Recent Updates Toggle Comment Threads | Klavye Kısayolları

  • jimi the kewl 2:11 pm on 07/08/2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , imparatorluk, περιϕέρεια, periferi,   

    περιϕέρεια ya da periferi 

    Münkler’i okurken gördüğüm ve dilime yapışan bir kullanım oldu “periferi”. Evvelce, yanılmıyorsam Latincesinin (peripheria) Newton’ın temel metninde geometrik bağlamda da kullanıldığına şahit olmuştum. Burada aklıma gelen hususlar şunlar: Türkçeleştirdiğimizde “periferi” bize ne anlam ifade ediyor, onun yerine kullanabileceğimiz başka kelimelerimiz yok mu? Varsa, yine de “periferi”de ısrarcı olmak gerekir mi? Açıkçası “periferi”nin semantiğinin Türkçe periferiduyuşta yeri olduğunu düşünmüyorum, aşağıda da göreceğimiz üzere yerine kullanabileceğimiz, anlamı ve kullanımıyla oturmuş alternatif kelimelerimiz de var. “Periferi”de ısrarcı olunmasının bir anlamı yok, ancak bu “periferi”nin derhal dilden sökülüp atılmasını gerektirmez.

    Yabancı kelimelerin dilimize bu şekilde sokulmasından rahatsız değilim, birileri de “periferi” desin, ne olur? Nitekim çağdaş dillerin en babaları olarak görebileceğimiz, muhteşem üçlüde (İngilizce, Almanca ve  Fransızca) gelinen durum bu tür sokuşturmalara gevşek özgürlük alanı bırakılması yönünde olmuştur. (Tümüyle günümüzden bahsediyorum, geçmiş politikalar daha karmaşık ve dönemseldir.) Almanca dilbilgisel yapısı ve geleneği bakımından bu tür sokuşturmalara daha kapalı olsa da alınan isim türündeki kelimelerin articulus’ları için cinsiyet belirlerken ayrı bir dilbilgisi kültürü oluşturacak kadar açık kapı bırakmıştır. Almanca özelinde bunun dilin sınırlarını keskinleştirme bağlamında “kapalılık” anlamına geldiğini savunan dilbilimciler de vardır, ancak en nihayetinde yabancı kelimelerin pratikteki yaygınlığının dışa açıklıkla açıklanması gerektiği yönündeki algı egemen gibidir.

    Almanca özelinden çıkarak konumuza dönersem, “periferi”nin ve diğer alternatifi olmasına rağmen yabancı bir ya da birçok dilden neredeyse bire bir olarak alınan kelimelerin dile monte edilmesinin (monte etmek?) dilin kendisine zarar vermeyeceğini düşünenlerdenim, kaldı ki dildeki unsurların azı ya da çoğu değil, tamamı tarihin bir döneminde birileri tarafından bir şekilde “monte” edilmiştir. Önemli olan burada tarih mi? 500 sene önce Türkçeleşmiş bir kelime Türkçenin aslî unsuru olarak kodlanabiliyor da, 2 sene önce Türkçeleşmiş bir kelime niçin öyle kodlanamasın? (Misal, burada kullandığım “monte” ve “kod-” kelimeleri de yabancı kökenli, ancak “periferi”ye göre dile oturmuşluk bakımından rahatsız etmiyor gibi, ne dersiniz?) Gönül rahatlığıyla kodlayalım, kelime haznemizi ve hazinemizi genişletelim. Şimdi uzattığımız ara konuyu kapatıp, zincirlerini kopardığımız “periferi”nin anlamını irdeleyelim, sonra biraz da Münkler’in kullanımına bakalım.

    En eski kök başlıktaki περιϕέρεια. Bu terim eklemlendiği yapıya diğer anlamları yanında “etrafında” anlamını da verebilen περί- öneki ile “taşımak” anlamındaki ϕέρειν fiilinin birleşiminden oluşarak isimleşmiş. Anlamı daireyi meydana getiren, yuvarlak çizen çizginin kendisidir. Semantiğinde monolitik (taş gibi, tek bir kütle halinde, tek yönde) değil, çokanlamlıdır (ambiguity). Nasıl? Hem çizginin kendisi olarak daireyi çizen, hem de daire oluştuğunda var olan çizgidir, varlığını eylemine borçlu olmakla birlikte eylemin dışına çıkarak kendisinin tanımı haline gelir. Çember ile daire arasındaki farkı düşünürsek, belki anlamı daha da belirgin hale gelir: περιϕέρεια “yay çizgisi”dir, malum çemberin içi dolarsa daire olur; bununla birlikte daireyi meydana getiren iç kısmın tersi yani “dış yüzey” olarak da düşünülebilir, nitekim OED’de “outer surface” denmiş ama bu dış yüzeyin yuvarlağımsı, kavisli olduğunu da tekrar tekrar hatırlayalım περί-‘den ötürü, zira aşağıda irdeleyeceğim siyasî kullanımda biraz sapma olacak gibi görünse de, aslında değişen bir şey olmayacak.

    peripheriaAstronomi ve geometri bağlamında düşünürsek Latincedeki circumferentia kelimesinin Yunancadaki karşılığı olarak değerlendirebiliriz περιϕέρεια’yı, zira bunda da circum- “etraf-“, ferentia “taşınan-” manasında olup, yine dış yüzey olarak yuvarlak dönüşü gerçekleştiren çizgi kastedilir. En nihayetinde περιϕέρεια ve ondan türeyen çağdaş terimler (İng. periphery, Fr. périphérie, İt. periferia, vb.) için duruma göre terminus yani kapsanan alanın belirleyici sınırı bağlamında “dış sınır, yüzey, kısım” gibi bir karşılık kullanılabilir, hatta circumferentia için kullandığımız belli bir “yay kesiti” karşılığı da kullanılabilir. Örnek için yan resimdeki AH, BH ve AK peripheria’larından bahsedilen şekle ya da şekilsiz olmakla birlikte aynı anlamda başka bir bir örnek için Newton’dan kalan şu geometri metnine bakabilirsiniz.

    Peki, Münkler’in metninin Türkçesinde “periferi” hangi anlamda kullanılıyor? Geometri anlamında olmadığı belli. Metinde “periferi” imparatorluk “merkez”inin nispeten tersi ve bütünleyicisi anlamında kullanılıyor. Devletin başka devlet ve toplulukları egemenlik alanına katmasıyla birlikte imparatorluk olduğu düşünülürse, “periferi” de egemenlik alanına katılan bu diğer unsurlar oluyor. Anlamdaki değişme ya da sapma varmış gibi görünse de, bu aldatıcıdır. Zira siyasî ve coğrafî “periferi”, geometrik “periferi” gibi “dış yüzey” olduğu kadar “yay kesiti” olarak düşünülmeli ve görülen her yay kesiti, yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi, iki uçtan uzatılarak bir çember çizmek zorunda değildir. İmparatorluğun merkezi kesitin bir ucunda, “periferi” ise diğer ucundan hareketle bir kesit çizebilir, tarihsel ve deneyimsel bir örneği olup olmadığını bilmiyorum ama kavramın semantik potansiyeli bunu mümkün kılıyor. Başka deyişle merkez “periferi”lerle çevrelenmek zorunda değil.

    Yine Münkler’e dönersek, merkez doğal olarak imparatorluğun başlangıç aşamasında bulunmakla birlikte yönetici sınıfı ve kesimi imliyor. Yazar bu iki kesimi, merkez ile “periferi”yi imparatorluk bağlamında incelerken “Münkler’in İmparatorluklar’ı” başlıklı önceki yazıda bahsettiğim imparatorluk karakterini tartışmaya açıyor. Buna göre emperyalizm kuramları ile imparatorluk kuramları arasında temel bir ayrım ortaya çıkıyor: Emperyalizm kuramları, yazara göre, mevcut sosyo-politik güç ile emperyal genişleme arasında bağlantı kurarak emperyal genişleme politikasının sahne arkasında ipleri oynatan ve kazançlı çıkan güçlü siyasî ve toplumsal aktörleri teşhis etmeye çalışırken, imparatorluk kuramları tüm olay ve kararları kontrol edemeyen ve “periferi”deki yetkililere güvenmek zorunda kalan merkezin geniş bir imparatorluğa hakim olmak için toplumdaki marjinal gruplardan faydalandığı görüşündedir (s.47). Başka deyişye devlet imparatorluğa döndüğü andan itibaren en geniş alanda “dış yüzey”ini, sınırlarını belirleyen unsurlara dayanmak durumunda kalır.

    Yazar valilerin, komutanların “periferi”deki yerel halkın gözdesi olmakla birlikte merkez için tehdit unsuru olabileceğine ve zamanla bu “darbe tehdidi”ni ortadan kaldırmak için harekete geçebileceğine dikkat çeker, nitekim İ.Ö. birinci yüzyıl Roma’sı ve farklı dönemlerde Çin İmparatorluğu “periferi”den merkeze doğru yayılan isyan hareketleriyle doludur. Yazar “periferi” halkının atanmış vali ve komutanlara sempati duyma olasılığını ortadan kaldırmanın yolunun bu atanmışları belli aralıklarla değiştirmek ve onları merkeze mecbur insanlar arasından seçmek olduğunu da ekler. Geometri diliyle söylersek imparatorluğu yönetenlerin dışarıdan “merkeze yönelen kuvveti” (vis centripeta) etkisiz kılacak olan daha büyük bir kuvvete ihtiyacı olması gerekir, yani yazarın imparatorluk karakterinde gördüğü kaçınılmazlık ilkesi “periferi”deki merkeze göre “dışarıdan gelen kuvvet”in (vis extrinsecus) ilgili önlemler alınmadığında bastırılamayacağını gösterir. “Periferi”ye dayanmanın sıkıntısı burada, imparatorluğu seven “periferi”ye katlanır.

    About these ads
     
  • jimi the kewl 9:26 pm on 06/08/2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , İletişim, İmparatorluklar: Eski Roma'dan ABD'ye Dünya Egemenliğinin Mantığı   

    Münkler’in İmparatorluklar’ı 

    İmparatorlukların (ya da belli bir imparatorluğun) res gestae‘ı yani “yaptıklarını”, kuruluş, yükseliş ve çöküş evrelerinin nitelikleri üzerinde duran çok tarih ve teori eseri vardır. Münkler’in çalışması da esasında siyasî yapının karakter incelemesi olmasından ötürü diğer örneklerle bir araya getirilebilir, ancak temelde odaklandığı konu insanlığın deneyimlediği imparatorlukların aynı ya da farklı koşullarda hangi tepkileri verdiği ve karakteristiğini açık eden bu tür tepkilerin teorik tekniği ya da eserin başlığında da geçtiği üzere mantığıdır.

    Münkler, İmparatorluklarEser “imparatorluk mantığı”nı, “dünya egemenliğinin mantığı” ile birlikte değerlendirmekle bu tür siyasî yapının temel karakterini açık eder: İmparatorluk egemenliğinin meşruiyetini, merkezden yayılarak çevreye, periferiye geniş ölçekte benimsetmiş bir siyasî yapıdır. Bu benimsetmenin imparatorlukların koşullarına göre değişen farklı yöntem ve sonuçları vardır, ancak temelde benimsetmiş olmak devlet yapısını imparatorluk yapmaya yeter. İmparatorluk idarecilerinin karakteri ve uygulamaları da bu benimsetmede bir faktörse de, Münkler’in Habermas eleştirisinde de belirdiği üzere esas ve sine qua non değildir. Habermas eleştirisinde imparatorluğun uygulamadan ziyade tekniğine odaklanmışlığın bir örneğini görmekteyiz. Nitekim Habermas gibi düşünenlere göre sorumlu politikacılar imparatorluk mantığından bağımsız olarak bir meydan okuma gibi bir durumda, kişisel karakter, yönelim, tercih ya da zaafına göre karar alabilir. O halde yorumkanıp değerlendirilmesi gereken imparatorluğun değil politikacıların karakteridir, örneğin ABD bencil güç politikası yüzünden ahlakî güvenirliliğini kaybetmiştir; ABD dünyadaki nüfuzunu uçak gemisi filoloları, nükleer füze başlıkları ve kara kuvvetleri harekatları yerine ahlaki güvenilirlik üzerine kursaydı  kendini çok daha fazla garanti altına almış olurdu. (Bkz. Habermas, “Was bedeutet der Denkmalsturz?”) Münkler bu tür bir imperyal tercihin politikacılara bağlı olmadığını düşünenlerden bahseder, onlara göre esas olan imparatorluk mantığının kendisidir, kişiler değil. Başka deyişle imparatorluk mantığının dayattığı tarihsel zorunluluklar vardır ve onlar aşılamaz, aşılabilse, sistem imparatorluk karakterini yitirir.

    Meraklısına önerebileceğim bu eserdeki özellikle de Roma İmparatorluğu’yla ilgili tespit ve analizlerden ara sıra bahsedeceğim. Şimdilik burada kesiyorum.

     
  • jimi the kewl 1:47 am on 03/08/2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Johannes Kepler’s Somnium and Katharina Kepler’s Trial for Witchcraft: The emergence of a myth. 

    Originally posted on The Renaissance Mathematicus:

    At the beginning of the month physicist and popular science writer, Paul Halpern posted the following tweet:

    Kepler’s remarkable Somnium, one of the 1st sci-fi stories, later used as evidence in his mother’s witchcraft trial:

    Now knowing a thing or two about Kepler’s Johannes and his more than bizarre life, I’ve even written a post on the witchcraft trial, I tweeted back:

    It wasn’t used as evidence in his mother’s trial

    Now Paul is a conscientious historian of science who likes to check his facts and so he tweeted back, in turn:

    Here’s my source:  ‪@APSphysics

    The American Physical Society is an honourable organisation and one would expect them to get their facts right and here is what they have to say about Somnium:

    Kepler also tried his hand at more fanciful writing, penning an allegory called Somnium (The Dream) in 1611 — arguably…

    Orijinali görüntüle 3.177 more words

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 125 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: