C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Kapitalizm

>

Her şeyden önce bilinmeli ki kapitalizm, adında geçtiği üzere kapital’e dayanır. Kapitalin yani ana-paranın her daim artması temel direktiftir; kapitalist için ana-paranın artması ulvî amaçlara dahi dayanabilir. Bunun bizde yansıması genelde “Benim yanımda kaç kişi ekmek yiyor, sen biliyor musun? Ben kaç kişiye aş veriyorum bundan haberin var mı?” şeklinde olur; böyle olması da doğal. Çünkü iş imkânının sınırlı olduğu ve sanayileşmenin genel bir iktisat politikasından ziyade, girişimcilerin tercihlerine göre belirlendiği; uzun vadeli değil günü kurtarmaya dönük iktisadî tedbirlerin uygulandığı; işçi, çalışan haklarının olmadığı bir ortamda iş-verenin iş vericilikten kaynaklanan -devletin kontrolünden tamamiyle kopmuş- otoritesi ulvîymiş gibi görünen kimi popülist söylemlere kolayca yamanır. Böylece elinizi verdiğiniz iş-verene kolunuzu kaptırırsınız ya da selam verirsiniz borçlu çıkarsınız. Türkiye’de İbrahim Tatlıses’in bile bir kapitalizm sembolü olmasının nedeni budur; sorarsanız kendisine, ağlayarak yanında kaç kişi çalıştırdığından bahsedecektir. Ya da Yörsan’ın patronu “hacı” lâkabıyla anılarak Susurluk halkının bir kısmını en azından dindarlığıyla yakalamaktadır; bizzat yerinde, bu küçük kasabada gözümle şahit olduğum için söylüyorum, patron “hacı”yı dizginlenemez kapitalist arzularından değil, hacılığından ötürü destekleyen fakir Susurluk halkı, işten çıkarılan işçilere kaavelerde, meydanlarda “Siz manyak mısınız kuzum? Mis gibi iş bulmuşsunuz hacının yanında, niye sesinizi çıkarıyorsunuz ki?” diyorlardı (hâlâ da diyorlardır eminim).

Haydi araya bir de anı sıkıştırayım. Susurluk’ta bir akşam birkaç arkadaşımla avarelik yaparken, onların tanıdığı bir köylü gençle karşılaştım, yaşı 18-21 arası görünen bu genç Yörsan’da işe başladığından bahsetti. Sonra yanımdakilerden biri “ee orada eylem var, sen neden girdin işe?” diye sorunca, çocuk duraksamadan “ben işime bakarım, beni ilgilendirmez” dedi. Sanki orada eylem yapan Yörsan işçileri “ekmek için” karda kışta direnmemiş ya da patronun kapitalist arzularından ötürü kovulmamış gibi. Gencin durumu leşe konan akbabanın durumuyla aynı. Kapitalizm bir oyundur ve bu oyundaki bütün oyuncular kendi açılarından sonsuz kere sonsuz haklı gerekçeler sunarlar; çünkü kapitalizmin işlerliği bu mekanizmanın dişlilerinin herbirinin -hatta anti-kapitalistlerin bile- takır takır işlemesine bağlı. Birbirini çalıştıran küçük değirmenler olarak düşünün; biri ortaya çıkardığı enerjiyi diğerine aktarır; diğeri de başka birine. Sonunda dışarıdan bakıldığında kocaman bir canavara benzeyen sisteme yaklaştıkça, canavar yiter gerekçeler başlar.

O akşam karşılaştığım o Susurluklu genci biraz sıkıştırsanız, onu da haklı bulursunuz. Çünkü sistem haklı gerekçeler üzerine inşa edildiği için, bu gerekçelerin ne kadar dramatik olduğundan ziyade ne kadar haksız kazanç ürettiği üzerine yoğunlaşmanız mümkün değil. Çünkü bunu yaparsanız, bu sefer siz de kapitalizmin temel şeytanîliği olarak sunulan insan ezici yapıya bürünmüş olursunuz.

Kapitalizme isyan eden insanın, insan faktörünü göz-ardı etmemesi gerekiyor. Burada çıkıp da “diyelim ki Mcdonalds Türkiye’den çekildi, orada çalışan gençler ne olacak?” diye sorulabilir mesela. Aslında bu soru da kapitalizmin işlerliğine uygun bir sorudur; nitekim kapitalizm kitleleri haklı gerekçelerle uyutma sistemi olarak ve bunu “en iyi uygulayan” mekanizma olarak sermayenin son kertede belli kişi ve gruplar elinde kalıyor oluşunu unutturur; tek tek dramlara ve sefalete yönlendirdikçe, büyük resmin görünmez olmasını sağlar. Yukarıda dediğim gibi, bu büyük resim canavara aittir ama kendisine yaklaştıkça, detaylara yoğunlaştıkça canavar ortadan yitmiş gibi görünür, siz de bu resmin izleyicisi olarak onun bir parçası olur ve sonunda günlük dramın sona ermesi için o Susurluklu gencin Yörsan’da çalışmasına vicdanen onay verirsiniz. Kapitalizmin silahı, İbrahim Tatlıses’in tv’deki gözyaşlarıdır. Kanalı değiştirseniz de bunun bir parçasısınız, oturup onun haline kederlenseniz de.

Burada tabi Marx’ı hatırlıyoruz ister istemez. Marx’ın ne kadar hödük bir adam olduğuna dair anlatılan hikâyeleri çok dinlemişimdir; hödük mödük, Marx gibi, en eski çağlardaki “ahlâkçı” bilgelerin ve filozofların söylemlerine benzer bir şekilde, modern dünyaya alternatif bir “ahlâkçı düzen” önerebilmiş ikinci bir hödük var mı? Mal mülk sahibi kapitalistler ile görünüşte onların köleleri olan işçiler arasında bir diyalektikten bahsedip, aradaki serbest meslek sahibi kişilerin, memurların, el-işiyle ekmeğini kazananların, zanaatkârların bir şekilde kapitalistleşme sürecinde yok olacağını daha doğrusu dönüşeceğini öngörebilmiş bir ikinci fakir fukara dostu var mı? Marx’ın düşüncesine göre, değişim geçirecek bu anomalilerin de katılımıyla meydana gelecek bir savaşta kapitalist aktörler birbirlerini yok edecektir. Ütopya mı? Ütopyaysa bile, bundan daha etkili bir ütopya var mı? Öte-dünyaya ilişkin cennet tasarımlarını çıkarın (kaldı ki bunlar da ancak “ölüm”le birlikte gerçekleşecektir), insanlığın bundan daha büyük bir kurtuluş reçetesi hazırladığı olmuş mudur? İnsanlığın bir hödüğü olmuş tutmuş çükünü kopartmış.

The Weather Man‘de baba diyor ki oğluna “Yetişkin yaşamına kolaylık giremez… Değerli bir şey elde etmek istiyorsan mutlaka bir şeyleri feda etmek zorundasın“; işte belki de kapitalizme karşı ilk tavır, o küçük dramlara göz-kulak kapamaktır. Sonra kola içmemek, sigara içmemek, televizyon izlememek, internet kullanmamak, kapitalizmin motoruyla çalışan ulaşımı azaltmak, iletişimi kesmek ve romantik idealistlerin vazgeçilmezi olan domates yetiştirmektir. Sonra bu hayâllerle kendini avutan çiftten biri artık gözünü açar ve hayâl kurmamaya başlar, çünkü hayâl karın doyurmaz. Cengiz Üstün’ün bir karikatüründe geçtiği gibi, gündüzleri profesör geceleri deli olan dahi artık gündüzleri profesör olmaktan vazgeçer, hep deli kalmayı tercih eder. Sonra sevgilisi tarafından terk edilir. Bir zamanlar birlikte domates ekme hayâli de yerini, domatesleşmiş beynin hezeyanlarına bırakır.

Mülkiyet hırsızlık mıdır?

Bu yazıyı ilkin Ekşi Sözlük için yazdım:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17579453

jimi the kewl
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 22/12/2009 by in Başka birtakım hassasiyetler, Genel and tagged , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: