Estetik meselesi insanlar için çok önemli; nereye baktığınız daha önemsiz. İnsanda estetik kaygının oluşabilmesi demek, bu kaygının gerektirdiği ölçüde meselenin önemsizleşmesi, buna mukabil baktığınız yerin önem kazanması demek oluyor. Taşlar yer değiştiriyor. Gözler hep alışılagelen keyfi arıyor, bir nevi hazzı. Tek tip kadınlardan hoşlananlar, böyle bir kaygı oluşturabildikleri için kendilerinde; daha sonra nereye baksalar o tip kadınları seçebiliyorlar. Tek tip makyaja takılı kalanlar ya da tek bir kokuya duyarlı olanlar; binlerce insanın içinden o kokunun sahibi kimse, onun peşinden gidebiliyor.
Algıda seçicilik olarak adlandırılan şeyde en ilkel boyutta da olsa bir estetik kaygı yatıyor sanki. O rengi seçmek, o kokuyu koklamak, o sesi duymak, o savaşı yaşamak, o huzura ermek. Bunların hepsi basit bir kandırmaca da olabilir; beyin kendi kendine bırakmıyor insanı; şakasız gün geçirmiyor. Nereye baktığınız çok önemli. Zira herkes doğru yere bakamaz. Her doğru eğridir demişti Nietzsche. Siz eğri‘nizsiniz. Derdiniz de estetik kaygınız.
>Sen daha iyisini anlatana kadar en iyisi bu.
>Dışarı ile neredeyse diğerlerini yadsıyacak ölçüde bağımlı olduğumuz yetinin “görme” dolayısı ile “göz” olduğunu ele alacak olursak; herşey estetiktir belki de? ” O sesi duymak ” da tuzu, ” o kokuyu koklamak ” da biberi olsun; “tasarımızın”! Mesele dağa çıkmak mı, bulut olmak mı, Tanrı olmak mı; öyleyse hakikat için? Daha doğrusu arayış “A priori”sinin vereceği sonuç hazzı!Hakikate ulaşmak için tüm nesneleri “bilmeliyiz” demişti Nietzsche…
>Neden Hakikata ulaşmayı istiyoruz? Bütün olup bitenlerin bir rüya gibi hakikat olmadığını neden düşünmüyoruz. İnsan hiç bir şeyi görmez ya.