Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Albemuth Özgür Radyosu’ndan uzmana…

Önyargısı bol bir insanımdır, çoğun bu konuda elimden gelen bir şey olmaması dünya için ne iyi ne de kötü sayılmalı, zira benim dünyayla mesafeli bir ilişkim var, onu demoralize ya da manipüle etmek gibi bir gayretim olmadı, olamaz da. Lafı Altıkırkbeş’e olan yıllanmış önyargıma getireceğim. Bu ve Kaybedenler Kulübü olgusuna kıl kaptım-durdum. (Kızlarla yatıp-kalkmak ya da yer-altı kültüründe yer edinebilmek için harcanan çabanın minimize edilmesi gerektiğini düşünmüşümdür, minimizeliğin ölçü elbette tartışmaya açıktır.)

Kısa bir önyargı nutku çekeyim: “İçindeki çocuğu öldürme” demeyi biliyorsunuz, her önyargı içinde o ilk ya da ilke bağlı -ilk döneme özgü- bakış açısını koruduğu için bir nevi içindeki çocuğu öldürmemiş olur. (Çocukların bir şekilde durağan kılınmamış ve pasifize edilmemişlerse, hiperaktiflik gibi hiperyargıcılık bakımından da uçlarda yaşayabildiklerini, dolayısıyla yetişkinlerden daha önyargılı olabildiklerini hatırlatırım.)

Altıkırkbeş’e olan önyargımı kıran Philip K. Dick’in Radio Free Albemuth adlı eserini Türkçeleştirip (Albemuth Özgür Radyosu) yayınlamaları oldu. 2001’de Hakan Aytutucu tarafından yapılan çeviriyi -uzunca bir süredir haberim olmasına rağmen- daha yeni okumaya başladım. İngilizcesine seneler önce başlamış, sonra bilhassa ABD kasaba siyasetine ilişkin detaylardan sıkılıp yarım bırakmıştım, ayrıca paranormal etkileşim ya da Quaker olayları pek ilgimi çekmiyordu, zaten sci-fi ile aram da çok iyi değildi. Zamanla değişmişim demek ki, bu ilgi durumu tepe-taklak oldu, dolayısıyla bahsi geçen önyargı da kalktı.

Eserdeki hikayeye çok fazla girmek istemiyorum. Özetle: Adamın biri (Nicholas) bu dünyadan olmayan bir gücün bilinç akışına maruz kalır ve olaylar gelişir. Adamın bir de bilim-kurgu yazarı olan bir arkadaşı vardır, denir ki bu adam bizatihi Philip K. Dick’i sembolize etmektedir (ki karakterin adı zaten Phil’dir). Kimisi de der ki, “Nicholas bizatihi Philip K. Dick’tir, özellikle de eroin müptelası olduğu dönemden miras kalan halüsinatif (hallucinative) deneyimlerini kaleme almıştır.” Mümkündür, Dick’in bir dönem gerçekten de gerçek alemden kafaca koptuğunu biliyoruz. Her neyse, çizdiği iki karakter de olabilir, diyelim ve geçelim.

Eserin başında Nicholas Phil’e yaşadığı paranormal olayı anlatmaya başlar, bu dünyadan olmayan bir bilincin kendisine onun ve dünyanın geleceğiyle ilgili düşü andıran bir yöntemle bilgiler aktardığını söyler ve teoriler üretmeye başlar, “acaba bu bilinç kime ya da kimlere ait olabilir?”, “bu Tanrı’nın sesi / bilinci olabilir mi?”, “Neden ufak hayalleri olan sıradan bir vatandaşı yani Nicholas’ı seçmiştir?” vs.

Özellikle ilgimi çeken husus, bilim-kurgu yazarı olmasına rağmen Phil’in başta Nicholas’a inanmama eğiliminde olmasıdır. Bu bize Philip K. Dick’in de aslında inançsız bir kurgucu olarak onca öyküyü kaleme aldığını düşündürebilir, zira eserin bir yerinde şöyle der:

“… Profesyonel bir bilimkurgu yazarı olmama rağmen, gerçekten başka bir yıldız sisteminden dünya dışı bir bilincin onunla iletişim kurduğu fikrini kabul etmiyordum. Asla böyle fikirleri ciddiye almam, çünkü belki de bu tip şeylerin yazarı olduğum için bunları yalnızca kurgulamaya alışkındım. Bu tür şeyler düşünüş tarzıma yabancıydı. UFO’lara bile inanmazdım. Bana göre bir şaka ve hayaldi bunlar. Yani Nicholas, belki de güvenebileceği insanlar arasında en kötüsünü seçmişti.” (s.39-40)

Phil Nicholas’ın durumuna birtakım rasyonel açıklamalar getirmeye çalışır, ona göre, bir kasabada dar bir yaşam alanı bulunan ve Mexico City’de yaşama hayalleri kuran Nicholas mutsuz olduğu evliliği esnasında bu tür hayallere sarılmış olabilirdi, ancak yaşam gerekleri onu o kadar baskı altına almıştı ki (karısı akademik kariyer peşinde koşan güçlü bir kişilikken, kendisi basit bir müzik dükkanı çalışanıdır ya da en azından Phil onu öyle görmektedir), dar yaşam alanını parçalayıp istediği gibi, özgürce yaşayabileceği bir yaşam alanına geçebilmesi için, ona bu hedefi hayaller aracılığıyla dikte eden, bu dünyaya ait olmayan, kutsal bir bilinç uydurmuştu.

Aslında bu da yani Nicholas’ın yaptığı da rasyonel/aklî bir çözüm girişimi değil midir? Sadece bu rasyonellik türünün kaynağı, Phil’in kabul edemeyeceği türdendir, çünkü o bu tür kurgusal unsurlar üzerinden gerçeği saptırarak olguyu rasyonalize etme çabalarının bir uzmanıdır ve kendi söküğünü dikerken yani bu çabalara inanırken zorlanmaktadır.

Buna takıldım, çünkü uzmanlık belli bir alanda incelikleri bilmek ve dolayısıyla zaman içinde o incelikler de dahil olmak üzere o alana ilişkin ne varsa, hepsine dışarıdan / yukarıdan bakabilmeyi öğrenmiş olmak demektir. Hatta denebilir ki, uzmanlık alanındaki bir unsurun müptelası olup, -tercihen, o unsuru yadsıyan- diğer unsurları göremez hale gelmek, uzmanlığa halel getirir.  Felsefe uzmanlığında / çalışmalarında bunun apaçık örneğini görebiliriz, belli bir felsefî düşünce ya da ekolün etkisine girildiği andan itibaren, (filozoftan farklı olarak) dışarıdan / yukarıdan bakması gereken “uzman” birden Nicholas gibi kendi “çıkış”ının kurgusunu yazmaya başlayabilir. Oysa uzmanlık işlerlik bakımından insanı gerektirmekle birlikte, insandan, onun kendi “çıkış”ını aşan ya da önemsiz kılan, tümüyle uzmanlıkla ilgili kurallar bütününe yani paradigmaya uymasını / uzmanlaşmasını bekler. Uzman, burada çizdiğim perspektifte, uğraştığı farklı unsurlar karşısında bir zombi yani stoacıdır.

Kurgu yazmaya, “onun sadece kurgu olduğu” fikrine ihanet etmeden devam edebilen edebiyatçının uzmanlığını görüyorum Dick’te ya da en azından buradaki karakteri Phil’de; şöyle diyor Phil eserin bir yerinde:

“Hayali bir ses yüzünden, Nicholas, Berkeley’deyken sahip olduğu yarım kişilikten kurtulmuş, tam bir kimlik kazanmıştı. Berkeley’de kalmış olsaydı, yarım bir insan gibi yaşayıp ölecekti, bütünlüğü asla bilemeden. Ne tür hayali bir sesti bu? Kendi kendime sordum, varsayalım ki hayali bir ses Columbus’a batıya doğru yelken açması gerektiğini söylemiş ve bu yüzden Yeni Dünya’yı keşfedip insanlık tarihini değiştirmişti… O zaman ‘hayali’ terimini kullanmak yanlış olurdu, çünkü bu sesin sonuçları hepimizi etkilerdi. Hangisi daha büyük bir gerçeklikti, batıya yelken açmasını söyleyen ‘hayali’ bir ses mi, yoksa ona bu fikrin ümitsiz olduğunu söyleyen ‘gerçek’ bir ses mi?” (s.54)

Columbus’un batıya yelken açmasını söyleyenler büyük ölçüde uzmanlardı, hatta Galileo ve Copernicusçulara şiddetle karşı çıkan Kilise de uzmanlardan oluşuyordu. Sonuçta önyargıları gibi, genel paradigmatik ayak bağları da “uzman”ı engellenmiş insan kılar. Oysa;

“Valis (Nicholas’a bilinç akışında bulunan gücün adı) insan varlığının normal yörüngesi hakkında bir şey söylemişti, engellenmemiş insan: dairesel yolunda düşe kalka yürümeye razı olmuş biri, ölü bir güneşin etrafında dönen kaya parçası gibi, akılsız ve amaçsızca, evrenin genişliğine karşı sağır, duyarsız olduğu kadar kör biri. Yeni bir fikre sahip olmayan. Özgünlükten sonsuza dek engellenmiş.” (s.55)

Burada tanımlanan, bir nevi şair özgüveni ve engellenmemişliği, yani uzmana karşı öne çıkarılan bizatihi şair. Ama işte, şairin devlette işi ne? İş varsa, ki hayat işle doludur, şair orada kendisini tasvip etmeyen uzmanlar arasında dolaşıp işlere mani olur, dolayısıyla devletten kovulmalıdır. Zihni bulandırır.

Philip K. Dick de bir zihin bulandırıcı olduğu için Ridley Scott’ın Prophet of Science Fiction‘ında incelenmişti, daha önce de paylaşmıştım bu programı ama bir kez daha izleyebiliriz değil mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: