C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Tören mi?

Bir tanesi dışında, bilinçli ve programlı törenlerin yaşamımda hiç anlamı olmadı, katılma zorunluluğunu es geçiyorum elbette.

Önce ritus‘a (tören) ya da caerimonia‘ya (seremoni) bakıyorum, dinî hüviyetteki bu iki kavramın müşterek noktası reveransı yani “saygıyla eğilmeyi” içermesidir. Töreni tören kılan neden, “önünde saygıyla eğilmeyi kabul ettiğimiz” şey olur, evlilik ya da cenaze törenindeki “saygıyla” karşıladığımız değerleri düşünün. Ezcümle her törenin “iştirakçilerin saygıyla eğildiği” kendi nedeni vardır.

Bir şeyi özellikle kutlamaya ya da başka öncelikli bir sebep için (anmak mesela) kutlama havasına girmeye meylim olmadı. Kutlama veya başlamayı gösteren muştulama amaçlı törensel gayret bana hep gerçekleştirilen ya da gerçekleştirilmek istenen (kutlama veya muştulama nedeni olan) şeyin ruhuna aykırı bir şeymiş gibi geldi. Böyle hissetmemin temel nedeninin iştirakçilerin varlığı olduğunu düşünüyorum. Bir değer mekanizması işletiyorsam ya da ben bir değer sistematiğine dahilsem (örneğin birisine değer veriyorsam ve onun doğumgünüyse ya da ölmüşse) bu mekanizma ya da sistematik tümüyle bana içkin bir şeymiş, başkalarıyla ortak bir törende “önünde saygıyla eğilesi” bir objeye dönüşmemeliymiş gibi düşünüyor olabilirim.

Buna karşın kimi törenlerin iştirakçiler için gösteri objesi olması kaçınılmazdır, dinî törenlerin önemli bir kısmı da böyledir ancak hem evlilik, hem cenaze törenlerinde, hem de dinî törenlerde referansın referans noktası yukarıda da dediğim gibi ulviyetin / kutsiyetin böyle gerektirmesi yani insanın “saygıyla eğileceği” bir değerin dayatılıyor olmasıdır. Gerçi bu noktadan hareketle, her değerin belli bir sosyo-kültürel perspektifte “dayatıldığı” iddia edilebilir, misal güzel gözler görüp de bundan hoşlandığımızda, yerleşik kültürün egemenliği altında olduğumuz için onun düşünce sistematiği ve diliyle sahibini karşımıza alır ve “gözlerin çok güzel” deriz, “güzel göz” bilinci bir şekilde aşılanmış olmalıdır ki, ancak bu şekilde bir değer sistematiği geliştirebilelim ya da geliştirilmiş sistematiğe uyabilelim, böylece “Gözlerin çok güzel” derken de aslında bir törene iştirak etmiş oluyoruz ve törenin değeri yani o gözler önünde saygıyla eğiliyoruz.

Tören

Tören

Değerler sistematiği içinde boğulduğunu hissedenlerin değer düşmanlığına ya da bizzat değerin dikkatini çekebilmek (onun karşısında varlığını güçlendirmek) için aykırı tavırlara meyletmesi daha kolaymış gibi geliyor bana, bu yüzden tören-dışı ya da -karşıtı olmak aslında tören değeri önünde kendi varlığına anlam yükleyerek kendini güçlü hissetmek anlamına gelebilir. Güzel gözler örneği üzerinden söylersek, “gözlerini herkes güzel buluyor ama ben bulmuyorum, hatta sıradan buluyorum, sana yakışmıyor, çirkin ya da gözlerinin bedeninle uyumsuz olduğunu daha önce söyleyen oldu mu? İşte ben bunu söylüyorum” şeklinde bir tavır takınırsak tören/tapınak önünde durmuş yani profanlaşmış (pro-fanus) oluruz.

Her koşulda bu asilikten asalet çıkar mı bilmiyorum, zira asilik de, asalet de “aşılanmış” değerler olması hasebiyle, insanı tören iştiraki ya da biatı objesinden daha az baskı altına alıyor değildir. Asiliği de öğrenmek gerekiyor neticede.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 03/07/2011 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , .
%d blogcu bunu beğendi: