C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Tomris Uyar’ın "Tanışma Günleri / Anları" Adlı Eseri Üzerine


Deneme ile günce arasındaki farklılıkları bir türlü yerine oturtamayanlar için kavramları uzlaştırıcı nitelikteki bir
Tomris Uyar eseri.

Öyle ya Sosyal Yayınları‘nda gıcır gıcır haliyle satılmayanlar bölümünde kelepir fiyata müşteriye sunuluyor, kaçırmayayım dedim. Gerçi Can Yayınları‘ndan birçok eseri kimisi daha açılmamış poşetleri içinde kimisi de “açılmış ama açılmamış” bir şekilde hurdalığa çıkarmışlar aynı yerde. Belki de zamanında satmasına dair binbir umudun tutturulduğu ancak bir türlü istenen satış verimini sağlamamış yani “tutmamış” telif eserler, çeviriler içinde Malcolm Bradbury ‘nin her zaman merak ettiğim The History Man‘inin bir Türkçe çevirisiyle (Malcolm Bradbury, Tarih Adam, Çev. Mehmet H. Doğan, Can Yay.) birlikte evimdeki kütüphaneme taşıdığım eser oldu Tomris hanımınki.

Eserin yüzde 60 kadarlık bölümünü daha yoldayken bitirmiş olduğumdan, ilk okuma sürecinin 24 saati bile bulamayabileceğini anlamıştım. Öyle ya yatmadan önce ve kalktıktan hemen sonra geri kalan kısmın yüzde 20şerlik dilimler halinde okunmasıyla eserin üstesinden gelebileceğimi de… “Üstesinden gelmek”, “kitabı bitirmek” lafından ziyade kullanmaktan çekinmeyeceğim kalıptır bu: “Üstesinden gelmek”. Bir savaştır benim için kitap okumak, çoğu kere kitap okumayı sevmeyenlere zorla kitap okutulurken, onların yaşadığı ızdıraba benzemeyen bir savaş. Öyle bir savaş ki, o kitap sevmezlere dayatılan başka dünyaları bilmeleri gerekliliği gibi değil. Sadece alabildiğine bilgiyi içmek isteyip de -sonunda bilgi komasına girebilecek kadar- bu denli yoğun yaşadığımız günlerin üretime açık olmayan kısımlarına (eve dönüşler, uyumadan evvel, kalktıktan hemen sonra vs.) bu içimi yedirebilmek, işte mesele bu! bu yedirme hadisesi bana göre bir savaş. Kitabın üstesinden gelebilense muzaffer!

Şimdi geçelim savaşın objesine, Helena’sına, gayrı ihtiyari sebebine. Ünlü öykü yazarı ve çevirmen Tomris Uyar başta da belirttiğim gibi günceyle deneme arasında seyreden bu eserinde 1989-1995 yılları arasındaki yazılarını sunmuş okuyucuya. İlginçtir, her yazının başında ne zaman yazıldıklarına dair bir bilgi yok. İlk başta dikkatimi çekmişti, sanki yazılar belli bir kronoloji izlememiş, karmakarışık bir sıralamayla kitapta yerlerini almışlardı. Daha sonra (kitapta başka okunacak yer kalmayınca maalesef) kitabın arka kapağında aradığım cevabı bulabilmiştim!

“…Bu kere, günleri tarih sırası gözetmeden sıralamayı denedim. Ne de olsa yılların önemi kalmamıştı; o yılları birlikte yaşadığım okur, yazıdaki bazı ipuçlarından tarihi kestirebilirdi. Yoksa yaşadıklarımızı anımsatmamak daha büyük bir incelik mi olurdu? Arasıra düşünmedim değil.”

Uyar’ın dediği gibi gerçekten de yazılardaki ipuçları, onların tarihleri hakkında açık bilgi sunuyor okuyucuya. Ama hepsi için geçerli değil bu. Kimisi zamanın, tarihin, anıların çok üstünde. Geniş zamana yazılmış sanki. Ülkemizde anılarınızı yazdığınız vakit, değişime bağlı gelişimi böğrümüzde her daim hissedemediğimizden, geçmişte kalan değil tüm zamanlara ait bir şeyler karalamış oluyorsunuz ya, işte Tomris Uyar’ın o zamanki kimi dertleri hala günümüz için geçerli. Geçmişte geçerliydi, bugün de geçerli. Ama yazıldığı tarihi tomris uyarca ipuçlarla keşfettiğiniz yazılar içinde hem belli bir zamanın zincirleriyle, çivileriyle yerine çakılmamış -çarmıha gerilmemiş- olanlar da bu özellikleriyle sıyrılabiliyorlar. Örneğin Erkekçe Kadınlık ‘ta “…bugünlerde atanan başbakanımızın (Tansu Çiller‘i kastediyor) bir ‘değişim rüzgarı estirdiği’ni ilk kim keşfetti bilmiyorum, ama oldukça tutuldu bu laf. Her ne kadar rüzgarın poyrazdan mı, lodos’tan mı yoksa karışık yönlerden mi estiği belli değilse de. güzel, zarif, iyi bir eğitim görmüş genç bir kadının başbakan olması elbette sevindirici.” (sf.57) Gerçi kısmen ihtiyatlı davranıyor Tomris Uyar kısmen de enseyi karartmış görünüyor: “…her açıdan (maddi açı dahil) doygun sayılabileceğine göre büyük kişisel hırslara kapılmayacağı düşünülebilir, herkese açtığı kollarını arasıra ezilen kadınlara da uzatabileceği umulabilir. Yine de ben kişisel deneyimlerinden ötürü pek umutlu değilim.” Yakın tarihimiz Tomris Uyar’ın umutsuzlukta yanılmadığını gösteriyor. Umutsuzlukta yanılmamak!

Gerçekten de Tomris Uyar yukarıda örneğini verdiğim yazısında erkekçe kadınlığa dair konuşurken bu ülkenin insanlarının kadından veya kadınlıktan anladıkları -beklentileri- yüzünden kadınların belli mevkilere yükseldiklerinde her ikisi de çağdaş imgeler olmayan ya “bacı” denilen bir pamuk prenseslik ya da cücelere kök söktüren bir demir ladylikleri uğruna kadınlıklarından vazgeçecek büyüklükte bir değişime uğradıklarını söylüyor. Bu müthiş bir tespittir. Bu sadece Tomris Uyar’ın yazıyı yazdığı tarihe çivilenmiş bir tespit değildir, öncenin, şimdinin ve büyük ihtimalle -uyarca bir umutsuzlukla- sonranın da tespitidir. Tomris Uyar’ın eseri işte bu ve bunun gibi her döneme seslenen bir güncedir. Bence bu günceyi denemeleştiren önemli bir faktördür bu. Bir örnek daha vereyim, Ecnebi Tını başlıklı yazısında ise Türk halkının kafasındaki ideal siyasetçinin ideal konuşma stiline değiniyor. Ve diyor ki “Turgut Özal, yarım yamalak türkçesi ve yarım yamalak ingilizcesiyle halkın aradığı taze kandı; Demirel’in köy kahvesi söyleşisini abarttığı popülist dil, halka artık yakın gelmiyordu, halk ‘vizyon’ peşindeydi.” (sf.61) Bu tespitin yazının yazılma tarihine saplanmadığı açık, bunu şimdiki hükümetimiz sayesinde gerek başbakanlık gerekse cumhurbaşkanlığı makamlarından deneyimliyor, sağlamasını yapıyoruz. Günümüzde halkın peşine düştüğü vizyonsa başbakanın Kasımpaşalığına yedirilmiş (Radikal İki’de Ertuğrul Cenk Gürcan şöyle diyor: “…Kasımpaşalılık damarıyla çoğu zaman övünmekten geri kalmayan ve dolayısıyla devlet yönetimindeki birçok olumsuzluğa “damardan girmekten” bahseden Başbakanımız…” http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7887) Beyaz Saray görmüşlük karizması olduğundan değişen pek bir şey olmadığı da aşikar. Tomris Uyar’ın “…ilkin mecliste başlayan ‘dil kirlenmesi’ televizyon kanalları aracılığıyla topluma yayıldı” (sf. 61) ifadesi ise ancak günümüzde “…ilkin mecliste başlayan ‘dil kirlenmesi’ televizyon kanalları aracılığıyla toplumu öldürdü, artık mezar kazıcıların ingilizce konuşup konuşamadığı pek de önemli değil” ifadesine dönmüştür bana kalırsa.

Eserdeki yazılarından birine Yasaklar Yasaklansa başlığını layık gören Tomris Uyar’ın, söz konusu yazısında ise son günlerde yine gündemimizi oluşturan sigara yasağına o zamanlar bir kalem atmış görünüyor (el atmak‘tan esinlenerek ürettiğim bir deyim oldu) “bugünlerde toplu yerlerde sigara içenlere hapis cezası biçilmesini öngören bir yasa taslağının hazırlandığını öğrendim gazetelerden. Her ne kadar hızlı bir tiryakiysem de yanımda çaresiz bir bebek ya da kalp hastası varsa, sigara içmek elimden de gelmez içimden de. Ama uçakların sigara içenlere ayrılmış bölümüne kapağı atıp bizleri kötü kötü süzen sigara düşmanlarının yüzüne dumanımı keyifle üflemekten de kaçınmam… İşte bu da uygulanamayacak bir yasa. Bari sigara içmenin cezası idam olsaydı da devletimizin gücüne ve ciddiyetine inansaydık!” (sf.70)

Son örnekte Tomris Uyar’ın bu denli hoş ve asi bir şekilde dile getirdiği sigara yasağına karşı stavırda ilginç bir serin duruşluk var aslında. Öyle ki Tomris Uyar’la alakalı her daim anlatılagelen o insancıl asi ruhluluk eserde kendini hep hissettiriyor. O ki bir bebek ya da kalp hastası varsa, içinden gelmez sigara içmek; ama uçakta kendisine bu tiryakiliğinden ötürü bön bön bakanlara karşı alaycıdır, daha da tüttürür sigarasını. Kendi deyimiyle “sporun hiçbir dalına ilgi göstermemekle övünen aydınlardan” (sf.71) değildir o. Öyle ateşli bir Fenerbahçeliymiş ki bir zamanlar, hiçbir maç kaçırmaz, hepsine gider, ve sade bir gidiş de olmazmış onunkisi. Sarı buluz ve lacivert etek giyecek kadar renk estetiğine de düşkünmüş. (sf. 71) Ama artık (yazıyı yazdığı tarihte) “benim – senin, yerli – yabancı demeden … takıma değil oyuna taraftarım” diyecek kadar da partizanlıktan mücadeleciliğe yönelmiş. bokstan nefret etmesine rağmen tv karşısında parkinson hastası Muhammed Ali Clay’e “başka bir spor dalı denemeyi düşündünüz mü?” diye soran sunucudan o kadar çok nefret etmiş ki; “bokstan nefret etmeme karşın ‘Clay kalksa da şu herifin suratını dağıtsa!’ diye geçiriyorum içimden bana ne oldu? Clay’e üzülmek bana mı düştü? Yoksa insanların hainliği mi beni etkileyen?” (sf. 73) diyebilmiştir. Öylesine kızgındır aslında Tomris Uyar, ama bir o kadar da naif. Tepkili ama sessiz. Bu tavrı dizelerine bayıldığım şair Cemal Süreya’yla olan bir mevzusunda da kendini gösteriyor. Exupery‘nin Küçük Prens‘ini birlikte çevirdiği Cemal Süreya daha sonra bu çeviriyi başka bir yayınevinde yalnızca kendi imzasıyla yayımlatma isteğine karşı çıkmamış, bunu “…maddi koşulların baskısını bilmez miyim?” (sf.88) şeklinde karşılamış. Oysa ona göre “ortak çeviri, ikiye bölünemezdi… onu bölmek çeviri sırasında yaşanılan zor ve keyifli saatlere bir ihanetti.” ma sadece “olsun varsın!” (sf. 88) diyebilmiştir.

Tomris Uyar’ın Tanışma Günleri / Anları (1989-1995) adlı eserini okumanız gerekli değil, ama okunmamışlar (aslında satın alınmamışlar ya da satıcıyı/yayınevini tatmin etmemişler) reyonunda bulunan bu esere bakmadan bazı şeyleri anlayamazsınız. Örneğin değişimi. Geniş zamana yazan Tomris Uyar’ı ve geniş zamanın asiliğine, naifliğine sarfedilmiş cümleleri hala bazı şeylerin değişmemiş olduğunu hatta yakın bir tarihte de değişmemiş olacağını düşünerek tanıyabilmeniz, belki bir ölü zamanda, belki bir diri zamanda o bütünlükle savaşa giriştiğiniz savaştan muzaffer ayrılabilmeniz için belki de enseyi karartmamak uğruna “değişim” kavramının kendisini sorgulayabilmeniz için belki de gerekli eserlerden sadece biri bu. Daha savaşa girişilecek yüzbinlerce kitap sizi bekliyor, sizi, asileri ve naifleri.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: