Recent Updates RSS Toggle Comment Threads | Klavye kısayolları

  • jimi the kewl 12:36 pm on 18/02/2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , Copernicusçu İlk Bildirim, , , , Schöner,   

    Copernicusçu İlk Bildirim 

    C. Cengiz Çevik, Copernicusçu İlk Bildirim, Dergâh Yayınları

    C. Cengiz Çevik, Copernicusçu İlk Bildirim, Dergâh Yayınları

    Copernicusçu İlk Bildirim, Dergâh Yayınları, ilk baskı Ocak 2012.

    Yayınevindeki sayfası için bkz. http://goo.gl/31z1O

    Nicolaus Copernicus’un De Revolutionibus Orbium Caelestium‘unu çevirirken ve incelerken, gerek Copernicus, gerekse Copernicusçu astronomiyle ilgili Türkçe yayın eksikliğine şahit oldum.  Tüm bu eksikliği tek başıma gidermem mümkün değil elbette, zaten Newton’ın dediği gibi, bilim devlerin sırtında yükselen cücelerin işi; biri bir eser ortaya koyacak, sonra başka biri onun üzerine başka bir eser koyacak, üst üste yığılmış tuğlalar bütün olarak bir hikmet binasını oluşturmuş olacak. Bu “Türkçe” hikmet binasının Copernicus kısmıyla ilgili olarak, bu büyük astronomun / matematikçinin elimize ulaşmış iki temel metnini (Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine ve Commentariolus) çevirdikten sonra, şimdi de Copernicusçu astronomiye giriş mahiyetinde, “Copernicusçu İlk Bildirim” başlıklı ilk telif eserimi yayınlamış bulunuyorum.

    Biraz eserin içeriğine değineyim.

    Eser ilkin ilgili dönemde (1540′ların başı) genç bir matematikçi olan G. Rheticus’un Copernicus’un yanına gelip ondan yeni astronomi fikirlerini öğrenmesi sonucunda devrimci niteliği taşıyan bu astronominin özetini anlattığı mektubun Latincesini ve ayrıntılı açıklamalarla çevirdiğim Türkçesini içeriyor. Daha sonra bu mektubun yazarı Rheticus ve muhatabı / adresi Schöner hakkında gerek yaşamlarıyla, gerekse Copernicusçu teorinin akademik serüvenindeki yerleriyle ilgili bilgi yer alıyor. En sonunda ise, Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine‘nin içeriğiyle birlikte, dinî ve akademik çevrelerde nasıl karşılandığına dair aktarımlarla eser kapanıyor.

    Bu eseri kaleme alırken temel amacım Copernicus’u ve teorisini Türk okuruna tanıtmaktı, bunun için de Rheticus’un metnini kendime çıkış noktası olarak belirledim. Başlığı Narratio Prima / İlk Bildirim olan bu metin aynı zamanda Türkçe yayınlarda da, Copernicus’la ilgili ilk bildirime temel oluşturduğundan, eserin adı yani “Copernicusçu İlk Bildirim” iki anlam taşımış oluyor.

    Eserle ilgili yardımlarını ve yönlendirmelerini esirgemeyen hocalarım Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı ve Prof. Dr. Ayhan Bıçak’a, bir kez de, buradan teşekkür ederim.

    Satın alma linkleri

    http://www.idefix.com/

    http://beyoglu.pandora.com.tr/

    http://www.hikmetkitap.com/

    http://www.kitapyurdu.com/

    http://www.ilknokta.com/

    http://okuoku.com/tr/

     
  • jimi the kewl 9:17 pm on 16/02/2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ayrılırken, Deniz ve Kâşiflik, Mehmet Sabri Genç, ,   

    Ş. Teoman Duralı, Ayrılırken 

    Hocanın şiirleri basıldı, içinden bir tanesini paylaşmak isterim.

     

    Ayrılırken

     

    İçinde varsa bir ağırlık

    Ayrılırken bir şehirden

    Bil ki orada bir kadın bırakmışsın

     

    Hep söz verirsin içtenlikle

    Hem ona hem kendine

    Bir gün yine o şehre döneceğine

     

    Bağlanmışsan bir ülkeye

    Tekmil kirini pasını görmezlikten gelircesine

    Kalmış demek bir kadın ardında

    Seni seven senin sevdiğin çıldırasıya.

    Ş. Teoman Duralı (Paris, ağustos 1970)

    Kaynak: Ş. Teoman Duralı, Deniz ve Kâşiflik. Şiirler / Hatıralar, Derleyen ve Yayına Hazırlayan Mehmet Sabri Genç, Şûle Yayınları, 2011, s.86.

     
  • jimi the kewl 3:08 pm on 10/02/2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: bilgi güçtür, Bilgiler Kitabı, , Bourdieu, , , , , José María Rodríguez García, L. Wilkinson, Régis Debray, , scientia, scientia potestas est,   

    Baconcı bilgi anlayışının erkle yüzleşmesi 

    Bilgi genelde herkes tarafından, her an farklı şekillerde ve ölçülerde yüceltilir, zira bilgi bize yaşadığımızı hissettiren varoluşsal zorunlulukların ve kaygıların giderilmesini ya da en azından boşlukları doldurmayı sağlar, dolayısıyla bilgi belli ya da belirsiz bir amaca dönük bir aparattır. Bacon da bu aparatlık anlayışından hareketle bilgi güçtür (Scientia potestas est) demişti, güç yani “bir şey yapabilme, etkide bulunabilme itkisi”.

    José María Rodríguez García’nın kapsamlı makalesi şöyle başlıyor:

    “Bacon’ın gerçekleşmemiş reform projeleri yeni deneysel öğrenmenin kurumsallaşması ve egemen devlet gücü haline gelebilmesi için deneysel bilim adamları sınıfına araçları ve gerekli otoriteyi ihsan etme fikirlerine dayanıyordu. Bacon’ın bu yaklaşımına karşılık, postyapısalcı düşünürler, özellikle de Louis Althusser, Michel Foucault ve Pierre Bourdieu, yeni kültürel formasyonda saklı olarak gelen yıkıcı ölçüden kurtulabilmek adına, yeni bilginin ürününü modern devletin aparatlarından ayırmaya çalışıyordu. Postyapısalcılar Bacon’ın bilgilerini deney yoluyla test etmekle birlikte insanlığın büyük bir bölümü için en iyiyi sağlamayı hedef edinmiş yararcı ilkeye göre  davranan iyi organize olmuş teknokratlar komünitesi tarafından yönetilen toplumun, en müşfik toplum olacağı yönündeki görüşe şüpheyle bakıyordu. Postyapısalcılara göre, modern devletin merkezî olabilmesi yani kendi gücünü yaratan bir güç olarak yaşayabilmesi için tek tek özneleri seçim özgürlüğünden ya da en entelektüel özgürlükten alıkoyan kontrol mekanizmaları geliştirmek zorundadır. Bacon ise bu modern kritiğin varsayımlarından farklı olarak devlet mekanizmasına şüpheyle yaklaşmıyordu, aksine, yeni bilim adamları sınıfının mevcut kurumlarda en üst konumlara getirilmesi fikrini savunuyordu.”  (“Scientia Potestas Est – Knowledge is Power: Francis Bacon to Michel Foucault”, Neohelicon XXVIII/1, Akadémiai Kiadó, Budapest, Kluwer Academic Publishers, Dordrecht, 2001, s.109-122)

    Egemen yapı, tasmalı erk olsa da olmasa da (ipin ucunu devlete bağlamış ve devlete çalışan her bilim adamı biraz tasmalı erk değil midir?), bilgi kaynaklarının kullanımını insanlığın bekâsı gibi ulvî bir amaca dayandırmakla birlikte bu amaca uygun hareket edecek olan belli bir sınıfı yüksek devlet kademesine yerleştirdiğinde ondan kendi devlet çıkarını gözetmesi de beklenmez mi? Zira bir devlet belirlediği ya da kendisi dışında evrensel bir consensus ile belirlenmiş olan ulvî bir amaca hizmet etmek istediğinde, bunun sürekli olmasını istemek ve dolayısıyla bu sürekliliğin (ve bilim adamlarının gayretlerinin) “egemen” hamili olmak zorundadır.

    Evvelce burada defalarca işlediğim kadına dönük pozitif ayrımcılık meselesini anımsıyorum bu noktada, zira devletin bilgi egemenliğini ve kullanımı hakkını bilim adamlarına teslim edişi ve onları koruma altına alması ile erkeğin kadına yukarıdan hak teslim etmesi birbirini andırıyor, burada asıl egemen ortadan kalkmıyor, sadece o egemen tasmalı erk olarak elindeki yetkinin kullanımı için eşyanın tabiatına uygun olarak “kendinden aşağıda olan” belli bir sınıfa hak “teslim” ediyor, buradaki vurgu “teslim” sözcüğünedir, zira bu hak istendiğinde “geri” alınabilecektir, kadına dönük pozitif ayrımcılığın içselleştirilemeyecek ya da bilim adamlarına dönük bu üst kullanım hakkının “gerçek” bir erk olamayacak olmasının nedeni işte bu “teslim” sözcüğünde yatmaktadır. Yukarıda da alıntladığımız gibi, postyapısalcılar işte bu çekinceden hareketle devletin merkezîleşme arzusu ve gücünden vazgeçemeyeceğini düşünmüştür.

    Bacon ise böyle düşünemezdi. Zira gerek babasının gerekse kendi yaşamında yakından şahit olduğu gibi, bilim adamlarının ortaya koyacağı sınırlı bilgiden yararlanabilecek devlet erki, Foucault’nun, bilhassa sanayi devrimlerinden sonra genişledikçe genişlemiş ve tüm insanlığı bir kerede ortadan kaldırabilecek boyuta gelmiş bilimi kontrol altına almaya ve dolayısıyla merkezî olmaya güdümlü devlet erkine benzemiyordu. En nihayetinde Bacon’ın çağı da, amacı da farklıydı. Bacon’ın amacı, doğuracak, üretecek, geliştirecek yeni bir bilgi tutumu veya güç sağlayacak bir bilgi yolu oluşturmaktı. L. Wilkinson’ın dediği gibi, insanın doğa üzerindeki gücünü suistimal ettiğinde sebep olduğu kötülükleri bilen bizler için böyle bir amaç meşum görünebilir. Ancak Elizabeth çağında kimi yaşamsal problemlerin giderilmesinde Bacon’ın bu amacı önemliydi: Bebek ölümleri had safhadaydı, veba her tarafa yayılmıştı, taşımacılık ve iletişim yavaş ve zordu, gelir dağılımı düzensizdi, Avrupalıların çoğu kötü giyinmeye ve kötü beslenmeye mahkumdu. Kutsal Kitap’ın çizdiği, insanlığın doğaya egemen olduğuna dair profile inanan Bacon için bu durumda, düşlediği insan egemenliği (regnum hominis) gerçekten de kötü durumdaydı. Bu yüzden “Büyük Yenileme”nin (Great Instauration) peşine düşmüştü (L. Wilkinson, Earthkeeping in the Nineties: Stewardship of Creation, Wm. B. Eerdmans Publishing, 1991, s.157-158).O halde Bacon’a göre, doğa üzerinde egemenlik kurmadan başarı sağlanamaz, doğanın nitelikleri araştırılmalıdır. Bunu yapacak olansa devletleşmiş bilim adamları sınıfıdır, tıpkı Yeni Atlantis’te çizildiği gibi.

    Peki, modern devletin, bilimi ve bilim adamlarını kullanabileceği bir saha olarak yaşamsal kaygıları ya da özde/sözde çözmek istediği problemler yok mudur? Elbette vardır, birçok problem içinde bir tanesi, bilhassa önem arz eder: İç ve dış tehdit ya da terör. Küresel egemenlik Büyük Devletlerin terör bahanesiyle etkin savaş yöntemleri geliştirme zorunluluğun hissetmiş ve bilim adamlarından oluşan ekipler ve onlara ayrılan bütçe eliyle savaş teknolojisini geliştirmiştir.

    Bunun yanında bilimi salt tüketim aygıtları üretme mekanizması olarak algılamak durumunda bırakılan yeni bir nesille karşı karşıyayız, oksimoron gibi gelebilir ama android ya da apple’ın sanal marketlerini dolaşırsanız, “science & technology” etiketli web sitelerinin önemli bir kısmının bilimden anladığı şeyin gerçek ya da sanal, her daim daha fazla paranın ödendiği tüketim malzemesi üretme & pazarlama işlemi olduğunu görürsünüz. Devletin terörle mücadelede ve kapitalist iradenin tüketimi sürdürülebilir kılmada bilimden yararlanması bilimin muhakkak birileri tarafından yönlendirildiğini ya da yönlendirilmesi gerektiğini ortaya koyar. Bu yüzden, bana kalırsa Régis Debray “Matematikçilerden, fizikçilerden ve kimyacılardan oluşan bir toplum bile kursak, onlara yönetici bir figür, bir litürji, bir ritüel, bir angajman, bir program vermek gerekir” derken (Constantin von Barloewen, Bilgiler Kitabı. Çağımızın Önemli Düşünce İnsanlarıyla Söyleşiler, Çev. Işık Ergüden, Aylak Kitap) haklıdır.  Herhangi bir program da programcının varlığını gerektirdiğinden, öyle ya da böyle, “tek tek özneleri seçim özgürlüğünden ya da en entelektüel özgürlükten alıkoyan kontrol mekanizmaları” oluşturan bir üstün erk (programcı) insanlığın olduğu kadar bilimin de kaderidir, başka deyişle devlet insanların ne kadar kaderiyse, bilimin de o kadar kaderidir.

     
c
yeni bir yazı oluşturun
j
bir sonraki yazı/bir sonraki yorum
k
bir önceki yazı/bir önceki yorum
r
cevapla
e
düzenle
o
yorumları göster/gizle
t
en üste gidin
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
iptal
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 598 other followers