C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>S. Huntington’dan bugüne dönük iki değerlendirme

>

Medeniyetler Çatışması düşüncesini insanlıkla paylaştığından beri tartışılan bir isim S. Huntington. Aşağıda bugünün Türkiye’sini ilgilendiren iki tespitini okuyacaksınız; ilk tespit ziyadesiyle evrensel bir nitelik taşıyor gibi duruyorken, ikinci tespit doğrudan Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Oysa ilk tespit de mevcut iktidarın “Kendine müslüman” dürtüsüyle hareket eden “Kendine demokrasi” anlayışıyla alâkalıdır. Türkiye’deki normalleşme/normalleştirme sürecinin bir parçası olarak atılan adımlar (Kürt açılımı, Ermenistan açılımı, Suriye açılımı, Kuzey Irak açılımı vb.) umut verici olmakla birlikte, açılım sahibinin yani hükümetin, ancak intikamcılarda görülen, belli bir tarafa (Kemalistler/Atatürkçüler/Ulusalcılar?) yönelmiş kinci okları açılımların samimiyetini düşündürtüyor.

Canım, üzümünü ye bağını sorma” diyebileceğimiz bir durumda da değiliz, zira Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ileride başka hükümetlerin başka bir açılımla düzeltmek zorunda kalacağı başka sorunlara yol açıyor olabilir; böyle bir ortamda birileri mutlaka kendini “dışlanmış/ötekileştirilmiş” hissedecekse, bunlar cumhuriyetin kurucu iradesine gözü kapalı bağlı kişiler olmamalı, diye düşünüyorum. Kurucu irade ve kurucu “Ata” tabusunun aşılması yönünde Ekşi’de çok klavye oynattım; ancak bu, Ata mitosu yerine bir “mütedeyyin” mitosunun beslenmesi gerektiği, anlamına gelmemeli. Kimse idollerini mağarasından çıkarmakla yetinmesin, kendisi de mağaradan çıksın. Kimse sadece kendi idolü bakî kalsın diye diretmesin, açılıma destek verilecekse herkes bir ucundan tutsun, muhalifler ya da öc alınacak olanlar günah keçisi ilan edilmesin. Açılımla kucaklananlar, neden bu vakitte kucaklandıklarını da konjonktüre bakıp anlamaya çalışsın.

Metin Üzerinde Çalışmalar:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16982381
http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2009/oct/30/1989-capitalism-in-crisis-perestroika


I.

“…İstikrarlı bir demokrasinin, gücün paylaşımında büyük değişimlere yol açan hoşgörüye sahip, düşüncelerin çeşitliliği ve düşüncelerin açıklanmasına izin veren demokrasiye yardımcı olan ve sıcak bakan bir kültürün üzerine bina edilebileceği aşikârdır. Daha da önemlisi demokrasiye inanan bir topluma sahip olmanız gerekir. Bir demokraside, iktidarı elinde tutan grup, seçimler sonrası iktidarı diğer bir gruba devredip ofisten çıktıktan sonra kendini güvende hissetmeli, tutuklanmayacağı, vurulmayacağı v.s. bilgisine sahip olmalıdır. Görevi bıraktıkları zaman zahmet çekmeyecekleri, hatta daha rahat edecekleri yönünde bir nevi güvenceye sahip olmalıdırlar. Bence bu nokta, demokrasinin çalışması bakımından hayatî önemi haizdir ve Üçüncü Dalga adlı kitabımda, iktidarın iki defa seçimle iki parti arasında el değiştirmesinden sonra bir demokrasinin istikrara kavuşacağını yazdım. Çünkü, bu iktidarı bırakmaya ve muhalif gruba devretmeye istekli liderlere sahip iki farklı grubun olduğunu gösterir…”

II.

Atatürk’ün başlattığı süreçten geçtiği ve İslâm’dan uzaklaştığı için Türkiye’nin demokrasi ve ekonomik kalkınma yolunda birşeyler yapabildiğini düşünüyorum. Şunu daha açık ortaya koymama izin verin; burada hiçbir kimse için, hiçbir İslâm devletinin avukatlığını yapmıyorum. Sizin de söylediğiniz gibi, kadınların katılımı sağlanmadan demokrasiden bahsedilemez. Hatta Türkiye’de kullandığınız İslâm’a dönmek deyimini bile kullanmıyorum. Türkiye öyle bir dönemden geçiyor ki demokratik gelişimi İslâm’la barıştırabilecek bir modeli oluşturabilmek için çok uygun pozisyona sahip tek ülkedir. Çünkü Türkiye yine de bir Müslüman toplumdur, insanlar bu ülkede kendi geleneklerine sahiptirler. Bu Fransızlar’ın kendilerini Katolikler’e adadıklarından daha fazla, Türkler kendilerini Müslümanlar’a adamalıdırlar demek değildir. Fakat buradaki nokta, bir toplum için İslâm kültürü içinde de demokratik olarak ekonomik gelişmenin sağlanabileceğini ispatlayan bir model inşâ etmektir. Şimdi Türk kültürünün bir Anadolu kültürü olduğu ileri sürüldü. Türk kültürünün kendine has birçok unsuru var ve Türkiye ile Suudî Arabistan arasındaki farklar konusunda söylenenleri de anlıyorum. Kısa bir süre önce, İslâm ve Batı konusunda konferans vermek üzere Riyad’da bulundum. Bir otelde balo odasında 1200 kişilik bir topluluk vardı ve hepsi erkekti. Kadınlar yukarıda bir yerde, konferansı televizyon ekranından izliyorlardı. Üç gün kaldığım devlet otelinde hiç kadın görmedim. Amerikan elçiliğinin dışında gördüklerimin tamamı da peçeliydi. Farkları çok iyi biliyorum ve hiçbir toplumu Suudî Arabistan’a benzeme konusunda zorlamıyorum. Bununla birlikte, insanların bakış açıları, yaradılışları ve ortaya koydukları değerler arasındaki farkların büyük olduğunu da düşünüyorum. Doğu Asyalılar bunu şiddetle vurguluyorlar ve emin olun evrensel değerlerin var olduğu konusunda da sizinle hemfikirim. Ancak her kültürün, her medeniyetin kendi değerlerinin evrensel değerler olduğunu zannetmesinin büyük problemlerden biri olduğuna inanıyorum. Ve bu kesinlikle doğru, diğerlerinden çok Batılılar için bu daha doğru, doğru yol budur, bunu neden kabul etmiyorsunuz, sizin ne sıkıntınız var, neye inanıyorsanız öyle davranmanız gerektiğini bilmiyor musunuz, bizim yaşadığımız gibi yaşa diyerek Amerikan tarzı hayat veya Batı tarzı hayat çevresinde dönüp duruyoruz.

Ve yine bence, geçen Mart’ta, Bangkok’ta Avrupa hükümet liderleri ile Asya hükümet liderlerinin katılımı ile yapılan toplantıda, Malezya Başbakanı’nın Chirac’a, Kohl’e, Majör’a ve Avrupalı liderlerin karşısında yaptığı konuşmada, Avrupa’nın değerleri Avrupalı değerlerdir, Asya’nın değerleri evrensel değerlerdir demesi anlamlı olmamıştır. Başbakan yanılıyordu, bütün kültürlere yabancı olan değerleri geliştirmeye çalışan insanların ancak evrensel olduğunu düşünüyorum, gelecek yıllarda kültürler ve medeniyetler çeşitliliğine sahip bir dünyada, bazı değerleri evrenselleştirmeye uğraşmak yerine, kültürlerin ve medeniyetlerin sahip oldukları ortak değerleri, Konfüçyanizm, İslâm, Batı medeniyetleri ile Hristiyanlık arasındaki müşterekleri keşfetmemiz gerektiğine inanıyorum. Ortak nelere sahiptirler; farklar olacağını kabul ederek bakıldığında çok fazla müşterek değerlerin olduğu görülecektir ve eğer gelecek yıllarda makul ve huzurlu bir dünyaya sahip olmak istiyorsak, bu müşterekleri vurgulamak ve geliştirmek zorundayız.”

Salı Konferansları (içinde), çeviren: Sadrettin Karahocagil, Sermaye Piyasası Kurulu Yayınları, Ankara, 1997, ss. 227-243

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: