C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Nietzsche, savaş, ahlak, din, Marx, Proudhon ve en nihayetinde İdealizm

Hakkında güdük yazılar yazmaya meraklı olanlar, sağdan soldan edindikleri hap bilgileri “o şöyle diyor” “bu böyle diyor” diye ortaya atmaya bayılıyor. En nihayetinde bu “pos bıyıklı”yla alakalı olarak kaynaksız konuşmaktansa biraz derli toplu çalışma yapmaya ihtiyaç duymak gerekir; yoksa feşmekan abi şöyle dedi deyip onun hangi eserinde, hangi sayfasında hangi bağlam kapsamında bir çıkarıma varmış olduğunu es geçince pek bilgiliymiş gibi görünmek mümkün değil, önce bunu belirtmekte fayda var, ki boş yere database’in ırzına geçilmesin.

Konumuz: Nietzsche, savaş, ahlak, din, Marx, Proudhon ve en nihayetinde idealizm

Georges Bataille, Nietzsche ile Nasyonal Sosyalizm arasındaki ilişkiye dair şu temellendirmeyi gözümüze sokuyor: Nietzsche’de idealist ahlakçılık (idealist morality) yerilir; buna binaen merhamet (kindness) ve acıma (pity) duygusuyla alay edilir; insan hissiyatında gizlenen zayıflık (unmanliness) ve hilelik (pretense) göz önüne konulur.

Buraya kadar bir sorun yok, ancak bundan sonra Nietzsche’de evvela Proudhon ve Marx‘ın düşüncesinde olduğu gibi savaş olgusundaki faydalılığın görülmesiyle birlikte onun tümüyle Adolf Hitler’in düşünce dünyası için bir genesis oluşturması durumu iyi analiz edilmeli. Bunu da başkaların değil bizzat Nietzsche’nin kendi metinlerinden çıkarıyoruz. Temelde çok daha geniş bir sahada incelenmesi gereken bir ahlak eleştirisiyle karşı karşıyayız. Nietzsche’nin savaşta faydalılık görüşüyle, Marx’ınki aynı değildir.

Sonuç aynı gibi görünse de varış aynı değildir. Pos bıyıklı’da “bilmiyoruz kendimizi, biz bilenler” görüşü hakimdir; yani “kendimizi anlamıyoruz, yanlış anlamak da zorundayız kendimizi… kendimiz için hiç de ‘bilen’ değiliz…” Kendisini ve kendisi gibi olanları henüz bilemeyenlerin ahlakı yerilir Nietzsche’de; Marx’ta ise yolu ve izi belli bir aşamalar bütününü temsil eden insan en nihayetinde “kendini bilme” bilincine varmış durumdadır, o halde insanın buradaki ahlaklılık durumu toplum açısından değerlendirilmeye muhtaçtır. bir tarafta bireysel, diğer tarafta toplumsal ahlak eleştirisi ön plandadır. Aradaki farklılığa dair komünizm idealinin iyi anlaşılması gerek: Heine‘nin Deutschland adlı şiirine bakalım:

wir wollen hier auf erden schon
das himmerlreich errichten.
(cenneti burada; güzel yeryüzünde kurmak istiyoruz.)

Burada komünizm, meleklere yaraşır erdemlerle donanmış ve gövdelerinden sıyrılmış erkek ve kadınların hıristiyan cenneti değildir. İnsanın kendisinin hizmetinde olan bir toplumsal insanlık örgütlenmesidir [3]. Buradaki toplumsal örgütlenme bilinci savaştan yararlanmayı manalı kılar; oysa Nietzsche’de (Hıristiyanlığın meleklerini ve cennetini dışlama hususunda aynı tutumda olmakla beraber) “kan hayattır” düsturu bireyin -özneye özgü kurama göre- bireyleşme idealinin bir gereği değildir, toplumsal yan da hiç yoktur. Onda. Zaten Nietzsche’de üstün-insan dileği ile Marx idealinin gerektirdiği toplumsal ilerleme düşüncesi örtüşmez. Birinin üst iyisi (summum bonum) diğerinin köküne dinamit koyar, zira birinin üstün insanı diğerinin üstün-ideal toplumda yaşayamaz. Jean Condorcet ve Johana Herder gibi insan aklının, bilimin ve bilgi yaygınlaşmasının, ilerlemenin temeli olduğunu öne süren 18. yy. aydınlanmacıları için başlı başına “ilerleme” neyse nietzsche için o “yok”tur. Burjuva sosyolojisinin kurucusu Herbert Spencer ve Auguste Comte‘un toplumsal ilerlemeye inanış amaçları da Nietzsche’nin düşün dünyasına sığmaz. Şimdi gelin bir de hepsi için kan dökmenin ortaklığından söz edin. Nietzsche gibi Yunan mucizesini Sokrates’le bitiren bir zihin için platon sonrası bütün felsefe ve düşünce tarihi çekiçle yıkılabilecek durumdaysa o halde onun savaşı tümüyle biçilmiş ideallere karşıdır. Marx ve diğerleri gibi mücadeleyi en nihayetinde bir ideale bağlayamaz, zira üstün insan idealinin niteliği temelde idealler ötesinde olmasıdır, Nietzsche şöyle diyor:

“(İdeallerin nasıl üretildiğinin gizine bakarak) hiçbir şey görmüyorsam da, epeyce iyi işitiyorum. Her köşe bucaktan, sakınan, sinsi, baygın bşr fısıltı yükseliyor. Sanki biri yalan söylüyormuş gibi geliyor bana; her seste tatlı bir yumuşaklık var. Zayıflık, sahte bir dönüşümle kazanç olarak anlaşılıyor, kuşkusuz- işte tam da sizin dediğiniz gibi.” [4] İdeallerdeki bu güdüklüğe karşi savaşa dair Nietzsche’nin yine şu sözü sağlam bir temel / haklı neden oluşturur: “İnsan bütün her şeyde öylesine alçakgönüllüdür ki!” [5]

Alçakgönüllü insanın en büyük saplantısı da dindir. Zira statüsündeki alçaklığı Tanrı’ya, kutsallığa bağlama gereği duyduğunda, beri yandan kendisine biçilen idealin de nesnesi olmuş olur. Nietzsche’nin hem dini hem de dinsiz ahlakçılık eleştirisi ile Proudhon gibilerinin din ahlakçılığı eleştirisi bir değildir. Proudhon, din dışı veya dinsiz olduğunu söylemiyordu, o “din düşmanı” olduğunu söylüyordu. Ona göre gerçek ahlaki tutum, dine karşı savaş açmaktan geçiyordu [6]. Burada saldırının, hücumun hedefi dindir. Dinin afyonluğu pek bildik bir söyleme dönüşmüştür bu yüzden. Dahası A. Selçuk Emre’nin çıkarımı da haklıdır: Aynı kökten gelen Paul Laferque ruh fikrini ve ahiret inancını vahşilere yakıştırıyordu, oysa bazı tarihi materyalistlere göre din burjuvazinin dayandığı kurumdu, dinsizlik proleterya arasında gelişmişti. O halde vahşiler de burjuva mı idiler? Yoksa burjuvazinin dini ile vahşilerin dini mahiyetçe farksız mıdır? [7] Nietzsche’nin hedefinde ise idealist ahlaktan kaynaklanan tutumlar bütünü vardır; vahşinin veya vahşi olmayanın idealist tutumunu önemseyerek, ona binaen bir savaşla meşgul olmaz. Ona göre insan dinin de içinde bulunduğu tüm idealist ahlak tutumlarının egemen olduğu dünya yerine “ben”i öne çıkarmalıdır. Filozof/felsefeci üzerinden şöyle diyor Nietzsche:

“Felsefeci onda en yüksek, en cesur tinselliği ve gülümsemelerin en iyi koşullarını görür – ‘varlık’ı yadsımaz, aksine kendi varlığını ileri sürer, yalnızca kendi varlığını; belki de şu taşkın isteğinden uzak düşmeyecek ölçüde: pereat mundusfiat philosophiafiat philosophusfam!” [8]

Bu bağlamda sürekli yenilenen değerler, idealler bütününden söz edebiliriz pos bıyıklı’nın düşün dünyası kapsamında, şöyle diyor:

“Her dinin ve ahlakın tabanında duran temel ölçü şudur: ‘bunları yap, bunları bırak- böylece mutlu olacaksın! aksi halde…’ her ahlak, her din bu buyruğa dayanır – ben bunu usun büyük, temel bir günahı sayıyorum, ölümsüz bir çılgınlık… Kural olarak onun erdemi mutluluğunun sonucudur.” [9] Bana kalırsa insanın kendisini tanıyamadığı statüde kaldığı müddetçe en büyük ahlakçı olduğunu da anlayamayacağı -belki de bu nietzsche’nin kendini koruma yöntemidir- aşikardır. Nietzsche “bunları yap, bunları bırak”tan (iyinin ve kötünün) ötesine geçebildiği için, kendisini tanımayan insanlar tarafından nihilist veya anarşist olarak değerlendirilmişti. Kendisi hakkında yapılan kritiklerde en büyük inançlı ile en büyük inançsız arasında gidip gelmeler yaşanıyor olması da zaten “ötedeliğini” gösteriyor. Onca, savaş ideallere karşı; savaşçı da ideallere boğulmuş totus mundus’a karşı özgür kalabilen, “ben”ini ayakta tutabilen!

“Özgürlüğün ne olduğunu ortaya koyan savaş! … Özgür insan savaşçıdır!” [10]

Notlar:

1. Georges Bataille, On Nietzsche, s.161, Continuum International Publishing Group, 2004.
2. F. W. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne, sf.25, çev. Ahmet İnam, Say yay., 2. baskı 2004.
3. V. Kelle – M. Kovalson, Tarihsel Maddecilik Marksist Toplum Kuramının Ana Çizgileri, sf.149-150, Öncü Kitabevi, 1978.
4. F. W. Nietzsche, Ahlakın…, sf.54, 2004.
5. F. W. Nietzsche, Ahlakın…, sf.56, 2004.
6. A. Selçuk Emre, Marksizm Yargılanıyor, sf.102, Berekat Yay., 4. baskı 1978.
7. A. Selçuk Emre, sf.103, 1978.
8. F. W. Nietzsche, ahlakın…, sf.113, 2004.
9. F. W. Nietzsche, Putların Alacakaranlığı, sf.48, çev. İsmet Zeki Eyuboğlu, Say yay. 2. baskı 2004.
10. F. W. Nietzsche, Putların…, sf.100, 2004.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: