C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Evrim Meselesine Dair – Prof. Dr. Teoman DURALI

>…

Yaşama atılımıysa, ‘evrim’ düşüncesini bağrında taşır. Çünkü, yaşama olayı, maddeyi bir atılım sonucunda aşmış. Bu bakımdan öncelikle Bergson için, canlının kendisinden ve bastığı evrim basamağından çok, canlılık, yaşama önemlidir. Hâlbuki Herbert Spencer gibi birçok evrimci —evolusyonist—, bakışlarını evrimin tek tek ‘aşama’larına yöneltmiştir. Bergson’a bakılırsa, Spencer türündeki evrimciler, bütün geçmiş evrim basamaklarını, onun ulaşmış bulunduğu en son ‘aşama’nın açısından yorumlamışlardır. Nitekim bu noktayı Bergson, özlü bir ifâdeyle şöyle belirler: «Spencer’in ortaya koyduğu yöntemin bilinen sakatlığı, evrimi, evrilmişin parçalarıyla, bölümleriyle yeniden kurmaktan başka bir şey değildir.»87.

Yukarıda sözü edilen noktada öteki evrimcilerin birçoğundan ayrılan Bergson, evrim demlen sürecin, yalnızca canlılara has bulunduğu savına gelince, onlarla görüşbirliğinde olduğu görülür. Nitekim hemen bütün evrimcilere göre, ancak canlılar evreninde tersinmez bir gidiş var. Cansız maddeler evreninde böyle bir şeyle karşılaşılamazmış. Oysa, açık sistem olarak tasavvur edildiğinde, cansızlar evreninde de tersinmez bir gidişin varlığını kosmoloji bizlere kanıtlıyor.

Bu bir yana, ortaya çıkışı oldukça yeni olan evrim, gerçekten de vitalismin ana payandalarından biri olarak görülebilir. «Biyoloji tarihinde» diyor Jean Piaget, «değişmezlik öğretisinden (fixisme) evrim öğretisine (evolutionisme) değin uzun bir düşünce sürecinin geçmesi gerekmiştir. Daha Lamarck ile Darwin’den önce bile gelişme anlamında evrim kavramı vardı gerçi. Ancak bu kavramda söz konusu olan, türler arasındaki bağlantılardı. Başka bir deyişle ‘evrim’, zamanlı bir gidişi, dolayısıyla, ‘gelişme’yi dile getirmeyen bir kavramsal biçim olarak alınıyordu.»88.

«Bu bağlamda ‘evrim’le ilkin Aristoteles’teki ‘biçimler’in sıradüzeninde karşılaşıyoruz.»89. Bu”çalışmanın I. Bölümünde değinilmiş olduğu üzere, Aristoteles’e bakılırsa üç çeşit ruh var: 1) Bitkilerin yaşamasını açıklayan bitkisel ruh; 2) hayvanların kımıldanışı ile örgütlenişini veren hareket ruhu; 3) hem bedenin ‘biçim’i hem de insan düşüncesinin ilkesi olan manevî ruh. Yalnız, alt basamaklardan başlayıp zaman içerisinde yol alan bir gelişmenin sonucunda birbirlerinden türeyeceklerine, bir erginlik sırası uyarınca bunlar, üst üste dizilmiş dururlar. En yüce ülkü yahut gaye —bu, bir gelişmenin bitiş noktası olarak değil de, bir hedef anlamında alınmalı—, kavramsal inişle alt safhaları, basamakları açıklar. «Bu da, biçimlerin Biçimi olan Tanrı ile insan arasındaki ilişkilere göre düşünülmüştür.»90.

«‘Evrim’, bundan sonra yaratıcılık (creationisme) çerçevesinde görülür. Böylelikle ağırlık merkezi, zamandışı (intemporel) ”biçimler’den ‘yaratma’ya kaymıştır.» Ancak burada da zamanla olan, «önceden düşünülmüş tasarının (plan) gerçekleştirilmesidir. Tasarının kendisine gelince; o, ya sonsuzca vardır ya da safha safha düşünülmüştür.»91

«‘Evrim’in üçüncü kavranışı, tarih süreci kapsamında olmuştur. İşe, sınıflama düşüncesinden girilmiş olduğundan, ‘evrim’, bu sefer temelde bilimsel bir nitelik kazanmıştır.»92.

Ama, sınıflama düşüncesinden kalkan bu ‘evrim’ anlayışı da, günümüz ‘evrim bilimi’nin —evolusyon’un—93 çizgisinden oldukça uzaktır. Çünkü, «oradaki ‘doğal’ sınıflama, gözlemlenebilen özelliklerin tümü üstünde kurulmuştu. Bu gözlemlenebilen özelliklerin de sayısı belirsiz bulunduğundan, önemlilerin, önemsizlerden nasıl ayırdedilecekleri konusunda ölçü yoktu. Her birey, sözü edilen anlayış uyarınca, belli bir ‘doğal yaşamortaklığı’ndan (communaute naturelle) sayılırdı. Doğal yaşamortaklıkları da, iç içe geçmiş halkalar gibi tasavvur ediliyordu. İşte, böyle durağan (statique) evrimöncesi (preevolutioniste) bir düşünceden kalkmış olan Georges Cuvier, ‘örgütlenmenin ortak tasanları’na (‘plans communs d’organisation’) varmıştır.»94.

İlkin, zamanı dikkate almayan durağan sıradüzenine dayalı sınıflamanın, sürece bağlanarak evrim biliminin, Jean Lamarck, Alfred Russel Wallace ile Charles Darwin’in ayrı ayrı çabaları sonucunda başarılmıştır. Şu var ki, spekülasyon bununla da kesilmemiştir. Öncelikle Charles Darwin’in ‘doğal ayıklanma’ («natural selection») iddiasını içeren evrim varsayımı, düşünce tarihinde belki en çok taşlanmış, sarsılmış, didiklenmiş, tartışılmış, red yahut kabul görmüş varsayımların başında yer alıyor. Hele XX. yüzyılın ilk yarısında pıtrak gibi her yanda bitmiş olan parabiyoloji öğretilerinin hemen hepsi, adı geçen varsayımı çıkış noktası yahut en azından ‘esin’ kaynağı olarak kabul etmiştir. Ona en yeğin karşı çıkanlar, vitalistler ile kısmen animistler olmuştur.

‘Vitalist, Jacques Monod’ya göre, «fizik yasaların, canlıların varoluşu ile evrimini açıklayamayacaklarını savunan kimsedir. Böyle birine bakılırsa, fizik yasalar, ya hiç ya da yeterince uygulanamazlar. Bundan dolayı, daha başka bir açıklayışı bulmak gereği doğarmış.»95

Evrim biliminin getirdiği yeni biyoloji anlayışına vitalistlerin yanı sıra itiraz edenler, «insanın, hem kendi tabiatına hem de evrenle kurduğu ilişkilere dayanan pek eski, ayrıca vitalistlerinkinden çok daha derin, daha ilginç, kavramlarla iş gören ‘animist’lerdir 96. Animist, evrimin, gerçekten de yasa olduğunu benimser. Ancak, bu yasa yalnızca canlıları kapsamaz. Evrim bundan dolayı, bir evrensel yasadır. O, farklılaşmayla yola koyulup, mükemmelleşmeye —elektronlardan canlılara— doğru gelişen bütün evren için geçer bir yasadır. İnsan ile doğa arasındaki bu yüce ittifaka, doğada durmadan ilerileyen böyle bir gelişmeye, Herbert Spencer gibi positivistler kadar, aşağı yukarı onunla aynı dönemde yaşamış Hegel (Georg Wilhelm Friedrich), Karl Marx ile Friedrich Engels gibi ‘dialektikçiler’ de bel bağlamışlardır. İmdi evrim, onlarca yasadır; evrim, anlamlıdır; kaldı ki, bu, yalnız mantıkça değil, aynı zamanda ahlâkça da belirlenmiş bir anlamdır.»97.

«Son olarak da, yakın zamanlarda yeni, etkili bir animist zümre daha doğmuştur: ‘Termodinamikçiler’. Bunların kimisi mesleğinin ustası olmakla birlikte, yine de hiçbiri W. K. Kelvin gibi gerçek termodinamikçi değil. Bunların başarmak istedikleri, ortaya koymuş oldukları teorilerle, belirlemelerle yaşamanın, olsa olsa yeryüzünde başlamış bulunacağını, yaşamanın başlamasıyla birlikte evrimin de başgöstermesi gerektiğini kanıtlamaktır.»98

Bütün bu sayılagelen öğretilerin, evrime ilişkin olarak söylediklerinde birbirlerinden birçok bakımdan ayrılmalarına rağmen evrimin, insanla doruk noktasına ulaştığı düşüncesinde belli bir ölçüde birleştikleri anlaşılıyor. Öyleki, bunların arasında evrimin biricik amacının, ‘akıl sahibi’ varlığın, daha açıkçası, insanın ortaya çıkması olduğunu öne süren aşırı gâyeciler —finalistler— de var. Herhalde yalnızca bu noktada günümüz biyologlarının genellikle mekanistlerle görüşbirliğinde bulunduklarına tanık olunabilir. Nitekim Jacques Monod, «ister bilimadamı, ister felsefeci yahut ideolog olsun», diyor, «aydınların çoğu, evrim teorisinin, insan varoluşunu tamamıyla rastlantı sonucu görmesini asla kabule değer bulmamaktadır. Hâlbuki, kendimizi herhangi başka bir tür gibi görüp kabullenmeliyiz. Tek bir türüz, tek bir olayız. Bundan ötürü, varolacağımız önceden kestirilemezdi. Yalnızca evrenin geri kalan» —cansız denilen— «kesimine göre değil, aynı zamanda öteki canlılar yönünden de bütünüyle zorunsuzluk (contingence) hâlini gösteren bir durumdayız. Pekâlâ burada olmayabilirdik.»99

Öncelikle evrim söz konusu edildiğinde vitalist-animist öğretilerin çoğunun, çağımız bilim teorisinin biçimlenmiş bulunduğu anlayışa pek uzak düştüğü böylece su yüzüne çıkıyor. Burada ‘çoğu’ denilmesinin sebebi açık: Kimi vitalist-animist öğretiler, bilimsel teorilerden öyle kolayca ayırdedilemiyor. İşte bu nokta Monod’nun da dikkatini çekmiş olacak ki, vitalist-animist öğretileri iki kümede toplamış: 1) Spekulativ anlamda ‘metafizik vitalism’ («vitalism metaphysique»); 2) ‘bilimsel vitalism’ («vitalisme scientifique»)100 ‘Spekulativ vitalism’ («vitalisme metaphysique»), canlı varlığı maddeden bütünüyle ayırmak, dolayısıyla, sözün tam anlamıyla ‘salt vitalism’ ise, ‘bilimsel vitalism’ de, canlı ile cansız madde arasındaki boşluğun, sürekli bir gelişmeyle aşıldığına inanan animismden başka bir şey değildir. XIX. yüzyılın son yarısı ile XX. yüzyılın başlarında büyük bir etkinlik ile saygınlık kazanan ‘bilimci ilericilik’ («progressisme scientiste»), yukarıda sözü edilen bir çeşit animismi bağrında barındırmıştır. Adı anılan-akımda yer alan değişik düşünce akımlarının hepsi, çıkış noktası olarak evrimi almıştır. Evrim ise, yer yer yavaş gelişme, yer yer de kökten değişme, atılım anlamına gelmiştir. Ancak, söz konusu ‘bilimsel vitalist’, başka bir deyişle, ‘holist-animist’ evrimcilerin indinde gelişme, açıkça belirli bir amaç gütmez. Bununsa en seçik örneği aşırı gâyeciliğe karşı çıkan Bergson’da görülür. Yine de bütün sayılıp dökülen bu ortak yanlara karşılık, onların birbirlerinden ayrıldıkları noktalar da az değil. Öğretilerini çattıkları kavramlar, bu ayrılığın en belirgin belgesidirler.

Pierre Teilhard de Chardin’in, taneciklerden samanyollarına dek bütün varlık —bu arada canlılar— evrenini kateden bir bakıma manevî yaratıcı «enerji»si; Henri Bergson’un dâ «yaratıcı evrim» i ile «yaşama atılım»ı, açıkça vitalist-idealist rengini taşıyan deyimlerdir. Buna karşılık, Herbert Spencer’in, evrenin her yanında farklılaşmaya, bağdaşıklığa, uzmanlaşmaya, düzene yol açan, ama hiçbir vakit iyice bilinmeyen, bilinemeyen «kuvvet»i; Nicolai Hartmann’ın «tabakalar»ı; Karl Marx ile Friedrich Engels’in gelişmenin dayanağı olarak kabul ettikleri «dialektik – maddecilik» gibi kavramlar ile deyimler de, mekanist-maddeci özellik gösterirler.

Evrenin parçalanmamışlığını vurgulayan bu animist —yahut tümcü, yâni holist de diyebileceğimiz— öğretilerden ‘tabakalar öğretisi’nin kurucusu Nicolai Hartmann sözgelişi, insanbiçimci, salt vitalist kavramlara başvurmaksızın evrenin, birbirleri üstünde yükselen geçişli varlık tabakalarından oluştuğunu söyler. Yine ona göre, «her varolan, kendi varlığı aracılığıyla kendisidir. Bütün şartlar, biraraya geldiklerinde tabakalar öğretisine (Schichtentheorie), kategoriler analizinin sonucunda varılır. Çağımız ontolojisinin, daha doğrusu kosmolojisinin, araştırmalarla sağlamağa çalıştığı, somut varolanın (das Seiende) ilkesini yakalayacak önyargısız analizdir (unvoreingenommene Analyse.»101 İlkeye varmağa yönelik, varlık çokluğunu tabakalar hâlinde sıralamakta Nicolai Hartmann, birciliği —monismi— de ikiciliği —dualismi— de dışta bırakmış oldu. «Kategoriler analizi böylece bir son ilkeye değil, son ilkelere erişiyor. Yine Nicolai Hartmann’a kalırsa, önyargısız Analiz, bir yerine birçok belirlenim (Bestimmung) imkânına yer verir. Ancak, her araştırma gibi, ontoloji araştırmaları da birtakım kalkış noktalarını gerekli görür. Böylelikle Nicolai Hartmann, tesbit edilmiş iki kalkış noktasına işaret ediyor: 1) Şartlayın aksiyom (Konditio-nalaxiom); 2) Belirleyici aksiyom (Determinationsaxiom). Sözü edilen iki aksiyomdan kalkan analizler, şöyle belirlenen ortak bir tabana oturtulurlar: Bir bütün olarak evren (die Welt als Ganzes), kendisini kendisinde belirleyen (sich in sich bestim-mendes) bir şartlı sistemdir (Bedingungsgefüge). Söz konusu sistem, evrenin kategorileri şeklinde birbirleriyle ilintili son belirlenimlere yaslanır. Bunların izi, belirleyici bağlantı (determinative Zusammenhang) çerçevesinde sürülebilir.»102 Kategoryal tabakalaşma (kategoriale Stratifikation), bu bakımdan şu unsurları içerir: «1) Geri dönme yasası (das Gesetz der Wiederkehr), alt tabakadaki kategorilerin, üsttekinde yeniden göründüklerini öne sürer; 2) kategoriler, bir üst tabakada yeni bir bağlamda belirirler: Kategoriler, özce aynı kalmakla birlikte, biçimce değişik bir belirlenim kazanırlar; başka bir deyişle, bir üstbiçim-lenmeye (Überformung) uğrarlar; 3) her tabakada bir YENİLİK, bir ‘Novum’ ortaya çıkar; üst tabaka, alttakilerin bir toplamı değildir; 4) kategoryal yenilik, kategoryal geri dönme ile kategoryal üstbiçimlenme, tabakalar arasındaki uzaklığın fenomenolojisini belirlerler. Dönem dönem yeni yeni unsurlar neşededer. Kategoryal yeniden biçimlenmenin (kategoriale Neubildurig) bu dönemliliği (Periodik), böylelikle, tabakaları da tabakalar arasındaki uzaklığı da oluşturmak durumundadır.» Bundan dolayı, tabakaların, zenginleşmeleri, daha doğrusu karmaşıklaşmaları olayı tesbit edilebilir103; 5) tabakalar öğretisinin sonuçları uyarınca, evren —kâinat—, hem kategoryal hem de tabakalı bir bütünlüktür. Ne var ki, bu bütünlük, durağan yapı olarak göze çarpmazsa da, evrensel süreksizlik (das kosmische Diskontinuum) görünümüyle karşımıza çıkar. Bunun da sebebi, yukarıda belirtilmiş olduğu üzere, değişme ile Yenilik yasalarında yatar. Madem her tabakaya yeni yeni unsurlar eklenir, öyleyse her tabaka kendisinden önce gelenden başkadır. Söz konusu süreksizlik, özellikle organik ile ruhî, ruhî ile manevî (seelisch und geistig) tabakalar arasındaki ilişkilerde gün ışığına çıkar.»104.

NOTLAR:


KAYNAK:
Prof. Dr. Teoman DURALI, Canlılar Sorununa Giriş:Biyoloji Felsefesiyle İlgili Araştırma, Sf.66-72, Remzi Kitabevi, İstanbul 1987.

BONUS: Bu da Teoman hocamızın yıllar evvel İskele-Sancak’ta Evrim meselesine eğilişini gösteren video.

http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-4909718691948191659&hl=tr&fs=true

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: