C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Kurban

>

İbrahimî kurban da aynı şekilde kanayan bir yaraya ihtiyaçmış gibi düşünülmüştür. Önceki din ve mitolojilerde kurban yok mu, elbette var. Mitosların uygarlaşma ve insanlaşma süreci başlığında kabaca anlattığım gibi, dinler tarihi aslında bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bir şey gökten zembille inmez, muhakkak eskiyle bir ilişiği vardır. Tek-tanrıcı düşüncenin belkemiğini oluşturan İbrahim peygamberin niçin insan kurbanından, hayvan kurbanına geçişte sembol olduğunu iyi anlamamız gerekiyor. Bir çalışmada şöyle denir: Kuşkusuz İbrahim, cinayetin rezil bir suç olduğunu dinlemek ve öğrenmek isteyen herkese öğretisini aktarıyordu. İnsan kurbanı tiksindiricidir (abominable). İbrahim, merhametsiz pagan din adamlarıyla mücadele içinde olmuştur. Tapınaklar yapmıştır fakat yaptığı tapınaklarda tek-tanrı’ya hiç kurban vermemiştir; sadece Moriah Dağı’nda yaptığı son tapınakta İshak’ın yerine bir koç kurban etmiştir.

Michael P. Mckeating’e göre bu kurban hikâyesinin arkasında Tanrı’nın İbrahim’i, onun etrafındaki kendi tanrılarına insan kurban eden paganların o tanrılarını sevmesi gibi, kendisini sevip sevmediğini denemek istemesi yatar. Tanrı, İbrahim’in sevgisini denemek istemiştir. 2009’un şu gününde, omnipotens Tanrı’nın nasıl olup da İbrahim’in, kendisine karşı duygularını bilmediğini sorgulamayın, bunu bu şekilde alın ya da almayın. Dinî öğretinin anlaşılabilmesi için eşelenmesi gerekir, olumsuzlanması için değil. din bizzat kabul etme ritüelidir aslında. Dini kabul ettiğiniz için kabul etmeniz önemlidir; “uzun süre düşündüm ve bu dinde karar kıldım” demenizin hiçbir anlamı yoktur; bunun gibi, burada tutarsızlık görüp görmemenizin hiçbir anlamı yok. Kabulün olduğu yerde kabul öndedir, tutarsızlık ya da tutarlılık değil.

Buradaki kurban hikâyesinde, Michael P. Mckeating’in aktardığı yerden devam ediyorum, İshak bir nevi İsa gibi kurban törenine hazırlanır. Bu çok müthiş bir benzetmedir; zira İsa, baba-tanrı figürünün önünde ne ise, İshak da İbrahim’in önünde odur. İshak kendi kurban ateşine, odununu taşır. Şunu da unutmamamız gerekiyor ki, uzun süren çocuksuzluğundan sonra, oğul İshak’ın doğduğu sene İbrahim 100, karısı Sarah ise 90 yaşındaydı. Oğul İshak’ın yaratılışı bir nevi Tanrı ile İbrahim arasındaki özel bağın, ilişkinin neticesidir. Zaten bu yüzden İbrahim’in zihninde bu çocuğun Tanrı’ya kurban edilmesi, büyük bir problem teşkil etmemiştir. Çünkü çocuğun doğumunda bir kere tanrısallık vardır; Tanrı’dan geleni yine Tanrı’ya daha kolay sunabilirsiniz. İbrahim, polytheist yani çok-tanrıcı bir aileye ve topluma doğmuştu; Tanrı’yı arayarak bulmuş ve onun tarafından özel bir şekilde görevlendirildiğine inanmıştı. Hâl böyle olunca oğlunu kurban etmek için tereddüt etmesine de gerek yoktu. İbrahim’de diğer insanlara hizmet etme eğilimi vardı. Bkz. Eski Ahit, Genesis 12.1-2.

Yukarıda da söylediğim gibi, ibrahim’in dönemindeki paganların insan kurban ettiği biliniyor. Tanrı da İbrahim’i denerken aslında ona bu açıdan iki ders sunmuş oluyor: 1) İnsanlar her şeylerinin (oğulları dahil) Tanrı nezdinde küçük olduğunu bilsinler; 2) İnsanlar her şeylerini, (tanrılar) ihtiras dolu oldukları için değil, her şeyi veren o (Tanrı) olduğu için yeniden Tanrı’ya adayabilmeliler. O hâlde her şeyin kendisinden geldiğini bildiği ve bildirdiği için, kurban ritüeli işlemelidir. Burada işleyen din mantığı budur; sen Tanrı’ya kurban keserken, onun aslında sana ve yeryüzüne değil, bizzat onu veren Tanrı’nın kendisine ait olduğunu itiraf etmiş, kabullenmiş oluyorsun. İşte bugünkü kurban bayramının özünde bu kabullenme vardır.

Yazımın tamamını okumak için tıklayınız:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17369496

Reklamlar

3 comments on “>Kurban

  1. ttepecik
    30/11/2009

    >"kabulun olduğu yerde tutarlılık ve tutarsızlık önemli değildir""omnipotent bir tanrının nasıl ibrahim'in duygularını bilemeyeceğini sorgulamayın."Bu cümlelerde ima ettiğiniz iki şey var; 1.Dine sahip olmak bir kabuldür. Evet bize göre tutarsızdır ama, ona bir kabul olarak bakmak gerekir.2. Omnipotent bir tanrının eylemleri anlamsızdır. Çünkü tüm eylemlerinin neye sebep olacağını bilir, tüm amaçlarına da anında ulasabilir.Sadece şunu söylemek istiyorum, bu söylediklerinizin de 2009 yılı itibarıyla bir temeli yoktur. Mantıksal pozitivist yöntemle düşünüyorsunuz. Halbuki Feyerabend okumuş, Popper incelemiş birisiniz J.K.

  2. jimi the kewl
    30/11/2009

    >İlkin şunu söylemem gerekir: Bu yazıda "ima ettiğiniz" dediğiniz "ilk" şeyi ben ima etmiyorum, doğrudan söylüyorum. Yazıdaki ifadem şöyle:"…Bunu bu şekilde alın ya da almayın. Dinî öğretinin anlaşılabilmesi için eşelenmesi gerekir, olumsuzlanması için değil. din bizzat kabul etme ritüelidir aslında. Dini kabul ettiğiniz için kabul etmeniz önemlidir; 'uzun süre düşündüm ve bu dinde karar kıldım' demenizin hiçbir anlamı yoktur; bunun gibi, burada tutarsızlık görüp görmemenizin hiçbir anlamı yok. Kabulün olduğu yerde kabul öndedir, tutarsızlık ya da tutarlılık değil."Bunu anlayabilmek veyahut "bu şekliyle" aktarabilmek için Popper ya da Feyerabend okumaya veyahut mantıksal pozitivizmden bahsetmeye gerek yok. Nitekim ben zaten yazımda buradaki kabullenişin doxastic (aletheia değil doxa temelinde) bir tutum olduğunu, indirgemeci mantıksal sorguya tabî tutulmasının, söz konusu inanç nezdinde herhangi bir değerinin olmadığını söylemiş oluyorum. Nasıl oluyor da yazımdan tam ters manayı çıkarabiliyorsunuz, bilmiyorum. Bu yüzden "Omnipotent bir tanrının eylemleri anlamsızdır." sonucunu da yazımdan çıkaramazsınız; ben bunu ima etmiyorum; aksine yukarıda da dediğim gibi, "Din bizzat kabul etme ritüelidir aslında. Dini kabul ettiğiniz için kabul etmeniz önemlidir" ifadem bunun kanıtıdır. Dahası daha açık abir şekilde "Kabulün olduğu yerde kabul öndedir, tutarsızlık ya da tutarlılık değil." demişim. Sadece olumsuzlanma da değil, meselenin olumlanma tarafının bile mantık süzgecindeki durumu tartışmaya açıktır. Bunun da Feyerabend'la ya da Popper'la bir alâkası yok; saydığınız bu iki isme varıncaya değin, Hıristiyan âlemi söz konusu tartışmayı zaten yapıp-duruyordu. Özellikle erken dönemde Aziz Augustinus'a, Tertullianus'a vb. büyük azizlere/yönlendiricilere bakarsanız, görebilirsiniz. Burada meseleyi izah eden, bana kalırsa, en önemli maymuncuk "credo quia absurdum" düsturudur. Kaldı ki sizin burada, aslında tam tersini söylemiş olmama rağmen, bende gördüğünüz tavrın tam tersini ilgili anahtardan bahsederken takınmıştım. O yazılarım şunlar:http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=14406337http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=14398557http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=14284756http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=13272318 Mantıksal pozitivizme veyahut olumsuzlanmasına geçmeden önce mantığın hangi cihette, ne anlam ifade ettiğini bilmeniz gerek; aksi hâlde bu konudaki bir yazıdan tam ters anlamı çıkarmaya mahkûm olursunuz. Mantığın ve tutarlılığın hangi sınırlarında, neyin "absurdum" (saçma) olduğunu ve bunun "bonum" (iyi) ya da "malum" (kötü) bir değer taşıyıp taşımadığını tespit etmenin kendisi bile çoğu kere ilahiyatın dışındaki bir mesele olagelmiştir. Burada önemli olan şey, Latincedeki religio'nun ilk anlamının gösterdiği üzere, "bağlanış"ın kendisidir. Ben de bunu sadece bu yazımda değil, evvelki bütün yazılarımda aynı şiddetle vurguladığım için kendimden ve çıkardığım manalardan gayet eminim.Bu açıklama imkânını tanıdığınız için teşekkür ederim.

  3. ttepecik
    30/11/2009

    >Evet şimdi yazınızın hepsini okudum, ekşi sözlükte bir yazının sonu olarak girmişsiniz bu bölümü. O kontekste anladım. Malum, immanuel t. gibilerine alışmışız, orada "2009 yılında böyle bir şey beklemeyin" derken ben sizi sivri dillilik ve indirgemecilik yapıyorsunuz zannetmiştim. Meğer uyarı yapıyormuşsunuz.Ancak "kabul" ve "tutarlılık" meselesinde hala farklı düşünüyorum. Şöyle ki; dine inanmayı seçmek bir rasyonel süreçtir. Ancak dinin buyruklarını yerine getirme işi "kabul" olabilir.Tanrı varlığna inanç için teleolojik argümanı kullanırsam, bunu "kabul" etmiş olmam; rasyonel olarak düşünmüş ve karar kılmış olurum. Ama kurban kesimi emri için, bir kere o tanrı varlığını kabul ettiğimden dolayı bu da kabul edilmesi gereken bir olgu olur. İbrahim olayına değinmişsiniz. Mesela İbrahim meselesi de bu konuda açıklayıcıdır. Bir insan "neden tanrıya inanıyorsun?" sorusuna bir cevap verebilir, fakat aynı rahatlıkla "neden şu ibadet (ör.kurban) gereklidir?" sorusuna cevap verilemez. Verilecek tek cevap; çünkü tanrı emri olduğuna inanıyorum olacaktır. Bu da evet bir çeşit kabuldür. İbrahim, tanrının varlığından haberdar olmasına, hatta vahiy gelmeden tek tanrı varlığını rasyonel düşünme süreciyle bulmasına rağmen, oğlu İsmail'in (Judeohristiyan camiadan olmadığım içim İsmail diyorum) kurban edilmesini anında anlayamamıştı. Mantık bulamıyordu çünkü. Bunu ancak "kabul" edebilirdi, ve zaten tefekkürle geçen 3 gün sonunda ulaştığı sonuç da bu teslimiyetin, bu kabulün bir ifadesiydi.İşte bu kabul durumu da dejenere olabiliyor, neyin emir, neyin yasak olduğu bilinmediğinden, daha doğrusu rasyonel akıl süreçleriyle keşfedilip ayıklanamayacağından, birçok farklı mezhep ve birçok farklı inanış ortaya çıkıyor. Saygılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 28/11/2009 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: