C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>“Görende bu adamımozart sanır”

>


“Görende bu adamımozart sanır”

Cengiz Çevik

Nasıl? Çok mu rahatsız edici bir başlık oldu bu böyle? Ya da çok mu büyük bir “Türkçe katli” gerçekleştirmiş oldum? Ya ben space tuşunu bilerek hor kullanmışsam? Evet evet “Görende bu adamımozart sanır” ifadesi aynen okuduğunuz gibi içeriğiyle, kastettiğiyle sorunlu bir kafa yapısını deşifre etmesinin yanında, biçimce de gözlerimizi kör etme riskini barındırmaktadır (İfadenin baş kısmı, buraya alınan kısmı kadar beter, sizi temin ederim, zaten vereceğim linkten de göreceksiniz). Tabi bu durumda dahi anlamına gelen o lanet olası ekin ayrı yazılması gerektiğine ya da “adamı” ile “mozart” kelimelerini Musa’nın nehri ikiye ayıran o kutsal asasına benzetebileceğimiz space tuşuyla ikiye ayırmaya duyduğumuz ihtiyaca hatta bilmem kaç yıllık Mozart’ın neden “mozart” olarak yazıldığına anlam veremediğimize çok fazla takılmadan, başlıktaki ifadenin orjinal mekanını da bildireyim, 2007’nin son günlerinde gündemi biraz yakından takip etmiş herkesin, hakkında sürekli yazılar yazılmasından ötürü (o yazılara dair hoş bir derleme için Hakkı Devrim’in kalemine sığınabilirsiniz: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=242051 ) aşinalıktan gına gelmişliğe savrulduğu o iki ucu boklu değnek kıvamındaki tartışma konusunu da anımsamış olalım böylelikle: http://getir.net/dro (Bu sitedeki diğer yorumlar daha az beter değiller, ama onları da başkası otursun konu başlığı yapsın).

Vatan gazetesinin internet sitesinde yayınlanmış 17.12.2007 tarihli bir haberin başlığı şöyle: “Fazıl Say ‘giderim’ dedi, Batur’un ise bavulu hazır“ Son bir iki senedir gerek salt internet haberciliği yapan sitelerde, gerekse gazetelerin sitelerinde kamu vicdanını temsilen okuyucu yorumları köşeleri yer almaya başladı ya, kendini kamu vicdanının temsili olmaya aday olarak gören bir dünya insan evladı da karşısına çıkan her haberle alakalı bir şeyler söyleyebilme, yurtta ve dünyada olup biten her olayı yargılayabilme yetisini kendinde görünce belki gerçekten kendi ismiyle, belki gerçekten de kendi ismini oraya yazamayacak kadar da ürkekçe tercih edilmiş bir takma isimle kamu görevini yerine getirmeye başladı. Güzel ülkemizin her konuda fikir sahibi olan güzel insanlarından bir tanesi bu yargıçlık görevinden birinde başlıktaki ifadeyi sarfedivermiş tüm saflığıyla. Acaba burada gerçekten de benim bir anlık düşünme aktivitemin sonucunda bulduğum değer hükmü olan “saflık” geçerli mi? Bu gönüllü yargıcımızınkine safça yapılmış bir değerlendirme denilebilir mi acaba? Bu biraz kafamı karıştırdı, ben de biraz düşünmem gerektiğine karar verdim. E nasıl düşüneceğim? Tabi ki yazarak (birileriyle paylaşıldığından “sesli düşünme” bir nevi). İşte bu, yazıya koyuluşumun sebebidir, yoksa “bana ne” deyip geçmem de mümkündü, “herkes her şeyi düşünebilir, söyleyebilir, herkes her şeye inanabilir, inanmayabilir” kabulünden muzdarip olduğumu bildiğimden aslında pek de “ne yaptım ben böyle!” demeyeceğim bir yazı olacaktır bu.
Adamımız belli ki başlıkta kullandığım ifadesiyle Fazıl Say’ı kastediyor, öyle ya ne fol ne yumurta varken elin Mozart’ına değinmesi kadar manasız bir şey olabilir mi? Pardon adamımozart’a değinmesi! Konumuz bir piyanistse, değer ölçümüz Mozart’tır, her ne kadar onun eserlerini bir kez olsun bile dinlememiş olan biri için bile bu böyledir!Mozart veya adamımozart her neyse, o ünlü Alman bestecinin sanatı yani meyveleri hiçbir sınır dinlemeden Almanın, İtalyanın, İngilizin, Türkün odasında, kafesinde, okulunda, işyerinde, arabasında, mp3 playerında çalınmakta ya, hem de yüzyıllardır evrensel manada müzik denince akla ilk gelen birkaç isimden biri ya, şöhreti belleğimize işlemiş ya (gerçi bunun böyle devam edip etmeyeceği şüpheli. 2-3 yy sonra John Lennon veya Bob Dylan ismi için de benzer şeyler söylenebilir, efsaneler küflendikçe değerlileşir, bunun dışında mesele biraz da aktarıcılıkta; torunlarına Mozart’ın bestelerinden ziyade Dylan’ın Desire albümünü tanıtan dedelerin tersine göre çoğunlukta olacaktır. Ya da bakarsınız geleceğin müziği başka türlü olur, geçmişten tümüyle bağımsız ve kopuk, hayal ötesinin sınırlarına giriyorsak, ne söylesek “boş”tur, “yok”tur.) 1756 doğumlu 1791 ölümlü (“ölümlü” bu ifade de acayip kulağımı tırmaladı, bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz) bir bestecinin adı artık müzikte “summum” noktasıdır. “Summum” Latincede zirveyi gösterir, “summum bonum” derseniz, “en yüksek amacı” veya “en yüksek iyi”yi kastetmiş olursunuz. Yani müzikte “summum bonum” için Mozart’ı belirlemek az evvel bahsettiğim 1756 doğumlu bir bestecinin belleğimize bizden öncekiler tarafından yerleştirilmiş olmasından dolayı doğaldır hatta gerekendir. Gerçi içe kapanıklığın yüceltildiği, yerel değerlerin “öteki”lerin yerel değerlerinden üstün olduğunun ısrarla altının çizildiği memleketlerde, evrensel müzik anlayışı ya da meslek milliyetçiliği pek de umursanmayacağından, kendisinden ve kendisi gibilerden başka kimsenin anlamadığı beğeninin kendisi sırf bu yerellik niteliğinden ötürü dışa kapalılıktır, ayrıca bir tercih değil de, bir mahkumiyettir. Bu mahkumiyetin bize özgü trajedisi ise içinde yaşadığımız toplumun gerçekleridir. Öyle ya Urfa’da Oxford olsaydı, her bir Urfalı orada okumak isteyecekti. Zaten orada Oxford olsaydı “..biz mi okumadık” diye biten o muhteşem (!) açıklamanın kendisi de olmayacaktı. Toplumumuzun gerçeklerinden biridir bu: içeriğini bilmeden yarım yalamak aktarılmış olan bilgilere dayanarak, herhangi bir sorgu süzgecinden geçmemiş değer ölçüleriyle oluşturulmuş “summum bonum”larıyla yaşamaya çalışan, kendince bir fikir dünyası oluşturan insancıklarla dolup taşan bir toplum olmak!
Bu toplumun fertlerinden biri için, kendisine enjekte edilmiş olan (ve büyük ihtimalle de hiç dinlememiş olduğu) Mozart’ın en büyük müzik adamlarından biri olduğu bilgisine dayanarak bir başka müzisyenin (yine büyük bir ihtimalle hiç dinlememiş olduğu) eserlerini bir kenara atarak, salt görüşlerinden ötürü ona “sanki mozart hıh” diyerek çocuklaşmak sorun yaratmaz. Haber sunan internet sitesinin kendisine sağladığı habere yorum mekanizmasının vicdani kalemi o. O adam aynı adam, Youtube’a sadece salya sümük küfretmek için giren adam. Çünkü bu hak ona hiçbir bedel ödemesi beklenmeden verildiği için, o hakkı harcayış metotu da benzer şekilde hiçbir bedel gerektirmiyor. Öyle ya Nazım Hikmet’in Kız Çocuğu adlı şiirini bir kız çocuğu okuyor, güzel bir çalışma (http://www.youtube.com/watch?v=MmD-QpyYdhk ) ama yorumlardan birinde şu var: “Türiye Türklerndir.. Sayin Ermeni/Kürt kdin lütfen türkiyemizi terk edermisiniz !” bir diğerinde de şu: “kardeşler takımının yazdıklarına baktımda, gerçekten burda anlatılmak isteneni anlayamadığını anlıyorum ama , yani ” biz hirosimayla ilgilenecegimize kendi isimize bakalim, bizim sehitlerimize beste yapan japon besteci gordunmu..cok komik bir durum..fazilin yaptigi is.. “ bu lafta idiotluktan başka bir yere yorulamıyor. Allah akıl fikir versin.” Düşünebilen herkese açık yorum yapabilmek, düşünmek düşünmek isteyen herkese açık. Düşünme ve ifade özgürlüğü herkes için eş ve değerli, şüphesiz ki aksini düşünemem, iddia edemem. Ama yerinde ve tutarlı konuşmak diye bir şey yok mu? Youtube’daki o adamla, Vatan gazetesinde burada bahsettiğim sayfasında Piyanı çalmanın saz çalmaktan farkı ne ya da üstünlüğü ne.Bunu biri açıklamalı.Görende bu adamımozart sanır. Yorumunu yapan adam aynı kişi. Analojiye takılmayın, ‘o adam aynı adam’dan kastın ne olduğu açık. Bu dar alanda koflaşmanın tespitidir sadece.
Öyle yerel bir koflaşma ki, başka bir memleketteki herhangi bir kız çocuğunun acı çekerek ölümüne (acı çekmeseydi de..) üzülebilme, ağıt yakabilme hakkımız, o memleketteki bir ozanın çıkıp buradaki şehitlere dair satırlar, dizeler tüketebilmesine bağlı olduğuna dair emin kılabiliyor insanları; “çok komik bir durum”muş aksini düşünmek, küçük bir kız çocuğuna ağıt yakabilmek. Gelin de bunları safça yapılmış değerlendirmeler safına koyun, saflaşın! Saflığın hakkını yemeyin, rica ederim!

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 12/07/2008 by in Başka birtakım hassasiyetler, Genel and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: