Recent Updates Toggle Comment Threads | Klavye Kısayolları

  • jimi the kewl 2:58 pm on 24/02/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , ,   

    (video) Francis Bacon’ın De Sapientia Veterum’unda Mit ve Nasihat 

    Francis Bacon’ın De Sapientia Veterum adlı eserinde bulunan Cassandra ve Metis mitlerinin anlattığı nasihat anlayışı üzerinde duruyorum. İyi dinlemeler.

     
  • jimi the kewl 7:33 pm on 22/02/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Aemilius Paullus, esir, , ,   

    Esir kralın çocukları (Plutarchus’tan bir anekdot) 

    Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

    Roma’nın tüm Yunan dünyasına hakimiyetinin önünü açan Roma ile Makedon krallığı arasındaki Üçüncü Makedonya Savaşı İ.Ö. 168 yılında gerçekleşen Pydna muharebesiyle sonlandı. Üç yıl önce başlayıp eski Consul Aemilius Paullus’un komutanlığa getirilmesiyle ümitlenen Romalılar, boşa ümitlenmediklerini gösterircesine, Makedonlar karşısında büyük bir zafer kazandı. Aemilius Paullus Büyük İskender ve evveline kadar uzanan büyük bir hanedanın son temsilcilerini krallarıyla birlikte Roma’ya esir olarak getirdi ve tümünü zafer alayında (triumphus) Roma halkına afişe etti. Bu olaydan yüzlerce yıl sonra yaşamış olan tarihçi Plutarchus olayı anlatırken bir anekdot aktarır (Aemilius 33), ilgimi çekti, sizinle paylaşmak istiyorum.

    Plutarchus Makedon esirler arasında iki oğlan ve bir kız olduğunu söylüyor, yürümekte olan bu esir çocuklar o kadar küçükmüş ki, Plutarchus “onların talihsizliklerinin farkına varamayacak kadar küçük olduklarını belirtiyor. Bu farkındalığın galip Roma ordusunu alkışlamakta olan seyirci Romalılarda uyandırdığı duygunun acıma olduğunu söylüyor, zira ona göre bu çocuklar zafer alayına kaybedenlerin çocukları ve masumiyetlerini yitirmiş yavrular olarak girmektedir. Bu sahne Romalıların dikkatini öyle çekmiş ki, esir olarak yürütülenler arasında kral Perseus’un da olduğu ve bu mağlup adamın tek başına yürüdüğü gözlerinden kaçmıştır.

    Plutarchus’a göre Romalılar zaferin ve kendilerine düşen ganimet payının heyecanını böyle acıklı bir sahne karşısında yitirmiş, suskunluğa gömülmüş ve esir çocuklar gözlerinin önünden geçip ufukta kaybolana dek haz ile acının karışımı olan tuhaf bir duygunun esiri olmuş. İlginç bir durum ortaya çıkıyor, uzun yıllar süren Roma – Makedonya çekişmesinin zaferle sonlanmış olması bile düşman hanedanına mensup çocuklara duyulan merhamet duygusuna mani olamamış. Gerek Roma halkının, gerekse ordusunun bu tür bir duygunun etkisinde olabileceğini düşünmüyorum, Polybius’un Scipio’nun Kartaca’nın yıkıntısı karşısında gözyaşı döktüğü yönündeki aktarımı gibi Plutarchus’un da bir Roma zaferini romantik bir zemine oturtmaya çalıştığını düşünüyorum. Belki daha sonra üzerine yeniden konuşuruz.

    Bu arada aşağıda görmekte olduğunuz Carle Vernet’nin 1789 tarihli, “Aemilius Paullus’un Zafer Alayı” başlıklı tablosu da ilgili zaferin Roma’da yankılanışına dair dikkat çekici bir eser olarak görülebilir. Burada da kenara dizilip alayı izleyen Roma halkının sakin ve tereddütlü olduğunu görüyorum, siz ne görüyorsunuz?

    The_Triumph_of_Aemilius_Paulus_(detail)

    Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

     
  • jimi the kewl 11:04 pm on 18/02/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , ,   

    Erken Dönem Stoacılığında Siyaset Anlayışı ve Kinizm Etkisi Üzerine 

    Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

    1. Kaynak sorunu

    Stoacılığın erken dönemi ifadesiyle kastettiğimiz okulun Citiumlu Zenon (İ.Ö.344-262) tarafından Kıbrıs’ta kuruluşu ile ondan sonra okulun başı, öğretilerinin temel savunucuları, geliştiricileri ve eleştirmenleri olan Cleanthes (öl. İ.Ö.232) ile Chrysippus’un (öl. İ.Ö.206) dönemidir. Ne yazık ki, Stoacılığın bu ilk temsilcilerinin yazdığı eserlerden günümüze, çok sonra yaşamış olan başka yazarların eserlerinde geçen çok küçük parçalar ya da eserlerin adları kalmıştır. Cicero’nun Academica, De Natura Deorum ve De Finibus başta olmak üzere farklı felsefe eserleri, Roma’nın imparatorluk döneminde yaşamış olan Seneca’nın farklı felsefe eserleri, temelde Aetius ile Arius Didymus’u kaynak edinen doksografik alıntılarıyla Pseudo-Plutarchus’un farklı filozofların doğa üzerine görüşlerini aktaran Placita Philosophorum’u, Diogenes Laertius’un filozofların yaşam ve görüşlerini aktaran doksografik metni, Stobaeus’un alıntıları, erken dönem Hıristiyan apolojistleri, Daha çok konuyu dinî yönden ele alıp olumsuz görüş bildiren Aristoteles eleştirmeni Aphrodisiaslı Alexander, Platoncu Chaeronealı Plutarchus, tıp konusunda yazmış olan Galenus, Pyrrhoncu kuşkuculuğun temsili olan Sextus Empiricus, Plotinus, Hıristiyan din adamları Eusebius ve Nemesius, Aristoteles yorumcusu yeni-Platoncu Simplicius Stoacılığın erken dönemine ait fizik, etik ve mantık düzlemindeki aktarımları günümüze ulaştıran kaynaklardır.[1]

    Citium'lu ZenonYukarıda bahsedilen kaynaklardaki erken dönem Stoacılığına ait aktarımlar Arnim’in derlediği Stoicorum Veterum Fragmenta (buradan itibaren SVF kısaltmasıyla) başlığıyla yayınlanmış olan çalışmada[2] toplu halde bulunmaktadır. Her şeyden önce bu aktarımlardan da anlaşıldığı kadarıyla Zenon ve Chrysippus devlet (Πολιτεἱα, Politeia) üzerine birer eser kaleme almıştır. Bu çalışmamızda üzerinde durduğumuz siyaset anlayışı genel itibariyle filozofların bu eserlerinden kalmış olmalıdır.

    1. Zenon’un Devlet’i

    Diogenes Laertius bazılarının Zenon’un devletle ilgili eserini “köpeğin kuyruğuna” (ἐπὶ τῆς τοῦ κυνὸς οὐρᾶς, epi tes tou kunos ouras) yazdığını söylediğini aktarır.[3] Burada köpeğin kuyruğu ifadesi ile “köpeksi” (κυνικός, kunikos) anlamına gelen adlarıyla kinik felsefenin Zenon üzerindeki etkisine gönderme olabilir. Nitekim aynı yerde Zenon’un kinik felsefenin temsilcilerinden olan Crates’le tanışması[4] ve onun görüşlerinden etkilenmesi üzerinde durulur. Bir yerde daha önce yaşamış olan kinik Antisthenes’in Stoa okulunun asıl kurucusu olduğu ve Zenon’a metanetin yolunu gösterdiği de söylenmiştir.[5] Diogenes Laertius’tan (İ.S. üçüncü yüzyıl) çok önce, İ.Ö. birinci yüzyılda yaşamış olan Philodemus da bu etki üzerinde durmuştur, bunun önemi muhtemelen Philodemus’un Zenon’un eserinin bir kopyasına sahip olması ve bu konudaki kanaatini eseri tümüyle okuyarak oluşturmuş olmasıdır.[6] Kimilerine göre Zenon’un kaleme aldığı bu eser üzerindeki kinik etkisinden ötürü sonraki Stoacılar tarafından eleştirilmiş, özellikle de Zenon’un sonraki etik ve doğaya uygun yaşam sürme anlayışıyla çelişen unsurlar barındırdığı düşünülmüştür.[7] Ne var ki, yukarıda bahsettiğimiz kaynak eksikliği Zenon’un Devlet’inin tamamında ne ölçüde kiniklerin, ne ölçüde başka ekollerin etkisinde olduğu ve ne ölçüde özgün fikirler ortaya koyduğu konusunda ikincil kaynaklardaki eksik alıntıların uyandırdığı spekülatif tartışmaların ötesine geçip kesin bir yargıya varmamıza manidir.

    Günümüze ulaşan aktarımların ışığında yaptığımız okumada ilk dikkatimizi çeken husus Zenon’un sosyalleşmeye yüklediği anlamdır. Sosyalleşmek, ona göre, iyi insanın belirleyici karakteridir, dolayısıyla iyi insanlar bir araya gelerek sosyalleşir ve kaçınılmaz olarak birbirinin dostu olur. O halde dostlar iyidir ve birbirlerine sevgiyle bağlıdır.[8] Öyleyse nerede sevgi varsa, bu ideal devlet orayı kapsar.[9] Dahası iyi olan erdemli insanların dostluğu sosyalleşme bağını oluşturduğundan, iyi ve erdemli olmayan insanlar bu sosyalleşmenin dışında tutulan kötü insanlar olur.[10] Bu noktada Zenon’un Stoacılara bilge olmayan anne babaları ve çocuklarına bile düşman olmalarını öğütlediği düşünülmüştür.[11] Zenon mevcut Yunan devletlerinde idealindeki bu sevgi ve erdem bağıyla sosyalleşme olgusunun eksik olduğunu düşünüyor olmalıydı. Nitekim bu çerçevede Devlet eserinin hemen başında mevcut Yunan eğitim anlayışının yararsız olduğunu söylediği belirtilir.[12] Dahası eğitimin yetersizliğiyle ilgili bu tespitin ardından erdemi olmayan insanların birbirlerine, babaların çocuklarına, kardeşlerin kardeşlere, akrabaların da akrabalara hasım, düşman, köle ve yabancı olduklarını söyler.[13] Bununla birlikte kadınların ortak olmasını, kentlerde tapınak, mahkeme salonu ve gymnasion yapılmamasını, erkeklerle kadınların aynı kıyafeti giymesini ve bedenin tümüyle örtülmemesini öğütlemiştir.[14]

    Devine’e göre (324) ilk Stoacıların salt sevgi ve erdem düzleminde idealleştirdikleri bir toplum yapısından bahsediyor olmaları özellikle de yüksek memurlar, mahkemeler, tapınaklar, gymnasionlar, para ve özel mülkiyeti tümüyle devre dışı bırakmaları[15] bakımından dikkate değerdir. Yukarıda da söylendiği gibi kadınların yanında çocukların da ortak olduğu ve cinsel birliktelik için herhangi bir düzenlemenin olmadığı[16] bu ideal Stoa devletinde belli bir siyasî rejimin ve dünyevî yasaların yokluğu insan işleri ile ilişkilerinde bir kargaşa yaratmaz, bunların yerine her bir bireyin evrensel düzeyde tanrısal yönetim ve yasaların işleyişini kavrayarak, bilgeleşerek yaşamına aksettirdiği adı konmamış bir egemenlik alanı yerleştirilir. Chrysippus’a göre Stoa etiğinin bilgeliğini sergileyen herkes sadece özgür değil, aynı zamanda kraldır. Nasıl bir kral? Yeryüzündeki görülen diğer krallardan farklı olarak siyasî bir yönetme sorumluluğu üstlenmemiş olan ve yukarıda da belirtildiği üzere sevgi ve erdeme dayalı bir yaşam, bir toplum oluşturan bir kral.[17] Devine (325) bu anlayışın kavranabilmesi için Stoa felsefesinde insan ve onun doğa yasalarıyla irtibatının iyi anlaşılması gerektiğini düşünür. Buna göre evrende ne olursa olsun doğa yasasındaki kaçınılmazlıktan ötürü olur ve insan bunu değiştiremez.[18] Dahası insandan hâlihazırda meydana gelmiş bir şeyi değiştirmesi de beklenmez, zira o göğün eter katıyla ilişkilendirdiği tanrının evreni yönetirken kullandığı üstün akla[19] uygun olarak gerçekleşmiştir. Erken dönem Stoacılarına göre bilge var olan her şeyin zaten her daim talep ettiği şey olduğu konusunda emindir, bu yüzden sahip olamayacağı bir şey yoktur, tıpkı ülkesindeki herkesin ve her şeyin yöneticisi olan bir kral gibi, Stoa bilgesi de evrende var olan her şeye sahiptir, başka türlü bir krallığı deneyimler. Buna göre herhangi bir siyasî rejime ve yöneticilere gerek yoktur, buradaki bilince ermiş her insan, farklı bir düzeyde de olsa canlı bir varlık olan tanrıyla[20] paylaştığı evrensel bir rejimin yöneticisi olduğunu bilir. Dolayısıyla insanlar tümüyle Stoacıysa yeryüzünde bir hükümetin pozitif eylemlerine gerek duymazlar, aynı mantıkla kimse haz odaklı yaşamayacağından ve bu çerçevede kendisine ve başkalarına zarar vermeyeceğinden pozitif hukuka da gerek yoktur.[21] Zenon “doğa yasasının kutsal olduğunu ve doğru eylemleri buyurup aksi yöndeki eylemleri yasaklama kudretine sahip olduğunu düşünür.”[22] Başka deyişle doğa yasasının Stoacı bilgelerden oluşan insanlar topluluğundaki tüm davranış ve ilişkilerin idare edilmesine, sınırlarının doğru bir şekilde belirlenmesine yeteceğini varsayar.

    En nihayetinde Zenon’un Devlet’i evreni (κόσµος) büyük bir kent (πόλις) olarak gören bir anlayışın üzerine kurulmuştur. Tanrılar ve insanlar tarafından paylaşılan bu evren kent (κόσµοπόλις) varsayımı yukarıda yeterliliği vurgulan doğa yasası kavrayışından ötürü bireyleri yeryüzüne özgü olan (ve “kent” adını hak etmeyen[23]) kısıtlı kent devlete katılıp katkı sağlamaktan uzak tutma riskini de beraberinde getirmektedir.[24] Ancak bu noktada ilk Stoacılar kişisel olarak siyasete atılmadıysa da,[25] bilgenin gerektiğinde siyasete atılabileceğini varsaymıştır.[26] Bu varsayım evreni asıl kent olarak gören yaklaşımlarıyla çelişkiliymiş gibi görünebilir. Ancak bu noktada yukarıda da üzerinde durduğumuz Zenon’un Devlet’inin gündelik yaşama ilişkin tercih ve önerileri hatırlanmalı ve Stoacılığın erken döneminde idealize edilen gündelik yaşam teorisinin sadece yerel siyasete katılımla pratiğe aktarılabileceği düşünülmelidir.

    Erken dönem Stoacılığında bu durumun apaçık örneklerinin izini sürmek zordur, ancak özellikle de Panaetius’la birlikte orta ve imparatorluk dönemi Stoacılığında aktif ya da danışman olarak yerel siyasete katılımın pratik örnekleri çoktur. Bir dönem Stoa okulunun başı olan Panaetius (İ.Ö.185-109) Roma’da Stoacılığı (İ.Ö.155’te) ilk kez anlatan hocası Babylonlu Diogenes’i izleyerek Roma’nın önde gelen siyasetçi ve askerlerinden genç Scipio Aemilianus’un dostu ve danışmanı olmuştur.[27] Öncülleri gibi erdemi tek ve yeterli iyi olarak gören Panaetius bizatihi doğanın erdemi öğrettiğini ve bilgenin asla yanılmadığını söylemiştir.[28] Yanılmayan bilgenin yeryüzüne özgü kaygıları olabileceğini, başka deyişle bu kaygılar içinde olmanın doğanın öğrettiği erdemle çelişmeyeceğini varsaymıştır.[29] Erken dönem Stoacılarındaki katı ve kusursuz bilge figürü Panaetius’la birlikte bilgelik yolunda yürüyen, kusursuzlaşma yolculuğu bitmemiş bir figüre dönüşmüştür. Bu figür kusursuz ve ulaşılamaz bir erdemden ziyade, bireyin yükümlülüklerini yerine getirmesi şeklinde kendisini gösteren siyasî ve toplumsal bir erdemin uygulayıcısıdır, başka deyişle ideal vatandaştır.[30] Roma’nın Yunan coğrafyasını da kapsayan siyasî egemenliği ile baskın devlet anlayışının apaçık etkisi olarak yorumlanabilecek bu yaklaşım aynı zamanda Platon ile Aristoteles’in toplumsal kimliğe ve vatandaşlığa yüklediği anlamdan da etkilenmiştir.[31] Daha sonraki dönemde Stoacılığı da içeren eklektik düşünce tarzıyla Cicero’nun, imparatorluk döneminde Stoacı Seneca’nın ve elbette filozof-imparator Marcus Aurelius’un aktif siyaset yaşamları da karşımıza çıkan diğer apaçık örneklerdir.

    1. Kinik etkisi

    Erken dönem Stoacılığında beliren mevcut kent devlet düzeninde yaşayan toplumların tanrıları, adaleti, yasaları ve elbette gerçek bilgeliği yanlış anladığı (ya da buna zorlandığı) varsayımı[32] kiniklerin aynı yöndeki eleştirilerini akla getirir. Bu eleştirilerin olası kinik kaynağına bakarsak ilk izi bu felsefenin kurucusu olan Antisthenes’in Atina meclisine getirdiği yeteneği olmadığı halde oylamayla komutan yapılanlara dönük eleştirisinde[33] bulabiliriz. Ancak Antisthenes’in mevcut devlet ve toplum düzeni, hatta adalet sistemi üzerine eleştirisinin sonraki kiniklere göre ütopyacı kimliği belirsiz ve spesifik durumlara ilişkin olduğunu, dahası ziyadesiyle Atina karşıtlığına dayandığını (örneğin Atinalıların Spartalılara göre pasif ve kadınsı yönünü,[34] topraktan doğmuş olmakla övünmelerini[35] eleştirmiştir) ve aksi yönde topyekûn siyasî sistemi kabul ettiğini gösteren aktarımların da olduğunu belirtmek gerekir. Örneğin Athenaeus kaynaklı bir aktarımda Antisthenes’in Alcibiades’i yaşam tarzı ve tercihleriyle “yasalara karşı” geldiği için eleştirdiği söylenir,[36] burada kastedilen yasalar Atina’nın mevcut yasalarıdır.

    Bununla birlikte Antisthenes’in Atinalıların gördüğü eğitimin yararsızlığına dikkat çektiği de bilinir, bu da Zenon’un aynı konudaki eleştirisini hatırlatır. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da Socrates’ten etkilenmiş olan ve burada paylaştığımız kaynakta Socrates’in dilinden konuşan Antisthenes’in düşüncesine göre genel olarak insanlar (bilhassa yanlış eğitim yoluyla) mevcut davranışlarına zorlanmış, aslında olmamaları gereken bir tavır takınmak durumunda kalmıştır. Sadece para kazanmak, zengin olmak ve çocuklarına daha fazla miras bırakabilmek için yaşayan bu insanlar[37] paradan daha önemli olan bir unsuru es geçmiştir. Bu unsur oğulları, kızları, karıları, kardeşleri ve dostlarıyla doğru bir ilişki içinde olmaktır.[38] Sadece kitara çalmayı, güreşmeyi, okuma ve yazmayı öğretmenin Atina’da iyi bir devlet ve toplum yaratmadığını düşünen Antisthenes devletin nasıl yasalar ve adalet gözetilerek yönetileceği ile kimsenin kimseye haksızlık etmediği ve birbirine çelme takıp gözden düşürmediği bir toplumun nasıl oluşturulacağı konusunda herhangi bir eğitimin verilmediğine dikkat çeker.[39]

    Yukarıdaki aktarımın kaynağı olan Dion Chrysostomos buradaki yaklaşımı Zenon’un ideal devletinde beliren sevgi ve erdem yoluyla sosyalleşme olgusuna benzer şekilde yorumlar, ona göre Socrates (bağlamda Antisthenes) buradaki argümanıyla Atinalıların işe yarar bir eğitim almamış olduklarını kanıtlamakla birlikte sadece Atinalılar için değil, geçmişte yaşamış ve günümüzde yaşamakta olan tüm insanlara bir ders vermektedir. Buna göre asıl sorun insanların cana yakın ve iyi bir insan olmak için bilinmesi gerekenlerden habersiz olmalarıydı, Socrates (bağlamda Antisthenes) insanları sadece “iyi insan” olmaya çağırıyordu,[40] Antisthenes’in mitolojik kahraman Heracles üzerine yazdığı eserinde de vurguladığı üzere temel hedef “erdemli yaşamak”tır.[41] Bu bağlamda erdemli yaşayabilen bilge de cana yakın ve hatasızdır, dahası Zenon’un idealindeki gibi kendisine yakın olanlara benzer,[42] onların dostudur, yürekli ve dürüst insanları kendisine müttefik yapar.[43] Diogenes Laertius Antisthenes ile Zenon’un erdemi temel alarak yaşama konusunda aynı yaklaşımı sergilediğine dikkat çekerek Stoacılık ile kinizmin uyuştuğunu söyler.[44] Socrates’e kadar uzanan[45] bu uyuşmanın temel unsuru mevcut toplum yaşantısından soyutlanmadır, bu tavrın en açık örneğini Antisthenes’in öğrencisi olmak için çabalayıp sonunda amacına ulaşan,[46] adeta kölelikten kurtulup özgürlüğüne kavuştuğunu söyleyen[47] Diogenes’le ilgili anlatılarda görmekteyiz.

    Kendisini ekolün adıyla ilgili kurulan analojiden hareketle dostlarını kurtarmak için onları ısıran,[48] başka deyişle en ağır şekilde eleştiren biri olarak gören Diogenes adeta bir peygamber edasıyla yozlaşmış toplumların kurtarıcısı görevini üstlenir. Örneğin Corinthus’a gönderildiğinde, tanrıların Atina’dan daha fazla lükse batmış olan bu kente daha cesur bir ahlakçı göndermiş olduğunu düşünerek ayrılmak istememişti.[49] Lucianus’un alaycı bir metninde de kendisini aynı şekilde değerlendirir, genel olarak insanların kurtarıcısı, ruh hastalıklarının hekimi ve bir hakikat peygamberi olmak istediğini söyler.[50] Bu istek çerçevesindeki siyasî tavrı alabildiğine sert ve korkusuzdur, örneğin bir anlatıya göre kral Philippus Yunanlara karşı sefere çıktığında Diogenes onun ordugâhına gelmiş; casus diye kralın huzuruna çıkarılınca da kralın yüzüne karşı onun açgözlülüğü ile akılsızlığını gözlemlemeye geldiğini söylemiştir.[51] Benzer bir tavrı Philippus’un oğlu olan Büyük İskender’e karşı da göstermiş, Büyük İskender kendisinden ne istediğini sorduğunda “gölge etme başka ihsan istemem” demiştir.[52] Bu onun yaşamda kimseye bağlı olmayan ve siyasî düzlemde yanlış gördüğü iktidarın gölgesine girmek istemeyen, özgür bir birey olma arzusunun apaçık göstergesidir. Bu arzunun kısıtlı kent devletin sınırlarını aşan dünya vatandaşlığıyla ilgili talebini doğurması, yani kendisini bir dünya vatandaşı olarak değerlendirmesi kaçınılmazdır.[53]

    1. Sonuç

    Erken dönem Stoacılığındaki siyaset anlayışı temelde iyi insanların bir araya gelerek oluşturduğu ütopik bir toplum varsayımından hareketlenir ve bu varsayım ütopik kimliğin kaçınılmaz karakterinden ötürü mevcut politik düzenlerin kusurlu olduğu düşüncesine dayanır. Dahası önerilen alternatif politik düzen yeryüzündeki tüm iyi insanların vatandaşı olduğu tüm evreni kapsadığından kozmopolit bir yapıdan söz etmek mümkündür. Evreni büyük bir kent olarak gören bu yaklaşım aynı şekilde Zenon’un başlangıçta kişisel olarak da etkilendiği Kinik felsefede de bulunur. Burada da incelediğimiz üzere ilk Kinik filozoflardan Antisthenes ve Diogenes de çoğunlukla mevcut politik düzenlerin egemen olduğu bir yapının yerine kozmopolit bir toplumsal yapının düşünü kurar.

    KAYNAKÇA

    Arnold, E. W. Roman Stoicism. Cambridge University Press, 1911.
    Baltzly, D. “Stoicism”. The Stanford Encyclopedia of Philosophy. Ed. Edward N. Zalta. 2014 <http://goo.gl/FTbJND>
    Brown, E. “Stoic Cosmopolitanism and the Political Life”. Doktora Tezi, The University of Chicago, 1997.
    Casey, E. “Educating the Youth: The Athenian Ephebeia in the Early Hellenistic Era”. The Oxford Handbook of Childhood and Education in the Classical World. Ed. J. E. Grubbs – T. Parkin. Oxford University Press, 2013: 418-443.
    Devine, F. E. “Stoicism on the Best Regime”. Journal of the History of Ideas 31.3. 1970: 323-336.
    Gillihan, Y. M. Civic Ideology, Organization, and Law in the Rule Scrolls: A Comparative Study of the Covenanters’ Sect and Contemporary Voluntary Associations in Political Context. Brill, 2011.
    Long, A. A. Hellenistc Philosophy: Stoics, Epicureans, Sceptics. University of California Press, 1974.
    Luck, G. Köpeklerin Bilgeliği. Çev. O. Özügül. Say Yayınları, 2011.
    Morford, M. Roman Philosophers. Routledge, 2002.
    Schofield, M. The Stoic Idea of the City. University of Chicago Press, 1991.
    Sellars, J. The Art of Living: The Stoics on the Nature and Function of Philosophy. Bloomsbury Publishing Plc. 2009.
    Vogt, K. M. Law, Reason, and the Cosmic City: Political Philosophy in the Early Stoa: Political Philosophy in the Early Stoa. Oxford University Press, 2007.

    [1] Ayrıca bkz. Baltzly passim.

    [2] 1903-1905 yılları arasında derlenen bu çalışma dört ciltten oluşur. Birinci ciltte Zenon ve takipçilerinden kalan fragmanlar, ikinci ciltte Chrysippus’un mantık ve fizik fragmanları, üçüncü ciltte Chrysippus’un etik fragmanları ve öğrencilerinden kalan değişik konulardaki fragmanlar ve dördüncü ciltte kavram, isim ve kaynak indeksi bulunmaktadır.

    [3] D.L. 7.4.

    [4] 7.2-3’te anlatıldığında göre Zenon bir kitapçıda Xenophon’un Memorabilia’sını okurken, kitapta anlatılan Socrates gibi bilgelerin nerede olduğunu sorar ve kitapçı ona oradan geçmekte olan Crates’i gösterir. Ayrıca bkz. Eus. Praep. Ev. 15.13.6-8 (Luck 51 [14]). (Luck’ın derlemesine yapılan atıflarda ilk sayı sayfa numarasını, ikinci sayı ise Luck’ın fragman numarasını göstermektedir.)

    [5] Bkz. D.L. 6.13-15.

    [6] Bkz. Vogt 26.

    [7] Casey 431; Schofield 3-21; Vogt 26.

    [8] Athen. 13.561c.

    [9] Plu. Alex. Virt. 6.

    [10] D.L. 7.33. Bkz. Devine 324.

    [11] D.L. 7.33.

    [12] Aynı aktarım için bkz. Plu. Stoic. Rep. 1034b

    [13] D.L. 7.32.

    [14] D.L. 7.33.

    [15] Cic. Leg. 3.13-14; Fin. 3.20.67; Clem. Alex. Strom. 5.12.76; D.L. 7.33;

    [16] Karş. Sext. Emp. Math. 11.192.

    [17] D.L. 7.122; Devine 325.

    [18] Devine 325.

    [19] Cic. Luc. 126.

    [20] Cic. N. D. 1.36.

    [21] Plut. De Stoic. Repugn. 21; Devine 326.

    [22] Cic. N.D. 1.36: “Zeno… naturalem legem divinam esse censet, eamque vim obtinere recta imperantem prohibentemque contraria.”

    [23] SVF 3.327.

    [24] Brown 6.

    [25] Plu. SR 1033bc; Sen. TA 1.10; Ep. 68.1; D.L. 7.6-9; 185; SVF 3.694. Bkz. Brown 7.

    [26] D.L. 7.121.

    [27] Bkz. Cic. Mur. 66; Tusc. 1.81; Vell. Hist. 1.13.3.

    [28] Cic. Off. 1.6.18

    [29] Cic. Off. 3.3.13.

    [30] Arnold 102. Bkz. Morford 4.

    [31] Bu konuyla ilgili olarak bkz. Cic. Fin. 4.28.79; Ind. Stoic. Herc. col. 61; Long 216

    [32] Gillihan 113.

    [33] D.L. 6.8.

    [34] Theon. Prog. 5. (Luck 49 [6]), ayrıca Spartalıları ve Thebailıları övmek, Atinalıları küçük düşürmek istemesiyle ilgili olarak bkz. D.L. 6.2. (Luck 50 [8])

    [35] D.L. 6.1. (Luck 50 [7])

    [36] Ath. 5.220c. (Luck 55 [27])

    [37] Aynı konu için bkz. Stob. 3.10.41. (Luck 72 [56]); Xen, Symp. 4.34-44 (Luck 72-74 [58])

    [38] Dion Chry. Or. 13.12.13-28. (Luck 66 [51])

    [39] Dion Chry. Or. 13.12.13.19. (Luck 68-69 [51])

    [40] Dion Chry. Or. 13.12.13.28. (Luck 71 [51])

    [41] D.L. 6.104. (Luck 75 [64])

    [42] D.L. 6.105. (Luck 75-76 [65])

    [43] D.L. 6.12. (Luck 79 [88])

    [44] D.L. 6.104. (Luck 80 [89])

    [45] Sellars’a göre (59) Stoacılar ile kinik filozofların Socratesçilik düzleminde uzlaştıklarını düşünmek gerekir.

    [46] D.L. 6.21 (Luck 146 [106]); Plu. Quaest. Conv. 2.1.7.632e (Luck 147 [106]); Epiphan. Panar. 3.2.9 (Luck 149 [107])

    [47] Epict. 3.24.67. (Luck 148 [106])

    [48] Stob. 2.13.44. (Luck 125 [99]). Karş. Gnom. Vat. 743n.194 (Luck 126 [99])

    [49] Iul. Or. 7.212d-213a. (Luck 119  [95])

    [50] Lucian. Vit. Auct. 6.11. (Luck 120 [95-96])

    [51] Plu. Exil. 16.696b-c. (Luck 167 [111])

    [52] Plu. Alex. 14.2.671d-e. (Luck 170 [113])

    [53] D.L. 6.63 (Luck 180 [116]); Lucian. Vit. Auct. 6.11. (Luck 120 [95-96])

    Bu yazıdan alıntı yapmak mı istiyorsunuz? Blogdan alıntı yapma kılavuzuna buyrun.

     
    • murat yücel 3:55 pm on 21/02/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Stoacılık Romalılar sayesinde Orta Çağ’a taşınmış ve Hristiyan felsefesini etkilemiştir. Sizin de belirttiğiniz üzere Cicero ve Marcus Aurelius gibi bilginler ile zamanın testinden geçmiştir. Doğal hukuk anlayışı da günümüze dek tutulur olmasını Stoacılar’a borçludur diye düşünüyorum. “Gölge etme başka ihsan istemem” örneğinin belgesi güvenilir mi acaba? Ben bunun bir mit olduğunu sanıyordum.

      • jimi the kewl 7:36 pm on 22/02/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

        “Gölge etme…” deyişinin en eski kaynağı Plutarchus. O da Diogenes’ten yüzlerce yıl sonra yaşadı, ancak yazarın metinleri daha eski kaynaklara dayandığından, muhtemelen bu anekdotu uydurmuş olamaz. Ancak dayandığı kaynakların gerçeği ne kadar yansıttığını bilmek neredeyse imkansızdır.

        • murat yücel 9:31 pm on 24/02/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

          Teşekkürler hocam. Belki de bir isim benzerliği var. Malum Diogenes adlı başka düşünürler de var. Sonraki bir olay meşhur Kinik, Sinoplu Diyojen’e yakıştırılmış olabilir.

c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.554 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: