C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Komünist Manifesto ve ütopyadan bilime geçiş

Aşağıdaki metin Gregory Elliott’un kitabından(Tarihin Sonları. Marx, Fukuyama, Hobsbawm, Anderson, Çev. Deniz Keskin, Versus Yay., 2010) alındı. Kitabı meraklılarına tavsiye ediyorum.

* * *

Marx ve Engels’in “materyalist tarih anlayışı”nın bir özeti niteliğinde olan Manifesto, “ütopyadan bilime geçişi” ifade ediyor.

Engels ile mektuplaşma ayrıcalığına sahip biri olan Labriola, bu tür iddialarını destekleyen prestijli bir teminata sahipti. 1880’de Engels, “Marx ve benim [Engels] tarafımdan savunulan komünist dünya görüşünün” diyalektik ve tarihsel materyalizmini sistemleştirdiği –1878 tarihli Anti-Dühring’den çıkarılmış bir kitapçık olan– Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm kitabını hazırladı. Bu kitabın ilk resmi nüshalarında can alıcı geçişlerden birini daha haber vermiş oldu: Marx’tan Marksizme geçiş. Engels’e göre:

Eski günlerin sosyalizmi, var olan üretim biçimini ve bunun sonuçlarını kesinlikle eleştiriyordu. Fakat bunları açıklayamıyordu ve bu yüzden de bunlar üzerinde hâkimiyet kuramıyordu. Yalnızca onları kötü addedip reddedebiliyordu. Bu eski sosyalizm, işçilerin sömürülmesini daha kuvvetli bir biçimde kınadıkça, bu sömürünün neleri içerdiğini ve nasıl ortaya çıktığını açıklamakta daha da aciz kalıyordu. Ancak bunu yapabilmek için şunlar gerekliydi: (1) kapitalist üretim biçimini tarihsel bağlarıyla birlikte göstermek ve bunun belli bir tarihsel dönem için kaçınılmaz olduğunu ve bu yüzden yıkılışının da kaçınılmaz olduğunu göstermek ve (2) kapitalist üretim biçiminin o dönemde hâlâ sırrını koruyan asli karakterini açığa çıkarmak. Bu da artı değerin keşfi yoluyla mümkün oldu. …

Bu iki büyük keşfi; materyalist tarih anlayışını ve kapitalist üretim biçiminin artı değer yoluyla sırrının ortaya çıkarılmasını, Marx’a borçluyuz. Bu keşiflerle birlikte sosyalizm bir bilim haline geldi.

Labriola tarafından burjuvanın ve burjuva üretim biçiminin “ölüm ilanı” olarak tanımlanan Komünist Manifesto, aynı şekilde bir doğumun, komünizmin doğumunun da ilanıydı.

Sonraları, tanınmış bir İtalyan Marksist düşünce tarihçisi, Engels’in kitapçığının “asli yorum olduğu düşünülürse, [Manifesto’nun] en iyi yorumu” olmadığı yargısına vardı. Bir bakıma, bunun tümden doğru olması mümkün değil, zira metnin Marx’a atfettiği “büyük keşiflerin” ikincisi –emek ile işgücü arasındaki kesin ayrım ile birlikte artı değer teorisi− 1848’e kadar gerçekleştirilememişti ve aşağı yukarı yirmi yıl sonra Kapital’in birinci cildinde tam olarak açıklanabilmişti. Manifesto’da kapitalist sömürü bir geçimlik ücret teorisini de içeren –Marksçı olmaktan ziyade- Ricardian bir komünist teoriydi. Diğer taraftan, materyalist tarih anlayışının temelleri, 1840’ların ortalarında Alman İdeolojisi’nde formüle edilmişti. Bu anlamda, kapitalist toplum teorisini ele almayacaksak, Marx’ın genel tarih teorisi aslında Manifesto’daki tarihsel rota tarifini destekliyordu − Marx, bunu Kapital’in birinci cildinin 32. Bölüm’ündeki (“Kapitalist Birikimin Tarihsel Eğilimi”) kapanış dipnotlarından birinde Manifesto’dan “[burjuvazinin] yıkılışı ve proletaryanın zaferi” ile ilgili bir alıntı yapmayı tercih ederek kendisi de etkili bir biçimde kaydetmişti. Dahası, 1872 tarihli Almanca basıma yazdıkları ortak önsözde Marx ve Engels, Manifesto hakkındaki Marksist yorumun ana motiflerinden birini hatılatırcasına, “son yirmi beş yıl içerisinde eşyanın tabiatı ne kadar değişmiş olursa olsun, Manifesto’da belirtilen genel ilkeler bütün olarak her zaman olduğu kadar bu gün de doğrudur” fikrinde ısrar ediyorlardı. On altı yıl sonra, İngilizce bir basıma yazdığı önsözde Engels, Manifesto’nun “çekirdeğini” oluşturan “temel önerme”yi –materyalist tarih anlayışını− özetledikten hemen sonra Almanca basıma önsözde yer verdikleri bu ifadeyi alıntılıyordu.

“Darwin’in teorisinin biyolojide yarattığı etkiyi, tarih için [Engels’in teşebbüs ettiği biçimde] yaratacak olan” bu “temel önerme” neydi? Bunun en özlü ifadesi Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın 1859 tarihli Önsöz’ünde bulunabilir. Marx’ın 1845 yılı civarında vardığı bir “genel hüküm” olarak sunulan bu kanı şunları içermektedir:

1. Toplumsal yapının ekonomik altyapı (üretici güçler artı üretim ilişkileri) ve buna denk düşen üstyapının (hukuki-siyasi kurumlar ve “toplumsal bilinç” formları) bir bileşimi olarak kurgulandığı ve ekonominin açıklayıcılık önceliğine sahip olduğu bir morfoloji;

2. “İlerlemeci” ekonomik üretim biçimleri –Asya tipi, ilkel, feodal, kapitalist− ile bu üretim biçimlerinde var olan toplumsal yapıların birbirini takip ettiği ve komünizmde son bulacağı varsayılan bir insanlık tarihi açıklaması;

3. Üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki fasılalı uyuşmazlığı (çelişkiyi), bir üretim biçiminden diğerine geçişin asli mekanizması olarak tanımlayan, müteakip devirleri esas alan bir toplumsal değişim teorisi.

Bu açıklamada üretim ilişkileri, toplumun ekonomik yapısını oluşturuyor –üretim araçlarının ekonomik alandaki faillere dağılması ve bunu takiben bu faillerin birbirine zıt toplumsal sınıflara dağılması− ve üstyapıyı şartlıyor. Üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişmesini sağlamaktan ziyade, bunu engellediklerinde dönüşüme uğruyorlar. “Toplumsal devrim çağı”, ayağa vurulan bu tür zincirler neticesinde açılır; üretici güçlerle uyumlu daha üstün üretim ilişkilerinin inşa edilmesiyle ve altapıyı korumak için gerekli donanıma sahip bir üstyapının kurulmasıyla sonuçlanır. Üretici güçler (içerik) ve üretim ilişkileri (form) arasındaki bu diyalektik ilişkide, ilk öğenin gelişmesi tarihin genel gidişatını belirleyen ve sonuç olarak bu gidişatı açıklayan faktördür. Kapitalizm, son “çelişkili” sosyo-ekonomik düzendir, çünkü kapitalizmin üretici güçleri “bu çelişkinin çözümü için gerekli maddi şartları… yaratırlar” − bu da “insan toplumunun tarihöncesi dönemini” kapatacak bir şekilde komünizmin, kapitalizmin yerini almasıdır.

Bu, tarihin döngüsel değil, doğrultusal; gerileyici değil, ilerleyici bir karaktere sahip olduğu “materyalist” tarih felsefesidir. Ancak bu felsefenin öngördüğü ilerlemenin örüntüsü “diyalektik” olduğu kadar doğrusal değildir. Sonuç olarak, tarih “kötü taraftan” ilerleyebilir − hatta çoğu zaman öyle ilerler. Adamakıllı Marksçı bir kapitalizm perspektifinden bakıldığında, (Fredric Jameson’un güzel ifadesiyle) kapitalizm, “insan soyunun başına gelmiş en iyi ve aynı zamanda en kötü şeydir.” Böyle bir değerlendirmenin zemini, Marx tarafından 1856’da yaptığı bir konuşmada emsalsiz bir şekilde sunulmuştur:

Bir taraftan, insanlık tarihinin daha önceki dönemlerinde hayal bile edilemeyecek endüstriyel ve bilimsel güçler doğdu. Diğer taraftan, Roma İmparatorluğu’nun son zamanlarında kayda geçirilmiş korkuları kat kat aşan çürüme belirtileri var. Günümüzde her şey zıddına gebe gibi görünüyor. İnsan emeğinin verimini artırma ve emek sarfı süresini kısaltma kabiliyetine sahip makinelere rağmen, açlıktan ölenleri ve çok fazla çalışanları görüyoruz. Yeni ortaya çıkan zenginlik kaynakları, bir tür garip efsun yüzünden, yoksunluk kaynaklarına çevriliyor. Sanatın zaferleri, karakter kaybı pahasına elde edilmiş gibi görünüyor. İnsanoğlu bir yandan doğaya hükmederken, diğer yandan da başka insanlara ya da kendi alçaklığına köle oluyor. Bilimin saf ışığı bile cehaletin bu koyu zemininde parlayamıyor. Tüm keşiflerimiz ve ilerlememiz, maddi güçlere entelektüel hayat bağışlamakla ve insan hayatını maddi bir güç konumuna düşürmekle sonuçlanıyor gibi görünüyor. Bir yanda modern sanayi ve bilim, diğer yanda modern sefalet ve çözülme arasındaki bu çelişki; üretici güçler ve dönemimizin toplumsal ilişkileri arasındaki bu çelişki birer gerçektir, açık, ezici ve yalanlanamazdır.

Tek yanlı herhangi bir değerlendirme, ister olumlu ister olumsuz olsun, kapitalizmin tarihsel bir fenomen olarak çelişkili karakterine ihanet etmiş olur. Yalnızca negatif taraflarını algılamak, romantizme kapılmak ve daha iyi olduğu iddia edilen bir geçmişe özlem duymak olur; bunları gözden kaçırmak ise, aşılamaz olduğu var sayılan “şimdi”yi yücelterek “burjuva bakış açısının” faydacılığına teslim olmak olur. Marshall Berman’ın Manifesto’daki modernite diyalektiği okumasının da gösterdiği gibi, Marx’ın yapmaya çalıştığı şey, bir yandan bunun pratik olarak aşkınlığına işaret ederken, diğer yandan da entelektüel anlamda bu tür bir antitezin üstesinden gelmektir. Bu yaklaşım; kapitalizmin bir seferde modernitenin özgürlük vaadini hem yarattığı hem de bozduğu; bu özgürlük potansiyelinin ileride ancak modern anlamda kapsamlı bir siyasi ve toplumsal dönüşüm biçimindeki bir devrim yoluyla ortaya çıkarılabileceğine dair bir anlayışı içerir. Bu, Marx’ın Manifesto’daki güçlü beyanında da belirgindir: “Burjuva toplumunda… geçmiş bugüne hükmeder; komünist toplumda ise bugün geçmişe hükmeder”. Enternasyonal’de de söylendiği gibi, Du passé faisons table rase! Komünizm aslında geleceğin dalgasıdır. İnsanlık “kendisine yalnızca üstesinden gelebileceği görevler belirler”; ve komünizm, –geçmişin tamamen temizlenmesi− Marx’ın 1844 Elyazmaları’nda “tarihin bilmecesi” dediği şeyin çözümüdür.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 31/01/2012 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: