Recent Updates Toggle Comment Threads | Klavye Kısayolları

  • jimi the kewl 6:10 pm on 20/09/2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ahmet Öz, , , , , , , , Kutlu Akalın, , , , , , , ,   

    Cicero – Devlet Üzerine 

    Devlet_Uzerine

    Cicero, Devlet Üzerine, Çev. C. Cengiz Çevik, İthaki, 2014.

    Bir buçuk, iki sene önce kendim için Cicero’nun De Re Publica adlı eseri üzerinde çalışmaya başlamıştım. Acarkent’te çocuklardan kalan boş vaktimde birer ikişer cümle çevirip deftere yazıyordum, çevrilip yayınlanacağını ve üzerine makaleler yazacağımı düşünmemiştim. Sonra yaptığım çeviriler ve aldığım notların doktora çalışmam için de faydalı olacağını görünce devamını getirmek istedim. Bir şekilde farklı yerlerde çalışarak çeviriyi tamamladım, bir ara değerli dostum, aynı zamanda kitabın da editörü olan tarihçi Kutlu Akalın Ithaki ile planladıkları klasik metin çevirileri projesinden bahsetti. Bunun üzerine Ithaki editörlerinden Ahmet Öz’le çalışmanın yayınlanması için anlaştık.

    Bu çeviri bugüne kadar yayınlanan çevirilerim içinde en kapsamlı şekilde ve en uzun süre boyunca kontrol edilmiş olanı. Bunun için  Kutlu Akalın’a teşekkür etmek gerekiyor, zira haftalarca metni inceledi, düzeltmeler yapıp önerilerde bulundu. Metni son haline getirene dek bir hayli çalıştık, görüş alışverişinde bulunduk. En nihayetinde yayınlanabilir hale geldi ve Ithaki gecikmeksizin metni yayınladı.

    Altı kitaptan oluşan Devlet Üzerine günümüze tam olarak ulaşmamıştır: İlk üç kitabı büyük ölçüde elimizdeyken, dördüncü ve beşinci kitaplar sadece sonraki Eskiçağ ve Ortaçağ yazarlarının eserlerindeki atıfların filologlarca oluşturulmuş fragman derlemesinden  ve altıncı kitap büyük ölçüde daha sonraki dönemde yaşamış olan Macrobius elyazmalarıyla günümüze ulaşan Somnium Scipionis (Scipio’nun Düşü) başlıklı düş anlatısından oluşur.

    Cicero’nun Platon’un eserlerini örnek alarak yazdığı diyalog şeklindeki bu eserin ilk kitabı yine Platon ve Aristoteles’in devlet ve toplum anlayışından izler taşımakla birlikte devlete hizmet görevinin doğa tarafından insana verildiği düşüncesini işler. Buna göre toplum (societas) ortak çıkar amacıyla bir araya gelmiş insanların uyumlu bir birlikteliği, devlet de (res publica) toplumun malıdır (res populi).  Cicero bu tanımla toplumun malını korumuş/koruyacak olan, kendisi gibi iyi ve üstün karakterli devlet adamlarını (adını açıkça dile getirmese de) kutsama imkanını bulur.

    Bana göre bu, yukarıdaki imkan Yunanların siyaset metinlerinden ayıran önemli bir farkı imler: Platon ve Aristoteles gibi Yunan siyaset kuramcıları Cicero ve Cato’nun iyi örneklediği üzere Romalı siyaset kuramcılarından farklı olarak aktif siyaset hayatı olmayan düşünürlerdi. Siyaset Roma’da soylu ailelerin evinden devletin en üst kademesine kadar hayatî bir rol oynuyordu, dolayısıyla Romalı düşünürler kaçınılmaz olarak aktif siyaset hayatı olan, bir şekilde devlete hizmet etmiş olup güncel ve tarihsel iç çekişmelerde rol oynayan figürlerdi. Devlet Üzerine‘deki diyaloğun asıl konuşmacısı olan Scipio Aemilianus da böyle biridir, Kartaca fatihi olan Scipio yine aktif siyasette rol oynayan diğer konuşmacılarla birlikte kendi siyaset deneyimine dayanan tarihsel bir kuram ortaya koyar. Bu kuramın temelinde Scipio’nun entelektüel çevresinin müdavimlerinden Yunan tarihçi Polybius’un Tarih eserinin altıncı kitabında anlattığı Roma’nın gelmiş geçmiş en iyi / ideal devlet modeline sahip olduğu düşüncesi yatar. Platon’da ütopik bir devletin idealleştirilmesi şeklinde nihayete eren bu düşünce üç temel siyasî rejimin yetersizliği kabulüne dayanır; krallık, oligarşi ve demokrasi kendi başlarına yetersiz olup bozulmaya yatkındır, oysa üçünün bir karması sağlanırsa, her birindeki olumsuz unsurlar ortadan kalkar ve bir karma/denge rejimi oluşur. Platon’a göre bir ütopya olan bu ideal rejim, Polybius ve Cicero’ya göre Roma deneyiminde gerçeğe dönüşmüştür.

    Scipio Devlet Üzerine‘nin ikinci kitabında Roma’nın kuruluşunu başlangıcından itibaren anlatıp Roma devletinin tanrıların istencine uygun olarak nasıl gelişim gösterdiğini gözler önüne serer. Bu aynı zamanda Roma devletinin İ.Ö. ikinci yüzyılda hızlanan emperyalist genişlemesinin tarihsel ve kuramsal bir temelidir, zira Scipio Romulus’un devletin/kentin geleceği için kardeşini öldürmesini ve Romalı erkeklere Sabin kızlarına tecavüz etmelerini buyurmasını sadece Roma için değil, ona tabi olan diğer kavimler için de yararlı bir siyaset gereği olarak yorumluyor görünür.

    Üçüncü kitapta da Roma haklı çıkarılır. Bu kitap İ.Ö. ikinci yüzyılın ortasında Academia ekolünün başında bulunan filozof Carneades’un İ.Ö. 155 yılında, başka iki ekolün başındaki iki filozofla birlikte Roma’ya yaptığı elçilik ziyareti esnasındaki br konuşmasına yanıt gibidir. Carneades Romalıların önünde iki gün üst üste adaletin devlet için önemini tartışmış, ilk gün adaletin devletin yararına olduğu yönündeki argümanları sıralarken, ikinci gün bu argümanları çürütüp adaletsizliğin devlet için daha yararlı olduğu sonucuna varmıştır. Bu Roma Senatus’unu ama özellikle de seçkin Senator’lerden olan, muhafazakar Yaşlı Cato’yu kızdırmış olmalı ki, Senatus’ta Carneades ve diğer filozofların derhal Roma’dan gönderilmesi kararı alınmıştır. Romalıları kızdıranın ne olduğuyla ilgili ifade edilen fikirler genelde bir noktada toplanır, buna göre Carneades ikinci günkü konuşmasında Roma devletinin yayılmacı siyasetini adaletsizlik olarak yorumlamış olmalıdır. Cicero Devlet Üzerine‘nin üçüncü kitabında Carneades’in konuşmalarının sırasını tersine çevirir, önce konuşmacılardan (ve muhtemelen Carneades’i dinlemiş olan) Philus’a Carneades’in ikinci günkü konuşmasında geçen argümanları tekrarlatır ve daha sonra bu düşünceyi Roma’nın saygın siyaset adamlarından olan Laelius’un ağzından -muhtemelen Carneades’in birinci günkü konuşmasında yer alan argümanlarla- çürütür. Başka deyişle Cicero konuşmacısı aracılığıyla Roma devletinin yayılmacı siyasetinin adil olduğu düşüncesini savunmuş ve Carneades’e karşı devletini aklamış olur.

    Burada da Yunan kuram tekniği ile Romalı düşünce pratiği arasında bir fark belirir, zira Carneades bir Academiacı olarak bir konuyu in utram partem, “iki tarafa da” söz hakkı vererek tartışırken, Cicero da aynısını yapmakla birlikte yine de tartışma yöntemine siyasî bir amaç ve yarar yükleyerek onu Romalılaştırmıştır. Bunu Romalıların Yunan kültürü karşısındaki genel tutumlarının bir örneği olarak kabul edebiliriz.

    Altıncı kitaptaki Scipio’nun Düşü de bir Romalılaştırma örneğidir; Platon’un Devlet‘inin sonunda yer alan Er mitosu anlatısının yeniden yazılmasıdır. Esas konuşmacı olan Scipio’nun Kartaca  savaşları esnasında gördüğü bir düş anlatılır, bu düşte, ölmüş olan dedesi Scipio Africanus bu torununa gelecekteki askerî ve siyasî başarılarından bahseder. Dahası örnek devlet adamının vatanseverliği ve erdemlerini yüceltir, torununa bu tür devlet adamlarının aslî konumunun geçici yaşam mekanı olan yeryüzü değil, -Stoacı bir duyuşla- sonsuz huzur ve kutsallığın mekanı olan gökyüzü olduğunu söyler. Metnin bu bölümü birinci kitaptaki devlet adamı kutsamasının devamı gibidir, başka deyişle Devlet Üzerine devlet adamı övgüsüyle başlar ve biter.

    Oldukça kısa bir şekilde özetlemeye çalıştım, şüphesiz eseri okuduğunuzda başka birçok unsura daha odaklanabilirsiniz, benim başıma gelen de bu. Her okuduğumda ya da hakkında yazılmış ikincil kaynaklarla karşılaştığımda yeni tartışma konuları bulabiliyorum. Sadece Roma devlet yapısını değil, aynı zamanda tarihi ve siyaset felsefesine ilgi duyan herkese eseri öneriyorum. Metnin çevirisi yanında 100 küsür sayfalık bir Giriş yazısı, özel isimler sözlüğü ve kaynakça bulunuyor, ilgililere farklı kapılar açacak bir çalışma olmuştur, umarım.

    Son olarak çalışma boyunca desteğini esirgemeyen Melike Çakan’a, editör Kutlu Akalın’a ve İthaki’den Ahmet Öz’e bir kez de buradan teşekkür etmek istiyorum.

    Bu reklamlar hakkında
     
  • jimi the kewl 6:41 pm on 17/09/2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , ,   

    Yükümlülükler Üzerine’nin ikinci baskısı! (Ağustos 2014) 

    Bugün Cicero, Yükümlülükler ÜzerineYükümlülükler Üzerine‘nin (De Officiis) ikinci baskısının yapıldığı haberini bana gönderilen kitaplar yoluyla öğrendim. Geçen sene çıkmış olan bu kitabın ikinci baskıyı görmüş olması beni şaşırttı. Daha önce ilk defa Seçme Aforizmalar‘ın ikinci baskısı olmuştu, ondan ve bundan önce Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine‘nin ikinci baskısını bekliyordum, yalan yok. Bununla birlikte geri dönüşlerden Yükümlülükler Üzerine‘ye ilgi olduğunu da görmüyor değildim, günümüzün siyaset ve toplum iklimine uygun bir eser olması da bunda önemli bir etken olmalı.

    Cicero’nun benzer karakterdeki, Ithaki’den çıkan Devlet Üzerine‘si de (De Re Publica) satılmaya başlandı ama henüz örneği elime geçmediğinden burada onu anlatan bir yazı yazmadım. İki eseri ve daha önce Kutadgubilig’de yayınladığım “Cicero’nun ‘De Re Publica’sındaki Devlet Tanımı ve Türleri” başlıklı makalemi birlikte okumanızı tavsiye ederim, yine Devlet Üzerine’yle ilgili biri Kutadgubilig’de, diğeri de başka bir saygın dergide (adı şimdilik sürpriz) yayınlanacak olan iki makalem yolda, onları da bu okuma dizisine eklerseniz, Cicero’nun devlet ve toplum anlayışıyla ilgili kuramsal çıkarımlarına dair yüklü bir kaynak edinmiş olursunuz. Görüş, uyarı ve eleştirilerinizi bekliyorum. İyi okumalar.

     
  • jimi the kewl 6:04 am on 08/09/2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Agricola, Britanya, Caledonia, Calgacus, , , , , İskoçya   

    İskoçların arzusuna Tacitus tanıklığı 

    “Quotiens causas belli et necessitatem nostram intueor, magnus mihi animus est hodiernum diem consensumque vestrum initium libertatis toti Britanniae fore.”

    >

    “Savaşın nedenlerini ve zorunluluğumuzu düşündüğümde, tam bugünün ve bir araya gelişinizin tüm Britanya’nın özgürlüğünün başlangıcı olacağına dair büyük bir umudum oluyor.

    Tacitus, Agricola 30

    Roma saldırılarına karşı birleşen Caledonia kavimlerinin lideri olan Calgacus böyle sesleniyor. Caledonia Romalıların kuzey Britanya’ya verdikleri isimdi, başka deyişle İskoçya. Alıntıyla demem o ki, bugünlerde İskoçların Britanya’daki bağımsızlıkları için referanduma gitmeleri neredeyse 2000 senelik bir arzunun nihaî sonucu. Calgacus Roma’ya karşı özgürlük ararken, bugün İskoçlar İngiliz hakimiyetine karşı özgürlük arıyor.

    Eskiçağ ve bugünün deneyimlerine bakıldığında özgürlüğün karakteri tartışmaya açık, her şeyden önce “kültürel” olduğunu vurgulamakta fayda var. Nitekim Roma’nın Britanya’yı gerçekten fethedip fethetmediği yönündeki klasik tartışmayı düşündüğümüzde sorunun  kültürel emperyalizmi ne derece benimseyip benimsemek olduğunu da anlamaya başlarız. Martin Henig gibi düşünürlere göre Britanya Romalılar tarafından kesin bir şekilde fethedilmemiş, aksine Cogidubnus gibi Britanya kralları tarafından Romalılaştırılmıştır. (Kendi istekleriyle kültürel olarak Roma hakimiyetine girdiler, fethedilmediler.) Buradaki özgürleşme Romalı ya da İngiliz karakteri taşıyan baskın kültürün siyasî boyunduruğundan kurtulma anlamı taşıyor, buna ekonomik özerkliği de ekleyebiliriz (nitekim İngiltere maliye bakanı Osborne referandumdan Hayır kararı çıkması durumunda, mevcut İskoçya’ya daha fazla mali özerklik tanınacağını açıkladı) ama son kertede yaşam biçimine dair esaslı bir değişiklik olmayacak, güçlü ve emperyal kültürün yaşama dair kabulleri bağımsız İskoçya’nın da gerçekliğini oluşturmaya devam edecek. Daha da önemle vurgulanması gereken İskoçların Birtanya’daki ortak yaşama kültürüne katkılarının da azımsanmayacağıdır, dolayısıyla günümüzde kültür emperyalizminin belirleyici karakterinin İskoç deneyimini ne kadar dışladığını ve bu dışlamanın onlar için ne derece bir özgürlük arayışına neden olduğunu belirlemek güç.

    Elbette referandumda Hayır diyecek olan Krallık yanlıları perspektifini temel alarak konuşuyorum, Evet diyecek İskoç milliyetçilerine sorulursa, referandum İskoçların binlerce yıllık özgürlük mücadelesinde belirleyici bir aşama, hayatî önem taşıyor, karakterlerini (Tacitus perspektifinde: nostra necessitas, zorunluluğumuz olan) yeniden kazanacaklarını söyleyen İskoçlar ve hatta İskoçya’da doğmuş ya da yaşamakta olan İskoç-olmayan kimileri için durum böyle. Doğuştan İskoç olmayan Evet propagandistlerinden bazıları “Madem İskoçya’da yaşıyor ve çalışıyorum, o halde ben İskoç’um, etnisiteyle bir ilgisi yok” diyor, “Atatürk milliyetçiliği” olarak savunulagelen argümanın İskoç versiyonu gibi bir şey bu,  kabaca yorumluyorum elbette, bakalım referandumdan hangi sonuç çıkacak.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 135 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: