C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Up

>Başbakandan tarihi uyarı: Animasyonu izlemeyip, ileri bir tarihte izlemek isteyenler bu yazıyı es geçsin.

Süngerbob Karepantolon gibi Mr. Fredricksen Kareçene ile tanıştırdı film (deli gibi özneyi sona saklarım). Ekşi Sözlük’e izlediğim filmlerle ilgili entiri girmemin tek nedeni, zamanın geçmesiyle unuttuğum bu nadide hikâyelere ilişkin tespitlerimi sanal da olsa bir yere kaydetme telâşıdır. Bu telâşın meyvelerini henüz toplayabilmiş değilim. Birkaç sene önce girdiğim film entirilerine bakıyorum zerre tat alıyorsam, sesim Up’taki lider köpeğin sesi gibi incelsin. Robert de Niro’lu bir şeytan filmi izlemişim ve yorumlarımı yazmışım; sanırsın ki geceyarısı Oscar ödül töreni esnasında NTV’de konuşuyorum. Up’la ilgili görüşlerimin de bana bir dönüşünün olmayacağını düşündüğümü göstermek istedim, o yüzdendi bu girizgah. Girizgahı böyle olan entiriden hayır gelmez yavrucuğum, istersen boşverebilirsin ya da boş koyabilirsin (bunu seviyorum işte).

Animasyon başlar başlamaz duygusal bir şeyler olacağından şüphelendim. Evvelce hakkında bir şey okumadığımdan neyle karşılaşacağımı da bilmiyordum. Evlilikti, yaşlılıktı, ölmeden önce yapılacaklar listesiydi falan derken yine bir “yaşlıdan beklenmeyen atttttraksiyon” temalı konunun işleneceğini anladım. Yanılmadım. Bu gibi hikâyelerde temel mantık, ana karakterlere aslında onlara yakışmayan davranışları atamaktan geçiyor. Ne geçiş ama, çocuk balonlarıyla evi uçur. Bir gecede insanlığın görmezden geldiği, keşfedemediği bir mekâna ak. Bir de izciliği resmîleşecek küçük çocuk var; “yaşlı adam ve çocuk” temalı hikâyelere yatay geçiş yapılmış oldu. Acaba Ellie hakkın rahmetine kavuştuktan sonra Mr. Kareçene hayata küsecek mi, çocuğa ters davranacak mı diye düşündük, genelde öyle olur ya, bu sefer olmadı. Ömrünün son demlerinde hayatının yolculuğuna çıkan babalık (ne zamandır duymadığın bir seslenişti bu, değil mi?) vefat eden hanımı için yokistanı arşınlar.

Bir macera daha!” “bir macera daha!” ünlemiyle yaşamanın, gerçek yaşam olduğunu sanan zihinler iyi bilirler ki, keyifli anlardan kasıt illa ki bulunulan ortamı terk edip, adrenalin salgısını alabildiğine terk etmektir. Çoğu kere bu macera arzusunun maceraperver insana söylettiği şeyler, çevrede çok maceracıymış, çok keyifliymiş gibi dolaşan başka tiplerin söylediklerinden apartılmış olur. Başkalarının maceralarına özenen aptal maceraperestler yüzünden artık kimse özgün maceraların peşine düşemiyor. Herkeste jumping, herkeste eş değiştirme. Ne yani, sen de eş değiştirmeme macerasını dene, ne bileyim ben.

Nerelere gitti aklım böyle. Aslında diyeceğim gayet basit bir şeydi, zihnim parmaklarıma giden kana şebeke suyu karıştırmışçasına yolundan saptırdı cümleleri. Sert bir darbe gerek. Ellie’nin verdiği “benim son maceram seninle olan ‘basit’ yaşamımdı” mesajı, animasyonun taşıyıcı motoruymuş gibi duruyor. Tam işte buydu söylemek istediğim; Wall-E’den de aynı mesajı çıkarmıştık anaokulundaki diğer talebelerle. Animasyon izlerken ağlayan zırlayan bebeler bir kenara, bir ara kablosuz mouse’um da kablolu mouse’u ittire ittire masadan düşürdü. Mp3 indirdiğim için modemin bir ışığı hızlı hızlı yanıp söndü. Hayatımızda bazen öyle olur, bazen basit maceralarla ölür gideriz. Sonra yeniden doğarız, yeniden yeniden, her defasında yeniden etrafımızdaki her şey anlamlanır. Tıpkı dört mevsim gibi. Her defasında kışın son günlerinde yalancı bahar gelir, bahçedeki kimi aceleci çiçekler gibi erkenden açarız; ani bastıran Mart karı ve soğuyla birlikte tezcanlılığımızın bedelini öderiz. Sonraki sene yine kanarız aynı vakitlerde, sonra yine bedel, sonra yine, sonra yine…

Bu, Ellie ile Carl macerası gibi basit bir şey. Basit ve aynı oranda gözden kaçan bir şey. Macera denince akla hemen ejderhalar vs. geliyor ama aslında asıl macera bu gibi basitliklerde yatıyor, yaşam gailesi denilen şey yani, yani birlikte, gün geldiğinde kavanozda biriktirilen bozuklukları almak zorunda kalmak. vs. Bu gibi şeyler.

Kavanozu kırıyorsun, sonra yine kırıyorsun, sonra yine, sonra yine… Hedeflenen maceranın yolunda aslında gerçek macera yatıyor. Anlayabilmek için iki taraftan birinin ölmesi gerekmemeli. Ama animasyon işte, gerçekle uzaktan yakından ilgisi yok. Bildiğin insan kurgusu.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 24/10/2009 by in Başka birtakım hassasiyetler, Genel and tagged , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: