C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>"Provehimur portu terraeque urbesque recedunt"

>
Virgilianus Aeneas demiş bunu, gözünü seveyim böyle bir söylemin, Vergilius’un Aeneas’ı yani, demiş ki: “Yelken açıyoruz limandan; karalar, kentler uzaklaşıyor ardımızdan” (Vergilius, Aeneis III.72 : http://picasaweb.google.com.tr/…5244329224000056610)

Bu dize niye başlık oldu? Şu yüzden efendim: Nicolaus Copernicus, De Revolutionibus Orbium Coelestium‘unda dünyanın (“terra“) statikliği ve koca evrenin (“totus mundus“) onun etrafında döndüğü savını eleştirirken bu dizeyi kullanıyor ve diyor ki “Evrenin sonlu mu yoksa sonsuz mu olduğunu fizikçilerin tartışmasına bırakalım ve dünyanın belirli kutup noktalarıyla, küre şeklinde olduğunu kesinkes kabul edelim. O halde sınırları bilinmeyen ve bilinmeyecek olan evrenin tümünün, dünyanın çevresinde kaymakta olduğunu düşünmek yerine ona, küresel şekline uygun olarak, bir devinim yakıştırmaktan neden imtina edelim; neden onun günlük dönüşünün göklerde sadece bir görüntü (apparentia), yeryüzünde ise bir hakikat (veritas) olduğunu açığa vurmayalım?… Gemi dingin bir şekilde ilerlerken dışarıdaki her nesne, hareketin imgesinden ötürü gemidekilere deviniyormuş gibi görünür; hatta gemideki her şeyin öylece durduğunu da düşünürler. Benzer şekilde dünyanın deviniminde de sanki tüm evren, onun etrafında dönüyormuş gibi sanılabilir.” [1]

Buradaki temel deveran sistemi, Aristoteles’inkidir. yani Copernicus bu noktada eski geleneği sadece bir değişiklikle sürdürmektedir. Tıpkı Vergilius’un dizesinde hareket eden geminin içindekilere, arkada kalan kara parçalarının ve kentlerin uzaklaşıyormuş gibi bir izlenim vermesinde olduğu gibi dünyada yaşayanlar için de dünya sabit, onun dışındaki her şey hareketliymiş gibi görünmektedir. Aristoteles ve Ptolemaios’un dünya merkezli devinim kabulüne burada Copernicus’un getirdiği yenilik sadece dünyayı merkezlikten çıkarıp yerine güneşi koymasıdır. Buradaki asıl vurgu da şuradadır: evrenle birlikte, merkez olacak özdeğin ister dünya ister gökler ister güneş olsun, şekli küredir. hareket tarzı da dönme şeklindedir.

Hazır konuya girmişken devam edeyim, zira yazı/@jimi the kewl entirimde dediğim gibi şimdi biraz boyama işlemine girişmiş olayım. Göksel cisimlerin deveranı mevzusunda Thomas S. Kuhn‘un belirttiği gibi doğal yerinden ayrılan bir özdek parçası (evrenin merkezi), doğrusal bir devinimle doğal yerine doğru dönerken aynı zamanda kendi küresiyle birlikte dönmeyi de sürdürecektir. bu kuram alabildiğine uyumsuz olup özgün de değildir. bu kuramı bizzat copernicus bulmuş olabilir, ancak aristoteles’e yönelttiği eleştirilerin temel öğeleri de kendi devinim kuramının birçok temel öğesi de kendisinden önceki skolastik yazarlarda, özellikle de nicolas oresmus‘da bulunabilecektir. yalnızca oresmus’un daha sınırlı olan sorununa uygulandıklarında, daha akla yakın olurlar. [2] tabi buradan çağların bütünlük oluşturduğu ve her düşün devriminin aslında geçmişten beslendiği sonuçları da çıkarılır. vergilius’un şiirinden bir dizeyi heyecanla okuyor copernicus, aristoteles’in dünya sistemini tümüyle alıp dünya yerine güneşi koyuyor. güneş artık alelade bir yıldız değildir, o spesifik nitelikleriyle bambaşka bir özdektir. eskiden dünyanın sahip olduğu parlak imaj artık güneşe geçmiştir; kilisenin başından beri aristoteles ve ptolemaios’un dünya merkez sistemini savunmuş olması da şununla alaklıydı: parlak bir imaja sahip dünyada yaşayan insanların tanrı’nın yaratmış olduğu en seçkin yaratıklardır. eğer insanlar tanrı’nın yaratmış olduğu akıllı canlılar olarak yüce değillerse, bizim o tanrı’ya inanmamızın gereği ne olacaktı? o halde dünya her şeyin merkezi, insan da dünyanın merkezi olmalıydı. işte bu silsile yıkılınca geriye kala kala atlas deneyi ve onunla kıyametin kopacağına inanan akıllı yaratıklar kaldı, onlar da kendilerini evrenin küçük merkezleri olarak görme eğilimini sürdürdüklerinden, kimi bilim adamları doğayı ve doğal fenomenleri anlamaya çalışırken, kendilerini bu akıllı mı akıllı yaratıklara ispat etme gereğini duyarak medya ordusunu deneylerine seyirci olarak çağırdılar. sonuçta tanzanya’da kimi gazetelerde dünyanın çeşitli yerlerindeki depremlerin, söz konusu deneyin başladığı güne denk gelmesi kuşkuyla karşılandı. neyse konu fazla dağıldı. gidiyorum.

notlar:

[1]. de orb. i.8: “sive igitur finitus sit mundus, sive infinitus, disputationi physiologorum dimittamus: hoc certum habentes, quod terra verticibus conclusa superficie globosa terminatur. cur ergo haesitamus adhuc, mobilitatem illi formae suae a natura congruentem concedere, magis quam quod totus labatur mundus, cuius finis ignoratur, scirique nequit, neque fateamur ipsius cotidianae revolutionis in caelo apparentiam esse, et in terra veritatem?… quoniam fluitante sub tranquillitate navigio, cuncta quae extrinsecus sunt, ad motus illius imaginem moveri cernuntur a navigantibus, ac vicissim se quiescere putant cum omnibus quae secum sunt. ita nimirum in motu terrae potest contingere, ut totus circuire mundus existimetur. ”
[2]. thomas s. kuhn, kopernik devrimi, sf.256-257, 1. baskı 2007.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 11/09/2008 by in Eskiçağ üzerine, Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , .
%d blogcu bunu beğendi: