Recent Updates RSS Toggle Comment Threads | Klavye kısayolları

  • jimi the kewl 2:28 pm on 26/05/2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Öğretmen / Öğrenci, , , , , studens, student, studere, studiare, talebe, , ,   

    Talebe mi, öğrenci mi? (Studere’den studens) 

    Bir önceki girdide Murat Belge’nin bugünkü (26.5.2012) Taraf‘ta çıkan “Öğretmen / Öğrenci” başlıklı yazısını paylaşmıştım. Belge “Öğrenci” kelimesinin kökünden hareketle bazı sonuçlara varıyor, bunun için egemen batı dillerinde bu kelimeye karşılık kullanılan kelimelerin ekseriyetle Latincedeki “studiare” kelimesinden geldiğini söylüyor. Buna takıldım, zira Latincede böyle bir kelime yok, studium ile studere fiilini birbirine karıştırarak, ortaya yeni bir fiil çıkarmış ya da tümden baskı hatası olmalı.

    Maksat bahane olsun, ilgili kelime grubunun kök incelemesi yapalım.

    Latincede studere “istekli olmak” ve (bir şeyle) uğraşmak” anlamındadır, studium ise bu fiille yakın akraba olup “şevk”, “isteklilik”, “öğrenme / çalışma isteği” anlamındadır. Latinceden egemen çağdaş dillere (benim dememle İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca) geçen fiil / eylem kelimeleri, beraberinde o “fiilin / eylemin sahibi, öznesi” anlamını veren kelimeleri de taşımıştır, demem o ki, “istekli olmak” anlamındaki studere fiili, İngilizceye study diye geçtiğinde (ki arkaik İngilizcede studie, studye, studi, stude, stodie, stody, stodye, vb. biçimlerde de kullanılmıştır) beraberinde Latincedeki “istekli olan” anlamındaki studens (yani fiilden türeyen şimdiki zaman isim-fiili: praesens participium) kelimesini de getirmiştir. Latinceden sonraki dillere bu geçişler, Oxford English Dictionary gibi büyük sözlüklerde de yazdığı gibi, Latincedeki ilgili isim-fiilin accusativus’u yani -i hali üzerinden olur. Studens‘in acc.’u studentem‘dir, dolayısıyla İngilizcedeki student‘in Latincedeki en yakın akrabası  (ki study ve student kelimelerinin Latince ile İngilizce bağlantısının ilkin Fransızca köprüsü üzerinden kurulduğu da söyleniyor, bkz. arkaik Fransızcada estudie ve estudiantstudens(-tem) olmakla birlikte, onun da atası studere fiilidir.

    Murat Belge’nin dediğinin aksine, Latincede studiare diye bir kelime yoktur.

    Bununla birlikte Belge’nin yazısında dile getirdiği bir hususa katılıyorum: Studens (İng. student, Fr. étudiant, Alm. student, İt. studente, İsp. estudiante, Por. estudante) anlamca “verileni almak”la yetinme çağrışımı değil, “almak için çalışmak” çağrışımı üzerine kuruludur, zira yukarıda da söylediğim gibi studere fiili her şeyden önce “istekli olmak” anlamındadır. Dolayısıyla Belge’nin talebe kelimesini, ilgi anlamı vermesi konusunda öğrenci kelimesinin önüne koyması da bana makul geliyor, gerçekten de ilgili kişinin “öğrenen” değil, “öğrenmeyi talep eden” olması gerekiyor.

    Artık öğrenmeyi talep etmeyen kişilerin öğrenemeyeceğini yani öğrenci de olamayacağını düşünürsek, talebe’nin öğrenci’nin öncelikli kimliği olduğunu da söyleyebiliriz.

     
  • jimi the kewl 12:30 pm on 26/05/2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Öğretmen, öğrenci, gazete, ,   

    Murat Belge, “Öğretmen / Öğrenci” (Taraf 26.5.2012) 

    Bugün Murat Belge Taraf gazetesindeki köşesinde Türkçedeki “öğrenci” kelimesini incelemiş. “Öğrenci” kelimesinin etimolojisinden hareketle ilgi çekici görüşleri var. Gazete sadece abone olanlara açık olduğu için, blogumda paylaşmak istiyorum yazıyı, sonra belki  üzerine konuşuruz:

    Geçen gün aklıma “öğretmen/ öğrenci” ikilisinin ilişkisi takıldı. Bu sıfatları taşıyan kişilerin arasındaki ilişkiyi kastetmiyorum; sadece “dilsel” düzeyde, iki “kelime” arasındaki ilişkiden söz ediyorum.

    Türkiye’de dil denince tarihte “Dil Devrimi” denilen olay var. Türkçe müdahaleye uğramış bir dil, bugün konuştuğumuz dil bu müdahalenin pek çok izini taşıyor. Dediğim “öğretmen/ öğrenci” ikilisi de, “öz Türkçe uzmanları”nın masa başında “türettikleri” kelimelerden, yani “tilcik” ya da “sözcük”lerden.

    “Öğretmen”, çok sorunlu görünmüyor bana. Türkçe’de “öğretme” fiili var, uydurma falan değil. “-men” sonekinin Türkçe’deki yeri tartışılır ama, İngilizce “teacher”da olduğu gibi, “öğreten”, “öğretici” gibi kelime olması normal.

    “Öğrenci” ise sorunlu görünüyor. Kelime bize işi “öğrenmek” olan bir insanı düşündürüyor. “Ee, ne var bunda? Ya ne olacaktı?” diyebilirsiniz. “Öğrencinin işi öğrenmek değil mi?” Bu, tabii, yalnız öğrencinin değil, hepimizin işi bir süresi de yok: kayd-ı hayat şartıyla. Aynı zamanda, pek yapılmayan bir iş olduğunu da söyleyebiliriz.

    Neyse, gelelim “öğrencinin işi”ne. Onun işi, evet, “öğrenmek”, öncelikle bu. Ama aynı zamanda öğrendiği şey üstünde kafa yormak, düşünmek olmalı.

    Batı dillerinde bu kelime genellikle Latince “studiare” kelimesinden türetilmiştir: İngilizce’de “student”, Fransızca’da “étudiant”, bizim gibi yerli köklere itibar eden (çünkü o da bir “dil devrimi” geçirmiş) Almanca’da da “student”, İspanyolca’da “estudiante” vb.

    Bu kökten gelen bu kelimelerde benim aradığım o “fazladan şey” var aslında. Çünkü bir “zihnî emek”, bir “çalışma” yan-anlamı içeriyor. “Öğrenci”de olduğu gibi “verileni almak”la yetinme çağrışımı değil, “almak için çalışmak” çağrışımı yapıyor. Her halde bu nedenle, örneğin ilkokul öğrencisi için değil, öğreniminin daha ileri aşamalarına gelmiş kimseler için kullanılıyor. Gene muhtemelen bu nedenle, Mehmet Ali Ağakay, Fransızca Sözlük’te “étudiant” için bir de “irdemen” diye, hiç duymadığım bir şey önermiş; bu da, “enine boyuna inceleme” anlamında kullanılan “irdelemek”ten türetilmiş bir şey olsa gerek.

    Eski dilde “talebe” de benim anlamak istediğim şeye “öğrenci”den daha yakın. Burada, öğrenmek, anlamak için çaba harcama çağrışımı yok ama hiç değilse “talep” var. “Bana öğretin” diyen biri var, kelimenin bir ucunda.

    Gelgelelim, bizim bu Ortadoğu’da “öğrenmek”, kelimenin kendinden edilgin biçiminin de ima ettiği gibi, “verileni almak”la sınırlı bir şeydir, genel olarak böyle anlaşılır. Onun için de en temel, en şaşmaz öğrenme biçimi “ezber”dir. “Ez”, Farsça’da “-den”, “-dan” takısı; “ber” ise gene Farsça, “göğüs” demek. Yani “göğüsten” öğrenmek, daha doğrusu bellemek. İngilizce’de aynı anlama gelen “by rote” deyimi var (“rote”, yani “yürek”). Bu kelimelerin belirti anlamlar yüklenmeye başladığı dönemlerde öğrenilecek bilgi öncelikle “dinî”, yani “tanrısal” bilgi olduğu için, öğrenince onu kalbe yakın bir yerde tutmak, saklamak gerekiyor. Ve tabii değiştirmeden, bozmadan saklamak gerekiyor. Yani o “study” kelimesinin içerdiği türden işlemleri kesinlikle yapmayacaksınız, öğrendiğiniz nesne üzerinde. Onu bir mücevher ya da hemen kırılabilir, incinebilir çok nazik bir nesne gibi emniyetli bir yere koyacak, orada “muhafaza” edeceksiniz.

    “Öğrenci” kelimesinin çağrıştırdıkları bence bu dediklerimle çelişmiyor. “Öğrenmek” bir fiil, belirli bir işi yapma anlamına geliyor; “düşünmek” de başka bir fiil, o da başka bir iş yapmayı anlatıyor. “Düşünerek öğrenmek” nüansını içeren bir kelimemiz yok, muhtemelen böyle bir fiilimiz (“faaliyet”imiz) olmadığı için.

    Murat Belge, “Öğretmen / Öğrenci“, Taraf, 26.5.2012, s.3

     
  • jimi the kewl 6:47 am on 24/05/2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , Loeb Classical Library, ,   

    (5) Bir Latinceden çevirememe örneği… (Loeb’sel sıkıntı) 

    Klasik dönem Latince ya da Yunanca metinlerden yapılan çeviriler söz konusu olduğunda Loeb’in (Loeb Classical Library) bir karizması var, bunu kabul etmek gerekir. Baskıların text with commentary (yorumlu yani mevcut el-yazmaları ya da ikincil kaynaklar arasındaki farklılıkları belirten notların bulunduğu metin) ve çift-dilli (Latince/Yunanca – İngilizce) olması ilgili metinler üzerinde çalışanlar için bu eserleri sağlam birer kaynağa dönüştürüyor. Ancak özellikle de Latince çevirilerde aşırı yoruma kaçıldığı ve dolayısıyla bağlamdan kopulduğu  da oluyor, Loeb kapsamındaki farklı çevirilerde bu minvalde çok problemle karşılaştım.

    Çok basit ve aslında -kimilerine göre- büyütülmemesi gereken bir örnek vereceğim. Örnekten önce belirtmeliyim ki, daha önce blogdaki farklı yazılarımda Latinceden (ya da herhangi bir dilden) Türkçeye yapılan çevirilerde olabildiğince metnin aslına sadık kalınması gerektiğini ve iyi bir Türkçe bilgisiyle bire-bir değilse de bire-bire yakın çevirinin yapılabileceğini savunmuştum. Aşağıdaki örnek mümkün olan bire-bir çeviri yerine metne “fazladan” yapılmış eklemeyle oluşturulan çevirinin tercih edildiğini gösteriyor, dolayısıyla metnin aslında olmayan bir ifade kullanılmış oluyor, bu da metni Cicero’nun değil, çevirenin metni kılıyor.

    Örnek şu:

    Örnek Cicero’nun De Officiis‘inin 3. kitabının 20.79. bölümünden alındı. Cicero’nun Latince metnini şöyle Türkçeleştiriyorum: “Buna karşın lütuflarının fazla olması, suç işlemenin nedenidir.” İngilizce çevirisinde ise, görüldüğü gibi, (Türkçeleştirerek aktarayım) “‘Ancak dur,’ diye karşı çıkacaktır biri, ‘ödülü büyük olduğunda, suç işlemenin özrü/gerekçesi ortaya çıkar.’”

    Cicero bağlamda “zaten” anlatılagelen bir durumu (öncesinde ve hatta 3. kitabın tümünde) betimlerken, suç işleyenlerin (aslında peccare fiili “günah işlemek” anlamındadır, günah-suç olgusunun örtüştüğünü düşünün) işledikleri suç sayesinde edinecekleri ödülleri (praemia) gerekçe olarak gördüğünü anlatıyor, burada “yanlış” anlaşılabilecek bir durum söz konusu değil, dolayısıyla asıl metinde olmadığı halde İngilizcesinde ortaya çıkan ve cümleyi belgisiz zamirli bir doğrudan ifadeye dönüştüren “some one will object” ek-ifadesine gerek yoktur, bunun (suç işlemenin “gerçekten” ödülleri olmasının) Cicero’ya göre “doğru” bir görüş ya da onun görüşü olmadığı açıktır. (Cicero’nun buradaki yaklaşımı için bkz. “Aliud est celare, aliud tacere!” ; Cicero, De Officiis 3.8.36 başlıklı yazılar)

    Yine de Loeb’deki bu ve diğer çevirileri seviyor ve sayıyoruz.

     
c
yeni bir yazı oluşturun
j
bir sonraki yazı/bir sonraki yorum
k
bir önceki yazı/bir önceki yorum
r
cevapla
e
düzenle
o
yorumları göster/gizle
t
en üste gidin
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
iptal
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 655 other followers