Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Latincede kelimelere / fiillere gömülü bilgi miktarı…

Önceki yazıda linkini bulabileceğiniz aktarımda Guy Deutscher kelime ama özellikle de fiil içinde bulunan bilgi miktarının “toplumun karmaşıklığı” ile ilgili olup olmadığına ilişkin yapılmış değerlendirmelerden söz ediyor. Özellikle de dilbilimci Revere Perkins’in bir çalışmasına değiniyor:

Bu çalışmada farklı dilleri konuşan farklı toplumlar kategorilere ayrılıyor, bu ayırma ve analiz işleminde temel ölçütlerden biri de “fiillerde kiplerin belirtilmesi ve olayların yerini, zamanını ve olaya katılanları belirleyen bilgi parçacıklarının gösterimi” şeklindeki semantik niteliktir. Çalışma sonunda “toplumun karmaşıklık düzeyi ile kelimelerin <ama özellikle de fiillerin> içinde ifade edilen ayrımların sayısı arasında anlamlı bir bağıntı olduğu anlaşılıyor. Buna göre, “toplum ne kadar basitse, o kadar çok bilgi kelimelerin içinde gösteriliyor; toplum ne kadar karmaşıksa, o ölçüde daha az semantik ayrım kelimelerin içinde ifade ediliyor.” (Toplum karmaşıklığı ölçüsü belirlenirken toplumların nüfusuna, içinde sınıflara, geçim ekonomisinin türüne ve yapılan işlerde uzmanlığa bakılıyor.)

Türkçede olduğu gibi Latincede de fiiller bilgi miktarı bakımından zengin sayılabilir, zira yüklem halindeki fiil (çekimli fiil) istisnası ya da kuraldışı bir kullanımı yoksa, kendi içinde başka bir kelimeye gerek duymadan (a) kipini, (b) zamanını ve (c) şahsını (sayısını) ifade eder. Başka deyişle fiil, ifade ettiği eylemin dışında bu üç unsura ilişkin bilgi <miktarı> içerir.

Türkçede OKUYORUM çekimli fiilini düşünelim: OKUYORUM mastar halindeki OKUMAK fiilinin  (a) Haber kipi, (b) Şimdiki zaman <-YOR> ve (c) Birinci tekil kişi <-UM> halidir. Aynı şekilde Latincede debir anlamı  “okuyorum” olan LEGO çekimli fiili de (Praesens mastarı LEGERE) (a) Haber kipi [Modus Indicativus, (b) Şimdiki zaman [Praesens Simplex <LEG-O>] ve (c) Birinci tekil kişi halindedir <-O>.

Bu şu demek oluyor: Türkçede de, Latincede de fiil çekimi sırasında İngilizcede olduğu gibi, istisna ve kuraldışı kullanımlar dışında, ek-fiillere ihtiyaç duyulmaz. Örneğin İngilizcede “okuyorum” için I READ dendiğinde, fiilin kendisi olan READ çekilirken kip, zaman ve şahıs belirtecine ihtiyaç duyar.

Bizim Cumhuriyet tarihimizdeki Dil devriminde de olduğu gibi, bilinçli bir siyaset ve tavırla dili değiştirme ya da yenileştirme çabaları dışında, toplum dildeki bir unsuru değiştirmek ya da yenilemek için ortak bir tavır sergilemez. Buna bağlı olarak kelimedeki (fiildeki) formasyonu evrimsel sürece dayandıran Guy Deutscher başka bir eserinde (The Unfolding of Language) “kelimelerin birbirine zıt yaratıcı ve yok edici güçler tarafından sürekli tartaklandığını” söyler (Bkz. Dilin Aynasından, s.118). Buna göre;

“Yok edici güçler, enerjilerini insanların pek enerjik olmayan bir özelliğinden alır: Tembellikten. Zahmetten kaçınma eğilimi konuşanları telaffuzda kestirmelere sevk eder ve bu kestirmelerin zaman içinde biriken etkisi bir dizi eki hafifleterek ve hatta silerek kelime yapısını daha basit hale getirir.” (Yazar İngilizcedeki I’m, he’s, o’clock, don’t ve gonna kullanımlarını örnek veriyor. A.e.)

Acaba Latincedeki durum da bu şekilde açıklanabilir mi? Deutscher’e direkt Latinceden bahsetmiyor ancak Latinceyi de etkileyen Proto-Hint-Avrupa dilindeki bir eğilimden söz ederek bize açık bir ipucu sunuyor:

“Morfolojik karmaşıklığın düzeyi, uzun vadede yaratıcı ve yok edici güçlerin dengesi tarafından belirlenir. Eğer yaratıcı güçler hakimse, en azından kaybedilenler kadar önek ve sonek yaratılıyorsa, dil kelime yapısındaki karmaşıklığı korur ve arttırır. Eğer erozyona uğrayan ekler yaratılanlardan daha çoksa, kelimeler zamanla basitleşir. Hint-Avrupa dillerinin son bin yıllık tarihi ikinci durumun çarpıcı bir örneğidir… Altı bin yıl kadar önce, antik çağlarda konuşulan Proto-Hint-Avrupa dili, ismin cümle içindeki işlevini hassas bir şekilde ifade eden oldukça karmaşık bir hal ekleri sistemine sahipti. İsmin sekiz farklı hali vardı ve bunların çoğunda tekil, çoğul ve ikili durumlar için farklı biçimler bulunuyor, her isim için toplam yirmi civarında farklı ekten oluşan girift bir ağ göze çarpıyordu. Ancak son birkaç bin yıl içinde, Proto-Hint-Avrupa dilinden türeyen dillerde bu girift ağ aşındı ve daha önce eklerle aktarılan bilgi bağımsız kelimeler aracılığıyla ifade edilmeye başladı… Yani birtakım sebeplerle güç dengesi, karmaşık morfolojinin yok edilmesi yönünde bozuldu: Eski ekler aşınırken, nispeten yeni kaynaşmalar gerçekleşti.” (A.e., s.118-119)

Yazar toplumun küçük ya da büyük oluşunun da bu güçler dengesinin dili hırpalama karakterini belirleyebileceğini düşünüyor, bu düşüncesini de oldukça basit bir kanıta dayandırıyor: Küçük toplumda insanlar birbirini tanır, dolayısıyla konuştukları konular bellidir ve o toplumda herkesçe (çoğunluk ya da önemli bir kesim tarafından) bilinen / dahil olunan bir kısaltma kültürü gelişir. Yazarın benzer örneğinden hareketle kendi örneğimi vereyim: Küçük bir toplumda X ve Y kişileri olsun, yine bu toplumda “tek” (=z) bir iş sektörü olsun. X kişisi Y kişisinin z sektöründe / alanında çalıştığını biliyorsa, X Y’ye “Nereye gidiyorsun?” diye sorduğunda, Y ona “işe gidiyorum” dediğinde, X onun z sektöründe çalışmaya gittiğini de bilecektir. Zaman içinde bu küçük toplumda “tek” iş sektörü olmasından ötürü z ile “iş” arasında dilde bir eşitlik kurulması kaçınılmaz olur, böylece “z’de çalışmaya gidiyorum” yerine kısaca “z’ye gidiyorum” yeterli görülür hale gelir. Bu durumu yaşamımızda, somut bir şekilde deneyimleyebiliriz.

Bununla birlikte küçük ya da büyük toplumda konuşulması fark etmez, Latincede bu örneğin -bizatihi semantik bir gerekçeye dayanan- somut karşılığını bulabiliriz. [Dahası bu örnekteki gibi eşleşmelere ek olarak çağrışımlara, sık kullanıma ya da sosyal, siyasî, kültürel, dinsel gibi farklı unsurlardaki değişimlere bağlı anlam genişlemesinden de (ya da daralmasından) bahsedilebilir. Sık verilen örnek olarak pagan dünyasında zararsız ve hatta olumlu anlamdaki (“Işık getiren”) Sabah yıldızı Lucifera‘nın, Hıristiyanlıkta Şeytan’a dönüşümü düşünülebilir.] Sequor (takip ediyorum, ardından geliyorum) fiilinden türemiş olan secundus sıfatı, zaman içinde “iki<ncillik>” anlamını kazanmıştır, buradaki kritik nokta “ardından gelme” durumunun bizatihi “bir<incillik>” durumuyla birlikte düşünülmüş olmasıdır.

Ayrıca saeculum (seclum), maolo (malo), quaortos (quartus), dehibeo (debeo) ve deago (dego) gibi kısalan kelimeleri düşünürsek, kullanımda fonetik kolaylığın tercih edildiğini düşünebiliriz, ki makul olan da budur, zira dil en nihayetinde bir iletişim aracıdır ve iletişimin o toplumda olabilecek en kolay / en anlaşılır şekilde olması gerekir, bu belki de her dilde görülebilecek ortak bir durumdur.

Şimdilik yeter, sonra devam edebiliriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bilgi

This entry was posted on 23/03/2013 by in Genel, Latince üzerine.
%d blogcu bunu beğendi: