Recent Updates Toggle Comment Threads | Klavye Kısayolları

  • jimi the kewl 1:29 pm on 28/03/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: λόγος, νοῦς, , nous, ratio   

    [1] Tanımlar: νοῦς (nous), λόγος (logos) ve ratio 

    Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

    1

    νοῦς (nous) νόος’un (noos) Attika lehçesindeki karşılığıdır. İlk anlamı “akıl”dır (Ilias 15.461), ancak buna bitişik olan ikincil anlam “his”tir (Platon, Leges 887e), nitekim νοῦν ἔχειν olarak yani “his sahibi olmak” ve “hissedebilir olmak” anlamlarıyla (Sophocles, Trachiniae 553) herhangi bir şeyin ne olduğuna dair akledilebilirliğe “hissedilebilirlik” anlamıyla birlikte atıfta bulunur. Akıl ile his anlamlarını bu şekilde iç içe geçiren temel neden hissî kararın merkezi olan kalbin aynı zamanda akıl ve aklî karar ile ilişkilendirilmiş olmasıdır. (Örneğin bkz. Odysseia 8.78)

    Buna binaen νοῦς  Latincede “insan yaşamındaki ruhsal ya da aklî ilke”, “his” ve “kalp” anlamlarını birlikte karşılayan animus‘un habere in animo (niyetlenmek, amaçlamak) kalıbında “niyet, amaç” anlamına kavuşması gibi özellikle de Herodotos’ta (1.60; 109) aynı anlamlara sahip olur. Burada niyetin en nihayetinde kalben belirlenmiş bir hareketlenme amacını taşıdığına saklı bir atıf vardır.

    Daha sonra ise “kavrayış” ve “idrak” anlamıyla karşımıza çıkan νοῦς (Parmenides 16.2; Democritus 112; Aristoteles, De Anima 404a28) δόξα’nın yani “sanı”nın zıddı olarak kavranışın ve idrakin kesin kabulünü imler (Timaeus 51d; Aristoteles, De Anima 428a5). Bu noktada Platon’un özellikle de Timaeus‘ta beliren δόξα’nın tümüyle beden aracılığıyla edinilmiş psikolojik bir sonuç olduğunu göz önünde tutmalıyız. Başka deyişle νοῦς ‘un bilgi kaynağı kalpse de, beden değildir; buna karşın δόξα için bilgi kaynağı beden ve haliyle duyu organlarıdır, dolayısıyla epistemolojik değil, psikolojik bir etkiden ve objelere güdümlülükten söz etmek durumundayız.

    Daha sonra göreceğimiz λόγος’un (logos) bağlamında söylersek, Platon’a göre νοῦς λόγος, δόξα ise αλόγος’tur (alogos, yani logosdışı), ilki akledişine / hissedişine bağlı olarak karar almanı, niyetlenmeni bile sağlarken, ikincisi kendi başına bedensel bir sanıdır. δόξα’nın aynı zamanda genelde “inanç” olarak Türkçeleştirebileceğimiz πίστις (pistis) ile eşanlamlı kabul edildiğini düşünürsek, terimin -αλόγος karakterinden hareketle- zıddı olan νοῦς bir sorgu mekanizmasının ürünü olarak inanmayı yeterli görmeyen bir his ya da akıl süzgecine ihtiyaç duyar. Başka deyişle sık karıştırıldığı üzere his ve inanç aynı şey değildir, ilki νοῦς’un, ikincisi δόξα’nın içine gömülüdür; ilki ruhun saygıdeğer, yüce, yüksek kısımlarında, ikincisi ise aşağı ve bayağı kısımlarındaki işlevselliği yansıtır. Bununla birlikte νοῦς Platon’a göre (Timaeus 51d-e) haliyle Biçim’lerle bilişsel bir ilişki içindedir ve zorunluluğun pratik işlevini yansıtır (48a), δόξα’da ise bu iddia yoktur.

    Aristoteles’in metafiziksel bağlamında ise kutsal νοῦς kendi başına akıl/his işlevini gören bir tanrıdır ya da tersten bakarsak tanrı bu karakterdedir. Bu karakterin kabulü temelde esas varlığın bilincinde olan bir tanrının var olma zorunluğunun ön-kabulüne dayanır, Plotinus (5.9.4) ise bu kabulü bizdeki akletme yeteneğinin de dayandığı ve dolayısıyla bizdeki bilginin kaynağını oluşturan tanrı fikriyle birlikte onaylar.

    Elbette felsefedeki νοῦς’a ilişkin başka fikirleri aktarmak, yeni fikir ve spekülasyon üretmek mümkün, ancak üç yazılık bu seride sadece tanımlar ve bu tanımların birbiriyle alakası üzerinde durmak istiyorum. Başta belirtmem gereken bir şeyi sonda belirteyim, bu seriyi başlatma nedenim / bahanem bir arkadaşımızın bu üç terimin birbiriyle alakasını sormasıdır.

    devam edecek.

    Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

     
  • jimi the kewl 12:54 am on 15/03/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , ,   

    (3) Bir Lucilius fragmanının dilbilgisel ve felsefî analizi 

    Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

    Birinci bölüm için buraya buyrun.

    İkinci bölüm için buraya buyrun.

    Fragmanın devamındaki dizelerde erdemin “şana yakışan” (quod… debetur honori) karakterinin evvelce bahsettiğimiz toplumsallığının iyi ve kötü diyalektiği bağlamındaki tercihsel değeri üzerinde durulmaktadır. Buna göre erdemli insan “düşmancıl insanların ve kötü adetlerin düşmanı” (hostem… inimicum hominum morumque malorum), buna karşın “iyi insan ve adetlerin savunucusu”dur (defensorem hominum morumque bonorum).

    Kısaca kötüye düşman, iyiye dost olan erdemli insan iyilerle iyi geçinip onlarla dost olma amacını taşır ve bu amaca uygun bir tavur sergiler. Bu yaklaşım evvelce “Erken Dönem Stoacılığında Siyaset Anlayışı ve Kinizm Etkisi Üzerine” başlıklı çalışmada da üzerinde durduğum üzere Zenon’un Stoacılığın erken döneminden kalan fragmanlarını hatırlatır:

    “Sosyalleşmek, ona [Zenon’a] göre, iyi insanın belirleyici karakteridir, dolayısıyla iyi insanlar bir araya gelerek sosyalleşir ve kaçınılmaz olarak birbirinin dostu olur. O halde dostlar iyidir ve birbirlerine sevgiyle bağlıdır. Öyleyse nerede sevgi varsa, bu ideal devlet orayı kapsar.”

    Burada Zenon’dan Lucilius’a uzanan Stoacılık çizgisinin ideal toplumunun salt iyilik sevgisiyle birbirlerine bağlı olan erdemli insanlardan oluştuğu görülmektedir. Bu noktada Zenon’un Stoacılara bilge olmayan anne babaları ve çocuklarına bile düşman olmalarını öğütlediği hatırlanırsa, önceliğin kan yakınlığından ziyade erdem olduğu söylenebilir. Bu yaklaşımın İsa’nın devrimsel çıkışını yansıtan pasajlardan birinde de bulunduğunu söyleyebiliriz, zira Matta 10.35’te bozuk Yahudi topluluğu ile putperest Roma’ya “babayla oğulun, anneyle kızın, gelinle kaynananın arasına ayrılık sokmak için” geldiğini söyler, kastettiği Zenon ve Lucilius’un kastettiğinden farklı değildir, idealize edilen ilkeler yerleşik toplumun ilkeleri sorunlu olduğu için sunulmuştur, dolayısıyla eski kusurlu sistemin savunucuları ile yeni doğayı örnek alan sevgiye dayalı erdem idealinin temsilcileri arasında bir ayrışma, hatta savaş olacaktır.

    Lucilius Zenon’un getirdiği ilkesel bayrağı daha da ileriye götürerek ondan ayrışıyor ve ülkenin yararını her şeyin önüne koyuyor (commoda… patriai prima). McDonnell (A.e., 127-128) burada Yunan ve Roma kültürlerinin kesiştiğini düşünür, ona göre dizelerin sonunda geçen ülkeyi anne babanın önüne koyma eğilimi Romalıların olduğu kadar Yunanların da yabancı olmadığı bir tutumdur. Bununla birlikte Lucilius’un Scipio Çevresi’nde birlikte olduğu Stoacı Panaetius ile bizatihi Romalı devlet adamı kimliğiyle öne çıkan Scipio’dan etkilenmiş olabileceğini düşünmek de mümkündür, en nihayetinde büyük ölçüde Cicero’nun eserleri sayesinde bildiğimiz kadarıyla, Scipio Çevresi’nde konuşulup tartışılan unsurlar devletin yarar-zarar diyalektiği süzgecinden geçirilmekte ve konu ne olursa olsun odak / varış noktası devletin yararı olmaktadır.

    Fragman bir bütün halinde düşünüldüğünde dizelerin ülke yararıyla sonlanması da bu odak / varış noktası tespitimize uymaktadır, ihtimal o ki Lucilius hem geleneksel Romalı idealleri hem de -Panaetius’tan bilhassa etkilenmiş olmakla birlikte- Stoacı ilkelerin etkisiyle bu dizeleri kaleme almıştır, dolayısıyla onun dizelerini Stoacılığın Roma’da maruz kaldığı siyasî baskılara dayanan etkileşimin en eski örneklerinden biri olarak değerlendirmek yanlış olmaz.

    Dilbilgisi karakteri olaraksa, son bölümde yer alan sıralama mantığının benim için ilgi çekici olduğunu söylemek durumundayım: prima… (ilk) deinde… (sonraki) tertia postremaque (üçüncü ve sonuncu). Deinde diğerlerinden farklı olarak sıfat değil, secundus‘un yerine kullanılmış, o olsaydı secunda olarak yer alacaktı, zira diğerleri gibi commoda‘yla birlikte gidecek, neutrum, pluralis, accusativus olacaktı. Lucilius’un değer sırasını buradan anlıyoruz. Birinci sırada ülke, ikinci sırada anne baba, üçüncü ve son sırada “ben”.

    Son söz niyetine: kaynaklar

    Artık nihayete erdirme zamanı. Bu kısa analiz boyunca çalaklavye vardığım sonuçları zaten paylaştım, ekleyecek başka sözüm yok. Sadece Lucilius’un burada incelediğim fragmanının da dahil olduğu tüm fragmanlara ve ilgili/öncelikli çalışmalara erişimden bahsedip konuyu kapatmak istiyorum:

    Hepsinden önce Marx’ın (sandığınız Marx değil, bu klasik filolog olan Friedrich Marx) 1882 tarihli ve Studia luciliana: dissertatio philologica başlıklı çalışmasını arşivinize alın, Lucilius’la ilgili aktarımlarn kapsamlı derlemesidir: PDF Fragmanlar, tanıklıklar ve şiirlerinden alıntıları içeren derlemelerin ciltlerinin PDF’leri: 1. cilt (1904), 2. cilt (1905).

    Başka bir fragman derlemesi olarak Müller’inki de kullanılabilir: Saturarum reliquiae, Teubner, 1872: PDF Keza 1876 tarihli

    Fischer’in derlediği 1881 tarihli seçilmiş fragmanlar için bkz. De vocibus LucilianisPDF

    Yukarıda bahsettiğim Marx’ın derlemesini temel alan Loeb’deki Warmington çevirisi (Remains Of Old Latin, 3: Lucilius – The Twelve Tables, 1938) sadece profesyonel olarak çalışanlar değil, aynı zamanda Latince bilmeyenler için de faydalı olacaktır: PDF

    Evans’ın 1860 tarihli Romalı satiristlerin dizelerini kapsayan genel derlemesinden (The Satires of Juvenal, Persius, Sulpicia and Lucilius, s.280-368) Lucilius’un dizelerine de İngilizce olarak ulaşmak mümkün: PDF

    Yine Marx’ın çalışmasını temel alan Cichorius’un 1908 tarihli meşhur Untersuchungen zu Lucilius başlıklı çalışması da Almanca bilenlerin işine yarayacaktır: PDF

    Bununla birlikte Müller’in derlemesinin Leben und Werke des Gaius Lucilius başlıklı Almanca çevirisi de kullanılabilir: PDF

    Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

     
  • jimi the kewl 10:51 pm on 09/03/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , ,   

    (2) Bir Lucilius fragmanının dilbilgisel ve felsefî analizi 

    Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

    Birinci bölüm için buraya buyrun.

    Üçüncü bölüm için buraya buyrun.

    Stoa’da insana yararlı olduğu için doğaya göre yaşamak öneriliyor. Bu sadece insanın kendisine yararlı olduğu için değil, “iyi” biri olduğunda, kendisi gibi “iyi” olan diğer insanlarla birlikte “iyi” bir toplum kurabileceği ve insan birlikteliğine yarar sağlayacağı için öneriliyor. Erken dönem Stoacılarında ama özellikle de Zenon’daki politik duyuşun temelini bu yarar anlayışında aramak gerekiyor, bu konuyla ilgili “Erken Dönem Stoacılığında Siyaset Anlayışı ve Kinizm Etkisi Üzerine” başlıklı çalışmama (buradan ya da şuradan) bakabilirsiniz. Demem o ki, Lucilius’un bu fragmanında bilinmesi erdem olarak yorumlanmış değerler sadece bireyin değil, toplumun da yararınadır.

    Dördüncü ve beşinci dizelerdeki bilinçlenme nesnelerine yukarıda özetlediğim açıdan bakmamız gerekir, nitekim honestum‘un yani ahlaken uygun olanın ne olduğunu, iyileri ve kötüleri, yararsız, utanç verici ve uygunsuz olanın ne olduğunu bilmek insanın diğer insanlarla kurduğu ilişkinin sağlıklı olabilmesi için gereklidir, zira insan kendi başına, toplumdan soyutlanmış olarak iyi ya da kötü olamaz, uygun ya da uygunsuz davranış sergileyemez, sergilese bile bu davranışların yargılanabileceği bir ilişki zemini olamaz.

    İlgili dizelerin dilbilgisel karakterine baktığımızda ise önceki ve sonraki dizelerde bulunan virtusscire eşliğini görüyoruz, altıncı dizede bu eşlik bir gerundium’la (quaerendae rei) ile verilmiş ve bu kullanımla erdemin finem quaerendae rei yani (şimdilik şöyle Türkçeleştirelim) “bir şeyi aramanın amacı/hedefi”ni bilmenin önemi ortaya konmuş. Burada rei ile kast edilenin ne olduğu üzerine kafa yormalıyız, zira kelimenin (res) birçok anlamı var, şey, nesne, sorun, evren, doğa, varlık, mal varlığı, vs. Sadece bu dizeye baktığımızda anlamı, neyi ararken belleyeceğimiz hedefi çözemiyoruz. Ancak bir sonraki dizedeki “zenginlik” anlamındaki divitiae‘ın divitiis halini görünce arayışımızın zenginlik ve mal varlığı edinmeyle ilgili olabileceğini düşünebiliriz. Buna göre bu ve sonraki dizeyi şöyle çevirmek mümkün: “Erdem mal peşinde koşmanın sınırını ve ölçüsünü bilmektir, erdem zenginliğe <gerçek> değerini verebilmektir.” Görüldüğü üzere finem‘i (finis) “gaye”den “sınır”a çevirdim, “aramak” anlamındaki quaerere fiilini ise daha anlaşılır olduğunu düşündüğüm “peşinde koşmak” fiiliyle karşıladım, ortaya anlaşılabilir iki dize çıktı.

    devam edecek.

    Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.665 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: