C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Satura

“Tabii bir anahtar çilingirin koyduğu yerde sonsuza kadar kalabilir, ustanın açmasını amaçladığı kilidi açmakta hiç kullanılmayabilir.”
Wittgenstein, MS 133 12: 24.10.1946

C. T. Lewis’in sözlüğünde satura, satur maddesinde açıklanır. “Yeterli” anlamındaki çekimsiz satis kelimesinden türeyen “doymuş, tıka basa yemiş” anlamındaki “satur, -ura, -urm” sıfatı, Romalılara özgü müstağni eleştiriye yani satura’ya temel oluşturur. Satura, kötü davranışlı (sözü kötü) insanların kusurlarını mevzubahis eden komedilerde karşımıza çıkan bir şiir türüdür,[1] kusur olmasa satura türü de olmaz, zira onda öne çıkan “gülünç eleştirellik” (funnily critical) ve “eleştirel gülünçlük”tür (critically funny).[2]

SaturaModern dünyada bu tarz eleştirelliğe alışkınızdır; davranışlarımıza ve kaygılarımıza, kısacası bize ve yaptıklarımıza dönük serinkanlılığını yitirmeyip üzerine gülümseyebilen satura’yla (satirik eleştiriyle) kendimiz ve çağımız adına adeta günah çıkarırız. Bu bizim televizyon ve internette seyrettiğimiz yapımlara da yansır. Örneğin günden güne daha fazla analizci tarafından daha geniş ve farklı bağlamda değerlendirilen South Park animasyon dizisi, toplumdaki ikiyüzlülüklere dikkat çeken Aristophanes, Iuvenalis, Erasmus, Rabelais, Swift ve diğer büyük satiristlerin izinden gitmekte ve izleyiciler tarafından rağbet görmektedir. Günümüzde South Park’la örneklenen kimi kere aşırı kabalaşarak toplumdaki farklı hassas kesimleri alevlendiren satirik eleştirelliğin izleyicileri ve tüm insanlığı güdülerini yeniden sorgulamaya itme hedefinde olduğu düşünülmelidir.[3]

Bu hedef beraberinde toplumun ve insanın aksayan yönlerini değiştirme arzusunu da getirir, başka deyişle satura, kendi içinde serinkanlı bir tedavi yöntemi için öncelikli olarak gerekli olan serinkanlı teşhistir, satirik eleştirinin ısırıcı eleştiriden vazgeçmeksizin, en karanlık ve kötümser durumda bile müstehzi gülümsemesi ya da gülümsetmesi, ondaki serinkanlılığın ne kadar sağlam olduğunu ve kendisine olan güvenini gösterir. Bu güven ki, satirik eleştirelliği -tragedyayla birlikte- Eskiçağ yazın dünyasındaki sosyo-kültürel inşanın temel unsurlarından biri kılmıştır. Örneğin South Park’ın 11 Eylül sonrasında ülke güvenliğini hiç umursamayan “aşırı” savaş karşıtlarıyla, sadece yok-edilesi terör paradigmasıyla hareket edip düşmancıl öteki anlayışını körükleyen militarist zihinleri aynı alaycı tavırla eleştirmesi gibi, Aristophanes de Atinalıların Peloponnesuslarla uzun süren savaşlarını, başta Socrates olmak üzere entelektüel teşhircileri, zamanının en büyük dramatistlerini ve siyasetçilerini aynı satirik üslupla eleştirir.[4] Aşırılıkları ve eksiklikleri, serinkanlı gülümserliğiyle ele alan Eskiçağ komedisi bu niteliğiyle, başlı başına satura olarak bile görülebilir.[5]

Roma’da da durum farklı değildi. Satura türünü Roma’da kendisine başlıca uğraş konusu edinmiş ilk isim olan Lucilius (İ.Ö. 180-102)[6] yaşamı, toplumu, insanların kusurlarını ve akılsızlıklarını özellikle önemli kişileri eleştiren bir yazardı.[7] Komedisi günün politik olaylarına ve önde gelenlerine çatıyor, onlarla alay ediyordu. Tiyatro oyunlarına konan sansürler Roma’da bir eleştiri boşluğu oluşturunca Lucilius’un satura’sı bu boşluğu doldurmuştur, bu durum, onun Aristophanes’in Roma’daki muadili olduğunu gösterir.[8] Horatius aynı insanî ve toplumsal kusurları yumuşak bir üslupla kaleme alırken,[9] Iuvenalis haksızlıklara ve kötülüklere karşı kalemini bir silah gibi kullanmış ve kimi kere kabalaşmaktan geri durmamıştır, öyle ki, M. Erim, Iuvenalis’i “bütün Roma satiristlerinin içinde en acımasız, en zalim, en yırtıcı olandır” diyerek tanıtmıştır.[10] Persius’ta ise önce çıkan, hoyrat bir üslup ve yoğun ahlakî mesajlardır.[11]

Burada ismi geçen meşhur Romalı satiristler dışında, başka bir yazın türüne yoğunlaşmış olup yaşadığı günün insanlarını satirik bir üslupla yermekten geri durmayan yazarlar da vardır. Martialis epigramlarına, Phaedrus fabllarına, Ovidius ve kimi şairler ise şiirlerine eleştirel ve alaycı gülümsemeyi katmıştır. Lucanus da en büyük eseri olan Bellum Civile ya da diğer adıyla Pharsalia’da, Roma’da Cumhuriyet idaresinin sonunu getiren iç savaş olgusuna eleştirel yaklaşan bir kimlikle karşımıza çıkar. Satura türünün, kabaca üzerinde durduğumuz nitelikleri düşünürsek, birçok Eskiçağ Latin eserinin mevzu-bahis satirik öğelerle bezeli olduğunu görebiliriz.

Aslında bu bir varış, yasaklara ya da engellere karşı, zincirdeki en zayıf halkayı bulup çekiştirerek, onu koparmayı veyahut bir yarık bulup oradan sızmayı istemek. Bu internete filtre koyup örneğin çocuk pornosuna olan ilgiyi azaltmayı ya da en azından “her türlü” erişimi engellemeyi isteyenlere karşı, insanoğlunun herhangi bir sınır tanımayacağını, yasağa karşı muhakkak bir tavır geliştirebileceğini gösterir. Satura’nın yasağı delme tavrı alaycıdır, edebî eleştirellikten söz ettiğimize göre, satura, yazarın salt teorideki değil (kitapta / metinde kalıyor diye salt teorik olmak zorunda değil) aynı zamanda pratikteki aktivizmidir. Örneğin çocuk pornosunu engelleme etiketi altında muhalif görüşleri de yasaklamak istediğinizde, satirist çocuk pornosunun bile yasakçıların yanında masum kalabileceğine dair abartılı bir söylem geliştirir, kusuru düzeltmeye dönük çözüm görüntüsü altındaki güce de karşı koyarak dikkati üzerine çeker. Satiristin sistem karşıtlığı ve yerine sığmazlığı işte tam bu noktada başlar, bu onun çocuk pornosunu savunduğu anlamına gelmez, aksine ona yürekten karşıdır ama onun tümelleştirilerek ideolojik, dinî veya sosyo-kültürel bir tahakküm nedeni olmasına izin vermez, ahlakçı mengeneye fırsat tanımak istemez, eleştirelliğinin tümüyle tekil ve idealist bir karın ağrısından kaynaklandığının bilincindedir (Özlem Doğan’ın tümel karşıtlığından ilham alıyorum bu noktada), onu o yani satirist yapan şey tam budur, tümele ve tümelleştirilmiş kusur ve çözüme karşı, tikel bir özgürlüğün peşindedir, bunu da ancak etrafına alaycı bir koza örerek yapar, bu yüzden yalnız ve anlaşılması güç bir pozisyondadır, Iuvenalis gibi sürgüne gönderilebilir, Lucanus gibi ölüme zorlanabilir ya da South Park gibi sürekli tehdit alabilir.

Dün akşam Erol Manisalı’nın “Düşünceler. Attila İlhan’la Neler Tartıştık” (Gündoğan Yayınları) başlıklı eserini okurken bir bölüm dikkatimi çekti, Manisalı Attila İlhan’ın etrafındaki herkesle arasına katman katman değişiklik gösteren bir duvar ördüğünü söylüyor. Attila İlhan’ı bilen biri olarak buna şaşırmadım, dikkatimi çeken bu durumun Manisalı’nın dikkatini çekmiş olmasıydı, zira ben şairin bu tavrını evvelden beri kanıksamış halde olmama rağmen, daha üst perdeden söylemem gerekirse, “zaten” araya duvar örülmemiş ilişkiler olmadığını düşünüyordum. Araya mesafe koymak (duvar örmek) neden önemle üzerinde durulası bir durumdu ki? Edebî eleştirellik anlamında satura türünü düşününce, aklımda biraz da bu vardı, ne yalan söyleyeyim:

Alaycı (ya da sürekli kaçış halindeki de), araya sürekli duvar örmekle meşgul olmak zorunda. Satura türünü (alay edenin tavrını) insancıl kılan şey işte bu olabilir, mevcut etkiye karşı “hâlâ canlı olduğunu gösteren” bir tepki, reaksiyon (re-actio) geliştirmek, ayna gibi yansımaya geleni olduğu gibi yansıtmamak, edilgenlikle yetinmemek, etken olmak. Iuvenalis işte bu yüzden, eserine auditor yani dinleyici olarak kalmakla yetinemediğini, yanıt vermek istediğini söyleyerek başlıyor olabilir, işte tam bu duygu, demek istediğim!

Bazen kabuğunuzu kırmak pahasına, kendi kabuğunu hiç kırmamış insanlara adım attığınızda pişman olmanızın nedeni bu olabilir. “Keşke hiç Isis’in peçesini kaldırmasaydım da, yansımak isteyen yansıyacağı bir mecra bulamasaydı, sır sır, açık da açık olarak kalsaydı” pişmanlığı!

Her neyse, şeklinde bağlanan cümleleri sevmem ama her neyse demek zorundayım. Örtülü ya da açık, neticede satirist olanı iyi tanıyabilmek için onun ideallerine varmak ya da ördüğü duvarı aşmak gerekiyor, diyelim ve geçelim.


[1] Diomedes, Ars Grammatica 3.1: “satura dicitur carmen apud Romanos nunc quidem maledicum et ad carpenda hominum vitia archaeae comoediae charactere compositum…”

[2] D. M. Hooley, Roman Satire, Blackwell Publishing, 2007, s.1.

[3] The Deep End of South Park: Critical Essays on Television’s Shocking Cartoon, Ed. by L. Stratyner – J. R. Keller, “Introduction”, McFarland, 2009, s.3.

[4] D. M. Hooley, a.g.e., s.1.

[5] D. M. Hooley, a.g.e., s.1.

[6] M. Erim, Latin Edebiyatı, Remzi Kitabevi, İstanbul 1987, s.51.

[7] M. Erim, a.g.e., s.52.

[8] M. Erim, a.g.e., s.52.

[9] M. Erim, a.g.e., s.146.

[10] M. Erim, a.g.e., s.198.

[11] M. Erim, a.g.e., s.190.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 16/05/2011 by in Genel, Latince üzerine and tagged , , , .
%d blogcu bunu beğendi: