C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Nec Plus Ultra

>

İspanya yüzyıllar boyunca Akdeniz’in en batı ucundaki yeriyle gurur duyarken bu mottoya sığınmıştır; ya da bu motto yaşamsallığını İspanya’nın bu coğrafi niteliğinden almıştır. Her iki durum da geçerli olabilir. Hercules’in sütunları olarak da adlandırılan Cebelitarık Boğazı’nın iki yanındaki yüksek kayalıklar ispanya sınırları içindeydi; ötesi de keşfedilemediğine göre, İspanya başlı başına yeryüzünün nec plus ultra‘sıydı. Bunu küçümsemeyin. Bizi yaşamsal kılan sınırlar da benzer şekilde çizilir; kendimizi bir değere adadığımızda, o değer bizim nec plus ultra‘mız olur. Dahası değeri sahiplenişimiz de bize şunu düşündürtür içten içe: “O hâlde değer için de ben nec plus ultra olmalıyım.” yani “en iyisi olmak“, “en iyisini yapabilmek” telâşları hep bu idealize etme çabasından doğar. İspanya’nın yeryüzünün sınırı olması, krallığın da sınır da tanrısallaşması anlamına geliyor; nitekim sınırlayıcı olabilen tek kudret Tanrı’dır diye düşünüyorlar. Şaşırtıcı mı? Hayır.

Ama daha sonra Columbus’un keşfi bu mottonun canına okuyunca, Tanrı’nın kuşatıcılığıyla ilgili mevcut zihinlerin kafasında şüphe oluşmuştur. Bu şüpheyi de küçümsememek gerekiyor: Yine kendi yaşamımızla düşünelim, bir an için bizim için en yüce değerin alaşağı edildiğini, onun aslında bizim diğerlerinden kayırdığımız yüceliği taşımadığını düşünelim. Bu yazıyı okurken arkasında sevgilisi uyuyan okuyucu eğer onu hayatının anlamı olarak görüyorsa, dönüp baksın, o aslında sandığı o değer değil; bir an için daha yücesini değilse de ötesini keşfetsin columbus gibi. Geriye ne kalır? İspanya’nın sadece eskimemiş aynı zamanda bir zamanlar ne kadar da gerçeği yansıtmayan bir inanışın neticesi olduğu anlaşıldığı için, komik duruma düşmüş olan, başlıktaki mottosunu düşününüz. Geriye ne kaldı? Keşfin gücü, var olan değerin etkisini yener. İnsanların genelde muhafazakâr oldukları, yeniliğe karşı geldikleri söylenir; ancak bu korumacı tutum, var olan değerlerin yüceliğe varan doğalarından kaynaklanmaz; ben sanıyorum ki, bu tutum insanın ötesine varamamamış olmasından yani defectus defector‘luğundan kaynaklanmaktadır. İnsan hem güdük (defectus= ötesini bilmiyor, başlıktaki mottoyu uyduruyor); hem de asi (defector= bu mottonun gerçekliğine inanıyor, bunun için savaşıyor).

Bu insanın, var olan mevcut durumun bir “öte” barındırmadığını kabullenişi, sık tekrarladığımız gibi, inançların ihtiyaçtan kaynaklanmasıyla alâkalı. İhtiyaç ortadan kalkınca, inanç da yok oluyor. Her ne kadar yerleşim imkânı bulunmasa da ötede 13 milyon kilometre karelik Antarktika’nın varlığı bile öte’liğe duyulan inançsızlığın kırılması adına önemli bir darbe olmuştur. Eğer kendi içinde huzura erememişsen, arzularını dizginleyememişsen; gidip yerleşmesen de, evinden daha iyi bir ev olduğunu bilmen, seni evinle mutlu kılmayabilir. Bunun gibi, değerini nec plus ultra görenler de, öte değerlerin keşfiyle kolayca ayartılabilir. Çift arasındaki aldatma böyle bir şey.

Ayartılamayanın ya da ayartılamaz olanın erdemi, kendi nec plus ultra‘sına duyduğu derin inancı yaşamsal ihtiyaç olarak bellemesindedir; ayartılabilen ise yaşamsallığını değerinden almadığını, değerlere yaşamsallığı kendisinin verdiğini kabullenmiş durumdadır. Baştaki duruma dönüyoruz: Motto yaşamsallığını, bu ikinci tip insanın değerinde olduğu gibi, insandan almıştır. Oysa sanki başlangıçta, İspanyollar gayet masumca “ne yani, ötesi varsa göster, yok işte nec plus ultra” demiş de, sonrakiler “nec plus ultrayız olum biz, adam olun lan” diye cıvıtmış gibi.

Cıvıtanın sebep olduğu gam yükü, cıvıtmayanın alnına yaşam çizgisi olarak ekleniyor. Bir kırışıklık, bir kırışıklık daha… Saç telleri beyazlıyor, iç organlar yerli-yersiz hareketleniyor, sinirler gevşiyor ya da gerginlikten kopuyor. Nec plus ultra‘sı “ipse” (kendisi) olmayan her insanın kaçınılmaz sonu, öte‘nin keşfiyle bir gün kendisinin de aşılabilecek bir sınır olduğunu keşfetmesidir. Kendisine dönmüş, kendisini nec plus ultra bellemiş ve bu yüzden başka sınırlara ehemmiyet vermemiş her kafa, zaman içinde saç tellerindeki beyazlığı da kıvançla karşılar. Çünkü o, bizzat saç teli gibi tümüyle kendisine ait şeylerle sınırlandığını ve ancak bu şekilde özgürleşebileceğini kabullenmiş şahıstır. Böyle kişinin nec plus ultra‘sı, bizzat nec plus ultra‘nın kendisi değildir.
Reklamlar

3 comments on “>Nec Plus Ultra

  1. ayşegül yüksel
    15/11/2009

    >Jimi, yazılarındaki ana anlamı çapraz ve alt anlamları bol çağrışımları ve bağlamları düşünerek okuyor ve her okuduğumda başka binşeye varıyorum işin kötüsü geri gelemiyorum :)Ardından gelecek konuya hiçbir ipucu vermeyen bir şekilde sürprizli yazdığın için artık "Kadınların ataerkil zihniyeti içselleştirmesi" konusunun 3 bölümde bittiğini anlıyorum.Şöyle bir yorum yazayım istiyorum.Eğer kadın için ataerkil zihniyeti içselleştirmek, ataerkil olmak sözkonusu ise kadının seçimi değil olsa olsa sığınağıdır diye düşünüyorum.Kadınların fikirlerini dinletmek için ya erkeksi ya da nerdeyse anaç davranmak zorunda kalmaları dünyayı yöneten erkek egemen çoğunluğunun kadını seçeneksiz bırakmasının sonucu. En ufak dekoltesi ile porno çağrışımına malzeme olan Merkel, konumunu korumak için erkekleşmeye nerdeyse hapsedilir. Ancak direkt porno girişimleri ile tanınan Clinton kadınlaşmaya gitmez örneğin. Hatta hanesine artı olarak bile yazdırabilir bunu. Zaten erkekler kadınları=organ değil de insan olarak görseler ve dünya yönetimine katsalardı bu kadar kötü bir dünya olmazdı. Çünkü kadınlar erkeklere göre gerek sezgi gerek doğurganlık ve his yönleri ile kadınlar extra donanımları olan varlıklar.Erkeklerin bilinçlerindeki güdük ve gelişmemiş yönleri bence bu.Asla da gelişemeyecekler. Bu arada "Nec plus ultra" her konuda mutlaka vardır. Biz şu an bilmiyor ,göremiyor veya aşamıyor, kendimizi sınırlıyor veya sınırlandırılıyor olabiliriz ya da şu an aramak hevesinde olmamış olabiliriz ama illa ki bir öte vardır. Çünkü, kainat sonsuz.

  2. jimi the kewl
    16/11/2009

    >Ayşegül, bu meseleyle ilgili toplam 5 ya da 6 yazı yazdım son iki ay içinde. Özellikle de intihar eden bir öğretim görevlisinin kadınlığının öne çıkarıldığı ve "kadın öğretim görevlisi intihar etti" gibi bir başlıkla haberinin yapıldığı bir ortamı düşünmeye çalıştım. O yazıyı da buraya alacaktım; ancak en basit açıklamayla "sıkıldım". Bulan bulsun, ekşi'den okusun. Erkek de hangi erkek, kadın da hangi kadın? Bunu bilmek mümkün değil. Bugünün erkeği, geçmişin erkeğinin ve kadının dünyasının bir mirası. Kalıtsal sanki, aşamayacağı duvarlar var. Bu bugünün kadını için de geçerli. O adam gazetenin internet sayfasına haberi geçerken öğretim görevlisinin kadınlığına vurgu yapmak zorunda; o öğretim görevlisi erkek olsaydı "Erkek öğretim görevlisi intihar etti" gibi bir haber olmazdı. Kulağı ve gözü tırmalardı bu. Ama "Kadın öğretim görevlisi" tabiri rahatsız edici olmadı; bundan bahseden başka bir yazı okumadım, kendiminkinden başka; buna takılan bir insan evladı görmedim. Çünkü herkes bu oyunu, kendisi de bir parçasıymış gibi oynuyor. Ünlü feministler de bu oyunun birer parçası, "beyim bilir" diyenler de.Erkeklerin bilinçlerindeki güdüklükten bahsetmişsin,ben daha öteye giderek insanlığın güdüklüğünden bahsediyorum. Kısmet olursa, ölmezsem veyahut başka bir şey olmazsa, seneye bu vakitler "Güdük Asi'ye Doğru" başlıklı ilk çalışmamı yayınlamış olacağım. Az biraz yazılarımı takip edenler bilir, "Defectus Defector" adını verdiğim, Türkçesiyle "Güdük Asi" tipi insan işte tam buradaki "yavşak"lıkları örnekler. :)Doğru kelime yavşak, evet.

  3. ayşegül yüksel
    18/11/2009

    >Ekşisözlükteki o entry'ni ben okudum sonra hayvan aradan bile bulamadım , bulsam link verecektim neyse meraklısı bulursa çok güzel tespitler vardı.. Tek senin yazdığın konu olması çok manidar. Konuya ve resme sen tabi herzaman ki gibi daha bütün bakarak "insanlık" demişsin çok da haklısın. Ayrıca , aman allah korusun ölme, sayın bilgi pınarı sana uzun ömürler cam gibi bir zihin ve bol kitap yazacak enerjiler dilerim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 15/11/2009 by in Felsefe - bilim, Genel, Latince üzerine and tagged , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: