C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Olabilecek Dünyaların En İyisinde mi Yaşıyoruz Yoksa?

>

Yeniçağ filozofu Leibniz (1646-1716) diyordu ki; “Mümkün olan alemlerin en mükemmelinde, her şey en iyi şekildedir / le tout est pour le mieux, dans le meilleur des mondes possibles” 1 İslam filozofu Gazali (1058-1111) ise 600 sene önce şöyle diyordu: “Bu olan’dan (kainattan) daha güzeli (mükemmeli) mümkün değildir / leyse fil-imkan, ebdaa mimma kan”2

Her iki filozofun da tesadüf eseri aynı sonuca ulaşmış olması söz konusu değildir, en azından benim felsefenin içinde kaskatı olarak gördüğüm ve anladığım gidimlilik ilkesinin aslında böylesi tesadüflere izin vermeyeceği açıktır -Gazali’nin batıda Algazel ismiyle anılıp, bol bol okunması verisi dışında-, hatta felsefenin kesin kuralları varsa, içinde gidimlilik olmak durumundadır. O halde Leibniz’in bir şekilde gazali okumuş olduğunu söylemek mümkündür, ama onun batıda bıraktığı ekol etkisinin altında bir şekilde dolaylı yoldan da olsa Gazali’nin ışığını bu ifadesiyle yansıtmış da olabilir. Aslına bakılırsa bunca lafı boşuna ediyorum, zira felsefenin ana problemleri içinde, benim anladığım kadarıyla; kimin kimden ne kadar etkilendiği yoktur, o bu ilmin istatistik ve magazinsel bölümüdür; ha tatlıdır bu ifadeler, Leibniz’in bir ifadesini burada olduğu gibi Gazali’ye çentiklemek ya da Nietzsche’nin Herakleitos yoldaşlığını belli bir liriklikle sunmak…

Leibniz’in başlıktaki ifadesini Gazali’nin döllemiş olabileceği ihtimalini önemli ölçüde pozitif karşılıyorum, yukarıdaki gidimlilik gerekçemden ötürü, bunun yanında başlıktaki ifadenin theodicy kapsamında (ki şu bilgi theodicy’nin önemini ortaya koyar; ifade iki kelimenin birleşiminden oluşmuştur: theos+dike yani tanrı+adalet3) incelenmesi gerekir yani adalet ve kötülük problemi çerçevesinde Leibiz bu ifadeyi ortaya koymuştur, bu aslında Hz. İbrahim’in dininin bir savunmasıdır. Yani bir müslüman da, bir hiristiyan da başlıktaki ifadeden ötürü samimi bir dindarı haklı çıkarabilir, çünkü ifade kötülük probleminin çözümünü verir. Bu çözüm, Hz. İbrahim’in dinine yöneliktir, çünkü tanrı iyilikten de kötülükten de sorumludur. Yine Jolley’de geçtiğince 4 Voltaire’in Candide’de harap etmiş olduğu Leibniz’in “olabilecek dünyaların en iyisi” tezinin aslında insanın mutluluklarıyla bir alakası yoktur. bu bütünüyle büyük günahla alakalıdır (batılılar buna “Cardinal Sin” diyorlar). Şimdi bütün bunları niçin söylüyorum, çok ilginç ya Gazali aynı ifadeyi 600 sene önce ne için sarfediyordu sanıyorsunuz? O da tanrısal adalet anlayışı çerçevesinde adını theodicy koymadan ortaya sunmuyor muydu?

“…Eğer aziz ve celil olan Allah, yarattıkların hepsini, onların en akıllısının aklı ve en aliminin ilmiyle yaratsa; nefislerinin taşıyabileceği tüm bilgileri onlar için var etse ve onlar üzerine anlatılamaz derecede hikmet akıtsa; sonra onların hepsinin ilim, hikmet ve aklını bir misli daha artırsa; olayların akıbetlerini onlara açıklasa, melekûtun sırlarını onlara bildirse; lütfunun inceliklerini ve ukubetinin gizliliklerini onlara tanıtsa; hatta bu sayede iyilik ve kötülüğe, fayda ve zarara muttali olsalar; sonra da kendilerine verdiği ilim ve hikmetle, bu âlemi ve melekût âlemini idare etmelerini onlara emretse; onların birbiriyle yardımlaşarak ittifakla yaptıkları idare, Allah-u teâlâ’nın dünya ve âhiretteki yaratıkları idare edişinde, bir sivrisineğin kanadı kadar ilave yapmayı da, bir sivrisineğin kanadı kadar eksiltme yapmayı da gerektirmezdi…

… Gerçekten onun, olması gerektiği biçimde, olması gerektiği gibi ve olması gereken ölçüde zorunlu olarak doğru bir düzen üzere olduğunu; ve ondan daha güzel, daha kusursuz ve daha mükemmelinin asla mümkün olmadığını anlarlardı.

… eğer [bu dünyadan daha güzel, daha kusursuz, ve daha mükemmel bir dünya mümkün] olsa da, [Allah] onu yaratacak kudreti varken yaratmamış ve böylece lütufkarlığını göstermemiş olsaydı, bu, ilahî cömertliğe aykırı bir cimrilik, ve ilahî adalete aykırı bir zulüm olurdu. Eğer [onu yaratmaya] kadir olmasa, bu da uluhiyete aykırı bir acziyyet olurdu.

Belki bu dünyadaki her fakirlik ve zarar, bu dünyada bir noksanlık fakat ahirette bir fazlalıktır. Bir şahsa nispetle ahiretteki her noksanlık başka birine nispetle bir nimettir. Çünkü gece olmasa gündüzün kıymeti bilinmezdi; hastalık olmasa sağlıklı olanlar sağlığın nasıl bir nimet olduğunu takdir edemezlerdi; cehennem olmasa cennet ehli içinde bulundukları nimetin kadrini bilmezlerdi. Hayvanları insanlara feda edip, onları kesmeye insanları musallat etmek bir zulüm olmayıp, kâmili nakıs üzerine takdim bakımından bir adalet olduğu gibi, cehennem halkının azabı artırılırken cennet ehlinin nimetlerini büyütmek, küfür ehlini iman ehline feda ederek cehenneme koymak ta aynı şekilde adalettir.

Eksik olan yaratılmasa mükemmel olan bilinmezdi. Çünkü eksiklik ve mükemmellik birbirine nispetle belli olur. İlâhî cömertlik ve hikmetin gereği, eksik ve mükemmel olanın birlikte yaratılmasıdır.

Hayatı kurtarmak için kangren olan eli kesmek adalet olduğu gibi – çünkü bu, noksan olanı feda ederek kamil olanı kurtarmaktır – dünya ve ahiretteki kısmetlerinde yaratılmışlar arasındaki farklılıklar da aynı şekilde adalettir. Bunların hepsi kendisinde hiçbir adaletsizlik olmayan bir adalettir ve hiçbir yanlışlık içermeyen bir doğruluktur.

Bu da etrafı geniş, dalgaları sert, genişlikte tevhid denizine yakın başka bir denizdir. Bunun derinliğini bilmeyen birçok grup bu denizde boğulmuştur; bu derinliği ancak alimler bilir. İşte bu denizin arkasında çoklarının hayret ettiği ve mükaşefe ehlinin açıklamada bulunmaktan men edildiği kader sırrı vardır.

Hasılı, iyilik ve kötülük takdir edilmiştir ilahi irade ile takdir edilen her şeyin meydana gelmesi zorunludur. Onun hükmünü reddedecek, kaza ve kaderini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. Aksine küçük büyük her şey yazılmıştır, ve bu bilinen ve beklenen takdire göre meydana gelecektir. sana isabet eden, etmeyecek değildi; isabet etmeyen de, edecek değildi.”5

Hz. İbrahim’in dininin temel niteliğinin, evreni hiçten yaratan yani creatio ex nihilo hikayesini kullarına kabul ettiren, bunu yapmakta da kendi “Omnipotens” yani “Kadir-i Mutlak” varlığı açısından zorunlu olan tek tanrının creatio continua’dan farklı olarak “ben hiçten yarattım, o halde ne varsa benden sorumludur, benden sorumlu olanın da bir şekilde açıklaması olmak zorundadır” anlayışından dolayı evren mükemmel olmak zorundadır, öyle değilse bile bana kalırsa, öyle inanılmak zorundadır, bana kalırsa gerek Gazali’nin gerekse Leibniz’in aynı sonuca varmasının sebebi de budur. Sonuçta Hz. ibrahim’in dininin en temel esasını yani “ben hiçten yarattım” ‘ın yine bir meşruiyete oturtulmasıyla karşı karşıyayız, inanırsınız, inanmazsınız, sizin probleminiz.

Notlar:

1- Adolphe Franck, Dictionnaire des Sciences Philosophiques, p. 492, L. Hachette 1849.
2- Yolu bir zamanlar İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne düşmüş olan Nihat Keklik hocamızın de belirttiği gibi İbn’ül-Arabi (1165-1240) tarafından da bu ifade benimsenerek tekrarlanmaktadır. Bkz. Futuhat, 1/289; 1/577; 2/384; 2/439; 3/12; N. Keklik, Türk İslam Felsefesi Açısından Felsefenin İlkeleri`, sf. 175-176.
3- Nicholas Jolley, Leibniz, p.155, Routledge.
4- N. Jolley, a.y., p.155-156.
5- Gazalî, İhyau Ulûmi’d-dîn, Dâru’r-reyyân, Kahire, 1987, c.4, s.274-275 (çev. Cafer Sadık Yaran); C.S. Yaran, Din Felsefesi, sf. 131-133, Etüt Yay.

CELAL CENGİZ ÇEVİK
Jimi the kewl

Not: Bu yazı http://www.gazeteport.com.tr/YAZARADAYLARI/NEWS1/GP_073373 adresinde yayınlanmıştır.

Reklamlar

One comment on “>Olabilecek Dünyaların En İyisinde mi Yaşıyoruz Yoksa?

  1. Serhat ERDEM
    30/06/2008

    >Tekrar selamlar,Daha öncesinde başka bir blogunuzdaki yine benzer temalı bir yazınıza yazdığım yoruma ilaveten bu yazınızı da yorumsuz geçmek istemedim.Soru çok açık, ama her nedense verilen cevaplar hep Allah’ın İrade, Kuvvet ve Tekvin sıfatları etrafında değerlendirildiği için çözüm karmaşıklaşıyor.Bu soruya Allah’ın saydığım sıfatları bağlamında verilecek “Evet” yanıtı; düpedüz Allah’ın yaratıcılığına, kudretine ve iradesine sınır çekmek anlamına gelecektir. Çünkü böylelikle Allah’ın daha iyi bir dünya yaratma ihtimalini yok sayılmış olur ki “Cennet” de buna dahildir.Diğer blogunuzdaki yazınıza yaptığım yorumda belirttiğim üzere, nasıl ki Kötülük Problemi, Özgür İrade ekseninde ele alınmalıysa bu sorunun çözümü de meselenin Allah’ın İlim sıfatı dolayımında değerlendirilmesinde gizlidir.Gazali, kaynak gösterdiğiniz metninde bu yaklaşıma paralel olarak sunulabilecek en güzel örnekleri vermiş zaten.Çabalarınızda kolaylıklar dilerim.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 23/12/2007 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: