C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>P. Feyerabend’ın vardığı yer

>…

Otuz beş yıllık akademik kariyerimi, neredeyse askeri hizmetimi unutmuş olduğum kadar çabuk unuttum. Daha beş yıl öncesine kadar biri Avrupa’da, öteki Kaliforniya’da olmak üzere iki akademik kurumda ders verdiğime; onun biraz öncesinde aralarında Yale de olmak üzere dört üniversitede kadrolu çalıştığıma ve başka teklifleri kabul etmenin kurullara değil, bana bağlı olduğuna inanmak zor geliyordu. Hâlâ bu işe ilk girdiğim zamanki gibi meslek ve karakter açısından belirsizim ve röportajcıların bana sanki bir kâhinmişim gibi fikirleri şekillendiren, önemli akımların, eğilimlerin, kurumların dostu ya da düşmanıymışım gibi davranmalarına şaşıyorum. Yazılarım bile beni şaşırtıyor. Bunları gerçekten ben mi yazdım? diye soruyorum kendi kendime. Hem de neredeyse kusursuz bir Amerikan İngilizcesiyle.

Sonsuz bir özgürlük hissettiğim zamanlar oluyor. Şimdi hiç değilse ders programı ve idari kuralların engeli olmadan eğilimlerimi takip edebilirim. Başka zamanlarda kararımdan pişmanlık duyuyorum. Sebeplerden biri maddi: Bir işin olması emekli aylığına bağlanmaktan daima daha iyidir. Ayıca benim eğilimlerim hiç kesin değil. “Özgür”üm evet, fakat bu bana bir yol gösteriyor mu? Sözde işim için haftada birkaç saat ayırmam daha kolaydı. Yine de doğru şeyi yaptığımdan eminim.

Eskiden olduğumdan biraz daha zekiyim; birkaç numara öğrendim, duygusal açıdan daha dengeliyim (gerçi bu denge hâlâ arzu edilecek çok şeye yer bırakıyor); kısacası hayata atılmak için on yıl öncesinden daha iyi bir durumdayım; fakat, iki eksik bir fazla, işin sonuna geldim. Beş yıl, şansım varsa belki on yıl. Bu bana engel olmuyor. Peki neden? Sonsuza dek yaşamak isteyeceğimden değil, yazılmadan kalacak olan önemli kitap ve makaleler yüzünden hele hiç değil, ancak Grazia’yla birlikte yaşlanmak istiyorum, çünkü bugün gençlik dolu yüzünü sevdiğim gibi o yaşlı ve kırışmış yüzünü de sevmek istiyorum, çünkü onunla gülüp onunla ağlamak istiyorum. Hayatımın geri kalan kısmı hakkında düşündüğümde dikkat çekmek için bağıran bu düşünceler bana sonuçta güçlü eğilimlerin olduğunu, bunların yalnızlık ya da entelektüel başarı gibi soyut şeylerle ilgili değil, canlı bir insanla ilgili olduğunu ve birini sevmenin ne demek olduğunu öğrendiğimi bana açıkça gösterdi.

Kesinlikle değiştim. Berkeley’deki işimde devam etmiş olsaydım değişmezdim. Çok dağılmış olurdum, pek çok kaçış yolum olurdu ve beni soğuk bir egoistten bir dosta, arkadaşa ve kocaya dönüştüren Grazia’yla geçirdiğim uzun günlerden yoksun kalırdım. Pek çok insan kendileriyle çevreleri arasına mesafe koyar. Batı uygarlığı bir bütün olarak insanları “bireyler”e dönüştürüyor. Ben benim, sen de sensin; birbirimizi sevebiliriz ama yine de ben ben kalacağım sen de sen. Kurşun geçirmez cam gibi tarafların kendilerine ait bir varlıklarının oluşu, duygu ve hareketleri kısıtlıyor.



P. Feyerabend, Vakit Öldürmek, Sf.166-167, Çev. N. Çatlı, Ayrıntı Yay., İstanbul 1997.

Reklamlar

5 comments on “>P. Feyerabend’ın vardığı yer

  1. Murat
    12/10/2009

    >Uçkuruna hâkim olamamanın başka bir açıdan görüntüsü imiş geldi bana. Ama Feyerabend'i hiç tanımıyorum. Ama ona göre "her şey mümkün" olduğuna göre bu da "mümkün!"… Sığ ve düz bir mantık değil mi? Ne diyeyim,mümkün! Onun hakkında her şeyi okuyup daha sağlıklı bir yorum yapacağım. Murat Alp Ataman.

  2. jimi the kewl
    12/10/2009

    >Uçkuruna hâkim olamama durumu Feyerabend için pek geçerli olmasa gerek; ömrünün son dönemindeki bir yönelimden bahsediyor burada. Dahası aynı eserindeki şu ifade ve ilmî yapıtlarındaki genel tutumu bizi farklı düşünmeye itmiyor: "Makale yazmak ve ders vermek başka şey, yaşamak başka şey diye hissediyorum ve öğrencilerime hangi mesleği seçerlerse seçsinler ağırlık noktalarını bunun dışında aramalarını öğütlüyordum." (Vakit Öldürmek, sf.170, Ayrıntı Yay., Çev.N. Çatlı, 1997)Ayrıca Feyerabend kadınlarla olan ilişkisinden bahsederken iktidarsız olduğunu da vurgulamıştır bu eserinde. Bu da uçkurundaki muhtemel gevşeklikle ilgili başka bir fikir verebilir.Mümkünat meselesi ise derin. Her şeyi mümkün görebilmek için, her şeyin mümkünat karşısındaki konumunu iyi belirlemek gerekir. Mümkünlüğün her şey nezdinde standardı olmaksızın, her şey ile mümkünlüğü eşitleyebilmek mümkün değilmiş gibi duruyor.

    • Murat Alp
      05/03/2014

      Korece’den, Çince’den, Arabça’dan Yunanca’ya henüz vakit kalmadı.
      Ama Feyerabend de aklımda.

  3. Murat
    13/10/2009

    >Esen olsun. "Ayrıca Feyerabend kadınlarla olan ilişkisinden bahsederken iktidarsız olduğunu da vurgulamıştır bu eserinde. Bu da uçkurundaki muhtemel gevşeklikle ilgili başka bir fikir verebilir." Oburluğun da dilin tad alma bölgelerindeki eksikliklerle,aşınmalarla ilişkisi olduğunu biliyor muydun? Bana kalırsa iktidârsızlık uçkuruna hâkim olamamanın başlıca nedenlerinden birisi,irâdesini ömrünün son dönemlerinde kaybetmesi de bu gerçeği değiştirmez. Ama dediğim gibi ben Feyerabend'i senden duydum,ukâlalık etmem beni her şeyden önce tutarsız kılar. İşim gereği Felsefe'ye olan ilgimi yeterince tâtmin edemiyorum.Ama Feyeraband'i tanımak için kitaplarını araştırmaya başladım. Onun hakkında okuyabileceğim her şeyi okuyup,uzunca ve daha sağlıklı bir yorum yapacağım. Ama önce Yunanca öğrenip Antikçağ Felsefesi okuyacağımdan tâhminî olarak bir 5-6 yıl sonra sağlıklı yorumumu göndereceğim bir biçimde…[1] Şimdilik,bilgi eksikliğim olduğundan -benim için- Wittgenstein Amca'nın dediği gibi "üzerine konuşulamayan konusunda susmalı…" Çalışmaya ve başarılara devâm… Esenlikler. M. Alp… 1:"Ciddiyim!"

  4. ttepecik
    28/11/2009

    >Bilim, tapılacak bir tanrı değildir. Ancak yobaz bilimciler, dünyalarını renkli göstermeye o kadar meraklılar ki, neredeyse kimlikleri ve hayat eksenleri, "kendilerinden olmayana" dönük eleştiri ve argümanlardan ibaret. O bakımdan cansın Feye' . Kıskananlar çatlasın. Özellikle de kuru sıkı mantıksal pozitivistler. Uçkuruna düşkünmüş! Bence düşkün olmayanlarda var bir hata. Wittgenstein, monoton, kuru, sade yapısından dolayı gider gay olabilir mesela. Feyerabend de hayatı dolu dolu yaşar. Living good is the best revenge.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 19/07/2009 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: