C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

İlber Hocaya… Philologia meselesi

Meslek hassasiyeti ırk ya da din hassasiyeti gibi olabiliyor, hemşirelere ilişkin spesifik bir olaydan hareketle genelleme yaptığınızda (örneğin hemşireler genelde doktor avlama peşindedir, fantezilere malzeme olacak tavırlar içindedir, vs.), kimi hemşireler “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacakmış… kendileriyle ilgili kötü bir izlenim tüm iyi izlenimleri örtecekmiş” gibi düşünebiliyor.  Aynı “yersiz” hassasiyeti gösteriyormuş gibi görünmek istemiyorum -kaldı ki, bağlamda hocanın müspet bir “izlenim” bırakma gayreti içinde olduğu da söylenebilir- ancak İlber Ortaylı’nın 1 Mayıs 2011 tarihli Tarihin Arka Odası adlı yapımda (Habertürk) Philologia / Filoloji hakkında söylediklerinde sanki rahatsız edici bir şeyler varmış gibi geldi bana, üzerinde durmak istedim.

İlber OrtaylıHoca diyor ki, “Philologia, yani metin-bilimi, dil-bilimi Avrupa medeniyetiyle çıkmış değildir, Avrupa medeniyeti filolojiyi metinlere ve tarih araştırmalarına uygulayan bir medeniyettir.” Her ne kadar canlı yayında, spontane konuşuyor olmasının mühim bir özür olarak kabul edilmesi gerektiğinin farkındaysam da, en azından hoca bu denli “rahat” konuşma kararını kendisi verdiği ve özgüven sahibi -kendinden emin- olduğu için, bu yaklaşımı hasbelkader değerlendirmek ve eleştirmek istiyorum.

Her şeyden önce, Cicero’dan aldığımız icazetle, tanımdan başlayalım:

Philologia, Türkçede “filoloji” dediğimiz bilimsel sahanın Latincedeki ismi / kaynağı olmakla birlikte, Yunancadaki φῖλος (seven, sevilen, candan, arkadaş, eş, vb. manalarda) ile λόγος’un (-bağlamda- hesaplama, sayma, teoriyi açıklama, ifade etme, söz, vb. manalarda) birleşiminden oluşan φιλολογία’nın karşılığıdır (aynı zamanda tam transliterasyonudur). O halde φιλολογία / philologia‘yı en basit şekilde “söz sevgisi” şeklinde düşünebilirsek de, Yunan edebiyatında karşımıza ziyadesiyle “muhakeme yürütme -argümantasyon- sevgisi” ve “öğrenim ve edebiyat sevgisi” şeklinde çıkar.[1] Latin edebiyatının (külliyatının) Klasik Çağ’ında philologia, “harfleri / edebiyatı, edebî gayeleri, latif edebiyat üzerinde çalışmanın sevgisi” anlamıyla (Cicero, ad Atticum 2.17.1; Vitruvius 7.pr.4), Augustus sonrasında ise “başkalarının yazdığı metinleri açıklama ve yorumlama” anlamıyla karşımıza çıkar. [2]

Latin edebiyatındaki philologia bir metin eleştirisi (geçmişte yazılmış olan metinleri ele alma) bize hem Yunan hem de Latin dilinde kaleme alınmış metinlerine ve yazarlarına ilişkin bilgi sunar. Giovanni Pascucci’nin “I Fondamenti dellla Filologia Classica” (Türkçe çevirisi: “Klasik Filolojinin Temelleri”, Çev. Erendiz Özbayoğlu, İstanbul 1990) başlıklı detaylı incelemesinde de uzun uzun geçtiği üzere, elimize / günümüze ulaşmış olsun ya da olmasın eski Yunan eserleri, bu ilmî sahanın sistematik bilimselliğinin içerdiği anlamdan daha farklı ölçüde de olsa, filolojik bir gayretle korunmuş, değerlendirilmiş, yeni metinlerle sonraki çağlara aktarılmıştır (örneğin Martianus Capella’nın geç döneme ait De nuptiis Philologiae et Mercurii‘si). Malum dinî hegemonyanın tesiri altında bir tür Hıristiyan hedeflerine ve gayretlerine bağlı / güdümlü olan bir elekten geçen eski metinler, Arapların Yunancadan Latinceye ve Arapçaya yaptıkları çevirilerin yarattığı müspet sonuçlar Klasik Çağ kültürünün uyanış çağı olan Renaissance’ın (“Yeniden-doğuş”) doğaldır ki, Klasik Çağ metinlerinin de “yeniden” uyanışı anlamına gelmesini sağlamıştır (Diğer ilmî sahalar gibi filoloji sahası da yüzyılların ortak mirasıdır, başka deyişle). Renaissance düşünürlerinin Klasik Çağ metinlerine duyduğu ilgi, doğal olarak onları kendiliğinden birer filolog kılmıştır, diyebiliriz, zira anlamaya ya da diriltmeye çalıştıkları Klasik Çağ düşüncesiyle (farklı yüzleriyle birlikte elbette) başka türlü bir ilişkileri mümkün değildi, önceki yüzyıllardaki ataları gibi, yazılanı okuyacak ve yorumlayacaklardı.[3]

Öz deyişle, filolojik gayret Avrupa’nın has malı ve ürünüdür, yüzyıllar içinde serpilmiş ve “yazılanı okuma ve yorumlama” alışkanlığının sistematize edilmesi olarak yorumlayabileceğimiz “bilimsel saha” haline gelişiyle taçlanmıştır, diğer bir deyişle “söz sevgisi”  “sözün / metnin sistematik bir biçimde incelenişi”ne dönüşmüştür.[4]

İlber Hoca’nın “Avrupa medeniyetiyle çıkmış değildir” dediği philologia‘nın halini ve seyrini kabaca sunmaya çalıştım, sanıyorum ki, derdimi anlatabildim. Hoca videonun devamında Yunanların Mısır kültürünü yorumlayış biçiminden örnek verdiğine göre, Yunan-Roma çizgisindeki philologia gayretini, -ki zaten orjini ve isimlendirilişi Yunanîdir: philologia– görmezden geliyor, denemez. Hocanın bu minvalde bir vurgu yaptığını sanmıyorum, -en iyimser tahminle- mümkündür ki, hoca “Filoloji çağdaş Avrupa medeniyetiyle çıkmış değildir” demek isterken, “Avrupa medeniyetiyle çıkmış değildir” diyerek -en azından bende- kafa karışıklığına neden olmuştur. Zira hocanın ifadesinden ister istemez, ya “Philologia Avrupa medeniyetine dışarıdan geldi” ya da “Philologia Yunan-Roma kökenli idiyse,  Yunan-Roma Avrupa Medeniyeti’ne ait değildir” anlamları çıkar, takdir edersiniz ki, iki anlam da İlber hocanın anlamı olamaz -diye düşünme eğilimindeyiz-.

Ancak iyimser tahminle yetinsek bile, sorun bununla da bitmiyor. Hoca devamında  “Avrupa medeniyeti filolojiyi metinlere ve tarih araştırmalarına uygulayan bir medeniyettir.” diyor, sanki filoloji “zaten” metinlerle işleyen / uğraşan bir saha değilmiş ya da filoloji kendi içinde “tarih araştırmaları”nı da alt-inceleme sahası olarak görmezmiş gibi! Hocanın ifadesi, “Descartes felsefeyi Kartezyen düşüncesine uyarladı”, “Wittgenstein felsefeyi dil felsefesine uyarladı” ya da “Baudrillard felsefeyi Post-structuralist felsefesine uyarladı” ifadelerini andırıyor, söylemesi ayıp. Yine iyimser bir tahminle hocanın “Çağdaş Avrupa medeniyeti, ayrı bir disiplin olan tarih alanında filolojiden de yararlandı” demek istediğini düşünelim ve “Peki, biz -bilhassa medya karşısında- iyimser olmak zorunda mıyız?” retorik sorusunu sorarak voltamızı alalım.

Hocaya selam.

NOTLAR

1. Örneğin bkz. Pl.Tht.146a, Phld.Ir.p.18W., Hierocl. in CA 12p.446M, Isoc. 15.296, Arist.Pr.18 tit.

2. Örneğin bkz. Seneca, Epistulae Morales 108.24.

3. Söylediklerimiz çok genel ama yine de bu konuda ilgililere bazı referanslar verelim: S. Sider, Handbook to life in Renaissance Europe, Infobase Publishing, 2005, s.126 vd.; A. E. McGrath, Reformation Thought: An Introduction, Wiley-Blackwell, 1999, s.42 vd.;  R. Black, Humanism and Education in Medieval and Renaissance Italy: Tradition and Innovation in Latin Schools from the Twelfth to the Fifteenth Century, Cambridge University Press, 2001, s.275 vd.

4. Detay için bkz. Richard Utz, “Englische Philologie vs. English Studies: A Foundational Conflict,” in: Das Potential europäischer Philologien: Geschichte, Leistung, Funktion, ed. Christoph König (Göttingen: Wallstein, 2009), s. 34-44; http://en.wikipedia.org/wiki/Philology

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 02/05/2011 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , .
%d blogcu bunu beğendi: