Recent Updates Toggle Comment Threads | Klavye Kısayolları

  • jimi the kewl 3:09 pm on 19/11/2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , hekimlik, Hipokrat, Hipokrat yemini, ,   

    Cato ve Hippocrates’in “Hipokrat” yemini sorunu 

    Malumunuz, bir hekim göreve başlarken birtakım hekimlik ilkelerini benimsediğini ve asla o ilkelere aykırı hareket etmeyeceğini ifade eden bir Hipokrat yemini eder. Hippocrates’in kendisinin mi yoksa bir öğrencisinin ilkin bu yemini ettiği tam bilinmemektedir ama Müslümanların bu konuda önceliği almadığı ise neredeyse kesindir. Tarihçiler ve daha da önemlisi filologlar bu yeminin en eski kökenini, ilkin kim tarafından yazıldığını bilmemektedir. Bununla birlikte genellikle İ.Ö. dördüncü yüzyılda yazılmış olduğu kabul edilir. Yeminin yazılışını ya da edilişini doğrudan Hippocrates’in şahsına atfetmek zor görünüyor. Zira bir hekim kendisi adına bir yemin oluşturup bunu hekimliğin sine qua non duası kılamaz, bunu ancak ondan sonra gelen birileri “onun adına” yapabilir, aksi halde Hippocrates kendi adına, kendini aracı kılmış olur ve bu saçmadır.

    HippocratesÖnemli gördüğüm bir diğer husus ise Hippocrates’in aynı zamanda kendisini şifacı tanrı Asclepius üzerinden Hercules’e bağladığının düşünülmüş olmasıdır. Bu onu İsa’nın prototipi kılar, o da İsa gibi ölüleri diriltmiş midir, bilinmez ama şurası açık ki şifacılığı sayesinde ölmek üzere olan hastaları iyi ettiği söylenmiştir. Şöhreti büyük ölçüde buna bağladır. Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim: Hipokrat yemininin en eski kaydı 1500′lerin başına ait ve Wittenberg Üniversitesi’nde bulunuyor, kaynağına ilişkin tespitler ikincil kaynaklara dayanır.

    Burada bahsetmek istediğim konu Roma’da bir dönem Hippocrates’in kendisine atfedilen yemine uygun hareket etmediğine dair bir algı oluşmuş olmasıdır. Algının kaynağı büyük ölçüde muhafazakarlığıyla bilinen meşhur Yaşlı (“daha büyük” Maior) ya da Bilge (Sapiens) Cato’dur. Kendisinin Yunan düşmanlığı meşhurdur, dolayısıyla Hippocrates üzerinden Yunan hekimlerine de giydirmesi şaşırtıcı değil. Plutarchus’un yazdığı Cato Maior biyografisinde geçtiğince Cato Hippocrates’le ilgili bir anekdot duymuş. Buna göre Hippocrates Persia kralı tedavi için kendisine başvurduğunda, çok para teklif etmişse de, kabul etmemiş ve gerekçe olarak “Yunanistan’ın düşmanı olan barbarlar için uzmanlığını konuşturmayacağını” söylemiş (23.3).

     Dahası bu anekdota dayanan Cato Roma’daki bütün hekimlerin aynı yemini ettiğini ve Yunan düşmanı olan soylara hizmet etmeyeceklerini söyleyerek oğlunu onlara karşı uyarmıştır (23.4). Plutarchus kaynaklı bu aktarıma göre, evet bir Hipokrat yemini var ama bu yemin, görüldüğü üzere sonrasında ve günümüzde anlaşılanın tümüyle tersi, hastasına göre muamele eden ırkçı ve düşmancıl bir yemin bu.

    Başka bir Romalı, Varro da günümüzde anlaşılandan daha kötü bir Hippocrates figürü betimler. Plinus’un Varro’dan aktardığına göre (Naturalis Historia 29.2) Hippocrates Cos’taki Ascleipus tapınağında bulunan ve tanrı tarafından yazıldığı varsayılan tedavi bilgilerini ve reçeteleri tapınakta iyileşen hastalar aracılığıyla edinmiştir. Hippocrates’e ilişkin daha kötü bir anlatıma göre Hippocrates bu eyleminden sonra tapınağı ateşe vermiştir. Bu son anlatım Hippocrates’in kendisine atfedilen tedavi yöntemlerini  tapınaktan çaldığını kabul eder. Bu anlatımların Hippocrates’le ilgili ne ölçüde gerçeği ifşa ettiğini kestirmek zor, zira elimizdeki bilgiler sınırlıdır. Muğlak anlatımların var olması kafamızı karıştırmaktadır. Nitekim Hippocrates’in Thessalia’ya da gittiği ve Thessaliallıların Hippocrates’e salgın hastalıktan ötürü yardım dilendiği de söylenir. Sunaktaki Konuşma olarak da bilinen bir Yunan anlatımında Hippocrates’in de Thessalialılara Atinalıların tehdidi altındaki Cos’a yardım etmeleri yönünde yalvardığı söylenir. Hippocrates’in Cos’u salt oradaki tapınaktan yararlandığı için korumak istediği şeklinde oldukça art niyetli bir yorum yapılabilir, ancak bu bir yakıştırma da olabilir.

    Bununla birlikte Hippocrates’in tapınaktaki hekimlik bilgilerini ve reçeteleri alıp daha geniş halk kesimlerine yayarak bir nevi Prometheus’luk sergilediği de söylenebilir. Nitekim Strabon da Coğrafya’sında (14.19) aynı hikayeyi anlatmakla birlikte Hippocrates’i kişisel ihtiraslarına bağlı biri olarak betimlemez. Kapsamlı inceleme için J. R. Pinault’nun Hippocratic Lives and Legends başlıklı çalışmasına (Brill, 1992: 12) bakılabilir.

    Konuyla ilgili speakülasyon çok, daha sonra başka kaynaklardan hareketle tekrar bu konuyu irdeleyebilirim. Şimdilik bu kadar şüphe yeter.

    Bu reklamlar hakkında
     
  • jimi the kewl 5:32 pm on 01/11/2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , cum, , ,   

    Cum’lu yan cümleler: Kural ve formüller 

    Bana göre Latincedeki isim ve fiil çekim işlerini halleden öğrenci yolun yarısını geçmiş sayılır, “halletmek”ten kastım da yalap-şalap öğrenmek değil. Davud’un oğlu Halis’e aniden ve amansız bir şekilde “7 kere 8?” diye sorması gibi, kendisine “x fiilin subiunctivus modus, vox passiva, dördüncü pluralis hali nedir?” diye sorulduğunda beklemeden çat diye cevap vermesini kast ediyorum. Gerisi bileşik cümle yapılarının kavranması ile metin deneyimine kalıyor.

    Cümleleri metin üzerinde görmek deneyim katar ama bu deneyimin teorik altyapıya gereksinim duyduğu da aşikar. Öğrenci bu teorik altyapıyı oluştururken genelde en büyük zorluğu farklı anlamlar veren Cum‘lu yan cümlelerde ve koşul ifade eden Si‘li yan cümlelerde yaşar. Burada ihtiyacı olan tüm öğrenciler için Cum‘lu yan cümlelerin kural ve formülleri üzerinde duracağım.

    1. Öncelikle Cum neyin nesidir?

    Kimileri için gerçek bir baş belası olan Latincedeki cum‘un arkaik hali quom ya da quum‘dur. Post-klasik dönemde cum kullanımı yaygınlaşmıştır. Ortaçağ ama özellikle de Rönesans’taki Nova Latina‘da (Yeni Latince) kimileyin cum + abl. kullanımından ayırdetmek için yan cümle başlatan cum‘un quum şeklinde yazıldığı da görülmüştür. Danckaert Hint-Avrupa dillerinin çoğunda ilgi zamirleri ile zarf tümleyenlerinin (adverbial subordinator) aynı kökten geldiğini belirtiyor (Latin Embedded Clauses: The Left Periphery, John Benjamins Publishing, 2012 : 65), cum için de aynı durum söz konusudur denebilir: ilgi yan cümlesi başlatan qui, quae, quod kelimeleri ile quom ya da cum ortak ataya sahiptir. Bununla birlikte Lewis & Short’taki bilgiye göre cum Sanskritçedeki “birlikte” anlamını veren skom’dan (kökü sak) gelmektedir. Aynı yerde “takip ediyorum” anlamındaki sequor fiilinin de aynı kökle bağlantılı olabileceği “cf.” ile ima edilmiş. Sequor‘u “takip ediyorum” olarak düşünüyoruz ama ilkin yakından, dibinden takip akla gelmeli, daha sonradan mesafe açılabilir. Sanskritçede sak- “takip etmek”, sakis “arkadaş” anlamında. Bu sakis Latincede socius olmuş, ilkin “eşlik eden, yoldaş” anlamında. Society, social, sosyal, sosyete, vs. buradan geliyor. Böylece “-ile, -ile beraber, birlikte” anlamında kullanılan cum + abl. kalıbındaki cum‘un anlam gelişimini ve Türkçede kullandığımız “sosyal” kelimesinin içinde saklandığını görmüş olduk.

    Burada üzerinde duracağımız cum‘lu yan cümleler temelde ikiye ayrılır, birincisine Zaman, ikincisine Durum / koşul bildiren yan cümleler diyebiliriz.

    2. Cum‘lu Zaman Bildiren Yan Cümleler

    2.1 Indicativus kipi

    Zaman bildiren cum‘lu yan cümlelerden bazıları indicativus (haber) kipinde bir yüklem barındırır. Ancak bazen iki eylem arasındaki ilişkinin sadece zamansal mı, yoksa aynı zamanda nedensel, durumsal ve koşulsal mı olduğu kesin bir şekilde anlaşılamayabilir, aşağıdaki örneğe bakalım:

    Cum Cicero venit, omnes dormiunt.

    Cicero geldiğinde, herkes uyur.

    Bu örnekte yan cümledeki “gelme” eylemi ile ana cümledeki “uyuma” eylemi arasında nedensel, durumsal ya da koşulsal bir bağ yoktur, sadece iki eylem denk gelmiş ve bu bileşik cümle bunu anlatmaktadır. Böyle durumlarda ana ve yan cümlelerin fiilleri yukarıdaki gibi indicativus kipinde olmalıdır. Genelde bu tür kullanımlarda praesens (şimdiki) ve futurum simplex (basit gelecek) ya da futurum perfectum (gelecekteki geçmiş) zamanlar görülür., ilkine yukarıda örnek vermiştik, ikincisinin örneği için:

    Cum Cicero venerit, omnes dormient.

    Cicero gelmiş olduğunda, herkes uyuyor olacak

    Burada yan cümlenin yükleminin ana cümlenin yükleminin bir derece geçmiş hali olduğu unutulmamalıdır.

    Bazen perfectum (geçmiş) ya da imperfectum (hikaye geçmiş) zamanların da kullanıldığı görülür.

    Cum Cicero veniebat, omnes dormiebant.

    Cicero geliyorken, herkes uyuyordu.

    Burada paylaştığımız imperfectum örneğinden farklı olarak, perfectum örneğinde “her ne zaman” anlamı saklıdır:

    Cum Cicero venit, omnes dormiunt.

    Cicero her geldiğinde, herkes uyumaktadır.

    Burada venit‘in praesens 3. tekil kişi değil, perfectum 3. tekil kişi olduğuna dikkat edilmeli. Kastedilen Cicero’nun her geldiğinde herkesin “uyuyor olmasıdır”, yani herkes Cicero’nun gelmesinden önce uyumuştur. İki eylem aynı anda olmamıştır. Yine “her ne zaman” anlamında olmak üzere ana cümlenin yüklemi imperfectum ve futurum simplex olursa, cum‘lu yan cümlenin yüklemi imperfectum için plusquam perfectum ve futurum simplex için futurum perfectum olur:

    Cum Cicero venerat, omnes dormiebant.

    Cicero her gelmiş olduğunda, herkes uyurdu.

    ve

    Cum Cicero venerit, omnes dormiemus.

    Cicero ne zaman gelecek olsa, herkes uyuyacak.

    Bu “her ne zaman” yapısını akılda tutmak için şu formül işe yarayabilir: Malumunuz, indicativus kipinde ilk üç zaman sırasıyla praesens, imperfectum ve futurum simplex‘tir. İkinci üç zaman ise perfectum, plusquam perfectum ve futurum perfectum‘dur. Cum’lu yan cümledeki yüklemin zamanı ile ana cümledeki yüklemin zamanı bu üçlü sıraya göre eşleşir:

    “Her ne zaman” için:

    İkinci üçlü – İlk üçlü

    YC perfectum+ AC praesens

    YC plusquam perfectum + AC imperfectum

    YC futurum perfectum + AC futurum simplex

    2.2 Subiunctivus kipi

    Zaman bildiren cum‘lu yan cümlelerde Subiunctivus yani Dilek kipi de kullanılır.

    Geçmişte gerçekleşmiş olaylar için: Cum‘lu yan cümlenin yüklemi ana cümlenin yüklemi ile aynı anda gerçekleşiyorsa, cum‘lu yan cümlenin yüklemi subiunctivus imperfectum zamanında olurken, ana cümlenin yüklemi (bu ana eylemin bir anda ya da bir süre boyunca olmasına bağlı olarak) ya indicativus perfectum ya da indicativus imperfectum zamanında olur.

    Cum Cicero veniret, omnes dormiebant.

    Cicero gelirken, herkes uyuyordu.

    Yine geçmişte gerçekleşmiş olaylar için: Cum‘lu yan cümlenin yüklemi ana cümlenin yükleminden önce meydana gelmişse cum’lu yan cümlenin yüklemi subiunctivus plusquam perfectum olurken, ana cümlenin yüklemi indicativus perfectum olur.

    Cum Cicero venisset, omnes dormivit.

    Cicero geldikten sonra, herkes uyudu.

    Devam edeceğim.

     

     
    • Anonim 12:56 pm on 03/11/2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Iyı gunler ,bu konunun devamını nezaman paylaşacaksınız..çok ıyı anlatmıssınız ve onumuDekı hafta vızeler baslıyor ..😊

  • jimi the kewl 2:53 pm on 28/10/2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , kötü barış, , mala pax,   

    Kötü Barış (Mala Pax) Teolojisi Üzerine 

    “Kötü barış yoktur” önermesi genelde Benjamin Franklin’e atfedilir.[1] Bu atfın tarihsel bir gerçekliği ve yazınsal bir dayanağı da vardır. Amerikan devrim savaşı (1775-1783) sırasında bazı Amerikalılar Britanya Kanada’yı bırakana dek savaşılması gerektiğini savunurken, başından itibaren savaştan nefret eden Franklin savaş isteyenlere “Başka bir savaş mı görmeliyiz? Benim düşünceme göre ne iyi bir savaş vardır ne de kötü bir barış” demiştir.[2] Savaş ile barışın seçenek olarak insanların önünde olduğu birçok durumda Franklin’in bu sözüne onun adını anarak ya da anmayarak sığınıldığı ve sözün tartışıldığı görülmüştür.[3]

    Bununla birlikte “kötü barış” teolojide “kötü huzur” bağlamında da kullanılagelen bir tamlamadır. Savaşın anımsattığı acı ve travmaların barış ve huzura dönük sınır bilmez bir övgü yaratması şaşırtıcı bir durum değilse de, teolojide öne çıkan barış ve huzur övgüsü daha çok ilahi iradeye teslimiyetin kaçınılmaz bir sonucudur, zira temelde varsayılan barış ve huzur yeryüzündeki sahte barış ve huzur örneklerinden ayrılan gerçek huzuru ve hatta gerçekliğin kendisini imler. Nitekim Yahudi-Hıristiyan ve hatta İslam geleneğine göre Tanrı’nın elçileri bizatihi “her yerde barış ve huzur olmadığı” varsayımından ötürü görevlendirilmiştir. Burada bahsedilen barışı “huzur”[4] dediğimiz durumun kendisiyle eşitliyoruz. Tanrı yeryüzünde huzur olmadığı varsayımıyla Musa’ya bir kurtuluş ezgisi sunar,[5] kurtuluş bizatihi Tanrı’dadır,[6] “Can yalnız Tanrı’da huzur bulur, kurtuluş ondan gelir”[7] dolayısıyla sesleniş onadır, yanıt ondan gelir:

    Kurtar beni, ya RAB, sadık kulun kalmadı,
    Güvenilir insanlar yok oldu.

    2 Herkes birbirine yalan söylüyor,
    Dalkavukluk, ikiyüzlülük ediyor.

    3 Sustursun RAB dalkavukların ağzını,
    Büyüklenen dilleri.

    4 Onlar ki, “Dilimizle kazanırız,
    Dudaklarımız emrimizde,
    Kim bize efendilik edebilir?” derler.
    5 “Şimdi kalkacağım” diyor RAB,
    “Çünkü mazlumlar eziliyor,
    Yoksullar inliyor,
    Özledikleri kurtuluşu vereceğim onlara.”[8]

    Mezmurlar’da yukarıdaki gibi örnekler çoktur. Burada öngörülen din anlayışı huzur arayışıyla ile iç içedir; buna göre huzur Tanrı’nın sağlayacağı kurtuluşla mümkündür. Yeni Ahit de “Bizden nefret edenlerin hepsinin elinden kurtuluşumuzu sağla”yanın[9] Tanrı olduğu konusunda emindir, emin olmasa İsa’ya gerek duyulmayacağı ortaya konur: “Tam o sırada ortaya çıkan Anna, Tanrı’ya şükrederek Yeruşalim’in kurtuluşunu bekleyen herkese İsa’dan söz etmeye başladı.”[10] “Ve bütün insanlar Tanrı’nın sağladığı kurtuluşu görecektir.”[11] Huzur ve kurtuluşun Tanrı’da var olduğunun düşünülmesi Stoacılarda da görülen[12] yeryüzüne özgü huzurun ve dolayısıyla yeryüzünün küçümsenmesini gerektirir. Burada ortaya çıkan iki rakip huzur algısından kaçınılmaz olarak birinin yani tanrısal olanın gerçek, diğerinin yani yeryüzüne ait olanın sahte; birinin doğru, diğerinin yanlış ve birinin iyi, diğerinin kötü olduğu sonucu çıkar. O halde teolojik perpsektifte huzur ve barışın hem iyisi, hem de kötüsü vardır. Latince düşündüğümüzde teoloji literatürüne geçecek şekilde iyisi bona pax, kötüsü mala pax’tır.[13]

    Fransız rahip Jacques-Paul Migne’nin (1800-1875) düzenlediği bir teoloji eserinde, Benedikten yorumcusu Hervé de Bourg-Dieu’ya (1080-1150) ait bir metin mala pax’ı “kendisi sayesinde/yüzünden kusurlarla ve iblisle uyum halinde olunan”[14] bir şey[15] olarak kodlar. İblis’in ve kusurların hâkim olduğu tek yerin yeryüzü olduğuna ilişkin bir varsayıma dayanan bu kodlama esasında tersten okumayla –Kutsal Kitap’ın izinde– bona pax’ın Tanrı’da olduğunu kabul eder. Nitekim metnin devamında “lütfun Baba’dan ve İsa’dan gel<diği> ve bu sayede yüzümüzü Tanrı’dan çevirmemize neden olan günahlardan kurtulduğumuz”[16] ve dolayısıyla “<gerçek, iyi> huzurun bu <ilahi> lütufla mümkün olduğu”[17] söylenir.[18] Tanrı’dan gelmeyen ise geldiği kaynağın Tanrı’ya uygun olmamasından ötürü barış olarak adlandırılsa bile gerçek barış olamaz, bu mala pax Aziz Bernardus’un deyişiyle, “paganlardan gelen huzur, kâfirlerden gelen huzur ama esas itibariyle Tanrı’nın kendi çocuklarından gelmeyen huzur”dur.[19]

    Bir Dominiken keşişi olan Vincentius Burgundus (Beauvais’li Vincent, 1190-1264) mala pax’ı kategorileştirir, ona göre mala pax çok yönlüdür: Bazen phantastica pax, bazen sophistica pax, bazen de diabolica pax’tır.[20] Phantastica pax (fantastik huzur) gerçek olmayan (non vera) huzurdur, örneğin insanlar yeryüzünde zengin olduklarını sanır ve söyler, Yuhanna 18’de de aşılandığı gibi, durum farklıdır yeryüzünde sahip olunan sadece geçicidir, gerçek huzur Tanrı’dadır. Aynı keşişe göre Kudüs nezdinde devlet olgusunun kendisi de aldatıcı bir yeryüzü barışına ve huzuruna sahiptir, “sahipmiş gibi göründüğü huzur gerçek değil, fantastiktir.”[21]

    Sophistica pax (aldatıcı barış) yeryüzüne özgü avam dostluklarda görülür. Keşişe göre en güçlü dostluklar bile beraberinde büyük düşmanlıklar getirir, “kandırılma ve yüz üstü bırakılma korkusu ve şüphesi”[22] gerçek huzur ve barış anlamına gelemez.

    Diabolica pax (şeytanî barış) ise insanların hazlarından ötürü günah işlemesidir. Keşişe göre insan zihnini kusurlar bozar, “kötülük onları körleştirdiği için gönül gözleri kapalıdır”,[23] bu yüzden gerçek huzura ermeleri imkansızdır. Keşiş bu vesileyle çileciliği ve günahkârlığa bağlı kulluk bilincini gerçek barışa ulaşmanın yolu olarak sunar:

    “Yüreğinde kılıç taşıyan, iğne üzerinde yatan, yatağı zehirli yılanlarla dolu olan, aslanlar ve ejderhalarla birlikte olan, evinde caniler bulunan, en vahşi düşmanları tarafından kendisine en acımasızca vahşilik yapılmasına maruz kalan, zamanının tükenmesini isteyenler, kutsal ceza kılıcının kendisine sallandığını gören, uçurumun ateş ve sülfürden oluşan korkunç dibinin kendisi için hazırlandığını ve sefil bir günahkâr olarak daimî bir şekilde ona doğru çekildiğini bilen huzura erebilir.”[24]

    Bu konuya bir ara devam edeceğim.

    Notlar:

    [1] Örneğin bkz. The Cry for Justice: An Anthology of the Literature of Social Protest, Ed. Upton Sinclair, The John C. Winston, Co., 1915: 581.

    [2] Bu söz Franklin’in David Hartley’e yazmış olduğu 2 Şubat 1780 tarihli mektupta geçer. Bkz. The Private Correspondence of Benjamin Franklin, vol.2, Colburn, London, 1818: 44. (Mektuba dijital ortamdaki yasal erişim için bkz. http://goo.gl/xI8IhD) Ayrıca bkz. R. Conrad Stein. Benjamin Franklin. Inventor, Statesman and Patriot. Çev. James D. Jan. Cheng & Tsui Co., 1998: 61.

    [3] Geçmişte ve bugün deneyimlediğimiz birçok savaş vardır, dolayısıyla savaş üzerine yapılmış birçok tartışmadan bu sözle ilgili bir örnek vermek mümkündür. Örneğin İkinci Dünya Savaşı’nı kötü bir barışla gerekçelendirme bağlamında bkz. J. W. Schulte Nordholt. Woodrow Wilson: A Life for World Peace. Çev. Herbert H. Rowen. University of California Press. 1991: 371. Ortadoğu’da barış ihtimali bağlamında kötü barış kavramı için bkz. Robert L. Rothstein. “Oslo and the Ambiguities of Peace”. The Middle East Peace Process: Vision Versus Reality. Ed. J. Ginat, E. J. Perkins, E. G. Corr. Sussex Academic Press, 2002: 22-24. Türkiye’de de son dönemde barış süreci bağlamında Nuray Mert Sırrı Süreyya Önder’in Radikal’de (24.10.2014: http://goo.gl/nrY6yG) yayınlanan ve başlığıyla içeriğini özetleyen “Ne iyi bir savaş vardır ne de kötü bir barış” başlıklı yazısına otoriter bir hükümetle barış yürütülemeyeceği tezini içeren “Cevaba cevap: ‘Barışın diplomatı’na ‘aşağı’dan bir ses!” başlıklı bir cevap yazısı (Diken, 24.10.2014: http://goo.gl/BBF7Kp) yazarak bir nevi Franklin’in düşüncesini tartışmıştır.

    [4] “İç rahatlığı, halinden memnun olup gönlünde rahatlık duyma, kendini rahat ve memnun hissetme durumu.” (Kubbealtı Lugatı, http://goo.gl/GR27NY)

    [5] Eski Ahit, Mısır’dan Kaçış 5.

    [6] Eski Ahit, Mezmurlar 3.8; 9.14.

    [7] Eski Ahit, Mezmurlar 62.1

    [8] Eski Ahit, Mezmurlar 12.1-5. Kutsal Kitap’tan yapılan alıntılar için bkz. http://incil.info

    [9] Yeni Ahit, Luka 1.71.

    [10] Yeni Ahit, Luka 2.38.

    [11] Yeni Ahit, Luka 3.6.

    [12] Evreni bir bütün olarak değerlendiren Stoacılar insanın sadece yeryüzüne ve ondaki aldatıcı unsurlara değer vermesini kral olan ruhunun yücelmesini mümkün kılacak olan bilgeliğin önündeki en büyük engel olarak görüyordu.

    [13] Niçin Latincede pax terimini kabul ettiğimizi de terimin anlam kapsamını inceleyerek gösterelim. Türkçedeki “huzur” ve “barış” kelimelerini en iyi karşılayan kelime pax’tır. Anlam genişliğini irdelersek: Pax ilk anlamı “hızlandırmak, devindirmek” olmakla birlikte “yazmak, kaydetmek” anlamından hareketle “ayarlamak, düzenlemek, karar vermek, anlaşmak, uzlaşmak, uygun olmak” anlamını da veren pangere fiilinden gelir. Bu yüzden pax ilkin “taraflar arasında uzlaşı, barış anlaşması” anlamıyla düşünülür. Örneğin bkz. Plautus, Stichus 4.1.14; Cicero, Philippicae 13.1.1; 13.12.5. Cicero’nun “dingin özgürlük” (tranquilla libertas) olarak tanımladığı (Philippica 2.44.113) pax aynı zamanda barışın kişileştirilmiş tanrıçasının da adıdır (Ovidius, Fasti 1.709; Horatius, Carmen Saeculare 57; Suetonius, Vespasianus 9). Yine “tanrıların insana verdiği destek, sunduğu lütuf” ve “tanrıların acıması” anlamında da kullanılan pax (Lucretius 5.1229; Vergilius, Aeneis 3.370) bizatihi “huzur”, “dinginlik”, “memnun olma” anlamını da verir (Horatius, Carmina 3.29; Ovidius, Metamorphoses 2.858; 11.624; Cicero, De Finibus 1.14.26).

    [14]mala pax est, qua vitiis aut diabolo concordatur”

    [15] Patrologiae Cursus Completus: Series Latina: Sive, Bibliotheca. Saeculum XII Ven. Hervei Burgidolensis Monachii Opera Omnia. 1854: 603.

    [16] sed illa gratia est a Patre et Christo, qua nobis remittuntur peccata, quibus adversabamur Deo”

    [17]et pax, qua reconciliamur ei”

    [18] Bkz. Pax’ın anlamlarını aktardığımız 14 numaralı dipnot.

    [19] Super Cantica Canticorum, Sermo 33.15: “Pax a paganis, pax ab haereticis, sed non profecto a filiis” Ayrıca bkz. H. A. Oberman. “The Shape of Late Medieval Thought: the Birthpangs of the Modern Era”. The Pursuit of Holiness. Ed. C. Trinkaus – H. A. Oberman. E. J. Brill. 1974: 15-16.

    [20] Spec. Morale Vincentii, 1.22.4.

    [21] “pacem sibi videantur habere, non est vera”

    [22] “timor et suspitio deceptionis et fraudis”

    [23] “habentes tamen cordis oculos obscuratos (quia excaecavit eos malitia)”

    [24] “pacem potest habere, qui gladium portat in corde; qui iacet in spinis, cuius lectus plenus est serpentibus venenosis, qui inter leones et dracones versatur, qui latrones habet in domo, qui suos hostes saevissimos sentit contra se crudelissime saevientes, et ipsum qualibet hora devorare volentes; qui videt gladium ultionis divinae vibrari super se, et horrendam foveam abyssalem igne et sulfure succensam infra se paratam ipsum miserum peccatorem protinus absorbentem.”

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 152 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: