C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Lucid Dreaming Üzerine

Bu konudaki birçok araştırmada ve N. Malcolm’ın tespitlerinin bulunduğu aynı zamanda literatüre ilişkin, biraz eski de olsa sağlam bir kaynak niteliği taşıyan 1959 tarihli “Dreaming” (London / Routledge) başlıklı çalışmada açıkça belirtilir ki, kuşkucu bir zihni haiz bünyeler lucid dreaming zırvasını reddetmez, ancak bunun insan doğası göz önünde bulundurulduğunda aşkın olmayan aksine ziyadesiyle içsel/fizikî bir fenomen olduğu gerçeğini kabullenir. Hal böyle olunca, lucid dreaming olgusunu bedensel güdüklüğün tetiklediği bir mental yetersizlikten ya da işlev bozukluğundan saymak mümkündür.
Açımlarsak, lucid dreaming‘in öz-farkındalığın (self-awareness) bulunduğu/yerleşik olduğu beynin alın lobunun ön kısmındaki (kısaca prefrontal cortex) işlev bozukluğundan kaynaklandığı söylenebilir. Bu korteks birçok insanın çoğu uyku süresince eylemliliğini dindirir/azaltır. Bu dindirilmiş/azaltılmış eylemlilik, uzmanlara göre, insanların rüyalarında zaptedemedikleri görüntülerin esiri olmasını açıklayabilir, başka deyişle, insanların, rüyanın içeriği ne olursa olsun, gördüklerine müdahale edememesinin sebebi bu korteks olabilir.

O halde lucid dreaming vakasının “olağanüstü” bir şey olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz, onun insan bedeni için “aşkın” değil, gayet doğal bir fenomen olduğunu kabul edersek, yani yukarıda da dediğim gibi, lucid dreaming “prefrontal cortex” kaynaklı bir rahatsızlıktan ve eksiklikten (doğuştan veya sonradan edinilmiş olabilir) kaynaklanıyor olabilir, şaşılası bir şey değil. Bu deneyimi yaşayan birine fizikî güdüklüğün tetiklediği zihnî rahatsızlıktan mustarip “hasta” olarak bakmak, kayda-değer bir süper-kahraman belirtisini haiz “özel” biri olarak bakmaktan daha akla yatkın olur.
Gerçi argoda “kafadan darbe almış” dediğimiz kimseler için “akla yatkın” olanın ikrarı bir anlam ifade etmez, “bunlar neticede hep fizikî kusurlardan kaynaklanan şeylerdir” demeniz küfür olarak bile algılanabilir. Korkularınız kadar övünçleriniz de bildiğiniz ya da bilmediğiniz şeylerden kaynaklanır, Korku gibi övünç de “yersizse”, o vakit nedenleri incelemek yersizliği ortadan kaldırır. En eski bilim gayretinin, Greko-Romen dünyada insanın kendi doğasını ve dış doğayı incelemesi (naturam inspicere) şeklinde kendini gösterdiğini unutmamamız gerekiyor yani physis‘in (doğa) “muhakkak” araştırılası olması bundandır, başka deyişle, insanın bugün değilse de bir gün muhakkak açıklanabilir olacak olan (en azından günümüzdeki new age lucid dreamingciler ile şaman lucid dreamingciler arasında nedenin doğasına duyulan merak konusunda bir farklılık var, bunu çağların deneyimine borçluyuz), en basit/doğal fenomenler karşısında bile şaşırmaması hep “her gece lusid drıymin her gece hem de, anceli coliler, selma hayekler falan hep, bazı geceler kendimi iş adamı gibi falan da yapıyorum, uçuyorum sivrisinek gibi falan” veya “valla bir görüntü geliyor siviç on, sonra ben müdahil oluyorum, değiştiriyorum falan öyle süper biriyim” dememesi içindir. “Bende bedensel bir özür var muhakkak” deyip geçmek daha “akla yatkın”dır, çünkü özrü ikrar, insanın öz-farkındalığının en azından yukarıda bahsettiğim lobun ilgili kısmını dolaylı yolla da olsa kabul etmesi bakımından önem arz eder, bu bile bir ilerlemedir kişinin süper-kahramanlığı için. “Akla yatkın”ı ısrarla vurguluyorum, dikkatinizi çekerim.
***
Bilhassa Michael Shermer’ın “The Skeptic Encyclopedia of Pseudoscience”ında (Abc-clio, 2002) yer alan makalede Chris Duva’nın kapsamlı bir şekilde analiz ettiği “Anomalous psychological experiences” yani “Anormal psikolojik/zihinsel deneyimler” olgusunda da dillendiğince, lucid dreaming‘in, evvelce bahsettiğim “lucid dreaming’in öz-farkındalığın (self-awareness) bulunduğu/yerleşik olduğu beynin alın lobunun ön kısmındaki (kısaca prefrontal cortex) işlev bozukluğundan kaynaklandığı…” minvalindeki açıklamaya ek olarak, “normal işleyişten sapma” olarak değerlendirebileceğimiz (ki ben “normal”i de tartışmaya açarım, o ayrı) kimi zihnî deneyimlerin de bu olgunun nedeni olabileceği söylenebilir. Başka deyişle, beynin ilgili lobunun söz konusu kısmındaki fizikî hasar gibi, zihnî deneyimler de bu olguya sebep olabilir.
İlkinden kısa da olsa bahsettiğimize göre, şimdi ikincisine bakalım (ki bu da aslında, aşağıda göreceğimiz gibi, yukarıda bahsedilen fizikî unsura dayanıyor). Burada bilhassa dikkatimi çeken ise, ilkin Chris Duva’nın Cardena, Lynn ve Krippner’den hareketle dile getirdiği bu lucid dreaming olayını deneyimleyenlerin kendi durumlarını doğa-üstü (super-natural) ve köken bakımından olağan-üstü (paranormal) değerlendirmedikleridir, anlaşılıyor ki, bu zihnî ve fizikî rahatsızlığı fasulye gibi nimetten sayıldığına ancak ismini vermek istemediğim ülkelerde rastlanıyor, bir tür klasman atlatıcı olarak değerlendirilmesi, belki de başka bir psikolojik analize tabî tutulmalı, dikkatimi çektiği için vurgulayayım dedim, zira “bana göster kim bunu super-natural görüyor ki?” derseniz, bizzat tanıdığım ve utanmadan beni her gördüğünde selam veren (karaktersiz dreamingçi hasta!) birkaç zatın adını verebilirim, ki bu bana yakışmaz.
Tekrar konuya dönüyorum. Chris Duva, ilgili analizinde, Reed’den hareketle, anormal zihnî/psikolojik deneyimlerin spesifik olmayan ya da kaynağı belirsiz atipik mental fenomenlerle kendini gösterdiğini dile getirir, söz konusu deneyimler içinde sanrılar (hallucinations), zamanda distorsiyon/çarpıklık, duygusal reaksiyonda artış ve hislerde, idrakte, anımsamada veyahut dikkatte değişim vardır. Neticede bu tarz zihnî sapmadan mustarip bireylerde (örneğin uçan adam sabri, ajdar anık vb.) kendilerini doğa-üstü ve paranormal yetilerin belirdiğini düşünme eğilimi kaçınılmaz olur, çünkü yorumladıkları madde âlemi, aslında onların, sapma yaşamamış zihinlerinde kurgulayabilecekleri ya da deneyimleyebilecekleri bir âlem olmaktan çıkar, bu yüzden kurgulamalarına gerek kalmadan deneyimledikleri bu âlem, onların nezdinde, birtakım doğa-üstü ve paranormal eklemelerden meydana gelir, bu yüzden kendilerinin “peygamber”, “seçilmiş”, “özel” kişiler olduklarını da düşünebilirler.
Chris Duva’nın da bildirdiği gibi, “sapma” yaşayan zihinlerin bu deneyimleri içinde uzaylı ziyaretleri ve uzaylılar tarafından kaçırılma, ölüme-yakın deneyimler (near-death experiences= NDEs), beden-dışı deneyimler (OBEs), anormal iyileştiricilik/şifacılık, geçmiş-yaşam / reenkarnasyon deneyimleri (bkz: #17187994), mistik deneyimler, psychokinesis, olağan-dışı algılama (extrasensory perception= ESP), deja vu ve önsezi (precognition) gibi ruha/zihne ilişkin fenomenler (psi-related phenomena) bulunur. Yazarında aktardığı üzere elimizdeki psikoloji külliyatı yaygınlıkla “birleşik hisi” (synesthesia) ve bu başlıkta incelenen lucid dreaming‘i de bu deneyimler içinde sayar, ancak yukarıda da dediğim gibi, bu iki deneyimden özellikle de bu başlıkta inceleneni deneyimleyenler (söz konusu ülkedeki denyolar dışında) uçan adam sabri gibi bir super-natural olduklarını/sergilediklerini düşünmez, sadece rüyalarını yönlendirdiklerini düşünürler (bunun fizikî hasardan kaynaklandığını düşündüğümde, öksürük şurubuyla kafa bulan tiplerin heyecanını anımsamıyor değilim).
Diğer psikolojik/zihnî unsurları bir kenara koyup başlıktaki olguyu ele aldığımızda, yine aynı yazar, gece kasılmalarında olduğu gibi, obes, ndes, lucid dreaming ve psi-related fenomenlerde stres olgusunu ön plana çıkarır. “Yine mi stres!” dediğini duyar gibiyim, ancak bu en az prefrontal cortexteki fizikî hasar kadar ciddiye alınması gereken bir unsur. Zira bu deneyimi yaşayan kişilerin içinde yaşadığı kültür/din ortamının ve genetik veya değil, bir şekilde kendini gösteren ailevî faktörlerin yazarın bahsettiği türden zihnî sapmaya yol açtığını düşünmek yersiz değildir, zira uzaylılar tarafından kaçırılmanın psikopatolojisi başlığında da kabaca üzerinde durduğum gibi (bkz. #14604432, #15198705, #15233964), kimi uzmanlara göre, geçmişte yaşanmış ya da bugün yaşanmakta olan (deneyimlenen) bir olayın insan zihninde bıraktığı tesir o denli büyüktür ki, mevcut olayın yorumu konusunda kişi ziyadesiyle olan biteni çarpıtmaya meyilli olabilir. O başlıktaki örneğimizle söylersek, küçükken güvendiği birinin (aileden biri veya aileye yakın biri) tacizine uğrayan biri, yaşı ilerledikçe hayâl meyal hatırladığı o anı uzaylılar tarafından kaçırılma şeklinde yorumlayabilir, nitekim kimi denekler/uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia edenlerin önemli bir kısmının böyle bir deneyim yaşadıkları anlaşılmıştır (acaba “uzaylılar” ve “uzaylılar tarafından kaçırılma” kurgusunun gelişmediği kimi toplumlarda “cin çarpması” veya “cinin tecavüzüne uğrama” gibi kurgular da yine bu şekilde açıklanabilir mi?). Kişinin kültür ortamından ve ailevî unsurlardan hareketle kendisini şartlandırması, dahası bu şartlandırmanın etkisiyle lucid dreaming de dahil olmak üzere türlü zihnî sapmalardan mustarip olması şaşırtıcı olmamalı.
Yazar, benim de evvelce söylediğim gibi, beynin işleyişindeki anormalliklerin anormal zihnî deneyimlere kaynak oluşturabileceğini söylüyor, ancak bahsettiğimiz bir fizikî yapı olduğundan, zihnî anormalliği etkileyen söz konusu anormalliği de fizikî sayabiliriz. Bu karaciğerdeki bir rahatsızlığın vücudun başka bir yerinde kızarıklığa sebep olması gibi bir şeydir. O halde diyebiliriz ki, aslında farklı nedenlerden ötürü olası stresi tetikleyecek olan unsur da fizikîdir, yani fizikî bir rahatsızlığa dayanır. Chris Duva’nın lucid dreaming ile aynı kategoriye koyduğu synesthesia ile ilgili sunduğu veri bunu açıkça ortaya koyar. Buna göre, beynin belli kısımlarındaki aktiviteyi ölçen beyin resimleme tekniği (brain imaging technique= PET) göstermiştir ki, synesthete‘nin (synesthesia’yı deneyimleyen kişi) beyni, tipik beyinden farklı bir işlevselliğe sahiptir. Aynı durum lucid dreaming‘i deneyimleyenler için de geçerlidir ve bu durum, yukarıda da belirttiğim gibi, beyindeki fizikî hasardan/olağan-dışılıktan kaynaklanır (stres söz konusu olağan-dışılığın nedeni olabilir).
Chris Duva çalışmasının bir yerinde benim evvelce vardığım sonuca benzer bir sonuca varıyor. Diyor ki, “bilim bir kerede anlaşılamamış ama her daim açıklana-gelen fenomen örnekleriyle doludur”, synesthesia ve lucid dreaming gibi deneyimler de bu örneklerden sayılabilir, uzunca bir süre nedeni anlaşılamadığı için farklı kültürlerde (şaman adetlerinde mesela) farklı kutsal ilhamlarla yorumlanabilmiş olan bu olgular artık bilhassa biyolojik unsurlar olarak bilinmekte (yorumlanmakta) ve ayıp-gayıp bilmeyen bilimin ilgili sahasında normal bir anormal olarak incelenmektedir. “Naturam inspicere” denince, akla ağaçları ya da meyan köklerini incelemek gelmesin hemen, doğayla kast edilen normali barındıran sistem; bu yüzden “normal bilinirse, anormal de çözümlenebilir/öngörülebilir” diye düşünüyorlar, kimler mi düşünüyor? Muhtar azaları tabi ki.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: