Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Arendt’in vita activa’sı üzerine…

Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

Geçen gün bir süredir Latince öğrenmeye çalışan birkaç çocuğa (yaşları 9-11) vita activa‘yı Arendt’in bağlamına şöyle bir değinip anlayabilecekleri seviyede anlattıktan sonra yorumlamalarını istedim. Beklentim ile karşılaştığım sonuç arasında tezat ya da alakasızlık yoktu, aksine tam beklediğim gibi cevap/yorum duydum. Çocuklar “eylem yaşamı”nı yapılan her işin “kaçınılmaz olarak eylem yaşamı”nı meydana getirdiğine, dolayısıyla böyle bir tamlamanın kendisinin bile gereksiz olduğuna hükmettiler. Nasıl ama? Çocuklar şöyle baktılar: insan dururken bile durma eylemi içindedir, dolayısıyla durmaktan başka bir eyleme geçtiklerinde zaten eylemliliği kanıtlıyorlarsa, bu durumda eylemsizlik diye bir şey olamaz, o halde “eylem yaşamı” tamlaması yersizdir. Cümleler benim ama mantık onların. Oldukça susturucu bir mantık, “zaten olgu varsa niye tanımlıyoruz?” demek istiyorlar.

Hannah ArendtElbette Arendt’te çocukların bu mantığından fazlası olmalıdır. “Olmalıdır” diyorum ama esasta olmasına gerek yok, aksine Arendt’te çocuklardaki mantığın sözde daraltılışına tanık oluyoruz. “Sözde” diyorum, zira aslında bilinçsiz bir şekilde daraltmak da istemiyor, sadece İnsanlık Durumu’nun hemen başındaki deyişiyle üç temel insanî etkinliği emek, iş ve eylemi ifade etmek için bu tamlamayı tercih ettiğini söylüyor. Tamam da, yukarıdaki örnekte de dile geldiğince “durmak” da temel bir insan etkinliği olamaz mı? Keza durmamak da? Arendt insanın durmadığını varsayıyor gibidir, bu bağlamda yukarıdaki çocuklarla hem uzlaşıyor, hem uzlaşmıyor. Uzlaşıyor, çünkü durmak da dahil olmak üzere her eylem devamlılığın göstergesidir, neyin devamlılığı? Yaşamın (vita) elbette, dolayısıyla eylem yaşamı kendinde var olagelen bir şeydir. Uzlaşmıyor, çünkü bu devamlılığın başka eylem tiplerinden ayrılabilir gibi duran üç ayrı eyleme dayandığını varsayıyor, oysa bizim çocuklarda böyle bir ayrım yoktu.

Yüzümüzü tümüyle Arendt’e çevirirsek, o emeği (labor) temelde insanın hayatta kalmak için sarf ettiği çaba olarak tanımlar ve “doğal olarak” büyüyüp gelişmenin anahtar belirleyicisi olarak görür. İş (work) “doğal” değildir ona göre, insanın doğal olana tepki olarak sarf ettiği “yapay” üretimi doğuran çabadır. Eylem ise (action) insanlar arasındaki etkinlik, insanlar arasında olma, tek başımıza diğerlerinden farklı olsak da çoğunluğa katılmamızdır. Özetlersek doğal olarak büyürken emek harcar, ayakta kalmak için iş yapar ve eylemle toplumsal bir varlığa dönüşürüz.

Ayrıca Arendt kitabın ikinci bölümünde Aristoteles / Platon geleneğinin ve Augustinus nezdinde Hıristiyanların vita contemplativa yani “tefekkür yaşamı”nı (bu noktada bkz. “quaestio mihi factus sum” meselesi) öne çıkararak kent (polis) yaşamının gerekli gördüğü toplumsallaşma eylemine muhalefet eden ikinci bir sınıfın varlığının oluştuğunu söyler. Bu ikinci sınıf eylem yaşamını tefekkür yaşamının önüne koymadığı için, diğerleri arasına karışma eylemini ikincil kılmak durumunda kalmıştır.

Buradaki karşı çıkış bana günümüzde deneyimlediğimiz hızlı, anlık ve paylaşımcı olmayı gerektiren vita virtualis‘in (“sanal yaşam”, çeviri bana ait ama başka bir yerde de vardır belki) vita contemplativa‘ya olan karşıtlığını hatırlatıyor. Niçin Ekşi‘de, Twitter’da ya da başka bir sanal mecrada, kimin odağına gireceğini (hatta girip giremeyeceğini) kesinkes bilmeden düşünceni ya da yaşam deneyimini paylaşıyorsun? Virtualis “erdeme / karaktere özgü” anlamında aynı zamanda, yani burada bir sözcük oyunu yaparsak yeni bir karakterin yeni bir erdem deneyimiyle karşı karşıyayız. Yukarıda bu erdemin içeriğini özetledim: “hızlı, anlık ve paylaşımcı”. Birinden biri yoksa, erdem gereği giderilmemiş ya da atıl kalmış oluyor.

Arendt’in “insanlar arasında olma” eylemine eylem yaşamının bir bileşeni olması bağlamında yüklediği anlam virtualis vita için de geçerli, bireyin gerçek yaşamından bu sanal yaşama ne kadar gerçek unsurlar aktardığının önemi üzerinde durmuyorum, bu Facebook gizlilik ayarlarıyla sizin aranızdaki bir mesele, burada dikkatimi çeken nokta Arendt’in eylem yaşamındaki gibi virtualis vita‘da da diğerlerine katılımın üstü örtük ya da değil, son kertede apriori olarak dayatılmış ve bizim de buradaki varlığımızla bunu kabul etmiş olmamızdır. Oysa evvelce tefekkür tek kişilikti, belki hala bazıları için öyle ama bazılarımız tefekkürü gerçek ya da sahte sanal eylemlerle bu boyuta taşıyor ve bu yeni erdemi, öbür erdemin yerine koyuyor. (Bu gerekçeyle sosyal medyaya girmeyen “düşünen adam”lar tanıyorum, bilgisayarı email atmak için kullandıklarını söyleyen az sayıdaki insanın bir kısmını oluşturuyorlar.) Bu bir sorun mu, değil mi? Her şeyin bir sorun olduğunu varsayan biriyim, galiba ikinci bir soruya ihtiyacım var. Bu sorun beni ne kadar ilgilendiriyor ve bunu aşmalı mıyım?

Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13/05/2015 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: