C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Geçmişe Dönmek

>az evvel banyoda, ulan niye kibar oluyorum ki tuvalette işte sözlükten mi çekiniyorum öf be, etraflıca olmasa da şöyle bir düşündüğüm hadise idi.
hala da düşünmekteyim sanırım, pc başına geçtim hala düşünmekteyim. ‘geçmişe dönmek’ bedelsizce yaşamak, bencilce isteklerimizi gerçekleştirmek, tatmin noktalarımızı oğuşturmak, yarım kalan işleri tamamlamak vs. hepsi olabilir, hepsinin kılığına bürünebilir ama, ama işte bence farklı bir şey daha var ey sözlükçüler geçmişe dönme isteği içinde.
ben tuvalette geçmişe dönme ‘yi niye düşündüm biliyor musunuz?
hava boktan ya bugün istanbul‘da, oysa ben severim bu gri tonlarının hakim olduğu sonbahara doğru istanbul havalarını, yıllar önce erdek‘te yaşadığım 3-5 anıyı, yaşadığım duygu yoğunluğunu anımsayıverdim, hatırlattı belki de, gri tonlar hakimdi o yaza da, bilen bilir erdek’in denizi kabardı mı herkes kaçışır, rüzgar götürür tüm tatilcilerin şevkini, arabaların, motellerin, pansiyonları içine kaçışan insanlar görürsünüz, ya da yakın mesafe olmasına rağmen yağan yağmurda rezil olmamak için taksiye sıkışan 7-8 kişinin ayaklarında çamurlanmış terlikleri, üstlerde atletimsi ıslaklık, ağzımızda alkol kokusu taksiden iirnip pansiyonumuza vardığımızda yaşadığımız “vay be bu da böyle bir anımız olacak” tadı.
bunların hepsi gerçek fakat artık hikaye oldular.
asla bir daha o günlere dönemiyeceğim mesela. o günlerde söylemesi ayıp filiz adında bir kız çocuğuna da vurgun muydum neydim, beraber olalı 1-2 ay mı olmuştu ne olmuştu. lisedeydim, o yüzden “ben tatile gidemiyeceğim” diyememiştim bizimkilere, paldır küldür götürmüşlerdi, koparmışlardı beni o’ndan.
ne kadar trajik bir gri tonlaması yapıyorum şu an farkında mısınız?
gerizekalı bir çocukluk anısını anımsatıyorum kelimeler kullanarak hem de bir süredir sarı sıcaklardan muzdarip istanbul’un ilk kez böylesi püfür püfürleşmesi üzerine, tuvalette anımsadıklarımı aktarıyorum, ne kadar salak bir durum değil mi sözlük? ben ne kadar salağım değil mi sözlük?

aslında salak değilim, bilinçli bir serden geçtilikten bahsediyorum, bu erdek macerası da örnektir, samimi buluyorum bunu, hayatımda tek yaşadığım aşk o günlerde yaşadığım değildi tıpkı böyle gri tonlarının hakim olduğu serin sonbahara doğru havasının o günlerdeki olmadığı gibi.
ama yazılacak olan var yazılamayacak olan var, sözlüğe aktarılabilecek olan var aktarılamayacak olan.
tıpkı geçmişe dönebileceğimiz anıların olduğu gibi, ya da bir kısmına ise dönemeyeceğimiz gibi.

evet gerçekten de öyle; bazılarına dönebilirsiniz, nasıl diye sormayın düşünün, hayatı geçmişte yaşadığınız mekanları, adım adım yaşlandığınız, yüzünüzde çizgilerin artık belirginleşmeye başladığı o mekanları, bir zamanlar kahkahlarla inlettiğiniz şimdilerde ise “uzun zamandır uğramıyorum” larla andığınız o mekanları bir hatırlayın, bok var hüzünlenirsiniz çünkü, gerek var mıydı, yok tabi ki, ama başlığımız geçmişe dönmek yani bir şekilde bu başlık altında bu konuyu irdelemeliyim ve tanımlar, örnekler vermeliyim.

yoksa ben de bilirim yaralarımla ilgili başlıklara ağlamaklı entiriler veyahut sevgilimle ilgili hoş sözcükler tüketmeyi.

ama yok geçmişe dönmek’le alakalı bir şeyler yazma seçeneğini ben işaretledim, bu da benim eşekliğim farkındayım, ama tuvalette aklıma geldiğince aslında ben yanılıyorum da, bunun da farkındayım, yok yok ciddi ciddi yanılıyorum; insan unutması gereken bir varlıktır, kesinlikle bunun farkındayım ama yanıldığım nokta şu, insanı unutmaya zorlayan faktörler, işte o faktörler, işte büyümemiz, çevremizin değişmesi, tüm benliğimizle bizim değişmemiz, duygularımızın paramparça olması, aldatılmışlıklarımız, ona eş değerde aldatışlarımız hepsi ama hepsinin tuzu kuru, insan kimyası çok kompleks, istanbul’da gri bir tonlama bile tuvalette vurabiliyorken, unutmamı emreden tüm faktörlere karşı direnmemeyi seçmiş olmam üzücü değil mi? işte ben burada yanılıyorum, aslında unutmadan da yaşayabilirim, saygımla sevgimle, özel ve güzel bakış açımla unutmama gerek yokken, hesap verme zorunluluğuna kendimi kaptırmadan.

ben aslında geçmişe dönmenin, yukarıda söylediğim gibi; “bedelsizce yaşamak, bencilce isteklerimizi gerçekleştirmek, tatmin noktalarımızı oğuşturmak, yarım kalan işleri tamamlamak ..” gibi sebeplerle açıklanabileceğini biliyorum ama sadece bunlar değil, sadece bunlar olmamalı.

yaşadığım salak acıları da arada bir açıp bakmak istiyor, tazelemek istiyor, sadistçe ama pek insanca, şen bilimim ‘de kaybolmak istiyor olabilirim. aslında zaman da o kadar kompleks ki, bu da aslında zen bilim.
kendime bile açımlayamadığım sorun bu olabilir mi;
carpe diem ‘e karşılık carpe memoriam!

olamayabilir.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 23/12/2007 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , .
%d blogcu bunu beğendi: