Recent Updates Toggle Comment Threads | Klavye Kısayolları

  • jimi the kewl 2:32 pm on 24/01/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , Θήρα, Lysis, , , , , Zenon   

    Kısaca: İlk Stoacılarda sevgi-av (Θήρα) meselesi 

    İlk Stoacılar Zenon ve Chrysippus ideal devlet anlayışlarını ziyadesiyle evrensel nitelikli bir sevgiye odaklıyor. Nerede sevgi varsa, orada ideal devlet vardır, diyorlar. Esasında özellikle de Zenon kinizmin etkisiyle bu düşünceye varmıştır, temel çıkış noktası ise mevcut Yunan kent-devletlerinin ama özellikle de Atina’nın geleneksel eğitim anlayışının yanlış olması ve insanların bir arada mutlu bir şekilde yaşayabilmelerini sağlayacak olan ortamı yaratamamasıdır. Bu çerçevede herkesi bir arada toplayacak olan evrensel bir sevginin varlığına inanırlar. Peki, bu sevgi nasıl bir şeydir?

    İki aktarım bu sevginin niteliğine dair fikir veriyor. Birincisi Plutarchus’un, <Stoacılara Karşı> Temel Kavramlar’ında geçer (1073B)

    “Sevgi gelişim göstermemiş ama doğuştan erdem bahşedilmiş bir genci avlamaktır.”

    Bu sevgi anlayışının Platon’un iki eserinde karşımıza çıkan av metaforundan esinlendiğini düşünenler olmuştur. (Örneğin M. Schofield, The Stoic Idea of the City) Nitekim Platon Lysis 205e-206b’de (ve devamında) avcının avını ürkütmemesi gibi, insanın da sevgiyle yakınlaşmak istediği kişiyi ürkütmemesi gerektiği söylenir, nasıl ki avcı avını ürküterek işe başladığında “başarısız avcı” olursa, insan da seveceği kişiyi ürkütürse başarısız insan olur. Platon’un Stoacılara bu konuda esin kaynağı olduğunu düşünebileceğimiz ikinci eseri Symposium‘dur. 204D’de sevgi güzel şeylerin sevgisi olarak tanımlanır ve güzel şeyleri sevenlerin sevme yolunda deneyimledikleri sürecin mutluluk verdiği sonucuna varılır. Bu da avcının avıyla kurduğu ilişkiye benzer. Ayrıca bkz. Socrates’in çirkinliği, Alcibiades’in kahkahası, Zopyrus’un nemrutluğu ve Socrates ile Alcibiades Arasındaki Homoerotik İlişki Üzerine.

    Stoacıların sevgi anlayışına dair ikinci aktarım daha yaygın bir şekilde dile getirilmiştir (bkz. Stob. 2.115.1-2; D.L. 7.130; SVF 3.721; Cic. Tusc. 4.72):

    “Sevgi apaçık görünen güzelliğinden ötürü yeni serpilmiş genç biriyle arkadaşlık kurma girişimidir.”

    Bu iki tanım da, Schofield’e göre, sevgi psikolojisiyle ilgili değildir, tavra ilişkin birer tanımdır. Odaklanılan konu bireyin sevdiği şeye güzel olduğunu varsayarak yönelmiş olması ve bu uğurda elinden geleni ardına koymamasıdır. Bu yüzden Yunancadaki θήρα kelimesi bu odağı çok iyi yansıtmaktadır. “Av”, “vahşi hayvanları avlama”, “balık tutma” yanında mecaz olarak “bir şeyi güçlü bir arzuyla talep etme” anlamındadır. Burada sevginin bir yaratım aracı olarak görülmesi de gerekebilir, zira Platon’da güzelliği imleyen gençlere dönük delicesine erotik sevgi (ἐρωμᾰνία, eromania) temel yaratma/doğurma gereksiniminden doğar, Stoacılarda da tanrılar ile insanların oluşturduğu evrensel uyum ortamının sağlanması için sevgi adeta bir tutkal görevi görür, yaratılan kutsal birlikteliktir. Av ve avcılık ilk duyuşta kötü bir etki bırakan, pasif ve kurban odağı imlese de, esasında kutsal amacı düşünüldüğünde -en azından Stoacılar için- iyi bir metaformuş gibi görünür.

    Bu yaklaşımları ilk Stoacıların dostluğa yükledikleri anlamı da ortaya koyuyor, zira onlara göre “dostluk sadece erdemli insanlar arasında olur, zira birbirlerine benzerler.” (SVF 3.161.15-16; D.L. 7.124) Sadece birbirlerine benzeyen, erdemleriyle sevgi düzleminde uzlaşmış olan bilge nitelikli bireyler ideal devletin temel unsurlarını oluşturur, dolayısıyla bu ideal sevgi evreni kurgusunda değil bir kral ya da yöneticiye, görevli bir memura bile yer yoktur. Stoacılar bu tür bireylerin kendi evlerinin önünü sevgiyle süpürmekle bütün evren mahallelerini sevgiye boğabileceklerini düşünürler. Yanıldıklarını ya da aksini söylemek haksızlık olur, zira vardıkları sonuç ve bağlamları oldukça muğlak. Toplum ve politika okumalarındaki muğlaklık Roma dönemine kadar sürüyor, blogda Panaetius’la ilgili olarak anlattığım gibi, o dönemde de sevgi ziyadesiyle iktidarın sevgisi olduğundan, evrensellik iddiası samimiyetini yitiriyor.

     
  • jimi the kewl 11:16 pm on 11/01/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Charlie Hebdo, , Je suis Charlie,   

    Başka bir sokak ve başka bir yürüyüş 

    PHILIPPE WOJAZER 2

    Fransa’da yüzbinler, belki de bir milyon küsür insan Charlie Hebdo’da dökülen kanın ve yaşanan diğer kanlı eylemlerin ardından sokaklara çıktı. Onların büyük bir bölümü bizden farklı, zira Je suis Charlie diyen bizler buradan kendi topraklarımızda yaşamın her alanına müdahale ederek adeta boğazımızı sıkan, bizzat tetiklediği insan hakları ihlalleri ve akla, mantığa, bilimsel yaklaşıma  ters olan, her türlü absürtlüğüyle tartışılmazmış gibi dikte ettiği düşünceleriyle var gücüyle hayal gücümüzü bile ipotek altına alan, ilkel ve totaliter bir egemenlik komutasının gölgesinde, katledilen bu masum insanları kendimizden bildiysek de, onlarla aynı sokakları paylaşamadık ve aynı kültür ikliminde yetişemedik. Onlardan farklıyız, orada yürümedik ama Je suis Charlie dedik, daha önce yukarıda özetlemeye çalıştığım baskıcı iklimde başımıza iş açan başka şeyler de dediğimizden, kendimizi onlardan bildik.

    Peki, yukarıdaki fotoğraf nedir? Bu fotoğraf dünya siyasetinin önemli temsillerinden bazılarını içeriyor, yürüyüşe en önden katıldılar, başı çektiler, muhtemelen onlar da Je suis Charlie dedi.

    Peki, biz kendimizi onlardan bildik mi? Bunu ilgililer kendisine sormalı. Politikayı kötülemek gibi bir amacım yok, “politika bitti” demiyorum, ütopya adalarında dolaşmıyorum. Sadece bu fotoğrafta ters bir şeyler olduğunu görüyorum. Charlie Hebdo katliamında ve -Fransa’nın özelinde- yerel ve küresel şiddet eylemleriyle masum insanların kanının dökülmesinde yukarıdaki fotoğraf karesinde görünen ve bu kareye girmeyen diğer politik küçük adamların rolü yok mu? Kimisi bizzat kitleleri ölüme gönderdi, yeni silahlarını kitleler üzerinde denedi, kimisi helikopter satabilmek için diktatörlerin ayağına ya da petrol için çadırına girdiği bir delinin lincini tetikledi. Kimisi en ufak toplumsal eylemlere tahammül edemedi, kitleleri başka kitlelere kırdırmaya çalıştı.

    Elbette, yukarıdaki soru retorik, esasında sadece küresel hegemonyaların politik çıkarıdır Afganistan’da Taliban’ı, El-Kaide ve Işid gibi terör örgütlerini besleyip yerine ve zamanına göre konumlandıran, sınırların siyaseten ve demografik bir şekilde yeniden dizayn edilmesinde birer kullanışlı koç başı olmalarını sağlayan. Bir sorun da şu ki, “biz çok tattık, biraz da Fransa ve batı terörü tatsın”, “terör besleyeni vurmaya başladı, oh olsun” diyen bazı muhalif öfkeliler de var. Yok, o iş öyle olmuyor. Fransa’da terörü tadan yine burada ve diğer yerlerde baskı altında olan muhalif unsurlar gibi, kimseye eyvallahı olmadığı için ortadan kaldırılmaları üzerinden yeni bir politik çıkar mekanizmasının işletilebileceği insanlar oluyor, onlardan “kullanışlı ölü” yaratmak fotoğraf karesine sığan ve sığmayan çıkarcı sülüklerin fıtratında var. Onlarla aynı yürüyüşte olmak Charlie Hebdo katliamını ve yeryüzünün tüm bölgelerinde kendini gösteren reisçi, baskıcı ve totaliter yaklaşımların neden olduğu tüm katliamları onların politik çıkarına yem etmek demektir. Sokak bitmiyor, yürümek de öyle. Bu kondua aynı düşünenlerin bir olacağı başka bir sokak ve başka bir yürüyüş bulmalıyız, nasılsa hepimiz Je suis Charlie dedik değil mi?

     
  • jimi the kewl 8:32 pm on 07/01/2015 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , ,   

    Karmaşık bir dize mi? #Aeneis 7.440-1 

    Sed te victa situ verique effeta senectus

    O mater,…

    Yukarıdaki iki dize ama özellikle de başlıkta “karmaşık” olup olmadığı sorulan ilk dize üzerinde durmak istiyorum, zira gramer yapısı zorlayıcılığıyla hoşuma gitti.

    Bağlamda Aeneas kral Latinus’un memleketine varmış ve onun kızıyla evlenme iznini kraldan kapmış gibidir, bunu da direkt kral ile görüşerek değil, adamlarını ona yollayıp kehanetleri anımsatarak (ya da kralın kendi başına hatırlamasıyla) yapmıştır. Bunun üzerine Troialılardan (o vakit Türklerden de, değil mi?) eski bir davadan ötürü nefret eden, ki tüm olan bitenin neredeyse baş sorumlularındandır, tanrıça Iuno Allecto’ya emreder bu evliliği engellesin diye. O da yaşlı bir kahin kılığına girerek Aeneas öncesinde Latinus’un kızına talip olan Turnus’un yanına gelir ve ona olan biteni anlatır, onu gaza getirmeye çalışır. Ancak Turnus gaza gelmez. Yukarıdaki dize de bunu anlatan konuşmasında geçiyor. Biz de şimdi dizeyi çevirmeye çalışalım.

    Dize öncesindekinden farklı bir şey söyleneceğini belirten sed ile başlıyor, sed “ama”, “oysa”, “öte yandan” şeklinde çevrilebilir. Karmaşıklık devamındaki kelimelerde, tek tek bakarsak:

    te:  acc. halde, “seni”, (bağlama göre) “sana” ya da voc. halde, “ey sen”.

    victa: “kazanmak”, “üstesinden gelmek” anlamındaki vincere fiilin supinum gövdesinden türemiş, perfectum particium, f., sing., nom. halinde, yani edilgen yapılı, bu yüzden “yenilmiş”, “üstesinden gelinmiş”, “bastırılmış” anlamında.

    situ: abl. halde, “yıkımdan” ya da bağlama göre “yıkıma” (situs, -us: yıkım, zihinsel sersemlik)

    verique: gen. halde, “gerçeğin” (verus, -a, -um: gerçek)

    effeta: nom., f. halde, “zayıflamış”, “çorak hale gelmiş”, “faydasız olmuş” (effetus, -a, -um: zayıflamış, vs.)

    senectus: nom. f. halde, “yaşlılık”

    o mater: voc. f. halde, “ey ana”

    Burada zayıflamış olan nedir? Yaşlılık ve anne seslenilen iki farklı kişi midir, yoksa yaşlılık bizatihi anneyi mi temsil ediyor? Ben şöyle çevirdim:

    fakat sen, ey yıkıma yenik düşmüş ve gerçekten kopmuş yaşlılık,

    Ey ana…

    Bu çeviri tercihimde victa situ‘yu “yıkıma yenik düşmüş” olarak kullanırken, yaşlılığın içinde bulunduğu durumu yıkım olarak değerlendirdim. verique effeta içinse “gerçeklikten kopmuş” yorumunu yaptım, Turnus karşısındaki yaşlı rahibenin yaşlılıktan ötürü gerçeklik algısını yitirdiğini düşündüğünü varsaydım. Loeb çevirisinde “old age, enfeebled by decay and barren of truth” denmiş, benim çeviri buna tam uymasa da, esasta aynı şeyi söylüyoruz.

    Yine burada ana ile yaşlılık örtüşmekte ve aynı kişiyi yani yaşlı rahibeyi imlemektedir. Kişileştirmeye dikkat. Görüşünüz varsa, alırım, yoksa almam.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.404 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: