>
Basılmamış kitabın basıma hazır taslağının içeriği kapsamında basılma olasılığı gerekçe gösterilerek toplatılmasından rahatsızlık duymak bile başlı-başına lüks aslında, zira üzerinde düşünülmesi ve rahatsızlık duyulması gereken, bir fikrin hala adeta polis-devletin kontrolünden geçmesi ve bunun doğal olduğunun düşündürülmesidir. Bu doğalsa, 28 Şubat da dönemin otoritesi nezdinde doğaldır, zihinlerden geçen düşüncelerden kimler korkuyor ve onların yazılıp çizilmesini yasaklamaya kalkışıyorsa, iyi bellesin ki, zaman içinde daha büyük bir tepkiyle karşılaşacak ve o korktuğu düşüncelerin “gerçekten” canavarlaştığına şahit olacaktır. Ahmet Şık daha şimdiden bir kahraman, “İmamın ordusu” ise korkulan gerçeğin ta kendisi oldu.Diyorum demesine de, maske değiştirmiş tahakkümcü zihniyetin “özgürlükçü bir anayasa yapamayacağını” da bildiğimden, önümüzdeki seçimden sonra tartışmaya açılacak olan yeni anayasanın da güme gidebileceği kuşkusunu taşıyorum. Türkiye’de düzen o kadar bozuk ki, basılmamış kitaba uygulanan sansür, yapılmamış anayasanın üzerine gölge düşürüyor. Başka bir açıdan bakarsak, yerel ve evrensel çapta iç içe geçmiş iki Homerik / Odysseusçu sarkasm dikkatimizi çekiyor, batı dizginlenemez bir hayvanı andıran Libya yönetimine karşı “Odysseus Şafağı” seferi düzenlerken, Türkiye’de de ismini, Odysseus’un memleketi olan Ithaca’dan alan Ithaki Yayınevi “basılmamış kitaptan ötürü” basılıyor. Odysseus’un efsanevî kemikleri sızlıyor, diyebiliriz.