C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Tanrı nezdinde "baba sevgisi"

Rasyonalize edilebilir bir şey bu “baba sevgisi”. İhaleyi daha geniş bir alanı kapsayacak ölçüde açalım: Her şey rasyonalize edilebilir, yeter ki doğru tag’leri, doğru zemine yerleştirip arayışımızı neticelendirebilelim. Örneğimizden yani başlıktaki sevgi durumundan hareketle söylersek; baba sevgisi için geçerli bir neden oluşturmamız yeterli. Örneğin sizin üstünüzde ilahi bir kudretin varlığına sığınır, onu örnek aldığınızı söyleyip hem siyahı hem beyazı; hem gündüzü hem geceyi; hem varı hem yoğu; hem iyiyi hem kötüyü aynı anda tıpkı onun gibi sevebilirsiniz. Babanın oğluna ya da kızına duyduğu sevgi gibi. Yeni Ahit’te bu söylemi görmek mümkün.

Matta 5.45‘te deniyor ki “Göklerdeki babanız’ın oğulları gibi olasınız (ut sitis filii patris vestri, qui in caelis est); çünkü o, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem adillerin hem adil olmayanların üzerine yağdırır (quia solem suum oriri facit super malos et bonos et pluit super iustos et iniustos).”

Buradaki söyleme göre yağmur nasıl ki her yeri ıslatıyorsa; güneş nasıl ki her yeri aydınlatıyorsa; Tanrı’nın sevgisi de aynı kucaklayıcılıktadır; o halde sen de Tanrı’na benzemelisin. Verilen mesaj tam anlamıyla budur.

Evlatlarını seven baba” gibi tasarlanan Hıristiyanlığın Tanrı’sı, bu yapısıyla herkesi babaca sevebilecek ölçüde tasarlanmış olur. Bu sevgi tipinin, sevginin yöneldiği kişide ıstırap uyandırması gerekiyor; çünkü sevgi bir ana sevgisi değil, aksine bir baba sevgisi. Bu ayrım da Stoa düşüncesinden Hıristiyanlığa miras bırakılan çileciliğin en belirgin göstergelerinden biri. Hatta bu disiplinin teoloji kısmı büyük ölçüde bu yapıdan meydana gelir, bile diyebiliriz. “İyi insanların başına neden kötülükler gelir?” problemi ışığında Seneca‘nın De Providentia‘da çizdiği Tanrı’nın sevgisi işte tam bir “baba sevgisi“ydi. Seneca şöyle diyordu:

Babaların ne kadar başka, anaların ne kadar başka sevgi gösterdiklerini görmüyor musun? Babalar evlatlarının bir an önce çalışmaya başlaması için erkenden uyandırılmalarını emreder, tatil günlerinde bile aylaklık yapmalarına izin vermez, zaman zaman ter döktürür, zaman zaman gözyaşı. Ama analar evlatlarını bağırlarına basmak, gölgelerinden ayırmamak ister; üzülmelerine, ağlamalarına, eziyet çekmelerine dayanamaz. Tanrı iyi insanlara karşı babaların ruhuna sahiptir, onları mertçe sever ve ‘gerçek güçlerini toplamaları için sıkıntılarla, ıstıraplarla, kayıplarla boğuşsunlar’ der.” (De Providentia 1.1-2)

Determinist bir bakış açısıyla, “iyi” (belirlenen kalıbın içinde kalan) insanların yaşamındaki ıstırapları etik kaygılar güderek baba sevgisine bağlama telâşı müthiş bir teolojik çözüm doğurmuştur. Birden onca ağırlığı bulunan “Tanrı varsa, kötülük neden var?” yükü hafifletilmiştir. Bunun yanında Hıristiyanca baba sevgisi’ni ıstırapla yoğurma anlayışı, crucifixion hikâyesinde İslamiyet ile Hıristiyanlık arasında spesifik bir farklılık yaratmıştır. O da şudur: Evvelce #16462438 no’lu entiride işlediğim üzere, Hıristiyan teologlardan Philip Yancey İslâm’daki peygamber İsa’nın çarmıha gerilmekten bizzat Allah tarafından kurtarılmış olması durumunun Hıristiyanlığın özüyle “anlamca” çeliştiği kanaatindedir (Where is God When it Hurts? A Comforting, Healing Guide for Coping with Hard Times, Zondervan Press, Michigan 1997, p.236). Yancey, Hıristiyanlığa getirilebilecek olan “Madem Tanrı İsa’nın babasıydı, neden onu çarmıha gerilmekten kurtarmadı? İslâm anlayışına göre merhamet dolu (gentle) olan Allah, peygamberinin çarmıha gerilmesine izin vermemiş, onu kurtarmıştır; oysa Hıristiyanlık inancına göre Tanrı’nın oğlu İsa göz göre göre çarmıha gerilmiştir. Bu nasıl bir çelişki böyle?” eleştirisini şöyle karşılar:

“Tanrı’nın crucifixion‘da İsa’ya hoşgörülü davranmış olduğu düşüncesine gerek yoktur; zira zaten bizzat Tanrı’nın kendisi İsa’nın bedeninde insanlığı kurtarmak adına crucifixion‘a razı olmuştur.” (A.g.e., p.236). Yani Tanrı, crucifixion esnasında, İslâm’ın bildirdiği gibi, uzakta değil; bizzat olay yerinde insanlık adına bulunmaktadır. Yani burada Tanrı’nın, deyim yerindeyse, anne şefkâtiyle oğlunu kurtarmıyor oluşu, onun omnipotens‘liğini lekelemez. Çünkü Tanrı, bir baba gibi oğlunu yalnız bırakıp çilenin asıl simgesi kılacak ölçüde bir “baba sevgisi”ne sahiptir. Oysa İslâm’daki “gentle” Allah (Yancey’in kullandığı sıfat bu) ziyadesiyle koruyucu, kollayıcıdır. Ancak Stoa’dan beri biz biliyoruz ki, mens universi yani evrenin zihni ziyadesiyle çileye anlam yükler. İnsan çilelendikçe insanlığın pınarından içtiğinin bilincine varır. Seneca, determinizm telâşında tavan yaparak korkunç bir laf eder:

Tanrılar zaman zaman cesur insanların bir felâketle güreş tuttuklarını seyretmek isteyebilir… İşte size kendi eserinin üstüne titreyen tanrının seyredebileceği soylu bir gösteri, işte tanrıya yaraşır bir rakip: Kötü yazgısıyla yüz yüze gelmiş bir insan, hele bir de ona meydan okuyabilmişse!… Bu tür kötü olaylar talihin bir cilvesidir ve iyi insanların başına gelmesi, kendilerini iyi yapan yasadan ötürüdür. Sonuçta iyi insanlara asla acımaman konusunda seni ikna edeceğim; çünkü iyi insana zavallı diyebilirsin belki, ama böyle dediğin için o zavallı olmaz.” (De Providentia 1.2-3)

Çünkü temelde insan da dahil olmak üzere evrendeki herbir şeyin sadece kendisinden ibaret olduğu ve herbirinin, zamanı geldiğinde en yüce akıl olan mens universi‘ye katılarak nihaî varışını tamamlayacağı düşünülmüştür. Seneca, Boethius’un Estne aliquid tibi te ipso pretiosus düsturunu anımsatırcasına şöyle der: “Cogitemus nihil perire de nostro” yani “Bize dair hiçbir şeyin yok olmayacağını bilelim.” (De Providentia 1.5)

Hâl böyle olunca baba sevgisi de, hiçbir surette yok olmayacak olan insan aklının, bu farkındalığa varabilmek için tezgâhından geçmek durumunda olduğu katı disiplini simgeler. Böyle bir tasarımda anne sevgisine yer yoktur. Babanın, ıstıraba mani olmak bir kenara, oğulun disiplini için onu bizzat mümkün kılan sevgisi ancak bu kadar güdüklük üzerine inşa edilebilirdi. İnsanda dinginlik mecburiyetini, dinî olsun, felsefî olsun başka türlü rasyonalize edebilenler de çıkmıştır. Toplum sözleşmeleri, anayasalar, antlaşmalar ziyadesiyle insanların disiplin alabilmeleri için felâketlerle yüzleşmelerinden zevk duyabilen yasa-koyucular eliyle hazırlanmamıştır. Gaddar babanın sevgisi, belki de yerini her şeyi önceden hazır eden, insanı yedikçe acıkırcasına konformist kılan anne sevgisine bırakmıştır; belki de hakikî profanlaşma ya da insanlık bunalımı denilen şey bizzat budur.

Not: Bu yazıyı ilkin Ekşi’de yayınlamıştım:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=baba+sevgisi%2F%40jimi+the+kewl

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 27/07/2009 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: