[Dikkat: Odyssey filmiyle ilgili spoiler içermektedir.]
Odysseus’un Kyklops’un (Polyphemos) mağarasından kurtulduktan sonra, neden geriye dönüp Kyklops’a ok attığını çoğu izleyici anlamlandıramadı. Film de bunun üzerinde çok durmadı.
Burada esas amaç, Odysseus’un hybris’inin, yani kibrinin gösterilmek istenmesi olabilir. Çünkü onun kibri, filmde eksik kalan ve bu sahneyle bir derece gündeme getirilen bir unsurdur.
Onun kibri Polyphemos’u kör etmesinde değil, bu zorunlu ve haklı savunma eyleminden sonra takındığı tavırda ortaya çıkar. Polyphemos, Zeus’un kutsal buyruğuyla ilişkilendirilen konukluk hukukunu çiğneyen, Odysseus’un adamlarını yiyen, bu yüzden “imansız” ve kanunsuz bir varlıktır; dolayısıyla onu kör etmek başlı başına suç sayılamaz. Sorun, Odysseus’un kurtulduktan sonra zaferini ölçüsüzce sahiplenmesi, düşmanını aşağılamayı sürdürmesi ve sonunda bir ölümlü olarak tanrılar karşısındaki sınırını unutmasıdır.
Odysseus’un kibri üzerine aynı başlıklı (“The Hybris of Odysseus”) iki makale kaleme alan Rainer Friedrich (The Journal of Hellenic Studies, Vol. 111 [1991], pp. 16-28) ve Edward M. Bradley (Soundings: An Interdisciplinary Journal, Vol. 51, No. 1 [Spring 1968], pp. 33-44) bu sınır aşımının niteliğini farklı biçimlerde tanımlar: Bradley’e göre Odysseus kendisini dolaylı olarak tanrısal bir konuma yükseltirken, Friedrich’e göre tam anlamıyla “tanrı rolü oynamaz”, fakat kendisine verilmemiş tanrısal bir görev ve ahlakî yetkiyi üstlenir.
Bradley, Odysseus’un kibrini en belirgin biçimde Odysseia IX.523-525’teki son meydan okumada bulur: Odysseus, Polyphemos’u öldürüp Hades’e gönderebilmeyi dilerken, “yer sarsıcı” Poseidon’un bile onun gözünü iyileştiremeyeceğini kesin bir dille ilan eder. Bradley bu sözlerde, belirli bir sözdizimsel ve tematik “Homerosçu hybris formülü” bulunduğunu ileri sürer:
Konuşan kişi ölümlüdür, sözünün dilek bölümünde ya da kesinlik bildiren bölümünde tanrısallığa öykünür ve bir başkasının ölümünü amaçlar.
Aynı kalıbın Hektor’un iki konuşmasında ve Melanthios’un Telemakhos’a yönelik lanetinde de kullanıldığını gösterir. Hektor kendi askerî kudretini tanrısal soy ve şerefe layık görür; Melanthios ise Apollon’un kendi nefret ve cinayet arzusuna ortak olacağını varsayar.
Odysseus da Poseidon’un güçsüzlüğünü güvence altına alan sözleriyle kendisini tanrıdan üstün bir konuma yerleştirir. Bradley’e göre, Poseidon’un öfkesi bu nedenle yalnızca oğlunun intikamını alma isteği değildir; tanrısallığını küstah bir ölümlüye yeniden kabul ettirme çabasıdır. Baika deyişle Poseidon, Odysseus’un hybris’inden ötürü statüsünü unuttuğunu ve bu yüzden cezalandırılması gerektiğini düşünür.
Bradley, bu son meydan okumayı tek başına değerlendirmez, Kyklops’lar bölümünde Odysseus’un giderek kendi sınırlarını aşmaya yöneldiğini gösteren bir dizi ön işaret bulunduğunu savunur. Odysseus’un gereksiz merakı, Polyphemos’u beklemekte ısrar etmesi, konuk armağanı elde etme arzusu ve nihayet arkadaşlarının susması yönündeki yalvarışlarını dinlememesi, Zeus’un birinci kitapta anlattığı Aigisthos örneğini hatırlatır. Aigisthos da uyarılara kulak asmamış, gözü kara akılsızlığı yüzünden cezalandırılmıştır. Odysseus için de aynı sıra oluşur: İkna edilmeye karşı sağırlık, ölçüsüz bir eylem ve ardından ceza.
Eurylokhos’un onu, Polyphemos’un mağarasında arkadaşlarının ölümüne neden olan “atasthalia” ile suçlaması bu bağı güçlendirir. Bradley, Odysseus’un merak ve böbürlenmesini Aigisthos’un cinayetleriyle ahlaken eşitlemez, bu benzerliği, kahramanın ölümlü sınırlarını aşmaya gittikçe daha fazla yaklaştığını gösteren dramatik bir uyarı olarak görür. Sınırın gerçekten geçildiği an, Poseidon’un bile Polyphemos’u iyileştiremeyeceğinin ilan edildiği son övünmedir.
Friedrich, Bradley’in bu pasajda belirli bir “hybris formülü” bulunduğu yolundaki sözdizimsel iddiasını kabul etmez.
Ona göre aynı dilek-kesinlik yapısı, tanrısallık iddiası içermeyen başka yerlerde de görülen bir pekiştirme kalıbıdır; bu nedenle yalnızca gramerden hareketle Odysseus’un “tanrılaştığını” söylemek metne fazla anlam yüklemektir.
Friedrich’in daha kapsamlı açıklamasında Odysseus’un hybris’i, “kahramanca ihtiras ile ahlakî iddianın bulanık karışımı”ndan doğar. Odysseus’un Kyklops’ların toprağına gitmesini zorunlu kılan hiçbir şey yoktur. Onu harekete geçiren, hem kahramanca şeref tutkusu, yani “philotimia”, hem de meraktır.
Konuk armağanı istemesi sıradan maddî açgözlülükten çok, kahramanın üstün şöhretini tanıyan bir “geras” beklentisidir. Daha önemlisi, Odysseus Kyklops’ların adil, dindar ve konuksever olup olmadıklarını “sınamak” istediğini söyler. Oysa insanları (veya Kyklops’ları) ahlakî bakımdan sınamak, tanrıların yabancı kılığına girerek gerçekleştirdiği “theoksenia” anlatılarına özgü bir roldür.
Böylece Odysseus, gelişmekte olan polis uygarlığının temsilcisi ve kültürel bakımdan üstün bir insan olarak, yabancı bir topluluğu yargılama yetkisini kendisinde görmeye başlar. Bu da onun hybris’inin başka bir boyutudur.
Polyphemos’un mağarasında Odysseus’un metis’i, yani “kurnaz zekâ”sı, kahramanca gururunu geçici olarak bastırmak zorundadır. Kendisine “Hiç Kimse” anlamındaki “Outis” adını vererek şöhretine bağlı gerçek adından vazgeçmesi, kahramanca benliği açısından ağır bir kendini inkârdır.
Friedrich’e göre kaçış gerçekleştiğinde bastırılmış olan “megaletor thymos”, yani mağrur ve taşkın kahramanlık ruhu, çok daha şiddetli biçimde geri döner.
Birinci seslenişinde Odysseus, kör etmeyi basit bir öz savunma olmaktan çıkarıp kendi şerefini yeniden kuran kahramanca bir öç ve karşılık verme eylemine dönüştürür; üstelik Polyphemos’u Zeus ve diğer tanrılar adına cezalandırdığını ilan eder.
İkinci seslenişinde arkadaşlarının uyarılarına rağmen gerçek adını ve “kentleri yıkan Odysseus” kimliğini açıklar; böylece yalnız kendisini değil, bütün mürettebatı yeniden tehlikeye atar.
Üçüncü seslenişinde ise Poseidon’un kudretini küçümseyerek dinsizce hakareti tamamlar.
Friedrich’in Bradley’den asıl ayrıldığı nokta burada belirginleşir: Odysseus kendisini doğrudan tanrı ilan etmez, fakat kişisel öcünü Zeus’un adalet düzeninin zaferi gibi sunarak kendisine tanrısal bir misyon mal eder. Polyphemos’un konukluk hukukuna karşı işlediği suçun yargıcı ve Zeus adına cezayı infaz eden kişi olduğunu öne sürer. Oysa aynı Odysseus, mağaraya sahibinin yokluğunda girmiş ve yiyeceklerine izinsiz el uzatmıştır.
Kendi kişisel şerefini onarmak için gerçekleştirdiği intikamı, evrensel ve tanrısal adaletin icrası olarak yüceltmesi, Friedrich’e göre, Odysseus’un ahlakî kibrinin özüdür. Üstelik bu iddia, bizzat kınadığı Polyphemos’un davranışını andıran gözü kara, vahşi ve dinsiz bir övünme biçiminde dile getirilir. Böylece Odysseus’un kahramanca benliğindeki Kyklopsça unsur açığa çıkar: Kişinin yalnızca kendi thymos’unun istediğini yapması, kendine yeterliliğine güvenmesi ve gerek insanî gerek tanrısal sınırlandırmaları reddetmesi.
Her iki yorumda da Odysseus’un sonraki acıları yalnızca dışsal maceralar değil, bu hybris’in kırılması sürecidir.
Bradley, Polyphemos karşısında tanrılara üstünlük taslayan kahramanın Phaiakların kıyısına ulaştığında bütünüyle tanrısal yardıma bağımlı hâle geldiğini, daha sonra Amphinomos’a insanın gücüne fazla güvenmemesi gerektiğini söylediğini ve Eurykleia’nın öldürülen talipler karşısında sevinmesini yasakladığını vurgular.
Kyklops karşısında düşmanıyla alay eden ve zaferi kendisine mal eden Odysseus, artık ölülerin üzerinde sevinmenin tanrısal yasaya aykırı olduğunu söyler ve taliplerin sonunu kendi kahramanlığına değil, onların taşkınlıklarına ve tanrıların takdirine bağlar.
Friedrich de bu gelişimi, başlangıçta kahramanca, entelektüel ve ahlakî nitelikleri dengesiz biçimde birleşmiş olan Odysseus’un, çektiği acılar sayesinde kahramanlık ruhunun sınırlarını öğrenmesi olarak yorumlar. Bu bakımdan “Odysseus’un kibri”, basitçe kendini beğenmişlik değildir. Kişisel şeref arzusunu tanrısal adaletle özdeşleştirme, uyarılara rağmen ölçüyü aşma ve bir ölümlünün kendisine ait olmayan yargılama yetkisini sahiplenmesidir.
Film, bu noktada öykünün aslına sadık kalsaydı, Odysseus’un kibrinin bu eylemleri nasıl tetiklediğini görsek bile, bu eylemlerinin Bradley ve Friedrich’in ele aldığı öykünün genel bağlamındaki anlamını layıkıyla anlayamayacaktık. Öykünün tümünü görmeye ihtiyaç duyacaktık. Margalit Finkelberg’in Odysseus’la ilgili olarak “Hayatta kalma kahramanlığı azımsanacak, önemsenmeyecek, küçümsenecek bir şey değildir” derken haklıdır, Odysseus’un Kyklops’la işi bittikten sonra, (ister öyküdeki, ister filmdeki gibi olsun) çocukça ve gülünç bir şekilde geri dönüp onu rahatsız etmek istemesi, adamlarının da anlayabileceği ölçüde, bu kahramanlığa zarar verir. Bu da bir kahraman için yeterince bir “kibir” gösterisidir.
Filmden önce çekip yayınladığım “Odyssey filminden önce: Odysseus kimdir, ne anlatır?” videosunu şuradan izleyebilirsiniz: