Tarihçi Eric Hobsbawm’ın da işaret ettiği üzere 1991 yılı, dünya tarihinde bir çağın kapanıp yeni ve acımasız bir çağın başladığı o büyük kırılma anıdır.
Soğuk Savaş’ın perdesi yırtılırken, Türkiye de tek kanallı, naif ve ağırbaşlı günlerini geride bırakıyor; çatıları saran antenlerle birlikte “Televole” adıyla karşımıza dikilecek renkli, gürültülü ve tüketim odaklı bir döneme savruluyordu. Futbolun da hızla endüstrileştiği, vefanın ve tevazunun yerini reytinglere, sponsorluklara ve transfer borsalarına bıraktığı o eşikte, Türkiye geride bırakmaya hazırlandığı romantik çağın en görkemli sembolünü kaybedecekti.
13 Eylül 1991 sabahı… Değişen dünyanın bu sağır edici gürültüsü içinde, şöhreti ve kibri elinin tersiyle iten, nezaketiyle hayatı “hoş ama boş” gören o güzel insan, sabaha karşı Boğaziçi Köprüsü’nde sessizce aramızdan ayrıldı.
Metin Oktay’ın gidişi, sadece Galatasaraylıları değil, onu yeşil sahalarda hiç izlememiş genç kuşakları bile derinden sarsan bir yaprak dökümüydü.
Futbol, spor ve basın camiası başta olmak üzere tüm Türkiye derin bir şoktaydı. Onu yeşil sahalarda bizzat izleme bahtiyarlığına erişenlerin yanı sıra, Taçsız Kral’ı yalnızca büyüklerinden dinleyerek veya efsanelerini okuyarak tanıyan genç kuşakların da yüreği bu zamansız vedayla kavruluyordu. Daha fazla tiraj ve ilgi çekme uğruna kaza anının ve Metin Oktay’ın o son halinin görüntülerini basın etiğini hiçe sayarak sayfalarına taşıyan kimi gazeteler göze çarpsa da o kara 14 Eylül günü, basının büyük bir bölümü bu ölümsüz figürü hak ettiği saygıyla anan ve onu gözyaşlarıyla uğurlayan veda yazıları ve yorumlarla doluydu.
Öncelikle Galatasaray Spor Kulübü’nün yaptığı açıklama şöyleydi:
“Türkiye’nin yetiştirdiği büyük sporcu, kulübümüzün gözbebeği, Galatasaray’ın simgelerinden Metin Oktay’ı kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Metin Oktay sporculuk yaşamı boyunca, üstün yeteneği, sportmenlik ruhu ile, daha sonra yaşamında büyük insanlık nitelikleriyle bir spor anıtını haline gelmiş ve Galatasaraylılar için olduğu kadar bütün Türk sporcuları için de ulaşılması hedeflenen bir simge olmuştur. Sevgili Metin Oktay, seni daima sevgi ve saygıyla anacağız. Galatasaray camiası hatıranı daima sımsıcak ve canlı tutacaktır.”
Milliyet Gazetesi spor sayfasını “Türk futbolunun efsane ismi Metin Oktay’ı kaybettik” yazısının altındaki “Krallar ölmez” başlığıyla sadece Metin Oktay’a ayırır.
(Milliyet Gazetesi, 14 Eylül 1991, 22)
Milliyet sadece Galatasaray’ın ve Türk futbolunun yetiştirdiği bir efsaneye değil, aynı zamanda kendi yazarına veda eder.
Nitekim Taçsız Kral vefat etmeseydi, 14 Eylül’de, sabah saat 10:00’da TK 116 sefer sayılı THY uçağıyla Ankara’ya gidecek ve gazetesi için Gençlerbirliği – Galatasaray maçını izleyecekti.
Aynı spor sayfasındaki bir habere göre, THY Metin Oktay’ın uçaktaki koltuğunu boş bırakırken, yine onun oturacağı Ankara 19 Mayıs Stadı’nın basın tribünündeki koltuğu da Ankara Spor Yazarları tarafından boş tutulup fotoğrafı ve çiçeği ile süslenir.
Onun için daktilo edilen yazılar, yapılan yorumlar ne kadar kıymetli bir değerin yitirildiğinin kanıtıdır. Metin Oktay’ın takım arkadaşları, kadim yoldaşları duygu ve düşüncelerini basınla paylaşır.
Turgay Şeren şu açıklamayı yapar:
“Metin Oktay ile benim ortak bir parolamız vardı: ‘Hayat hoş, gerisi boş.’ Onu iyi tanımak için arkadaşlık etmek gerekirdi. Gerçek ‘Kral’dı. Süper futbolcuydu. Fevkalade dosttu. Şimdi sorarım sizlere, bizim felsefemiz olan ‘Hayat hoş, gerisi boş’ doğru mu, değil mi?”
Coşkun Özarı ise şunları söyler:
“Metin Oktay benim yalnız arkadaşım değil, çok büyük dostumdu. Türk futbol dünyasına gelmiş geçmiş en büyük futbolculardan biri olan Kral Metin Oktay’ın öldüğüne inanamıyorum. Meto, uzun bir uykuya yattı. Dünya var oldukça, yaşayan futbol adamları Metin Oktay’ı bu uykusundan sık sık uyandıracaktır. İnsan çok şey söylemek istiyor ama futbol sahalarının içine bile sığmayan bu büyük adam, sözcüklere sığmıyor.”
Galatasaray ve futbol tarihinde önemli bir yer edinmiş olan Eşfak Aykaç, “Nazik, saygılı, terbiyeli, dürüst, çok ince düşünceli, cana yakın ve alabildiğince sevimli bir yaradılış ve Allah’ın pek az gence nasip ettiği, fevkalade meziyetlerle donanmış bir ‘BÜYÜK’ ve ‘NADİDE’ futbolcu idi Metin” derken, yine Galatasaray ve basın camiasının önemli isimlerinden Doğan Koloğlu felsefece şunları söyler:
“Futboldaki özelliği ‘gol atmaktı’. Yani rakip takımın bütün ümitlerini kıran, adeta yaşam gücünü ezen, taraftarını üzüntüye boğan kişiydi. Bir felsefî anlayışa göre, sporda yenilmek ‘ölüm provasıdır’. Ben bu cenazede sadece ‘gol konuşmak, gol düşünmek istiyorum’. Çünkü fizik ve vücut fanidir ama BAY GOL ÖLÜMSÜZDÜR.”
Sahada rakibi, dışarıda dostu olan Lefter Küçükandonyadis “Üzüntümü anlatacak kelime bulamıyorum. Metin Oktay, futbolculuğunun yanı sıra dünyanın en iyi insanıydı. Metin gibi insancıl bir futbolcu ender yetişir. Hepimizin başı sağ olsun” açıklaması yaparken, yaşamlarının birçok döneminde yolları kesişen, ünlü jübile maçında formalarını değişen Can Bartu ise “Ben Metin Oktay’ı kaybettiğimize inanmıyorum. O dün gitti. Ve giderken benden de bir şeyler alıp götürdü. Şimdi benden, o ‘Anlatılması mümkün olmayan adamı’ anlatmam isteniyor. Bunu nasıl yaparım?” der.
Eski Beşiktaşlı futbolcu ve spor yazarı Sanlı Sarıalioğlu şu yazıyı yazar ardından:
“Yıllarca süren bir beraberlik sonrasında, Metin Oktay için yazı yazmak. Kadere bakın siz…
Çocukluk günlerim geliyor aklıma. Katıksız bir Metin Oktay hayranıydım. Maçlarını kaçırmamaya çalışırdım.
Sonra, Galatasaray-Beşiktaş rekabetinde karşı karşıya hiç unutulmayacak anılar. İnanın oyunun içerisinde zaman zaman hayranlıkla kendisini izlerdim. Peşinden, Ay Yıldızlı forma ile omuz omuza mücadele. Düşünebiliyor musunuz, düşlerinizi renklendiren bir ilah ile aynı takımda oynama mutluluğu, onuru… Metin Oktay’a ‘Kaptanım’ demenin gururu.
Harika bir stil… Hava toplarında inanılmaz bir üstünlük… Mükemmel bir teknik… Bazuka gibi şutlar… Zihinlerden silinmeyecek goller… Gelmiş geçmiş en büyük golcü… Lütfen bu gerçeği bir daha tartışmaya da kalkışmayalım.
Tüm bunların ötesinde melek gibi biri… Saygılı, sevecen, alçak gönüllü, hoşgörülü… Efendi mi, efendi… İnsan mı, insan… Futbolcu mu, futbolcu… Hangi yönüyle bakarsan bak, dört dörtlük bir koca adam, bir koca çınar, bir güzel insan.
Ve şimdi ben, Metin Oktay için bir şeyler karalamaya çalışıyorum. Olacak iş mi bu… Zor, çok zor bir görev… Kalemim daha fazla ilerlemiyor. Benden bu kadar Metin Ağabey.”
Beşiktaş Kulübü “Metin Oktay Türk futbolunun yetiştirdiği en büyük yeteneklerden biridir. Beşiktaş camiası olarak Türk futbolunun bu erişilmez şahsiyetine rahmet, ailesine başsağlığı diliyoruz” açıklaması yaparken, Başkan Süleyman Seba da şunları söyler:
“Metin Oktay gibi bir sporcunun öldüğüne inanamıyorum. Çok iyi bir insan ve çok iyi bir sporcuydu. Türk sporu büyük bir usta kaybetti.”
Dönemin futbolcularından, Beşiktaş kaptanı Rıza Çalımbay “Türk futbolunun dev bir abidesi. Türkiye’de futbol denince akla Metin Oktay gelir. Türk gençliğinin örnek alacağı büyük bir spor adamıydı. Üzüntümü anlatamam. Biz onların hayalleri ile yaşadık büyüdük, bugünlere geldik. Eşsiz insandı. Hala inanamıyorum” açıklaması yaparken, Fenerbahçe kaptanı Oğuz Çetin şunları söyler: “Bu acı yalnız Galatasaray’ın değil, tüm Türkiye’nin acısıdır. Bizler Metin Oktay’ın dönemine yetişemedik ama hep onun hikâyeleri ile büyüdük. Doğrusu insan ne söyleyeceğini şaşırıyor.”
Basın dünyası ise bir futbolcuyu değil, adeta bir devrin kapanışını yazıyordu.
Gazeteci Abdülkadir Yücelman, “Metin içine kapanık, insanları seven, mütevazı bir kişiliğe sahipti,” der, “Bir topluluk arasında onun varlığı bile hissedilmezdi. Ama o kendini sahalarda hissettiren, milyonları ayağa kaldıran kişi oldu.”
“Ölüm fanilerin işidir. Efsaneler ölmez. Efsaneleşmiş insanlar için ölüm yoktur. Ağlanır arkalarından, bugün ağladığımız gibi… Bir süre sonra sanki aramızdaymışlar, biraz sonra gelecekler gibi birlikte yaşarız onlarla… Sonra bizler, o efsaneleşmiş adamla birlikte yaşamış olanlar da göçer gideriz. Onlar yaşamaya devam ederler. Kuşaktan kuşağa anlatılır öyküleri…” Böyle yazar usta gazeteci Kahraman Bapçum, “O bir efsaneydi” başlıklı dokunaklı veda yazısında.
“Goller attı Metin,” der Bapçum, “Şahmerdan gibi vururdu, çaktığı zaman. Tek başına maçlar kazandı Metin, hiçbir şey yapmamış gibi çıkardı o maçlardan. Ama onun yaşamında bunlardan daha önemli şeyler vardı: Gönüller kazandı Metin. Gönül kırdığı zaman da için için çok ağlardı.”
Bapçum onun mütevazi tavrına da dikkat çeker, bir gün “Ben büyük bir yetenektim. Ama ne kadar şanslı olduğumu da unutma. Ben Turgay’larla, Kadri’lerle, Suat’larla beraber oynamasam, bu kadar büyür müydüm?” dediğini aktarır.
Son olarak “Bizden sonraki kuşakların onu sadece büyük, çok büyük bir futbolcu olarak hatırlaması onun gerçek büyüklüğüne karşı ihanet olur” der, “Özleyeceğim kara oğlanı. Özleyeceğim Meto’yu. Daha sonraları da o bizi özleyecek kuşkusuz. Çünkü biz ölüyüz, efsaneler ölmez ki…”
Onunla yıllar yılı farklı takımlara gönül verseler de, çok yakın bir yol arkadaşlığı, kader ortaklığı yapmış olan, Fenerbahçeli usta gazeteci İslam Çupi ise “Nasıl yazı Yarabbi…” başlığını attığı yazısında şunları söyler:
“İNANAMADIM.
Bu bir insanın ölümü değil, bir çağın ölümüdür.
Onu gazeteci olarak 1957 yılında daha meslekte ilk aylar içinde iken tanıdım. Futbolculuğu bir erişilmezlikti. Sadece futbolculuğu mu?
İnsan sevgisi, insan dostluğu. Sempatikliği, sevecenliği, zerafeti, bir şeyler verme konusundaki tek taraflı vurgusu ile bir adam sembolü, bir beşeriyet ilahı idi, Metin Oktay…
İnanamadım, ama doğru galiba…
Metin’le her zaman iç içe olmuş, Metin’le belki de, engin ruh zenginliği en güzel yaşam yaramazlığına dönüşüp bende ayrı vücut haline gelen 33 yılım da, galiba öldü şimdi…
Ben, bu bendeki ölüme razı olurdum.
Keşke Metin’i yaşatabilse idi, bu ölüm…”
Gazeteci Talay Erker, “Onu satırlara sığdırmak kolay değil. İki kelimeyi çok kullanırdı: ‘Hayatım’ ve ‘Anacığım’. Anacığını dünyalara değişmezdi. Şimdi onun yanına gittiği için belki de mutlu. Ama ‘Hayatım’… İstenildiği gibi bitmedi. Ağlar durduramamıştı onu. Durdurmak isteyen ağları da yırtmıştı. Ama bir kum torbası durdurdu” açıklaması yapar.
Başka bir gazeteci ve yazar Lütfü Oflaz, “Bu giden yalnızca futbolumuzun taçsız kralı değildir,” der, “Bu giden yalnızca efsanevi gol kralımız da değildir. Bu giden Rusların ünlü kalecisi Yaşin’in deyimiyle, ‘Kurşun şutlu kral’ da değildir. Ve yine bu giden yalnızca çocukluğumuzun kralı da değildir. Bu giden aynı zamanda bir nezaket, bir zerafet kralıdır. Bu giden aynı zamanda bir efendilik, bir centilmenlik kralıdır. Kısacası, bu giden insanın kralıdır.”
14 Eylül 1991 günü Metin Oktay’a son bir görev ve veda için önce Ali Sami Yen Stadı’nda bir tören düzenlenir. Galatasaraylı genç sporcuların da omuz verdiği Sarı-Kırmızılı bayrağa sarılı olan tabut stadyuma getirilir, daha sonra yüzlerce sporsever ve dostun omuzlarında ve ellerinde taşınır. İroniktir, Metin Oktay futbolculuğu döneminde hep omuzlardaydı, şimdi yine omuzlardadır.
Stat içinde kendisine ayrılan yere getirilerek katafalka yerleştirilir.
Tabutun üstüne Metin Oktay’la özdeşleşen 10 numaralı Galatasaray forması konur.
Şeref tribünü tıklım tıklım doludur, stadın skorboard’unda “Sevgili Metin Oktay daima aramızdasın… Galatasaray Spor Kulübü” yazar.
Kapalı tribünün üzerinde Sarı-Kırmızılı renklerden oluşan bir afiş vardır. Açık tribünün bayrak direğinde iki Galatasaraylı sporcu vardır, biri Türk bayrağını göndere çekerken diğeri Galatasaray bayrağını direğin ortasına indirir. Metin Oktay sporcular ve halk tarafından taşınırken, tabutun önünde onun fotoğrafını Galatasaray futbolcusu Erhan Önal taşır, takımın geri kalanı ise lig maçı için Ankara’dadır. (Ankara’da oynanan maça, Galatasaray takımı bir gecede hazırlanmış kapkara bir formayla çıkar, sadece sol göğüsteki Galatasaray amblemi ve futbolcuların sırtındaki numaralar kırmızı renktedir.)
O sırada biri gelir ve tabuttaki Sarı-Kırmızılı formanın yanına Fenerbahçe’nin Sarı-Lacivertli flamasını asar.
Stat hoparlöründen Başkan Alp Yalman’ın sesi duyulur:
“Metin… Metin… Seni anlatamıyorum. Senin için konuşmak çok zor… Senin bize çok emeğin geçti… Biz sana borçlu kaldık… Güle güle sevgili Kral.”
Metin Oktay’ın naaşı Topkapı’daki Kozlu Mezarlığı’na götürülürken, halk da ona eşlik eder. Metin Oktay futbolu bıraktığı dönemde, bir gazetede sporseverlere hitaben yazdığı bir yazıda “Hepinize minnettarım. Sağ olun, var olun!” diyordu, hiç şüphe yok ki, her dönemden sporseverler de ona minnettardır, hem de sonsuza dek.
Ruhun şad olsun, Metin Oktay.