C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Rudolph Steiner ve Reenkarnasyon Düşüncesi

Bundan seneler evvel undernetin ebook indirme amaçlı kurulmuş ve faaliyet göstermiş olan #bookz kanalında takılırken bir türkle karşılaşmıştım. Konu dönüp dolaşıp o dönem detaylı olarak incelediğim Francis Bacon’a gelmişti. Söz konusu mirc kişisi astrolojiye, ezoterizme ve teosofizme “aşırı” merakından bahsetmiş ve Francis Bacon’ın farklı çağlarda farklı bedenlerde yaşam bulan “Robertus” ruhunun durak bedenlerinden biri olduğunu anlatmıştı, geceydi, sigaraya ve kaaveye yem edilmiş bir sabaha karşıydı diye hatırlıyorum hatta. Her neyse, Bacon’la ilgili okült gruplara girip çıkmışlığından ötürü bu tarz tuhaf iddiaların çok olduğunu bildiğimden çok da şaşkınlıkla karşılamamıştım zatın anlattıklarını.

Peki, şimdi ve bu başlıkta bunu niye anımsadım? Norman C. Mcclelland’ın Encyclopedia of Reincarnation and Karma’sını (Mcfarland, 2010) gözden geçirirken Rudolph Steiner’in de teosofist kimliğine uygun olarak birtakım “bedene ilişkin” (ruha ilişkin olanını aşağıda anlatacağım) reenkarnasyon iddiaları ortaya attığını gördüm, aklıma ilk gelen mircteki bu paylaşım oldu nedense (nedeni aşikar gerçi).

Steiner’in reenkarne iddialarından bazıları şunlar: Abbasi halifesi Harun al Raşid (764-809) Francis Bacon olarak; 8. yy.’dan bir kaptan, Charles Darwin olarak; halife Al Mamun (790-823) ise Pierre-Simon Laplace olarak yeniden doğmuştur. Steiner yetinmemiş, kendisinin de büyük ortaçağ zihni Thomas Aquinas’ın reenkarne hali olduğuna inanmıştır.
Aslına bakılırsa Steiner’in teosofist kimliği bu reenkarne düşüncesine dayanıyor, bu temel düşünceyi çekip çıkardığınızda geriye Steiner adına hiçbir şey kalmıyor. Örneğin İsa ile ilgili kabulü de yine bu minvalde seyrediyor, genel teosofizmin kabul ettiğinin aksine, İsa’nın dünyaya farklı çağlarda yayılmış olan farklı ruh öğretmenlerinden biri olduğu düşüncesinde değildir Steiner, mesih kimliğindeki İsa’ya, etherize kanının dökülmesiyle bu dünyayı iki bin senedir ruhen dönüştürmeye çalışan ilahi bir nitelik atfeder. Bununla da yetinmez, ezoterik hıristiyanlığın dibindeki doğu kültlerini körükleyerek Luka incilinde İsa’nın doğuşunu çobanlara muştulayan meleğin Buddha olduğunu düşünür. Yani reenkarne fikrindeki o tuhaf eşleşmelerde olduğu gibi, İsa’yla ilgili temel vargılarında da, teosofizme özgü aşure tadını bulmak mümkündür. Ancak dediğim gibi, bütün bu fikirlerin temelinde reenkarne düşüncesi yatar. Bu da, tümüyle doğu kökenli bir inanışın bu aşure tadındaki baskınlığını ortaya koyar.
Zaten Steiner’in teosofistlik serüveni de bu doğu baskınlığını her daim gösterir. Örneğin Steiner 1896’da kurulan Ordo Templi Orientis‘in (Doğu Tapınak Örgütü/Düzeni) özerk/ulusal ayağı olan Mysteria Mystica Maeterna’nın bir üyesi olmakla birlikte Illuminati örgütüyle de ilişki içinde olmuştur. Dahası Steiner Hinduizmde Akasha Kayıtları olarak bilinen “etherde yazılı bulunan geçmişe ait bilgiler”e erişimin mümkün olduğunu (Hintshare’den premium üyelik gerektiriyor) düşünmüştür. Zaten yukarıda bahsettiğim reenkarne temelli görüşlerin hepsi, Steiner’in bu kayıtlardan edindiği bilgilerden oluşur (Steiner’e göre). Bu bilgilerin temelinde de yine insanoğlunun cennetten düştüğü fikri yer alır, yani Steiner the teosofist’in akasha kayıtlarını yorumlayışına göre, bir zamanlar madde aleminden uzakta, tümüyle ruh aleminde yaşayan insanlar (insan ruhları) bir şekilde bu alemden, madde alemine düşmüş, yaşamla ölüm arasında kapana kısılmış ve farklı bedenlerde tekrar tekrar doğarak bu alemin sıkıntılarını tekrar tekrar yaşamaya mecbur bırakılmıştır. O halde, insana düşen (Steiner’e göre), ruhunun bu kapandan kurtulmasını sağlayacak bilgeliğe ermesidir. Peki, bu nasıl gerçekleşecek? Steiner’e göre, ruh, hangi bedenlerde olursa olsun, özgür kalabilmek için birtakım Zodyak dönemlerinden geçmek zorundadır. Her 2160 Güneş yılında farklı bir Zodyak burcuna girilmesi, bir ilahi seremoni yılı olarak adlandırılır, Steiner’in de kabul ettiği teosofist inanışa göre, bu seremoni yıllarından birinden diğerine geçildiğinde, yeryüzünün evriminde radikal bir değişiklik görülür.Böylece her ruh, farklı bir astrolojik burçta yeniden doğar. Bu bedensel reenkarnasyondan farklı, ruhun yeniden doğmasından bahsediyoruz, başka deyişle her ruh bu geçişle birlikte 12 beden yaşamı ya da 25920 yıllık bir yaşam hakkı kazanır. Her Zodyak geçişinde bu dönüş tekrarlanır.
Görüldüğü gibi, Steiner’in ve diğer teosofistlerin inanç alemi aşure kazanından hallicedir. Dahası bu kazan doğu mistisizminin farklı tatlarını içerir ve bu tatlardan en baskın olanı da reenkarnasyon düşüncesidir. Tabi, bu temel düşüncenin etrafında gelişen, ondan tümüyle bağımsız olmayan ancak bağımlılık belirtisi de göstermeyen “yan” düşünceler de türemiştir. Örneğin Steiner ve arkadaşlarının inandığına göre, iki üst ruhsal valık vardır. Birincisi insanlığa evrimsel sürecinde yardım ederken, diğeri bu sürece karşıdır, başka deyişle sürece mani olmaya çalışır, şerefsizlik yapar! Steiner’e göre İsa, bu süreci destekleyen üst ruhun temsilcilerinden biridir.
Peki, benim burada kabaca özetlediğim Steinerist kaygılara bir yanıtım yok mu? Yanıt ve keder her yerde arkadaşlar, önemli olan görebilmek. “Yok ben göremiyorum” diyenlere ise #17494470 no’lu entiriyi tavsiye ediyorum.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: