Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Reductio ad Hitlerum / Nazium

İsrail’in Gazze’ye kara harekatı başlatmasıyla birlikte eski bir muhafazakar adeti yeniden canlandı: Hitler’i yadetmek! Eskiden ilgili zatın gerçekten söyleyip söylemediğini bilmediğim (araştırma gereğini de hissetmediğim) “öldürmediğim her Yahudi için bana kızacaksınız” türünden lafı hatırlatılır, soykırım güzellemesi başladığıyla kalırdı. Bu sefer öyle olmadı, doz arttırıldı, açık açık Yahudilerin layığının Hitler olduğu söylendi. Örneğin Akp milletvekili Şamil Tayyar’ın (samiltayyar27) twiti:Şamil Tayyar'ın twiti

Akp’ye yakınlığıyla bilinen Habervaktim/Akit’in “Hitler’i arıyoruz” temalı yayını:

Akit_seni_ariyoruz

  Öncelikle burada iki sorun var, birincisi gerekçesi ne olursa olsun “soykırıma övgü” düzülmüş olması, ikincisi ise İsrail devletinin politikasını ve eylemlerini eleştirmek adına henüz onun olmadığı bir dönemde soykırıma maruz kalmış olan Yahudileri İsrail devletiyle ilişkilendirmek. Muhafazakarların buradaki tavrını eleştiren kimi kişilerin bu sorunlardan “öncelikle” ikincisine odaklandığına tanık oldum, ki bence bu da sorunlu. Zira bu odaklanma Hitler ve Nazi partisinin suçunu kodlarken “İsrail devletinden önceki Yahudileri katletmek” şeklinde bir betimleme oluşturuyor, bu da kaçınılmaz olarak basit bir anakronizm eleştirisi kılıfıyla günümüzdeki İsrail devleti altında yaşayan Yahudileri katletmeye -salt dilsel bir bug’dan kaynaklanıyor olsa da- rıza gösterilebileceğini imler. Sorunu “insanca” çözmenin tek yolunun, ilköğretim seviyesinde bir telkin de olsa, insanların bireysel ya da kitlesel olarak “herhangi bir gerekçeyle” katledilemeyeceğini savunmak olduğunu söyleyebiliriz.

Başlıktaki Reductio ad Hitlerum / Nazium ise “Hitler’e/Nazizme dönük” anlamını taşıyor, argumentum ile kullanmak kullanıcının insiyatifine kalmış. Leo Strauss’un terminolojiye kattığı (Natural Right and History, University of Chicago Press, 1953, 42-43) bir fallacy‘dir. (Fallacy ya da “safsata” kavramı ve örnekleri için bkz. Safsataların Latince Terminolojisi) Herhangi bir olguyu Hitler ölçüsüyle değerlendirmek anlamındaki bu fallacy temelde Hitler’le ilişkilendirilebilen ilgili olgunun Hitler deneyimi kadar tehlikeli bir sonuç doğuracağı yönündeki hatalı kanıyı imler.  Elaine Fisher şu örneği verir: “Hitler resim yapmaktan hoşlanıyordu, Hitler faşist olduğuna göre, resim yapmak faşistçedir.” (Bkz. “Fascist Scholars, Fascist Scholarship: The Quest for Ur-Fascism and the Study of Religion”, Hermeneutics, Politics, and the History of Religions: The Contested Legacies, Ed. C. Wedemeyer – W. Doniger, OUP 2010, 267) Strauss’un deyişiyle bir argüman her daim Hitler’le ilişkilendirilebilen bir kanıtla çürütülemez, her faşizan durum da Hitler deneyimine benzer bir sonuç doğurmayabilir.

İsrail-Filistin durumu üzerine düzülen Hitler övgüsü Reductio ad Hitlerum / Nazium‘un tersten, yani kendinde faşizan bir örneğidir, zira Hitler’le ilişkilendirilen bir olgu yergi değil övgü ile karşılaşmaktadır. Bu şu demek: Hitler Yahudileri katletti ve bu doğruydu; onu arıyoruz ve onunla özdeşlik kuruyoruz. Bu kimlik indirgemesi de (reductio‘ya “indirgeme” de diyebiliriz) kendi içinde Reductio ad Hitlerum / Nazium ile değerlendirilebilir, zira Hitler’le özdeşlik kurmak faşistleşmek ise bu bir anlamda Hitlerleşmek olarak da yorumlanabilir, Hitler deneyimiyle ilgili muhafazakarların İsrail politikasını eleştirirken sergiledikleri tavır ve yaşattığı deneyim kendinde Hitler’in neden olduğu sonuçları doğuracak kapasitede olmayabilir. Bu durum yine de bu tavır ve deneyimi “faşist” olmaktan kurtarmaz, zira Hitlerleşmek ve Hitler’in neden olduğu sonuçları doğurmak faşizmin sine qua non koşulu değildir, faşistliği başka türlü mümkün kılmak da en nihayetinde yeter koşuldur.

Benjamin Wiker güzel söylüyor, faşizan ya da otoriter bir durumla karşılaştığımızda bunun Nazi Almanya’sında, Sovyet Rusya’sında ya da Fransız devrimindeki karşılığını aramamıza gerek yok, kendi durumumuza bakmalıyız. (Worshipping the State: How Liberalism Became Our State Religion, Regnery Publishing, 2013, 18) Sağda, solda, şurada, burada konumlandırılmamızın bir önemi yok, biz mevcut ilkeler ölçüsünde nerede duruyoruz, o önemli. Şahsen İsrail devletinin Gazze halkına, Filistinlilere uyguladığı insanlık-dışı politikaya da, bunu antisemitikliğin bir bahanesi olarak görüp Yahudilerin katledilmesini dile getirenlere de karşı çıkmanın mümkün olduğunu düşünüyorum; ayrım gözetmeksizin masum insandan ve onun temsil ettiği binlerce yıllık insanlık geleneğinden yana olmanın bunu gerektirdiğine inanıyorum. Tabi bu da, insanlığın devamına ilişkin sezgisel inancımın bir gereği.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: