Dr. C. Cengiz Çevik – Blog

KLASİK FİLOLOG

Mithras Kültü Üzerine

Biraz Mithras Kültü üzerine konuşalım.

“Mithras” ismi, Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran kolunda “sözleşme”, “anlaşma” veya “bağlanma” anlamına gelen genel bir isimden türemiştir. Andrew Fear’a göre, bu kelime gramer açısından cinssiz (neutrum) bir isimdir ve bir tanrının adı olmaktan ziyade, insanlar arasındaki bağlayıcı bir anlaşmayı ifade etmek için kullanılmıştır.

Kelime kök olarak “bağlamak” fiilinden gelir. Bu bağlamda Sanskritçede Mitra “dost” veya “arkadaş” anlamına gelirken, Avesta dilinde Mithra “sözleşme” anlamını korumuştur. Modern Farsça’da da Mihr kelimesi hem “güneş” hem de “dostluk/sevgi” anlamında kullanılmaya devam etmektedir.

Zamanla bu soyut “sözleşme” kavramı kişileştirilmiş ve anlaşmaların koruyucusu olan bir tanrıya dönüşmüştür. Bir kimse bir anlaşma yaptığında “Mitra” yapmış olurdu; bu anlaşma bozulduğunda ise tanrı Mithra’nın, yani “Sözleşme”nin kendisinin saldırısına uğramış sayılırdı.

Eski Yunanlar bu tanrının adını bire bir kendi dillerine aktardılar: Μίθρας (Mithras), Romalılar da Latinceye: Mithras.

Mithras’ın kökeni, Roma İmparatorluğu’ndaki popülerliğinden çok daha geriye, Aryan (Hint-İran) halklarının ortak geçmişine dayanır. Mithras’ın izlerine hem antik Hint metinlerinde (Vedalar) hem de antik İran metinlerinde (Avesta) rastlanır.

Vedik ilahilerde Mitra, genellikle gökyüzü tanrısı Varuna ile birlikte anılır. Mitra-Varuna ikilisi, evrensel düzenin ve insan ilişkilerinin koruyucusu olarak görülür.

Zerdüştlük öncesi Pers panteonunda önemli bir yer tutar. Zerdüşt reformlarıyla birlikte eski tanrıların (Daevalar) çoğu reddedilse de, Mithra halkın inancında yaşamaya devam etmiş ve daha sonra Zerdüştlük sistemine, “Yaratılmış Işık” ve Ahura Mazda’nın bir yardımcısı olarak entegre edilmiştir.

Yunan yazar Ploutarkhos, İsis ve Osiris adlı eserinde Mithras’tan bahsederken ona çok spesifik bir unvan atfeder: Mesitês (Μεσίτης), yani “Arabulucu”. Bu tanım, Mithras’ın “İyi Tanrı” (Oromazes/Ahura Mazda) ile “Karanlık Güç” (Areimanios/Ahriman) arasında, ya da insan ile tanrısal olan arasında bir denge ve geçiş noktası olduğunu belirtir.

Roger Beck, Roma’daki Mithras kültünün, Persia’daki orijinal Mithra inancının doğrudan bir devamı olmadığını, ancak Pers unsurların Roma dünyasında “yeniden ifade edilmesi” (restatement) olduğunu belirtir.

Kültün MÖ birinci yüzyılın ilk yarısında, o dönemde Akdeniz’in hakimi olan Kilikyalı korsanlar tarafından Batı’daki Roma eyaletlerine getirildiği söylenmektedir (Plut. Pomp. 24). Roma’da Tiberius döneminde ibadetine dair izler bulunmaktadır; İsa’dan sonra ikinci yüzyılın başında, Antoninus’lar döneminde tüm Roma İmparatorluğu’nda yaygınlaşmış ve dördüncü yüzyılın sonuna kadar sürdürülmüştür. Mithras, Roma ordularının özellikle favorisiydi.

En nihayetinde Romalılar, Pers kökenli bir tanrıyı almış, ancak onu Roma bağlamında, özellikle astrolojik ve ritüelistik (mağara/boğa kurbanı gibi) yeni sembollerle donatarak dönüştürmüşlerdir.

Roma anıtlarında Mithras, Petra Genetrix (Doğuran Kaya) adı verilen bir kayadan doğarken tasvir edilir. Bu doğuş şekli nedeniyle ona Latince yazıtlarda Deus Saxigenus (Kayadan Doğan Tanrı) unvanı verilmiştir. Kayadan doğuş sahnesinde Mithras genellikle elinde bir meşale ve bir hançer tutar, başında ise Frigya başlığı vardır. Bu, onun yeryüzüne ilahi bir görev (boğayı kurban etmek ve ışığı getirmek) için geldiğini simgeler:

Bir boğanın kurban edilmesi ve inananların boğa kanıyla arındırılması Mithras ayinlerinin en önemli parçasını oluştururdu. (Ekteki görsellere bakın.)

Bu eylem, bir yaratılış veya kurtuluş eylemi olarak görülürdü; boğanın kuyruğundan veya kanından buğday başaklarının çıktığına şahit olunurdu, ki bu da yaşamın ve bereketin kaynağına işaret ediyordu.

Sahnede genellikle bir köpek, bir yılan, bir akrep ve bir kuzgun da bulunur; bu hayvanlar takımyıldızları (Canis Minor/Major, Hydra, Scorpius, Corvus) temsil eder ve sahnenin astronomik bir “yıldız haritası” olduğu düşünülür.

Mithras ayinlerinin yapıldığı tapınaklara Latincede “Mithraeum” denir. Bu yapılar genellikle yeraltına inşa edilmiş veya penceresiz, mağara benzeri odalardır. İnanışa göre, Mithras bir mağarada doğduğu ve boğayı bir mağarada kurban ettiği için, tapınaklar evrenin bir modeli (mikrokosmos) ve bir “mağara” (spelaeum veya antrum) olarak tasarlanmıştır. Tapınağın içi, ruhların yeryüzüne inişi ve göğe dönüşünü simgeleyen sembollerle donatılmıştır.

Kişi Mithras gizemlerine kabul edilmeden önce, zorluğu giderek artan bir dizi (seksen adet olduğu söylenir) sınavdan geçmesi gerekirdi. “Aday” ateş ve su, açlık ve susuzluk, kırbaçlanma ve yalnızlık içinde yılmamalı, boyun eğmez bir ruhu olduğunu ispatlamalıydı.

Sınavı geçerse myterium’a yani sırra ererdi.

Sır ne miydi? Adı üstünde, “sır”, ona “gizem” de diyebilirsiniz.

Sır olmayansa, içeri girebilenlerin, bu süreçte Mithras’ın ruhlara rehberlik eden ve “Yenilmez Güneş” (Sol Invictus) olarak kendilerine kurtuluş yolunu açtığına inanmış veya inanıyor görünmüş olduklarıdır.

MS 3. yüzyılda yaşamış olan Hıristiyan şair Commodianus’tan alaycı bir alıntıyla bitireyim:

“Eğer yenilmez olan (Invictus) kayadan doğduysa ve bir tanrı olarak kabul ediliyorsa… O zaman kaya tanrıdan üstündür… Başkalarının öküzlerini mağarasına sürmüştür, tıpkı Vulcanus’un oğlu Cacus gibi.”

Yararlandığım kaynaklar: Andrew Fear, Mithras (Routledge, 2022), F. Legge, “Serapis, Isis, and Mithras” (1917), Roger Beck, The Religion of the Mithras Cult in the Mithras Cult in the Roman Empire (Oxford, 2006).

Yorum bırakın

Information

This entry was posted on 03/02/2026 by in Eskiçağ üzerine and tagged , , , , , , , , , .