C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Auge ve Paganizmin Dehası (II)

>

Paganlardaki limonlu maden suyu içmiş de ferahlamış [“hangi obje yakışmaz ki kız sana” da denebilir bu noktada] havasını en sade şekilde dile getiriyor Auge: 

Hiçbir paganizm örneği, tanrı ya da ona yakın bir şeyi sevmeyi öğütlemez. Pagan putu olması gerektiği gibidir, yani put gibidir, öyle görünür, nitekim öyledir… Tanrı’nın insanla ilişkisi bağlamsal ve işlevseldir.” 

Örneklemek gerekirse, bir hastalık bir bireye bir sunak inşa etmesi ya da odasındaki puta dua etmesi için bahanedir, dahası “tanrısal” bir bahanedir. Görüldüğü gibi, yazar çok nadide bir şekilde dokunuyor paganizmdeki insan-tanrı temasına. Hastalığın tanrıdan geldiğine inanan sıradan bir paganın, do ut des düsturu çerçevesinde, her an yatıştırılası bir tanrı imgesine teslim olmadan, ona adeta forumda malını takas ettiği kendisi gibi bir paganmış muamelesi yaparak kutsal teması “insancıl”laştırdığı düşünülürse, aynı paganın niçin “insanın hata yapabileceğine (errare est humanum), bu yüzden tanrı’nın sonsuz gazabına uğramaması gerektiğine” inandığı anlaşılabilir. 
“Orada bir kadın var, kadının içi dapdar, beyni başı patlar, kendinden geçer.”
Bir sunak inşasıyla gönlü alınabilen tanrı, kendisine verileni insan gönlüyle kabul eder, insan gibidir bu yüzden. Bu yüzden Homeros’un Athena’sı kılıktan kılığa girer kimi kere, kimi kere sadece kendi görüntüsüyle uyarır paganları. Telemakhos’u babasını aramaya teşvik eder mesela ya da baba Odysseus’a sürekli yarenlik/kılavuzluk eder. Çünkü paganizmin mayasında/mantığında görünmeyen hiçbir şey yoktur, tanrı da dahil. Her şey açık ve nettir, bu yüzden insanlık tarihinin süregiden akışında paganizm kaybetmiş görünüyorsa, bana kalırsa, bunun nedeni kendisindeki bu açık seçikliktir. Auge ise böyle bir mağlubiyet varsa, sebebinin paganizmdeki “olağanüstü hoşgörü erdemleri” olduğunu söyler. Hatta denilebilir ki, bireysel paganizm, toplumsal tek-tanrıcılığa kaybetmişse, bunda tek tek bireylerin tanrılarla olan “vermen için veriyorum” ilişkisindeki naif insancıllığın rolü büyüktür. Yazar ise bu noktada Freud’un ve Bataille’ın konuyla alâkalı analizlerine sırtını dayayarak “yalnız” olma anlamına gelen (ya da “yalnız olmayı gerektiren”) tanrı’yla bütünleşmenin tek-tanrıcıların elinde kalıba döküldüğünü (örneğin kilise eliyle), böylece tek tek yalnız ve tanrı’yla bütünleşme çabasındaki dindar bireylerin asla ama asla toplumu oluşturan diğer “kendi gibi” bireylerden kopamadığını dile getirir. Bizim kültürümüzdeki görünümüyle söylersek, birey cemaatin içinde ya da belli bir tarikatın içinde “yalnız” başına tanrı’yla bütünleşme imkânını yitirir, çünkü biçimce dindar olan insan diğer insanlarla birlikte olarak kutsalla temasını anlamlandırır. Oysa paganın kurtuluşu kendisini kendi başına düşünmesindedir.

Auge eserinde daha da ileri giderek tek-tanrıcıların bu “yalnızlık karşıtı” tavrının aslında bir tür ateizm meydana getirdiğini dile getirir, yani doğal bir teizmden ateizme varılır ona göre. Yazarın da bildirdiği gibi, Freud’u ciddiye alırsak meseleye başka türlü bakmak da mümkündür. Mesela Freud’a göre, çok-tanrıcılıktan tek-tanrıcılığa geçiş, insanın hiç ya da uzun süredir görmediği babasıyla karşılaşması gibidir. Tek tanrı insanın sosyo-kültürel evrimi neticesinde, inandığı tüm tanrıların babası kimliğine bürünür, bu yüzden dindar insanın tanrı’yla teması evladın babasıyla teması gibi sıcak bir köken ilişkisini andırır. Oysa yukarıda da dediğimiz gibi, paganizm tanrı’yı sevmeyi öğütlemediği için dindar paganın tanrılarla teması insanlarla yani kendisi gibi olanlarla (en azından babasıyla değil) teması gibidir, ayakta kalabilmek için yani “alabilmek için verir”, bu açıdan bakarsak paganizmi yine, herhangi bir olumlayıcı anlam yüklemeksizin, “insancıl” görmemiz mümkündür. Bu “her şey üzerine” daha fazla düşünmeyi doğuran bir niteliktir, çünkü insan ancak düşünerek ayakta kalabilir. Tıpkı Nietzsche’nin vurguladığı gibi, “Brahmanlar dört bin yıl önce, bugünün insanlarından daha fazla düşünürdü, insanın krallığına giden yolun kapısı bu yüzden açıktı.” Yetinmez Nietzsche, Tan-Kızıllığı‘nda ekler: 

Bir adım ilerisi: Tanrılar ıskartaya çıkarılmıştı [orada]. -bir gün Avrupa da bunu yapmak zorunda kalacak- sonra bir adım daha ilerisi! Rahiplere de, aracılara da gerek kalmamıştı! Kendi kendine kurtuluşun yolunu öğreten buda çıkmıştı piyasaya! Avrupa kültürün bu aşamasından çok uzaktır hâlâ!

Paganizmin dehasından söz ederken, Hıristiyanlığın ateizmi ile Nietzsche’nin ateizmi arasında ne tuhaf sarsıldık öyle, Auge yerden yere vurmak istiyor belki de okuyucu, mümkündür, neticede kurtuluştan [olumlayıcı bir kabul değil bu] uzaktaki bireylerin sarsılarak gelme alışkanlığı da var, değil mi? Şu an kimbilir, bu alışkanlık kaç huzur mekanında deneyimleniyor, peheyy.

Share |

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 23/11/2010 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , .
%d blogcu bunu beğendi: