C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Ne gerek var plebisite?

Plebiscitum “halk” anlamındaki plebs ile “karar, oylama, talimat” anlamlarındaki scitum kelimesinin birleşiminden oluşmuştur. “Halk kararı” ya da “halk oylaması” olarak Türkçeleştirilebilir. Roma’da Plebs meclisi olan Comitia Tributa’da uygulanırdı. Modern örneklerinde de görüldüğü gibi, amaç halkın herhangi bir konudaki kararını aracısız bir şekilde öğrenmektir. Ancak referandumdan farklı olarak  “halk edilgendir, nesnedir; karar alma sürecinin sadece sonuna katılır”, dolayısıyla plebisit aslında bir “yöneticinin kararının” oylanması demektir, yani anti-demokratik bir usuldür.*

GazTürkiye’deki temsilî demokrasinin merkez-sağ galipleri her daim çoğunluğun iktidarı oldukları söylemiyle kendi dinî, sosyal ya da siyasî yönelimlerini, seçimde oy vermiş olan halkın baştan sona  desteklediği ilüzyonunu yaratarak plebisiti teorik olarak kabul edip pratiğe dökmüş sayılabilir. Öyle saymasak da, teoride halkın genel seçimlerde bir partiye verdiği oy tüm parti programını ya da büyük çoğunluğunu onayladığını göstermekle birlikte, parti programıyla birlikte yürütülen diğer hükümet faaliyetleri yine halka danışılmak suretiyle tartışmaya açılabilir.

Ancak tarihte halkın eğilimlerinin popülist bir dille provoke edilip suistimal edilişine sık rastlanmıştır, bu uğurda kullanılan yöntemlerden biri de açıkça plebisittir. En güzel örnek, belki de Fransa’da yaşanmış olandır: 1848 devrimlerinden önce Louis Bonaparte Fransa’da demokrasinin savunucusuydu, bu konuda bolca konuşmuş ve yazmıştı. İşçi sınıfının haklarının teslim edilmediğini söylemiş ve yapacağı siyasî reformlarla yoksulluğu ortadan kaldıracağını vaat etmişti. Programına göre, devlet baskı altına alınan insanlar lehine yeniden düzenlenmeliydi. 10 Aralık’ta büyük bir halk desteğiyle yeni Fransa Cumhuriyeti’nin Başkanı seçildi. Çok geçmeden Fransız devlet yapısını yeniden şekillendirmek üzere planını sundu ancak meclis buna karşı çıktı. Bunun üzerine Bonaparte halkın kendisi ile meclis arasındaki en büyük yargıç olduğunu söyleyip plebisite başvurdu, o meşhur lafı etti: “Fransa’da tanıdığım yasal tek otoritenin, yani halkın yargısına sığınıyorum.”

Halk 7.439.216 “evet”, 640.737 “hayır” oyu vererek Bonaparte’ın yeni devlet yapılanmasını destekledi. Devlet Bonaparte’ın istediği gibi yeniden şekillendikten dört sene sonra, Louis Bonaparte’ın tek adam yönetimi için yine halka danışıldı. Doğruluğu müphem olan resmî kayıtlar gösteriyor ki, Bonaparte 253.145 “hayır” oyuna karşın, 7.824.189 “evet” oyu alarak  tek adam iktidarını kurdu.**

Bu tabi ki, plebisit demokrasisine sık verilen kötü bir örnek ve her zaman, her toplumda aynı sonuca varılacağı söylenemez. Ancak gündemdeki Gezi Parkı kararı için plebisite başvurulmasında da benzer bir kötü senaryonun olabileceği unutulmamalı. Bununla birlikte ortada zaten plebisiti gerektirmeyen bir mahkeme kararı varken, yasal bağlayıcılığı olan bir kamuoyu yoklamasının yapılması, mevcut kararın hükmünü ve dolayısıyla mahkemeyi zedelemez mi? Bu durumda yürütme organı beğenmediği her mahkeme kararından sonra plebisite başvurup, ilgili kararın hükmünü ortadan kaldıran yasayı, “halka danışmış olma” gerekçesiyle çıkarabilir. Peki, plebisite başvurmanın ölçüsü nedir? Halkın belli bir konuda bölünmüş olması mı? Ne kadar bölünmüş olması? Bölünmenin ölçüsü? Muhalefet plebisit teklifinde bulunabilir mi? (Bulunabilirse, ne kadar ciddiye alınabilir?) Peki, belli bir konuda yargı kararı varsa ve muhalefet istemiyorsa, yürütme organı yine de plebisite başvurabilir mi? Sorular çok, dolayısıyla ölçüyü tutturmak bir o kadar zor.

Mevcut mahkeme yararına rağmen, keyfî düzenlemeler ve talepler için halka gitmenin adı temsilî demokrasi değil, plebisit demokrasisi olur, ki bu durumda kitle iletişim ve yönlenderme faaliyetleri, pr çalışmaları (medyanın Gezi Parkı olaylarındaki tutumu?) bakımından muhaliflere oranla daha fazla imkanı bulunan yürütme organı yani hükümet yargı ve yasama organlarını, “halka danışmış olma” ya da “doğrudan demokrasi” gerekçeleriyle ele geçirmiş olmaz mı? Plebisit demokrasisine getirilen eleştiri tam da budur; belki Türkiye’de şu an bir Bonapartizm tehlikesi olduğu düşünüldüğünden, bu eleştirinin farklı şekillerde dile getirildiğine şahit oluyoruz. (Karş. “Ya buna evet diyeceksin, ya da uygulamamıza evet diyeceksin.“)

Oysa temsilî demokrasinin egemen olduğu açık toplumlarda genel ya da yerel yürütme elinin her kararı önce meclisin, sonra yargının ve bu esnada halk nezdinde stk’ların süzgecinden geçirilir, bir kişinin ya da bir azınlığın “demokrasi örtüsü” altında tahakküm kurmasının önüne geçilir. Gezi Parkı olayı için söylersek bütün kanallar zaten çalışmış, yasama aşamasında iktidar partisi dışında neredeyse tüm meclis ilgili düzenlemeye karşı çıkmış, yargı zaten kararını vermiş ve öne çıkan stk’lar da büyük ölçüde tavrını belli etmiştir. O halde niçin hala plebisit?

Tartışmaya ve araştırmaya açığım.

Yıldızlar

* Bkz. Kemal Gözler, “Halkoylamasının Değeri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XL, 1988, Sayı 1-4, s.97-113, passim.

** Konuyla ilgili olarak D. J. Hill’in “Autocracy by Plebiscite” başlıklı eski ama etkili makalesini okumanızı öneririm.

One comment on “Ne gerek var plebisite?

  1. Geri bildirim: Plebisitin amacı demokrasiyi uygulamak değil… | jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: