C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Kuran Okumak

Okumak eylemi okunan şeyi anlamayı gerektirdiği gibi, temelde ondan başka amaç içermiyormuş gibi görünür. Doğrudur bu. Manasını artık içselleştirmişse, nasıl yapmış olursa olsun cümlesine, kelimesine varıncaya değin anlaması gerektiğini düşündüğü şeyi anlamışsa, Türkçe okumasına gerek yok haliyle. Temel amaç anlamak, ulusal & arı dil gösterisi yapmak değil. ancak okumadan kasıt, öğrenilen Arapça harfleri anlamından yoksun bir şekilde biteviye okumak ise, burada eylem, dili ilk öğrenirken kullanılan harfleri öğrenme amaçlı aktivitelerden biri olmaktan geçemez. Hayatı boyunca harfleri tekrarlayan insanları düşününüz, ben tanıdım böylesini. Okumak böyleleri için, “nasılsa Kuran değil mi, allah’ın kelamı olduğu için manalı şeyler barındırıyordur içinde” teslimiyeti anlamını taşır. Okumak böyleleri için salt kabullenişin ikrarı gibidir. Oysa okumak, belli bir düzene göre gözleri harfler üzerinde gezdirmekten öte bir şeydir; okurken anlamayı, anlarken okumayı arzular okuyucu. Aksi halde, yukarıdaki resmin gösterdiği üzere, Kuran okuyucusunun durumu “nasılsa kutsal sözler“i tekrarlıyor görünmekten öteye geçemeyecektir.

Kuran
Bunun yanında Kuran okumak‘la ilgili şöyle bir tespitim daha var. Kuran okumak bizim kültürümüzün temel unsurlarından biri; aslına bakılırsa Kuran okumanın kendisi de değil, bizzat Kuran okuma eyleminin kültür mirasında içerdiği anlamın kendisi temel unsurlardan biri. Nasıl ki çalışan batılı kafalar gece gündüz Eski ve Yeni Ahit okumadan, içeriğinden kimi parçaları kendi kültür hayatına yedirir de, İsa’yla, Süleyman’la, Yahya’yla, Paulus’la ilgili meselleri hem sosyal hayatına hem de edebî, sanatsal, ilmî, siyasî söylemlerine yedirirse; kısacası bir şekilde kendi var oluşunu “ben bu kültür içinden çıktım, buna göre varım ve bir neticeyim” şeklinde dile getirirken geleneğin dinî mirasını ürettiği ürünlere yedirirse, biz de bu topraklarda Kuran okumadan da sanki sürekli etrafımızda okunuyormuş gibi hissetmek durumunda kalabiliyoruz.
Kuran’a ilişkin dinî referanslar kültür alemimizin bir yönünü belirler, dahası bu yönün kesin sınırlarının çizilmesi de mümkün değilmiş gibi duruyor.
Bir sosyolog çıksın da, Fatiha Suresi’nin ya da “üç kulhu bir elham“ın bu toplumun zihninde ne gibi bir anlam ifade ettiğini çözmeye çalışsın. İşe besmeleyle başlamanın erdemine ilişkin, sokaktaki insanların neredeyse hiçbirinin bir fikri yoktur; ama bu yaşamın bir parçası olmuştur. Kendisi besmele çekmiyorsa, yanındaki çekiyordur. O da çekmiyorsa, onun babası vardır. O yoksa, anneannesi, dedesi vardır. Olmadı komşu, esnaf, patron vardır. Evlıyalara ya da sahabelere ilişkin anlatılanlar, Kuran söyleminin içerdiği ibretlik vakalar toplumu oluşturan bireylerin genlerinde dolaşır. Dahası muhafazakâr idarenin iradesi ve mahalle baskısı gibi unsurları da düşünürseniz, ezan okunurken müziğin sesini kısma zorunluluğunun kendisi bile, din söz konusu olduğunda bireylerin birer sınırlarının olduğunu gösterir.
Evet bunun böyle olması gerekiyor, nedenini sorma; böyle gelmiş böyle gider” denilip işin içinden sıyrılırlar; batıda İsa’yla, haç’la ve çarmıhla ilgili kafalardaki mengene bizde de karşılığını büyük ölçüde Kuran söyleminden buluyor. Aslında bu mengenenin sokaktaki adam için Kuran’dan besleniyor oluşunun da bir anlamı yoktur, o sadece öyle kabul edilmiştir; o öyle kabul edilirken bazen Kuran’la çelişse bile o öyle bırakılmalıdır; çünkü o yani bireyleri yontan dinî mesel geleneğin bir mirasıdır. Bu yüzden geleneğin mirasını, kimi Kuran söylemleriyle çeliştiğini göstererek incitmemek adına Kuran okuma eyleminin yüceliği bile göz ardı edilebilir. Önemli olan Kuran’ın okunması değil, duvardaki dantelli mahfazası içindeki görüntüsüdür. Boynunda haç taşıyan her zihin gece gündüz Yeni Ahit okuyor değildir, onun imaj olarak ağırlığı bile yaşama standardının belirlenmesi açısından önemlidir. Sola scripta’nın (salt kutsal metinler) özünde yatan telâş da buna yöneliktir; okunacak metinden ziyade, metinden çıkarıldığı düşünülen adetin kutsallaştırılması! Kişi bir tavır içindeyse, onu öyle kabul etmiş demektir; onu o şekilde gelenekten almıştır. Sözün özü, şuraya gelmek istiyorum: Gelenek bütün yüceliklerin üstünde olup, en yüce tasarımların bile yontucusudur. Kuran okumanın erdemi de, geleneğin süzgecinden geçtiği ölçüde insanı sarar.
Uzmanca Kuran okumanın ne kadar keyifli olabileceğini yakından bilen biriyim. Uzman olduğum için değil de, zorunlu olarak içinden bazı bilgileri -bilinçli bir şekilde- almak zorunda olduğum için bu böyle. Eski Ahit ve Yeni Ahit’i vulgar dilinden yani sonraki çevirileri olan Latincelerinden başından sonuna okumak durumunda kalıyorum sürekli. İ.S. 1-5. yy. aralarını ve Roma’da Hıristiyan geleneğin gelişimini başka türlü anlayabilmemin imkânı yok. Ortaçağ’ın sınırlarına giriyorsanız, çantanızda her daim yine bu kitapları taşımak durumundasınız. Yeniçağ’a geliyorsunuz metinlerin tamamına yakını kutsal kitaplardan alıntılarla dolu; Erasmus ile Martin Luther uzlaşmazlığını düşününüz örneğin.
Kutsal kitabı ulusal dilde mi okumalı, yoksa latincesiyle mi?” “Kilise bölünerek mi, yoksa birleştirilerek mi İsa’nın zamanındaki hava yakalanabilir?” gibi anlaşmazlıkarı Yeni Ahit okumadan çözmek mümkün müdür?
Renaissance aydını, 17. yy. sonu Aydınlanma’sında kutsal kitapları tartışmaya açarken de onları iyi bilmek zorunda olduğu için okumuştur. “Okuma” başlı başına yüzyılların bir otak paydasıdır; okursun, genlerine işler ancak reddedersin.
Okumak, bir şeyi anlayabilmenin şartı olmakla birlikte onu kabullenmenin teminatı değildir. Bizde sanki böyle anlaşılıyormuş gibi hissediyorum; Kuran okumak sanki ona inanmakla eşmiş gibi düşünülüyor. Zira hayata bu gözlükle bakıyor: “Ben bir şeyi sadece onu kabul etmek ya da etmemek için yaparım” ya da “ben bir şeyi sadece onu kabul ettiğim ya da etmediğim için yaparım” düşüncesi hakim oluyor. Temel kaide “öğrenmek ve ona göre tavır almak” değil de, “işin iç yüzünü öğrenmeden alınan tavrı (çoğu kere ideolojilerin dürtüklediği budur) destekleyecek verileri öğrenmek” oluyor. Böyle olunca okunan Kuran da olsa, Feuerbach metni de olsa; ondan alınan şey sadece alınmak istenen oluyor. Bu da zaten Kuran’ı dantelli mahfaza içinde duvara asmakla aynıdır.

Not: Bu yazıyı ilkin Ekşi Sözlük için yazdım:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kuran+okumak%2F%40jimi+the+kewl

Reklamlar

4 comments on “Kuran Okumak

  1. cache
    18/08/2009

    >Tescil makamı değilim ayrıca methiyeler düzmeyi de sevmem.. Ama bu yazı.. Çok sağlam olmuş.."Uzmanca Kuran okumanın ne kadar keyifli olabileceğini yakından bilen biriyim. " Bunu ayrıca kıskandım.. Benim Kur'anım hala dantel mahfaza içinde zira..

  2. Anonymous
    23/08/2009

    >dinsel ya da inanca ilişkin her eylemin temelinde yatan şey; inanmak… inanmanın da temel göstergelerinden biri inandığını topluma göstermek ve bilinçaltında topluma ait olma, onunla barışık olma dürtüsünü-görevini benliğinde pekiştirmektir. inanmak çoğu kez bir ferdin toplumdaki statüsünü belirler. bu yüzden bahse konu kuran okumak eylemi anlamanın ötesinde, otomatik bir davranış, bir zorunluluk ve bir iş olur. bu ve benzeri daranışlar, neredeyse tamamen inanç tazelemenin, topluma aidiyetin psikolojik rahatlığını, kişinin meşruiyet duygusunu hissetmesini sağlar. haç taşıma örneğinde olduğu gibi kişinin kendini ve ideolojisini ifade ediş biçimi olur. her ne kadar "değildir, bu inançtır, kişiseldir" denilse de, aslında tamamen siyasidir. kişi çoğu kez okuduğunu anlama ihtiyacı hissetmez. bu eylemi anlamasa da özümsemiştir zaten. inancı ile ve yaşadığı toplumun realiteleri ile dopdoludur. sorgulamaz. toplumun diğer fertleri gibi, topluma bakarak aslında kendi yansımasını görmek ister. bunun sonucunda toplum ve kişi kendini daha çok güvende hisseder. inancı ve eylemi güvendedir. doğruya artık ihtiyacı yoktur. çünkü toplumun inancı, ideolojisi ve eylemi artık kişinin kendi doğrusu olmuştur. kişi artık o topluma aittir. meşrudur ve statüsünü kaybetmek korkusuyla hareket eder. bu korkuyla, kendine ilişkin siyasi kararlar alır ve çıkarlarına göre davranmakta sakınca görmez. ahlak genel bir ahlaka değil içinde yaşadığı toplumun çıkarlarına uygundur. davranışı yadırganmadığı ve tekrarlandığı için bunda bir mahzur görmez. davranışı ve gelenekleri ile övünür. sürünün dışına çıkamaz. bunun sonucunda kişi bunu anlamasa da realiteden kopuş başlar. kutsallarla, dogmalarla ve kalıplaşmış dar ve sığ ahlaki değerlerle dolu bir başka dünya kurulmuştur. buna karşı gelişebilecek en ufak bir itiraza karşı toplum, "aforoz" silahını daima elinde bulundurur. yaşayışı ve çıkarları tehtit altındadır artık ve "bu adam kim oluyor da…?" sorusu eyleminin, meşruiyetinin ve haklılığının dayanağını oluşturur. yok saymak, dışlamak, itelemek ve ötelemek toplumun ana batarya topudur. daha sonraki aşamada toplumsal yargının daha şiddetli bir aşaması gelir… yok etmek. çünkü; alışılmış yaşama ve inanç biçimine aykırı davranış ve görüş belirten herkes düşman sayılabilir. toplumun iyiliği ve geleceği için alınacak tedbirlerden biri ise yok etmektir……………………………(özür dilerim, yazının sonu başka bir alana kayıyor ama bu konudaki fikirlerim çok fazla sürebileceğinden burada kesiyorum. blogu çok beğendim. güzel bir fikir platformu olmuş elinize sağlık. bundan sonra da takip etmeye çalışacağım.)

  3. Anonymous
    13/09/2009

    >çoğu zaman anlamadan yaparız bir çok eylemimizi, kalan diğer zamanlarda da anladığımızı sanarak… önemli olan niyetindir ve bunu da tanrı bilmektedir…sen aklını her ar kullanma çabası içindeysen (ve bunu yapmanın doğru olan olduğunu düşünüyorsan) yaptığın her eylemi anlayarak yapmaya yani kaldıramayacağın bir yükün altına girmeye çalışacaksın. çok genel oldu belki ama demek istediğim Kuran'ı anlamadan okumak bana da her zaman garip gelir ama Allah'ım yine de senden karşılık bekleyerek okuyorum diyerek okurum (türkçesini de okuyorum zaten o ayrı mesele). Kurallar ötesi olan tanrı dünya kuralları içinde yanlış,anlamsız, saçma ve gereksiz bir eyleme bile güzel bir netice verebilir kulunun niyeti için..Hayat ve yaptığımız işler çok karmaşık fonksiyonlar, ipler bizim elimizde gibi ama ipin ucu gözükmüyor, herşey bir çok şeye bağlı. ipi çekince biz yaptık diyoruz…sen Kuran'ı Allah'ın muradını anlamak iste Kuran okumadan da anlayabilirsin…(Okuyarakta anlamayabilirsin)

  4. noname
    20/10/2011

    burada okumak tartışmasından kasıt salt kuranı okumaksa, “okumak” eylemine yüklediğimiz anlamlardan ve beklentilerimizden biraz farklı bir açıyla düşünmek gerekir. yüzünden ve mealinden okunma tartışmasına çoğu kez bizzat şahit olup fikir beyan edenleri dinledim. şahsen şu, bundan evladır diyecek bilgi ve konumda değilim. fakat bildiklerim açısından olaya yaklaştığımda göz önünde bulundurduğum ilk nokta yüzünden okumaya mükafaat (sevap) vaadedilmiş olduğu. tabi konuyu sadece bu noktadan ele alıp bırakmak da olmaz. kitabın indiriliş sebebi ve amacı yeni bir şeriatın tatbik usulünü gösteriyor olması. yani inananların başvurması gereken ilk kaynak.
    islam müminin 24 saatini düzenleyen bir din. hemen her sorun ile ilgili sırasıyla kuran-sünnet-icma-kıyas yoluyla asırlardır hayatın her alanından her soruya ilgililer cevap vermeye çalışmış. kuranın bu sıralamada önemi ise piramidin en tepesinde bulunmasıdır. aynı zamanda allah kelamı olduğuna inanıldığından tartışmasız, mutlak kuralları içerir. bu haliyle (günde 5 vakit namaz örneğinde olduğu gibi) hatırlanmayı isteyen tanrıyı hatırlamanın yollarından biridir. yani hem kutsal-manevi, hem de normatif bir anlamı vardır.
    buradaki okumak eylemi sizin de belirttiğiniz gibi inanılan ideolojiyi tartışmak amacıyla değil, fakat esaslarını öğrenmek ve benimsemek amacıyla icra edilir; bu da ‘meal okumak’ta anlamını bulur. yüzünü okumak ise ibadet olarak düşünülür. yine hadislerden birine göre kuran okunduğunda her harf miktarınca sevap kazanılır. ayrıca kuranı öğrenenin ve öğretenin en hayırlı kullar olduğu da diğer bir hadiste belirtilmiştir. buradaki öğrenme ve öğretme öyle görünüyor ki ilk olarak harfleri okuyabilmeyi ifade etmektedir. sonuç olarak yüzünden okuma ve meal okuma biri birine tercih edilecek şekilde düşünülemez. inanlar için her birinin kendine has hikmeti ve kıymeti vardır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 17/08/2009 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: