C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Asım Bezirci!

>

Sembol adamlardan biriydi. Benim için “sembol adamlardan biri” olması bile yeterliyken, üstüne bir de nesnelliğe tutkun, rasyonel ve (sözlük diliyle söylersek) müthiş ince bir ayarcıydı. Kendisini kıyaslayabileceğimiz ikinci bir eleştirmen var mı diye düşünüyorum haddim olmayarak, sanırım Fethi Naci ismini anmadan olmaz, ancak Asım Bezirci başka türlü bir adamdı be. Semboldü. Bakın yine aynı yere vardım, semboldü, sembol. Şimdi elinizi edebî vicdanınıza koyun söyleyin, şu an Türk edebiyatında kendi karakterini ve tarzını kabul ettirebilmiş kaç tane edebiyatçı ya da eleştirmen tanıyorsunuz? 

Ben bu karamsarlığa İlhan Berk’in ölümüyle “bir hayli” kapıldım. Hiç sevmezdim şiirini bu bir, hiç de sevmezdim edebiyat dünyamızdaki yerini bu da iki, ama o ölünce “Yahu” dedim kendi kendime “şu edebiyat camiamızda kaç tane İlhan Berk gibi fenomen var ki, bir de ben üstüne huysuzluk ediyorum?” bir zamanlar Vedat Türkali’yi de sevmezdim ama sırf varlığıyla bile koca koca reklamlarla, yanında verilen cd’lerle satılan rezil, kokuşmuş kitapların egemen olduğu bir yazın ortamının onurunu kurtaran ender adamlardan biri olduğunu düşünüp köşeme çekildim, huysuzluğumu bastırdım. Sanmayın ki ortamda abudik gubidiklikler var diye Elif Şafak falan okuyorum, yok o kadar da değil, orjinalinde İngilizce yazılmış metinlerin Türk dili edebiyatından sayıldığı kepaze bir ortamda bu paylaşıma rep verecek değilim. Neyse konu dağılmasın, zaten yeteri kadar dağınığım, beni daha da konuşturup masayı da dağıttırmayın. Ben başka bir şey söyleyeceğim.

Türkiye’de edebiyat eleştirmenliğini gazetelerin eklerinde kitap özetçiliğine dönüştüren yapının tam tersine metinleri, çevirileri ve genel olarak edebiyat ortamını nesnel bir gözle irdeleyebilen sıkı bir eleştirmendi, polemikçiydi Asım Bezirci. Bana kalırsa tek kusuru batılı üniversitelerdeki sıkı akademisyenlerin ya da akademi dışı entelektüellerin belirli sahalardaki teorisyen ve metotçu kimliğine bürünmemiş olmasıdır. Kendince eleştiri kültürüne ve yöntemine sahip bu adam, eleştiri üzerine bütün birikimini kuramlaştırma çabası içinde olsaydı ve neticede buradan türk edebiyatına özgü bir eleştiri sistemi geliştirebilmiş olsaydı, bugün bu konudaki büyük açığın kapatılması yönünde farklı çalışmalara ön-ayak olmuş ve devamında çok daha büyük ve sistemli bir “Türk yazınına özgü eleştiri kuramı” tartışmasını tetikleyebilirdi. Bunu yapmasını sağlayacak bilgi birikimine ve doğal yeteneğe sahip olduğunu düşünüyorum Bezirci’nin.

Zaten bana göre, bu topraklardaki akademisyenlerin ve akademik olmasa da alanında ihtisas sahibi olmuş kişilerin temel eksiği bu. bize özgü olan noktalarda bile bizim dışımızdaki her kültür ve akademi ortamından apartılmış, başka şartlara uygun kimi sistemleri olduğu gibi kendimize ve kendi alanımıza uyguluyoruz. Neticede bize özgü bir şeyde bile, örneğin Türk dili ve edebiyatının en seçkin örneklerinde bile, eleştiri ve yorum kişiden kişiye (eleştirmenden eleştirmene, akademisyenden akademisyene) değişen yani öznel ve asla diyalektiğe dönmeyen yani bölük pörçük dokundurmalardan ibaret kalıyor. Örneğin Hilmi Yavuz müslüman dünyada neden roman türünün gelişmediğini irdelerken Edward Said’in (hiç de haksız sayılmayan ama haksız sayılmıyor oluşu, tümden nesnel olduğunu da göstermeyen) “Kuran, mitolojideki oğullarını yutan baba-tanrı figürü gibi, yazılmış diğer bütün metinleri yutar” tespitine takılabiliyor. Hiç olmasın demiyorum, hobi olarak yine olsun. Ancak bizim de kuramsal düşünüp, bize özgü şartları, aşina olduğumuz kadarıyla yazıya döküp sistemli bir bütün içinde irdelememiz ve teori üretmemiz gerekir. Üniversitede yazılmış edebiyat içerikli tezler, jüriden geçsin diye yazılmış salak saçma görüşlerle ve kopyala-yapıştır’larla dolu. yine aynı alandaki üniversite-dışı ‘tez’ler ise, yazarın içinde bulunduğu cemaate ve bağnaz ideolojik tutuma göre şekillenmiş ziyadesiyle öznel ve art-niyetli görüşlerle dolu. Örneğin yığınla eserin verildiği kurtuluş ve kuruluş dönemi edebiyatımızla ilgili, bana kendini geniş kitlelere kabul ettirebilmiş (ki bu benim için tek ölçüt değildir, çoğunluk-geniş kitle umrumda değil, renk olsun diye söylüyorum) bir tane kuramsal analiz (örneği) gösterebilir misiniz? 

Necip Fazıl’ı geniş bir kitlenin gözünde üstadlaştıran nedenler üzerine nesnel/sosyo-kültürel ve sosyo-politik analizler okudunuz mu? Yok, mümkün değil. Çünkü nesnellik, toplumumuzda olduğu gibi, yazın dünyamızda da ötelenen bir niteliktir. Nesnel gözle bakarsak, bunun da kendince sebepleri var ancak bu entirinin konusu bu değil. Asım Bezirci’yi merkez alıp sıkıntılı gördüğüm konulara değinmek istedim, sadece o kadar. Geç alttaki paragrafa.

Eleştirmenliğe gelince, İngilizce dersi öğretmeninin ihtiyaçtan beden dersine de girmesi gibi, “Şair mi? Ha o zaman koyalım dergiye, eleştirebilecek kadar bilgisi ve görgüsü vardır herhalde” mantığı işletilebiliyor. Ya da Murat Belge’nin Birikim’deki Mavi Anadoluculuk ve Halikarnas Balıkçısı okumasında da bir örneği görülebileceği gibi (örn. Belge’nin, Balıkçı’nın bir roman karakterinin görüşlerini, Balıkçı’nın görüşleri sanması ve Balıkçı’yı bu yüzden faşist ilan etmesi; buna mukabil gazetedeki yazılarında Elif Şafak’ın bir romanındaki bir karakterin hâl ve davranışlarından ötürü yargılanmasını eleştirmesi, alın size anti-nesnelliğin zararlarına bir örnek), ideolojik bağnazlığın esiri olmuş kafalar “zor durumda eli silah tutan herkesin askere çağrılması” gibi “eli kalem tutan herkesten her konuda eleştiri yapması” durumuna örnek teşkil edebiliyor. Oysa evrensel ölçütlerle yerel şartların gerektirdiği ölçütlerin bir karışımı neticesinde, buradaki yazın âlemine uygun bir eleştiri kuramı üretmek Asım Bezirci gibi “yazdığı yazıdan kendisinin yazdığı anlaşılan” karakterdeki, özgün bir yazın adamından ve eleştirmeninden beklenir. Ancak o bunu yapmadı. Dahası Yazko Edebiyat, Ocak 1981’deki “Kalıt” başlıklı yazısında “Yirmi yıl önceki bir konuşmamda ben de yakınmıştım: ‘Ağabeylerimiz bize sağlam bir eleştiri kalıtı (mirası) bırakmadılar. Şimdi düşünüyorum: Peki ama, kendilerinden önce gelenler onlara böyle bir kalıt bıraktılar mı?” diyerek şikâyet ettiği “sağlam/nesnel eleştiri kuramı ve sistemi” eksikliğini göz önünde tutup, ben de bugün “İyi bir eleştirmen olan Asım Bezirci böyle bir kalıt bıraktı mı?” diye sorabilirim. Ancak cevabı yine Asım Bezirci’nin aynı yazısından alırım: “Bırakmadılar diye atalarımızı suçlamak yersiz olur. Bunun sebeplerini araştırmak gerekir. Bence temel sorun şudur: Osmanlı toplumunda edebiyat eleştirisi niçin doğup büyümemiştir?” (Asım Bezirci, Bilimden Yana, Yön Yayıncılık, 3. Basım 1989, s.88)

Evet, Asım Bezirci adeta amentüsü kabul ettiği “nesnel/sağlam bir eleştiri kuramını veya sistemini” bize miras olarak bırakmadı, böyle bir şey yapmadı, belki bir gün yapacaktı. ama o gün gelmeden yakılarak öldürüldü. Yakılarak öldürülme ihtimalinin bulunduğu ve (daha da kötüsü) bu ihtimalin gerçeğe dönüştüğü bir ülkede, hangi kuram ve metot kaygısından bahsediyorum ki ben? Düşün adamlarına sıkılan kurşunlar, arabalarına konan bombalar, onları otelde diri diri yakmalar… Bütün bunlar mevcut keskin zekânın şark kurnazlığına gömüldüğü, kuramsal düşünmeye aç kültürel platformlarda taptaze beyinlere “nesnel olmama” ya da en azından “nesnelmiş gibi görünmeme” konusunda gayet de ikna edici sebeplerdir. Türkiye’nin yetiştirdiği en mühim yazın eleştirmenlerinden birini, diğer aydınlarla birlikte diri diri yaktılar, biz hâlâ burada sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya ve her şeyin yolunda gittiğini sanarak hesap sormamaya devam ediyoruz. 


Korkaklar, bağnazlar, duruma göre değişen yanar-döner nitelikli analizciler, belgesizler, tutarsızlar, taklitçiler ve spam mail yollayıcılar kuramsal ve nesnel düşünememeye yazgılı gelecek nesiller sizin eseriniz olacaktır.

Kadir Şahin’in Asım Bezirci ile ilgili söylediklerini aktarıp kapatıyorum bu can sıkıcı entiriyi.

Ağustos böceklerince sesli ve ortalıkta olan birçok kişilere karşın, peteğini arı kıvamında dolduran rasyonel bir çalışma ve çaba ile eleştiri ve yapıtlarını topluma getiren Bezirci, kişiliğince büyük ve anlamlı görünümüyle edebiyatımızda bir parmak izi, bir alınyazısı gibi durmaktadır.” (Su, Ocak 1964)
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 26/05/2010 by in Başka birtakım hassasiyetler, Genel and tagged , .
%d blogcu bunu beğendi: