C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Yeni Osmanlıcılık Üzerine

Quare non sunt vestitus eis? Kardeşim. Bir süredir Mahir Kaynak beyefendi Türkiye’nin bölgede liderliğe itildiğinden bahsediyordu (örn. http://www.haberturk.com/haber.asp?id=123190&cat=160&dt=2009/01/23). Kuşkusuz bu liderlik düşüncesi, cumhuriyetimizin benimsediği klasik anlamda ulus-devlet projesiyle gerçekleşemeyecekti. Ortada bir kapsama alanı olduğuna göre; onun niteliklerine bakılarak onu idare edecek zihin yapısının belli ölçülerde yontulması ve lider konuma getirilmesi kaçınılmazdı. İşte bu noktada benim anlayabildiğim kadarıyla, `Yeni Osmanlıcılık` adını verebileceğimiz yeni liderin yeni misyonu, temelde kime hizmet ederse etsin (Mahir Kaynak’a göre bütünüyle tükenmiş Arap toprakları bir gün İstanbul’da yeni Osmanlı devletine hibe edilebilir; önemli olan bu da değil, asıl dikkatimizi çekmesi gereken şey neden diğer egemen güçler elini eteğini buradan çekmektedir) kendisine şiddetle ihtiyaç duyulan şeydir. Ara sıra bunu farklı şekillerle de olsa ifade etmişlerdi; örneğin 7 Mart 2007 ‘de Amerikan Girişim Enstitüsü’nde Bernard Lewis’in bölge politikalarına dair değerlendirmesini anımsayınız: #10940242.

Hal böyleyken Recep Tayyip Erdoğan ve tayfasının (özellikle de `Abdullah Gül` faktörünü düşününüz) yeni Milli Görüşçü (eski Milli Görüşçü’nün ne denli Osmanlıcı olduğunu anımsayınız.

Ali Aktaş “Milli Görüş Osmanlı’ya dahildir” diyor veya başka bir yerde şöyle deniyor: “Millî Görüş İslam’ın ihyasıdır, millî diriliştir.” Ya da N. Erbakan’ın gençliğe hitabesini düşünün, vs.) kimliği yeni bir Osmanlıcılık düşüncesini içermek durumundadır.

Bakın Haber 7 yazarı `Mustafa Armağan` yeni kitabıyla alakalı olarak ne demiş: “Osmanlı’ya düz anlamda bir geri dönüş mümkün değil tabii ki. Ancak ben burada Osmanlı’nın geri dönüşü’nden bahsediyorum, bizim ona dönüşümüzden değil. Faulkner’ın kehaneti çıkıyor galiba: Geçmiş dalga dalga bizim üzerimize geliyor. Osmanlı ruhunun, vizyonunun, emperyalizme karşı şanlı direniş macerasının, Cebelitarık’tan Hind yarı kıtasına, Ukrayna içlerinden Ümit Burnu’na, İzlanda’dan Hazar Denizi kıyılarına kadar uzanan 30 tane Türkiye çapındaki şaşılası büyüklükteki bir coğrafyada birbirinden zorlu 6 yüzyıl boyunca gerçekleştirilen o muhteşem organizasyon ve medeniyet birikiminin bizi yeniden kucaklamasından söz ediyorum. ‘Geri Gel Ey Osmanlı’, zaten gelmekte olan bir dalgayı haber veriyor sadece. Bu benim kişisel çığlığım değil, belki utana sıkıla hepimizin içimizden geçirdiğimiz fakat nedense dile getiremediğimiz bir hayatta kalma çığlığı.

Ortak bilinçaltımızın freninin boşalması, bir bakıma. Bir başka deyişle Osmanlı’nın tasfiyesi, Osmanlı’nın yüzüne sımsıkı kapattığımız kapıları zorluyor. Yeni bir misâk-ı millî kavramı yolda…” (http://www.tumgazeteler.com/?a=2394202) dahası günübirlik adımlarla Akp’nin çökertilebileceğini ve hatta basit göstergelerle, gazete demeçleriyle kapatılabileceğini ve her taraftan coşkun akması sağlanan bu nehrin durdurulabileceğini sanan dar kafalılar Türkiye’nin özellikle de 90’lardaki ortadoğu politikalarında beliren “Yeni Osmanlıcılık” eğiliminin yani kimi uzmanlara göre “yeni Türk emperyalizmi”nin de (Efraim Inbar, ‘Regional Implications of the Israeli-Turkish Strategic Partnership’, Meria Journal, volume 5, number 2, June 2001, s 6; Mesut Özcan, An Overview of Turkey’s Policy in the Balkans and Middle East in the 1990’s, sf.21) Akp zihniyetini desteklediğini göremediler. Adım adım Milli Görüş’ü iktidara taşıyan nehri besleyen faktörleri iyi analiz edemediler.

Üstüne bir de iradesiz, kemiksiz koalisyon hükümetlerinin; skandalların, hortumların altında ezilen halkın, kapı kapı gezip bugün iktidar olan görüşü en temelden kendisine sunan mahalle arası teşkilatların “adil düzen” umudunu iyi analiz edemediler. Çocukları liseden iyi bir ortalamayla mezun olsun ve üniversiteye girebilsin diye onları cemaat evlerinden çıkma abilerin kollarına bedelsiz teslim eden fakir ailelerin ne laiklik, demokrasi ne de insan hakları sorunu vardı; varsa yoksa geçim sıkıntısı (içlerinden bir kısmının, yeni trendlere ayak uydurup cemaatten gelen nasihatlerle Deve Kuşu yumurtacılığı işine girip parayı vurduğuna da şahit olmuş biriyim; cemaatçilik aile için bir mali kalkınma yolu olduğu müddetçe, değil Kılıçdaroğlu’nu, CHP Recep Tayyip Erdoğan’ı aday gösterse İstanbul’u alamaz). Sonra gelip burada, her şey olup bittikten sonra her manada tutsak zihinlerin kömüre oy verişini yargılamanın bir değerinin olmadığını söylediğinizde anlaşılmanız da beklenemez. Hem mikro hem de makro, hem yerel hem de uluslararası faktörlerin bugün gelinen noktada Recep Tayyip Erdoğan’a yeni bir adalet, yeni bir düzen, yeni bir idarenin iradesini sağlayıcılığı görevini hem de “İslam liderliği” adı altında -altın tepside- sunduğu açıktır.

Birikim dergisi daha kasım 1996’da (s.91) “Düzenin Merkezine Yeni Harç: Refah Partisi” başlığını atmıştı. Yanıltıcı olmasın, bu düzen Türkiye Cumhuriyeti’nin yerleşik strüktürü açısından değerlendirilemez; zira Osmanlı zihin yapısının cumhuriyetle birlikte tümüyle tasfiye edildiğini sanmıyorum (“edilmesi gerekir / gerekliydi” düşüncesinde değilim) N. Erbakan ve hareketi olmasaydı da başka bir şekilde i.s. 2008’de iç ve dış dinamikler Recep Tayyip Erdoğan’a değilse de başka bir yarı-padişaha Davos’ta dile gelen bugünkü sözleri söylettirirdi. Zira Ömer Laçiner’in Birikim’in yukarıda bahsettiğim sayısındaki “İslami Hareket: Umudu Din’lendirmek ya da Dillendirmek” başlıklı yazısında da söylediği gibi (sf.9) burada bahsettiğimiz Osmanlıcı geleneğin “batı ve batıcı toplum düzeni eleştirilerinin ötesine geçen ve islamı postmodern çağın verilerine, karmaşık gerçekliğine ve sorunlarına karşılık verecek bir alternatif olarak düşünmeye, yaşamaya eğilimli olmak gibi iddialı yönleri de var(dı).” Böyle olunca Mahir Kaynak’ın tespitinin arka planının ne sağlam şekilde oluşturulduğu da anlaşılır. Türkiye’ye biçilen “bölgenin lideri”, “yayılmacı”, “yeni Osmanlı”, “İslam ülkelerinin başı” olma misyonlarını iyi görmek gerekir (şuraya da bakınız: “In Arab Political Discourse, Turkey’s Return to the Middle East Was Often Referred to as ‘New Ottomanism’, ‘New Turkish imperialism’, or ‘Pan-Turanism'”: http://meria.idc.ac.il/journal/2001/issue2/jv5n2a5.html).

Bu misyon bir çuvala benziyor; içinde TRT’nin Kürtçe yayın yapan kanalı açması da yer alır, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı sıfatıyla Ermenistan’a gitmesi de. Her ikisi de geç kalınmış atılımlardır; zaten geç kalındığı için olağan olması gereken tutumlar atılımlar haline gelmiştir, bu ayrı; ancak bu “yeni Osmanlıcılık” düşüncesine geçiş evresinde yaşanacak sıkıntılar o kadar büyük ki, köprüyü geçerken onu havaya bile uçurabiliriz. Tüm dünya susarken, müslüman ülkeleri sanki gizliden gizliye İsrail’e destek çıkıyor bile görünürken, bir tek Türkiye Cumhuriyeti’nin Filistin davasını bu denli sahiplenmesi (hatta öyle ki, başbakanın dış dünyaya bugünkü çıkışını daha evvel pkk veya başka bir meselede görmemiştik) manidar değil midir?

Burada ölçü nasıl belirlenecek, suni bir Osmanlıcı idare tümüyle egemen kılınsa bile bu ne kadar daha iradeyi sağlam tutabilir; ya da başta teğet geçtiğim gibi, bu yeni Osmanlı esasen kimin yararına olur? Tarihte herhangi bir şeyin (kendine has yapılanması, vasıfları gözardı edilerek “Yeni Roma” (Nova Roma) denen İstanbul merkezli Osmanlıyı çıkarın) “yeni”liğinden hayır gelmiş midir? “Yaşasın ne güzel de Yahudiye lafı geçirdi! Yaşasın büyüyeceğiz! Yaşasın üç kıtaya hükmedeceğiz!” gibi söylemlerle ortaya atılıp çukura ilk düşen de siz olmayın; biraz sakin kafayla düşünmeye ihtiyacımız var, daha evvel başka başlıklarda da dile getirdiğim gibi, cumhuriyetimizin demlenmeye, tadının, ağırlığının iyice oturmaya ihtiyacı var. Muhaliflerin telefon dinlemeleriyle, gece baskınlarıyla sindirildiği, işlerinden atıldığı; tek ses, tek egemenlik düsturunun hakim olduğu bir anlayış içinde gün olur bugün iktidardan nemalanlar ses çıkarmadıkları adaletsizliğe, haksızlığa uğrarlar. Bugün ağlayanlar yarın güler; gülenler ise ağlar. Serin durun.

Quare non sunt vestitus eis? kardeşim.

Okumalar:

http://getir.net/o4d
http://www.stormingmedia.us/26/2614/A261414.html
http://meria.idc.ac.il/journal/2001/issue2/jv5n2a5.html
http://getir.net/o4e
http://wwwcgi.rand.org/pubs/monograph_reports/MR1241/MR1241.chap3.pdf

Seyirlik:

(Mahir Kaynak)
http://video.fatihaltayli.com.tr/tt090122.flv

addendum@: alın bakın seyir ne alemde:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10896845.asp?gid=229
http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=19899&p=3&rid=2

NOT: Bu yazımı evvelce Ekşi Sözlük’te yayınlamıştım:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=15245386

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: