C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Yaşam hakkı olmayanlara…

>





Büyük üstat Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler adlı eserini bilirsiniz. Eserde, küçük çocuğun ölümünü anlattığı bir bölüm vardır, son bölüm… O kadar güzel ve etkileyici anlatmıştır ki, insan tutamaz kendini, ağlarsınız. Küçük çocuğun adı İlyuşa. İlyuşa, Babasına yapılan muameleden; gözünün önünde sakalından tutulup götürülmesinden sonra arkadaşları ile arası açılmış, bu tür bir ezilmişliği kabul edemeyen bu gururlu çocuk hasta olmuş, yataklara düşmüştür. O günden sonra, arasının açık olduğu arkadaşları sürekli onu ziyaret etmiş, hep yanında bulunmuş ve yaptıkları için küçük çocuktan özür dilemişlerse de, İlyuşa, hâlâ bu yapılanları ne kendisine, ne de babasına yedirebilmiştir. Hastalığı gün geçtikçe ilerlemiş, ne yapılırsa yapılsın hayata döndürülememiştir. Öleceğini kendisi de bilen Küçük İlyuşacık, bir gün babasına; “-Babacığım; mezarımı örttüklerinde üzerine bir parça ekmek kabuğu ufala. Serçeler gelsin yesinler. Seslerini duyar, yalnız olmadığıma sevinirim.” demişti. Ve öyle de yaptılar. Her gün, hem de her gün!

Geçenlerde, interaktif sözlüklerin birinde gezerken, Güler Zere başlığına birçok entry girildiğini gördüm. İrkildim. Bir ürperti geldi, soğuk soğuk terlemeye başladım. Gecenin bu saatinde kötü haber mi diye düşündüm. Kötü haber değildi. Hoş, verdiği haber, yaşama şansının artık kalmadığı, hastalığının artık geri dönüşsüz bir evreye girdiğine yönelikti. Bu bile bir insanı sevindirmeye yeter mi? Yetti işte. Ölmedi O, Güler yaşıyor! “Güler bence hâlâ gülüyor.” dedim kendi kendime. Kabul etmemek, edememek kötü bir şeymiş. Sonuçta tıbba, bilime karşı çıkmak oluyor. Ama neylersiniz kabul etmek çok daha kötü ediyor insanı. Kişiyi ağlatan, kendini sorgulatan, hırçınlaştıran, öfkelendiren, intikam duygusunu daha da körükleyen bir duygu bu. Güler, ölüyor. Hiç yakışıyor mu? Bu onurlu insanın hiç istemeyeceği hâle, yalvarır hâle gelmiştim. Ama ne olursunuz açın bir kez bu insanın fotoğrafına bakın, bakın ve kendi kendinizi sorgulayın. O elleri kelepçeli, ağzı maskeli, fakat her şeye rağmen gülen kadın, ölüyor, öldürülüyordu. Gün gün eriyordu…
Hasta tutsaklar için, Tayadlı Aileler başta olmak üzere bir çok devrimci demokrat örgüt ve kurumun verdiği mücadelede sembol isim haline gelen Güler Zere, kararlı bir direnişin ardından, ne yazık ki çok geçte olsa özgürlüğüne kavuştu. Bu güzel insan, belki yakında aramızda olmayacak. Ama ne fark eder? Hâlâ gülüyor! Deniz kenarında, ağzında maskesi, elinde ekmeği ile martıları beslerken…
Erol Zavar, 2000 yılında yargılandığı Ankara 2 No’lu DGM tarafından “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” suçu ile TCK’nın 146’ncı maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevine girmeden önce mesane kanseri olduğu ortaya çıktı. İhmal edildi. Hastalığı gün be gün kötüye giden ve durumu çok ağırlaşan Zavar’ın özgürlüğüne kavuşup sağlıklı olarak tedavisinin yürütülebilmesi için 2004’ten bu yana mücadele veriliyor…
Erol, Avni, Bekir ve daha nicesi… Devlet tarafından tecrit hapishanelerinde ölüme terk edilmiş durumda…
Bu insanlar, insanlarına yapılan, doğaya, kendilerine, babalarına yapılan muameleyi reva görmediği için, onuruna yediremediği için ölüyor. Aynı Küçük İlyuşa gibi! Yine kitaptan örnek vereceğim; kitabın başkarakteri Alyoşa, küçük çocuk ölünce, “-Kendimizi ne zaman kötü bir yola sapar halde bulursak İlyuşa’yı hatırlayalım, bu güzel çocuğu, güzel anıları hatırlayalım ve tekrar doğru yola girelim. Nitekim baba evinde kazanılan anılar hiç unutulmaz, bizi doğru yola sevk eder. Böyle anıları olan insanlar kurtulmuş demektir.” diyordu. Ama bu artık çok fazla değil mi! Kaçıncı anı, kaçıncı onurlu insan, ya da Alyoşa’nın sözü ile anlatmak gerekirse, kaçıncı “kurtuluş” bu! Sürekli böyle olacaksa, böyle devam edecekse kurtulmayı kim isteyebilir? Bizim anılarımız, toplumca, artık bize çok gelmeye başladı, yeter artık, yeter!
Mezarlarına gidip ekmek kabuğu ufalamayacağız, mezarlarıı olmayacak onların! Ve hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız. İnat edecekler, bu sisteme, hastalığa karşı kazanan olacaklar!
Hasta tutsaklara özgürlük!

Gelecek öyle uçsuz bucaksız duruyor ki
Ve ben ne olacağını merak ederken
hani filmin en güzel sahnesinde
sinemadan çıkar gibi
hayattan çıkıp gidemem
Kusura bakma ölüm
Adın çok soğuk gelemem
Bunca mazeretim varken
yaşama dair,
ölümü aklımdan bile geçirmem
Seviyorum seni hayat
tüm kötü sürprizlerini de…
Erol Zavar
Erbil
Reklamlar

2 comments on “>Yaşam hakkı olmayanlara…

  1. Kevin
    21/12/2009

    >Güler Zere'nin suçu nedir?Yani hangi nedenlerden ötürü yargılanmış, yargıda hangi gerekçeler kanunen hangi nedenlere bağlanıp mahkum edilmiştir?Bunu yazan arkadaş cevaplarsa sevinirim, internette çok aradım, mamafih dişe dokunur bir bilgi bulamadım…

  2. Erbil
    22/12/2009

    >Güler Zere, DHKP/C örgütüne üyelik, anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs suçlarından müebbet hapse mahkûm edilmişti…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: