Aristoteles daha önce bahsettiğimiz yerin su üstünde yüzdüğü düşüncesini gökyüzü üzerine adlı eserinde daha kapsamlı açıklıyor.

Gökyüzü Üzerine 294a28’de Aristoteles şöyle diyor: 

«başkaları yerin su üzerinde durduğunu söylüyor. Bu bize ulaşmış en eski açıklamadır ve Miletos’lu Thales’e atfedilir. Ona göre doğaları gereği suyun üzerinde durabilen tahta ya da benzer şeyler gibi yeryüzünde suyun üzerinde yüzerek sabit durabiliyor, oysa bunlardan hiçbiri havada duramaz.»

Guthrie bu noktada Thales’e atfedilen bu görüşün de MÖ iki bin yılının ortasına kadar geriyegiden Babil Enuma Elişkozmolojisiyle ilişkilendirilebileceğine dikkat çeker. 

Guthrie, Jacobsen’in Before Philosophy adlı eserinden bir özet sunar:

«Bu betimleme evrenin ilk evresini sudan oluşan bir kaos olarak sunuyor. Kaos birbirine karışmış üç öğleden oluşuyordu: tatlı suları temsil eden Apsu, denizi temsil eden Tiamat ve şimdiye kadar ne olduğu kesin bir biçimde saptanamayan ama olasılıkla bulut kümesi ve sisi temsil eden Mummu. Bu üç su türü birbirine karışmış, büyük ve tarifsiz bir kütle halindeydi. Yukarıda bir gök ve altta sağlam bir zemin olduğu fikri bile henüz ortada yoktu; her şey şuydu; bir ada şöyle dursun yaban otlarıyla dolu bir bataklık bile oluşmamıştı; henüz tanrılar da yoktu.»

Guthrie bu tür öykülerin yakın doğu ülkelerinde yaygın olduğunu söyler, bunlara her şeyi kuşatan suyun vaktiyle kendisine ait olanı geri alma biçimi olan büyük tufan öyküler eşlik eder. İbrani Kozmogonisindeki suların üzerinde dolaşan tanrının ruhunu ve gök kubbenin altıyla üstündeki suları anımsamamız yeterlidir. Hatta pes tarihçisi OlmsteadThales’in sularının, eski ahit’teki Aden cenneti öyküsünden tanıdığımız ezeli sisten başka bir şey olmadığını söyleyecek kadar ileri gitmiştir.

Bunlar, yani dini ve mitolojik açıklama girişimleri Aristoteles’in başımıza açtığı bir iştir.

Metafizik’te Thales’in öğretisini özetle sunduktan sonra olası Homerik kökenden bahsetmesi kendisinden sonraki herkesi, Thales’i düşünürken, kaçınılmaz olarak manipüle etmiştir.

Burada önemli olan noktalardan birisi de, Thales’in felsefe tarihinde tanrıları ve tanrısallığı dışlayarak varoluşu açıklama tarzının ilk temsilcisi sayılması, aslında Aristoteles’in malum fragmanın hemen ardından Okeanos ile Tethys’e yaptığı gönderme tarafından biraz sekteye uğratılıyor.

Thales’in teorisinin Yunan veya Doğu mitolojisine dayanmış olabileceğinin söylenmesi bile, aslında Aristoteles’in Thales’in gerekçelendirmelerinden habersiz olduğunu gösterebilir. Nitekim Kirk-Raven meşhur Presocratic Philosophers kitaplarında bu minvalde görüş bildiriyor, haksız sayılmazlar. Çünkü Guthrie’nin de söylediği gibi, Thales üzerine çok kesin yargılar da bulunmuyor Aristoteles. Onun teorisini kesin argümanlarla açıklamıyor.

Biraz da başka açıklamalara bakalım.

Nietzsche «Thales’in felsefesinden söz ederken Aristoteles’in metafizikte yaptığı gibi ancak Varsayımda bulunarak söz etmeliyiz» diyor.

Kesin konuşmamalıyız demek istiyor. Nietzsche, Platon Öncesi Filozoflar, sayfa 133’te şöyle diyor:

«Hayvan bedenlerinin, sperm sıvısından ve yumurtadan yaratılması, Thales’e ilk esini vermiş olabilir. Böylece katı olan her şey daha az katı olandan ortaya çıkabilir. Bundan sonra Thales daha az katı ve biçim verebilen bir Öz aramıştır. ionyalı filozofların, onun ilkeleri doğrultusunda izledikleri yolu açmıştır.»

Başka değişle Thales’in kendi açıklamalarını bilmesek de maddi töz arayışıyla bir kapı araladığını biliyoruz.

Ancak buradaki çalışmamızın amacına uygun olarak fragmanların ne söylediğini incelemeye devam etmemiz lazım.

Laks-Most’ta D4 fragmanı Hippolytos, Tüm Kafirlerin Çürütlmesi konulu eserine dayanıyor. Bu en erken MS 3. yüzyıl eseri. Romalı Hippolytos’a atfedilen bir eser, özgün bir fikirden ziyade, kendi çağına kadar ulaşan Thales’le ilgili aktarımları tekrar ediyor.

Burada büyük olarak yazdığım «arkhen tou pantos einai kai telos to hydor» ifadesi, «her şeyin başının ve sonunun su» olduğunu belirtiyor.

Thales’e göre her şeyin başı ve sonu sudur.

Devamında söylenen şu: her şey sudan meydana geliyor, o katılaşıyor ve sonra sıvılaşıyor, her şey ona dayanıyor, depremler, rüzgarların yoğunlaşması ve yıldızların hareketleri. Hepsi sudan geliyor.

Suyla ilgili fragmanları incelemeye devam edelim.

Ancak D5 fragmanı suyla ilgili değil, suyla ilgili Laks-Most’taki diğer fragmanlar Alımlanma bölümünde, bu yüzden oraya bakacağız.

Sırayla gittiğimizde suyla ilgili ilk Alımlanma fragmanı R38, Cicero, De Natura Deorum 1.10.25.

Çok şükür Latince bir fragman görmüş olduk.

Ne işimiz var bizim Yunancayla.

Bütün fragmanlar Latince olsa keşke, Aristoteles Latince yazabileceği döneme tarihsel olarak yetişseydi, Roma’yı kim bilir nasıl yorumlardı.

Cicero’yla tartışsaydı Atina’da.

Şimdi burada Miletoslu Thales’in, bu konuları araştıran ilk kişi olarak suyu şeylerin başlangıcı olduğunu söylediği aktarılıyor.

Aqua = initium rerum

Su = nesnelerin başlangıcı, baş ilkesi

Burada yeni bir bilgi yok, sadece Yunanca kavramların yerine Latinceleri gelmiş.

Enteresan olan kısım ikinci kısım.

Çünkü Thales’e atfen şöyle deniyor: tanrı (deus), her şeye sudan biçim verebilen zihindir (mens). Thales böyle düşünüyormuş. Size makul geldi mi? Bu veri Aristoteles’te yok.

Aristoteles’in Thales’i her şeyin sudan geldiğini söylerken (Arist. Metaph. A3 983b6’dan itibaren) Cicero’nun Thales’i suyu tanrının işlediği maddeye dönüştürüyor. İleri bir yorum. Başından beri Thales’in her şeyi suya dayandırmasıyla ilgili olarak dikkatli konuşmamız gerektiğini söylüyoruz. Ancak burada Alımlanma fragmanlarında yorumların arttığını görüyoruz. Aristoteles’te olmayan Thales’in tanrıyı da işin içine dahil ettiği kabulü Cicero’da karşımıza geliyor ama sadece onda değil.

R39’da, D4’ün devamı olarak karşımıza gelen Hippolytos fragmanında da tanrı konusu gündeme geliyor.

D4’ü az önce görmüştük

Onu devamı olan R39 fragmanında her şeyin, yaradılışın ilk ilkesinin doğası tarafından meydana getirildiği, akıtıldığı/harekete geçirildiği ve taşındığı söyleniyor. 

Bu ilkenin ne başı vardır ne de sonu: τὸ μήτε ἀρχὴν μήτε τελευτὴν ἔχον (to mête arkhên mête teleutên ekhon), peki bu ilke nedir, bu ilke tanrıdır.

Bu Cicero’nun Thales’e yakıştırdığı tanrı anlayışının bir benzeridir.

Yine fazla bir yorum.

Thales’in suyuyla ilgili fragmanlar devam ediyor.

R40-R43 fragmanları Laks-Most’un derlemesinde Gnostik ve Hıristiyan Yorumlar olarak geçiyor. Bunların hepsinde Thales’in suyuna gönderme var.

Bu Alımlanma fragmanlarının içinde R40 koduyla bulunan Iranaeus, Kafirlere Karşı 2.14.2’de

Miletos’lu Thales’in her şeyin yaradılışının, başlangıcının su olduğunu söylediği aktarılıyor.

Devamında sudan bahsetmek ile dipten bahsetmek aynı şeydir, deniyor.

Latincesiyle Bythus, Yunancasıyla Bythos. Denizin dibi, derin demek. Peki, bu ne anlama geliyor?

Ferdinand Christian Baur’un Christian Gnosis adlı eserinde Gnostiklerin Bythus yani denizin dibi dediği şeyin, aslında Homeros’un Okeanos’una ve Thales’in suyuna denk düştüğü belirtiliyor.

Bu aslında bir köken anlatısının evrimidir.

Arada kısaca bahsettiğimiz doğu mitolojisindeki her şeyin aslında sulu bir zeminden geldiğini, buna uçsuz bucaksız okyanus veya deniz diyebilirsiniz, her şeyin sudan geldiğini anlatan öyküleri hatırlıyoruz.

Apsu ve tiamat bu gnostik anlatıda denizin dibine dönüşmüş.

Bu fragmanın kaynağı Aziz Irenaeus, yani MS 2. yüzyılda yaşamış olan gnostisizm düşmanı bir aziz.

Gnostisizm hıristiyan teolojisini doğu dinleriyle, yeni platonculukla ve Pythagorasçılıkla birleştiren felsefi dinsel bir okuldur aslında. GNOSTİKLER kendisini varlığın çıkışından ortaya koyan ve maddenin yani kötünün kaynağının karşıtı olan bilinemez bir nedene inanıyorlardı.

İşte burada Aziz Irenaeus, «Valentinus ve Takipçileri Kendi sistemlerinin ilkelerini kafirlerden almıştır, sadece isimler değişmiştir» başlıklı bölümde gnostiklerin pagan mitolojisinden ve felsefesinden devşirdikleri fikirlere karşı çıkıyor, ona göre gnostikler tanrıyı bilmeyen yazarlardan kopardıkları fikirleri Hıristiyan inanışıyla örtüştürüyor. İşte bu sırada Thales’le ilgili bu fragmanı bize kazandırmış oluyor.

Neye niyet, neye kısmet.

Diels-Kranz’da bulunmayan yine Hippolytus kaynaklı R41’de yine Gnostiklerin Miletoslu Thales gibi, yılanının (ὄφις, ophis) nemli töz (urgan ousian) olduğunu söyledikleri bilgisi var, Gnostiklere göre ölümlü veya ölümsüz, canlı veya cansız, hiçbir şey bu yılandan bağımsız oluşamazmış.

Ophis enteresan bir olgu, «yılan» demektir. Gnostikler içinde «Ophites» mezhebi veya cemaati adında bir grup oluşmuştur. Bu grup aslen Gnostikler içinde, öyküsü Eski Ahit’te anlatılan Kain’e hürmet eden Kainites cemaatine bağlıdır. «Yılanlı Mezhep» olarak da bilinen bu Ophites mezhebine mensup kişiler, Nazenler veya Nazeni mezhebi gibi, gnosis’in açıklayıcısı olarak yılana hürmet eder veya tapar diyelim. Peki bu tapım nasıl oluyor? İsa’nın yerine yılan konularak oluyor. MS ikinci yüzyılda ortaya çıkan bu gnostik mezhebin inancının temelinde Musa peygamberin çölde bir direk üzerinde bir yılanı yüceltmesi ve daha sonra İsa’nın ise kendisinin bir direkte yüceleceğini söylemesi yatar. Adem ile Havva’nın yasak ağaçtan meyve yemelerine neden olan da bir yılandı, malumunuz. Yılanın sembolizmde ve birçok inanış ve kültürde birçok anlamı vardır. Tıbbın sembolü de asaya sarılmış yılandır. Sağ alt köşede gnostiklerin asaya sarılı yılanı ile tıbbın asaya sarılı iki yılanını karşılaştırabilirsiniz.

Biraz konunun dışına çıktık, değişiklik olsun istedim.

Biz tekrar Thales’e dönelim.

Bizi bu R41’de ilgilendiren konu, Hippolytos’un gnostiklere karşı yazdığı bir metinde, onların nemli töz olarak gördükleri yılanı Thales’in arkhêsi olan suyla ilişkilendirdikleri bilgisini aktarmasıdır. Bu aynı zamanda pagan presokratik fikirlerin, sonraki yüzyıllarda nasıl farklı yazarlar tarafından kendi gündemlerine uygun olarak yorumlandığının çok iyi bir örneğidir. Bizi asıl ilgilendiren de budur.

R42 fragmanına gelelim, bu fragman MS 3. yüzyılda yaşamış bir Hıristiyan apolojisti olan Marcus Minucius Felix’inOctavius adlı eserinden alınmıştır.

Bu da Thales’in Hıristiyan kültürü bağlamında değerlendirilmesine örnek olabilecek bir fragmandır, zaten Laks-Most «Gnostic ve Hıristiyan Yorumlar» altbaşlığıyla sunduğu R40-R43 arasına koymuş bunu.

Bu fragmanın baş kısmında Thales’in gök cisimleri üzerine fikir yürüten ilk kişi olduğu bilgisi var, sonra onun nesnelerin başlangıç ilkesini su olarak belirlediği söylenir. Ekranda da görüldüğü üzer, aslında Minucius Felix’in kalın olarak işaretlediğim aktarımı Cicero’nun De Natura Deorum’daki aktarımın neredeyse aynısıdır. Fark olarak ne var, Cicero fingere fiilini kullanmış, Minucius ise formare. «Fingere» daha çok «bir maddeye, elle yoğururcasına şekil vererek onu bir şeye dönüştürmek» anlamında, formare ise daha genel olarak «şekil vermek» ve «şekil vererek oluşturmak» anlamında, büyük bir fark var mı? Büyük bir fark olduğu söylenemez.

Ancak metnin devamı ilginç ve Cicero’nun aktarımından sapıyor.

Thales’in su ve ruh teorisinin (aquae et spiritus ratio) bir insanın uyduramayacağı kadar yüce ve incelikli olduğu söyleniyor, bu olsa olsa bir Tanrı tarafından aktarılmış olmalıdır.

Sonunda da bu felsefenin kurucusunun bu fikrinin «bizimkilerle» tümüyle uyumlu olduğunu görüyorsun deniyor.

Yine Thales’in başka bir gündemle değerlendirilmesini örnekleyen bir fragmandır bu.

Laks-Most’un derlemesinde Thales’in suyundan bahseden son iki fragman, Alımlanma fragmanları içinde R43 ile R44’tür.

R43 fragmanı Apponius’un Ezgilerin Ezgisi şiirine yazdığı yorum metninden alınmıştır.

Suyla ilgili yorum 23. bölümden itibaren başlıyor.

Yine burada «initium omnium rerum aquam esse» ifadesiyle karşılaşıyoruz, Cicero etkisi burada da sürüyor. «Her şeyin başlangıç ilkesinin su olduğunu» söyler, deniyor.

Devamında yaratılan her şeyin »görünmeyen ve büyük bir unsurdan ötürü» varlığını sürdürdüğü, suyun hareketinin nedeninin ise onun içinde bulunan ruh olduğunu söylediği aktarılıyor. Suyun içinde bulunan «ruh» fikri önemli ama bunu daha sonra, Thales’in «ruh» kavramıyla ilgili görüşlerini değerlendirirken ele alacağız.

Thales’in fragmanlarının sonuncusu olan R44’e bakarsak

Thales’in her şeyin sudan geldiğini/oluştuğunu söylemekle birlikte bununla elementlerin birbirine dönüşümünü kastettiği söyleniyor.

Bu şu ana kadar görmediğimiz türden bir yorum.

Dahası devamında onun İlkeler Üzerine adlı eserinin 2. kitabından, kendi sözleri olduğunu söylediği ifadeleri aktarır.

O sözlere geçmeden önce, bu fragmanın kaynağı Pseudo-Galenos’un Hippokrates’in Salgılar’ına yazdığı bir yorum metni. Bu metnin Rönesans döneminde uydurulduğu düşünülüyor, bu yüzden Thales’e burada atfedilen İlkeler Üzerine «Peri ton arkhon» adlı eser ve onun içindeki ifadeler de uydurmadır.

Uydurma da olsa, söylenenin ne olduğunu anlamaya çalışalım:

Meşhur dört temel elementin ilki sudur ama başlangıçta sadece o vardır, ancak sonra diğer elementler birbirlerine karışarak mevcut evrendeki birleşmeyi, katılaşmayı ve düzeni meydana getirirler. «Bunların nasıl olduğu birinci kitapta anlatıldı» deniyor sonunda. Dediğimiz gibi, uydurma bir metin ve içerik oldukça şüpheli. Nitekim Nietzsche de »Platon Öncesi Filozoflar» başlığıyla yayınlanan felsefe derslerinin birinde (sf.134) yanlışlıkla ona atfedilen, bu yüzden güvenilmemesi gereken yazılar arasında sayar bu metni.

Laks-Most’taki su fragmanları böyle.

Ama antik literatürde çok daha fazlası var.

Wöhrle-McKirahan’ın derlemesinden bazılarını buraya da aktarmak istiyorum.

Örneğin Th 85’te Vitruvius’un Mimarlık Üzerine adlı eserinde Thales’in suyu «her şeyin ilkesi» olarak açıkladığı söyleniyor. Burada principium terimi önemli, ilke, temel unsur gibi çevrilebilir. «Lider, önder» anlamındaki princepsteriminden geliyor. Devamından da anlaşıldığı gibi diğer Yunan filozofların ilkelerinden bahsediliyor.

Th 87 de aynı eserden bir fragmandır. Burada Yedi Bilge’den birisi olan Miletos’lu Thales’in «her şeyin ilkesinin su olduğunu» söylediği bilgisi tekrar ediliyor. enteresan olan, devamında Magosların rahipleri «su ve ateşi» ilke benimsemişler, o söyleniyor.

McKirahan’da Th 98 olarak bulunan Seneca, Naturales Quaestiones yani Doğa Araştırmaları 3.13.1’den alınan bu fragmana göre:

Thales suyun «en güçlü element» olduğunu söylemiş, devamında Seneca her şeyin ondan türediği, çıktığı fikrini Thales’e atfediyor.

Burada principium yerine elementum terimi tercih edilmiş.

Th 138 fragmanı Tyroslu Maximus’un Dialexeis başlıklı metninden.

Bu fragmanın baş kısmı enteresan, çünkü Homeros’un filozoflar grubunun başı olarak, sofizmin Thrakia ile Kilikia’danYunanistan’a geçmesiyle felsefeden uzaklaştırıldığı söyleniyor. Epikouros’un atomu, Herakleitos’un ateşi, Thales’in suyu, Anaksagoras’ın pneuma’sı, Empedokles’in çatışması, Diogenes’in fıçısı hep bu sophismaların savaşını haykırır diyor. Yazara göre bunlar sophismaların göstergeleridir.

Th 140 Sextus Empiricus’un Pyrrhonculuğun Esasları adlı eserindeni bunu da çevirmiştim Yunancadan.

Burada yine hangi filozofun hangi maddî ilkeyi temel aldığı anlatılıyor, metnin sonuna doğru Miletos’lu Thales’in her şeyin ilkesi olarak suyu tercih ettiği söyleniyor.

Aynı bilgi Th 143’te de var ama Sextus Empiricus’un Matematikçilere Karşı adlı eserinden.

Thales’in suyla ilgili fragmanlarını görmüş olduk.

Esasında mevcut doktrinin en önemli konusu buydu.

Bazı rasyonel açıklamalar var Thales’in suyu niçin seçtiğiyle ilgili.

Mesela Guthrie’ye göre (s.74) Thales’in yararlanma şansının olmadığı deney aygıtları olmadan da sıcaklığına göre katı sıvı ve gaz haline dönüştüğü doğrudan gözlemlenebilen tek madde sudur. Bir çok felsefe tarihçesine göre Thales’in suyu seçmesinin nedeni buydu. Aristoteles’e göre ise Thales’in aklından geçmesi en muhtemel düşünce suyla yaşamı bağdaştırmasıdır Aristoteles besinle tohumun hep nem içerdiğini ve yaşamsal sıcaklığın tam da nemli bir sıcaklık olduğunu bu yüzden belirtiyor. Aristoteles başka bir yerde yaşantısından söz ediyor ve bunun kanın sağladığı yaş ya da nemli bir ısı olduğu açıktır, nitekim ölümde iki şey birden oluyor beden soğuyor ve kuruyor.

Thales’in suyu seçmesi mantıklı bu bakış açısına göre, çünkü nem veya ıslaklık, aslında insan bedeninin canlı olduğunun kanıtıdır. Tek bir canlının yaşamı gibi evrenin kendisini de bu neme dayandırmak çok saçma bir fikir değil.

İleri okuma kaynakları:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: