Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Jean-Jacques Rousseau, bilime karşı mıydı?

(Osman Bahadır, Cumhuriyet Bilim Teknik, 10.8.2012, s.1325, sf.8-9)

Jean-Jacques Rousseau’nun, bilimlerin ve sanatların gelişmesinin insanlarda ahlaki gerilemeye yol açtığını söylemesi, onun bilime ve ilerlemeye karşı bir düşünür olarak nitelenmesine yol açmıştır. Fakat acaba gerçek böyle midir?

Jean-Jacques Rousseau, ünlü Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev’ini, Dijon Akademisi’nin 1749’da açtığı bir yarışmada sorduğu “Bilimlerin ve sanatların gelişmesi ahlakın düzelmesine yardım etmiş midir?” sorusuna karşı cevap olarak yazmış ve 1750’de de bu söylevi akademi tarafından birinciliğe layık görülmüştü.

J-J Rousseau bu ünlü söylevinde, bilim öncesi insanların saflığına övgü düzmekte ve adeta bütün kötülüklerin bilimlerin ve sanatların gelişmesinden sonra başladığını söylemektedir. Rousseau’nun bu doğrultudaki sözlerinden bazıları şunlardır:

“Bozulma gerçekten vardır; bilimlerimiz ve sanatlarımız geliştikçe ruhlarımız bozulmuştur (….). Namus ve ahlakın akıbeti de bilim ve sanatların gelişmesine bağlıdır. Onların ışıkları ufkumuzda yükseldikçe erdemin kaybolduğu görülmüş ve aynı olay her çağda, her yerde olmuştur. “ (s.11)

“İşte tanrı hikmetinin bize uygun gördüğü bilgisizlikten kurtulmak için harcadığımız boş çabaların cezası her zaman böyle lükse, ahlaksızlığa ve köleliğe düşmek olmuştur.” (s.17)

“Ahlak bilgisizlikten mi gelir? Bilimle erdem birbirine aykırı şeyler midir? Böyle bir düşünceye inanmak insanı nerelere götürür? Doğru ama insan bilgilerine hiç ölçüp biçmeden verdiğimiz iddialı ve göz kamaştırıcı değerlerin ne kadar anlamsız, ne kadar boş olduğunu yakından görürsek bu düşüncelerde hiç de aykırılık olmadığı meydana çıkar. O halde bilimlerin ve sanatların özlerine bakalım, ileri gitmelerinden neler doğabileceğini görelim ve tarihten çıkardıklarımızla düşüncelerimizin uygun düştüğü noktalarda artık gerçeği duraksamadan kabul edelim.” (s.18)

“Bilim araştırmalarında ne tehlikeler, ne çıkmaz yollar vardır! Gerçeğe ulaşmak için, ondan gelecek iyilikten bin kez daha zararlı nice yanlışlıklardan geçmek gerekiyor! Bu işte zararlı olduğumuz ortada: Çünkü yanlış sonsuz biçimlere girebilir; doğru ise yalnız bir türlü olur. Zaten gerçeği gerçekten ve yürekten arayan nerede? (….) İşimiz rast gidip sonunda gerçeği bulsak bile onu iyiye kullanmasını bilecek miyiz? İşte işin en güç tarafı budur.” (s.20)

“(Ünlü filozoflar) siz ki bizi bu kadar yüksek bilgilere ulaştırdınız, şu sözüme cevap verin: Bütün bunların hiçbirini bize öğretmemiş olsaydınız, yeryüzünde daha az kalabalık mı olacaktık? Daha mı kötü yönetilecektik? Daha az güçlü, daha az sağlıklı, daha az ahlaklı mı olacaktık? Yarattığınız eserlerin değeri üzerinde bir düşünün; en büyük bilginlerimizin, en iyi vatandaşlarımızın eserleri bu kadar az işimize yaradığına göre, devletin gelirini boşu boşuna sömüren o meçhul yazarlar, işsiz edebiyatçılar sürüsü hakkında ne düşünelim dersiniz? (….) Zaman kaybı büyük bir zarardır; ama bilim ve sanatlar çok daha büyük zararlar getirir. Örneğin: Lüks; o da işsizlikten ve insanın kendini beğenmesinden doğar. Lüksün bilim ve sanatlardan ayrıldığı pek az görülür; bilim ve sanatların lüksten ayrıldığı ise hiç görülmemiştir.” (s.21)

“Bilimler ve sanatlar askerlik değerleri kadar ahlak değerleri için de zararlıdır. Hayatımızın daha ilk yıllarından kafalarımıza yerleşen anlamsız bir eğitim, düşüncemizi kötü bir yola sokuyor. Her tarafta açılmış büyük kurumlarda, birçok masraflarla yetiştirilen gençlere, asıl ödevlerinden başka, öğretilmeyen şey yoktur. Çocuklarımız kendi dillerini bilmezler ama hiçbir yerde konuşulmayan başka diller öğrenirler; anlamlarını zor anladıkları mısralar düzerler; doğruyu yanlıştan ayırt etmesini bilmezler ama onları, aldatıcı düşünce oyunlarıyla kimsenin anlayamayacağı bir duruma sokmak sanatını edinirler; mertlik, hakseverlik, fedakârlık, insanlık, yiğitlik kelimelerinin ne olduğunu bilmezler, güzel yurt sözü kulaklarına hiç çalınmaz.” (s.26-27)

“Bütün bu kötülükler, bilim ve sanat değerlerinin yükselmesi ve ahlak değerlerinin alçalmasıyla insanlar arasına giren eşitsizlik belasından değil de neden doğmuştur? İşte bütün öğrenimlerimizin en açık etkisi ve en tehlikeli sonucu budur. Artık bir insanın namuslu olup olmadığına değil, bir sanata kabiliyeti olup olmadığına bakılıyor; bir kitabın yararlı olması değil, iyi yazılmış olması isteniyor. Parlak zekâ insanı bütün nimetlere kavuşturuyor; erdem ise hiçbir şeref getirmiyor.” (s.28)

“Fizikçilerimiz, matematikçilerimiz, kimyacılarımız, astronomlarımız, şairlerimiz, müzikçilerimiz, ressamlarımız var; ama değerli yurttaşlarımız yok; yahut varsa bile onlar hor görülmekte, ıssız köylerimizde yoksul ve perişan sürünmektedir. İşte bize ekmek, çocuklarımıza süt veren insanların düştükleri durum ve bizden gördükleri saygı budur.” (s.29)

BİLİMİ KÖTÜLEMİYOR ERDEMİ

SAVUNUYOR

Bu satırları okuduktan sonra Rousseau’nun bilimler ve sanatlar hakkında olumlu düşüncelerinin de olduğu düşünülebilir mi? Ama o aynı söy-levinde şunları da söylemektedir;

“Avrupa’nın en bilgili kurullarından biri önünde bilimleri kötülemeye, bir akademide bilgisizliği övmeye, gerçek bilginlere karşı saygı duyarken bilimi hor görmeye insan nasıl cesaret edebilir? Bu çelişkileri gördüm; ama cesaretim kırılmadı. Kendi kendime, benim yaptığım bilimi kötülemek değil, erdemli insanlar karşısında erdemi savunmaktır, dedim. İyi insanların dürüstlüğe verdikleri değer, bilginlerin bilime verdikleri değerden daha yüksektir.” (s.5)

“Dış görünüşümüz, davranışlarımız, her zaman yüreğimizdeki eğilimlerin tam bir belirtisi olsaydı, gerçek felsefe, filozof adını taşıyanların hepsinde bulunsaydı, bizim aramızda yaşamak ne tatlı şey olurdu!” (s.9)

“Akademilere girmek şerefini kazanmak isteyenler kendilerini düzeltmeye, lekesiz bir ahlak ve yararlı eserlerle bu şerefe layık olmaya çalışacaklardır. Edebi değeri mükafatlandırmak için açtıkları yarışmalarda yurttaşların yüreklerinde erdem sevgisini uyandıracak konuları seçmesini bilen akademiler bu sevginin kendilerinde yaşadığını gösterecek ve insanlara yalnız güzel bilgiler değil, yararlı öğütler de veren bilginleri bir arada görmek, milletler için bulunmaz ve doyulmaz bir zevk olacaktır.” (s.29)

“Bacon’lara, Descartes’lara, Newton’lara, insanların bu ünlü rehberlerine kimse rehberlik etmemiştir. Hangi rehber onları dehalarının götürdüğü yere götürebilirdi? Küçük hocalar, onların düşüncesini kendi dar kafalarının çemberine sokup daraltmaktan başka bir şey yapamazlardı. Onlar çalışmayı ilk rastladıkları zorluklardan öğrenmişler ve aştıkları büyük mesafeleri bu zorlukları yene yene aşmıştı. Bilim ve sanatlarla uğraşmalarına izin verilecek kimseler, kendilerinde büyük ustaların izlerinde yürümek ve onlardan ileri gitmek kudretini bulan sayılı insanlar olmalıdır. İnsan zekâsının anıtlarını dikmek yalnız bu birkaç kişinin hakkıdır.” (s.32).

“Krallar gerçek bilginlere saraylarında şerefli mevkiler versinler; insanlara hikmeti öğretecek olan bu bilginler halkın mutluluğu için çalışmakla layık oldukları en güzel mükafatı görmüş olsunlar; işte o zaman erdemin, bilimin ve iktidarın soylu bir yarışma hırsı ile gayrete gelerek insanları mutlu etmek amacıyla birleşip anlaşarak neler yapabileceklerini görürüz. Ama iktidar bir yanda, bilgi ve hikmet diğer yanda kaldıkça, bilginler büyük şeyleri pek az düşünecekler, krallar büyük işleri pek az başaracaklar ve halk yoksul, ahlaksız, mutsuz bir durumda yaşayıp gidecektir.” (s.33)

ANA TEMA: EŞİTSİZLİK

J-J Rousseau’nun Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev’i birçok yönden yorumlanabilir. Çünkü bu söylevinden düşünürün birçok soruna bakış tarzı anlaşılabilmektedir. Onun düşüncesinin temelinde yatan ana tema, insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynakları sorunudur. Biz Rousseau’nun, eşitsizliklerin kaynağında özel mülkiyetin varlığını gördüğünü biliyoruz. Bu söylevde mülkiyet sorunu üzerinde durmuyor. Fakat bilimler ve sanatlar sorununa da bir eşitsizlik kaynağı sorunu olarak yaklaştığı görülebiliyor.

Örneğin lüks yaşam eğilimi, insanlar arasındaki eşitsizliğin artmasının nedenlerinden biridir ve Rousseau’ya göre bu eğilimi yaratan da bilimler ve sanatlardır. Burada belki yanıltıcı görülen ifadeler, düşünürün bilimleri ve sanatları topyekûn kötüleyen ifadeleridir. Rousseau’nun bu şekilde ifade etmesinin nedeni, gerçek bilim insanlarının sayısının ve halkın doğrudan mutluluğuna yarayacak bilimsel çalışmaların miktarının az olmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim gerçek bilim insanlarına ve çalışmalarına övgüyü esirgemiyor.

Anladığımıza göre bilim ve sanat mensubu olma kisvesine bürünmüş fakat ahlaki çürüme içinde olan ve halkı küçümseyen ve onlar için hiçbir katkıda bulunmayan kimseleri eleştiriyor. Eğitim sisteminin yanlışlıklarından ve zararlarından bahsediyor. Rousseau’nun insanlar arasındaki eşitsizliğin giderilmesinin bir aracı olarak en önem verdiği şeylerden birinin eğitim olduğunu da biliyoruz. Bilimlere ve sanatlara kesin olarak karşı olan birisinin eğitime de karşı olması gerekirdi. Oysa Rousseau’nun düşüncesinde iyi ve halka yararlı eğitim en temel gerekliliklerden biridir.

Fakat Rousseau’nun erdemli olmaya, bilimden daha fazla değer verdiği de şüphesizdir. Çünkü ona göre “bilimin kötülüklerinden” halkı kurtaracak olan erdemden başka bir şey değildir. Burada elbette 1749 Avrupasında bilimin kötüye kullanımı düşüncesi ve sorunuyla da karşılaşmış oluyoruz. Burada bilimin kötüye kullanımı, günümüzde yaygın biçimde olduğu gibi teknoloji aracılığıyla değil fakat daha çok bilimin prestijinden demagoji yaparak yararlanma yoluyla gerçekleşiyordu.

BİLİM VE HALKA KATKISI

Rousseau, lüks düşkünlerine, insanları bilimsel kimlikle aldatarak mevki sahibi olanlara, halkı yoksul bırakanlara karşı büyük bir öfke duymaktadır. O, gerçekte asıl ilerleyen şeyin bilimler ve sanatlar olduğunu görmekte fakat bu gelişmelerin kaçınılmaz sonucu gibi gördüğü ahlaki çürümeye karşı duyduğu tepkiyi, bilimlere ve sanatlara karşı yöneltmiş gibi görünmektedir.

Burada kanımca Rousseau’nun bu düşüncelerinin, 1749 Avrupasındaki bilimsel gelişmelerin henüz halkın hayatını önemli ölçüde rahatlatacak bir düzeyde olmamasıyla da ilgisi vardır. Nitekim Rousseau bilimin halkın yaşamına olan katkısını küçümsemektedir. (s.21)

1749 Avrupası, bilimin öneminin anlaşıldığı ve prestijinin yükseldiği fakat henüz çok sayıda gerçek bilim insanının bulunmadığı ve bilimin bazı sonuçlarının halkın yaşamına yansımadığı bir dönemdir. (Bilimin sonuçlarının Avrupa’da halkın yaşamını köklü bir biçimde dönüştürdüğü dönem, 19. yüzyılın ikinci yarısıdır.) Dolayısıyla Rousseau’nun hedef aldığı bilim ve sanat insanları da eleştirilmeyi hak eden kimselerdi. Böyle bir ortamda Rousseau, bilimlerin ve sanatların terk edilmesini önermiyor fakat bu etkinliklerin erdemli bir şekilde sürdürülmesini ve toplumda ahlaki çürümeye karşı önlem alınmasını öneriyor. Dijon Akademisi’nin bu söylevi ödüllendirmesinin ardındaki mantığın da bu olması gerekir. Bu akademinin bilim karşıtı bir söylevi birinci seçmesi düşünülemez. Ayrıca, Rousseau, bu söylevini akademiye teslim etmeden önce dostu Diderot’ya okutmuş ve onun onayını almıştır.

Kendisi de bir bilim insanı olan Rousseau, bilime karşı değildi. Onun anlatmak ve yapmak istediği şey, bilimlerin ve sanatların gelişmesinin dolaylı zararlı sonuçlarından halkı korumaktı. Ayrıca yoksul halkın gerçek bilimsel düşüncelere ulaşamaması da (bu onun için aynı zamanda bir ahlaki sorundu) onu rahatsız ediyordu. Rousseau’yu Aydınlanma’nın en büyük düşünürlerinden ve Fransız Devrimi’nin de en büyük hazırlayıcılarından biri yapan özelliği, insanlar arasındaki her türlü eşitsizliğin kaynaklarına etkileyici bir biçimde yönelmiş olmasıydı.

Kaynak: Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev, Jean-Jacques Rousseau, Fransızca aslından çeviren: Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı Mart 2007 İstanbul.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: