C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Yoğunlaşmaya yoğunlaşma Üzerine

>

Uyuşturuculuğu kendisinde olan çözümlerden biri. yönelimi nereye doğru olursa olsun, bu böyledir. İnsan kafa karışıklığının bedelini kendini uyuşturmaktan çıkarır; bunun için de alabileceği en sağlıklı ilaç yoğunlaşmadır. Peki, nereye yoğunlaşma? Yoğunlaşması gerektiği yere. Kimi zaman yoğunlaşma ihtiyacının bir dehliz olduğunu kavrarız, bir nevi kafayı kuma gömme. Kimi zaman yitim öylesine yük olur ki, ardından yoğunlaşılan obje de anlamını yitirir; “olabilecek durumlar içinde en iyisi buydu, acı ama gerçek” ya da “zaman en iyi ilaçtır” gibi alternatif teselliler ağır bir sırt çantası içinde kendi sorunlarını bindirir. İnsan, yoğunlaşmanın da kendisinden kurtulabilecek alternatif bir yoğunlaşma bulmak durumunda; insan iç içe geçmiş yoğunlaşmalarla yaşamını geçirmeli böyle bir durumda. Zira içinde bulunulan durum ne kadar “en iyisi” olursa olsun ya da zaman ne kadar en iyi ilaç olursa olsun, eninde sonunda bunların böyle olduğunu anlamadığımız müddetçe her şey, olabilecek olanın en kötüsüdür.

Bütün bunları niye anlatıyorum? Yoğunlaşmada bir etik telâş olduğunu düşünüyorum; insanın yoğunlaşmaya duyduğu ihtiyacın onda bütün “onu o’nluktan çıkaran” heveslerin kırıntılarını görünmez kıldığını düşünüyorum. Yoğunlaşmanın esasında aslında bir iç-özlem, iç-duyuş vardır. İçine özlem duyan ile içini duyumsayan ancak yoğunlaşabilir; çünkü yoğunlaşma kendi yasalarını yoğunlaşılan objenin niteliklerinden çıkararak bir etik telâş durumu meydana getirir. Bu dehlize girerek çileden sıyrılabileceğini düşünen insan da başka bir çilenin ortasına düşerek, bir nevi yoğunlaşmanın içerdiği anlamla bütünlenir. Yitimlerinizi düşününüz, bildiğiniz yitimler, bilebildikleriniz… Herbiri sadece farklı yoğunlaşmalarla üstesinden gelinen pathos kırıntıları gibidir. İnsan fazla kederlenirse ya da fazla mutluluğa kapılırsa yoğunlaşamaz; daha doğrusunu söyleyeyim, insan pathos’un kırıntılarına yoğunlaştığı müddetçe benliğinin farkına varır. İnsan aşırı duygulanımlarla insanlaşıyor. Oysa Stoacı bilge idealinde geçtiği gibi, aşırılıktan uzaklaşmanın doğasında insanlıktan çıkıp bir tür üst-insanlığa varışın yapıtaşı bulunur. Böylece yitim üzerine, alternatif bir yoğunlaşma durumu içinde olan birey, aşırılığa karşı aşırılığı ilaç olarak kullanır.

Yitim karşısında, yoğunlaşmaya karşılık yoğunlaşmamayı seçebilecek ölçüde dirençli olabilmek yitimi de ortadan kaldırır. “Bundan sonra kendimi x’e vereceğim” demenin en iyi açıklaması, bu durumun aslında -göz göre göre- dirençsizliğin kabulü anlamına gelmesi üzerinedir. Aşırı mutsuzluğa karşı aşırı uyuşturulmayı seçmeyecek kadar dirençli olabilmek! Çile, çilelenmenin (yani çileyle yoğrulmanın, cilalanmanın) çilesidir. Çile, iki yönlü bir neticedir: Hem yoğunlaşmanın neticesidir, hem de yoğunlaşmaya karşı dirençli kalabilmenin neticesidir. Yoğunlaşmak ve yoğunlaşmaya direnmek, ikisi de çile paydasından mustarip. Hangisi daha tahribat bırakır, onu da zaman gösterir.

Not: Bu yazıyı ilkin Ekşi Sözlük için yazdım:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=yo%C4%9Funla%C5%9Fmak%2F%40jimi+the+kewl

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 22/07/2009 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , .
%d blogcu bunu beğendi: