C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Baumgarten’ın Aesthetica’sı Üzerine

 

Alexander Gottlieb Baumgarten’ın (1714-1762) erken denilebilecek bir yaşta vefat ettiğini düşünebiliriz, gerçi insan ömrü için belirlenen ortalama yaşın (o her neyse) bir insan için gerçekten de ‘ortalama yaş’ olup olmadığını bilmiyorum. Herkes kendi yaşamı kadar olduğuna göre, kimisi ellisinde doyar, tatmin olur, kimisi seksenine gelir de pencere kenarında kedi sevmekten sıkılır.

James Dean (cesedin yakışıklı olsun imgesi) gibi yaşamakta var hayatta, Cemal Kutay (alabildiğine yaşlılık imgesi) gibi yaşamakta. Sahi ne diyorduk? Baumgarten diyorduk. Cesedi güzel görünen biri mi bilmiyorum ama geride bıraktığı Aesthetica mirasının gösterişli olduğunu söyleyebilirim, işte makûl bir soru aklı yetene, bu uğurda ciddi olup da beşeriyette yapı-taşı ya da mil-taşı olmak isteyene: Aesthetica‘nın modern anlamda kuram babası olacaksın ama yalnız ve -çevrendekilere nispî- erken öleceksin, var mısın? Senden sonra yaşayacak olanlar senin toprağa karışmış solucanlı cesedinin üstündeki mermere şanlı adından ötürü çiçek falan bırakacak, var mısın? “Yokum” diyorsan buyur Moda orada, kap giriş kattan bir daire, al iki kedi seve seve cam kenarında seksen-beşinci yaşını kutla.

F. C. Beiser diyor ki, Aesthetica disiplininin doğum-tarihi -modern anlamda- Baumgarten’ın Meditationes philosophicae de nonnullis ad poema pertinentibus (1735) ile Aesthetica‘nın (1750) basım tarihlerine denk düşer [*]. Böylesine devrimci bir kuramcıdır Baumgarten. Batı düşünce tarihinin sine qua non’u olan ‘x’in babası‘ nitele(ndir)mesinden o da nasibini almış haliyle “Estetiğin babası” deyivermişler [**]. Ancak bu fikre farklı açılardan yaklaşıp karşı çıkanlar da vardır, örneğin P. Romanell der ki, “Madem işin içine moderni katıyoruz ben de diyorum ki, modern bilim anlamında estetiğin babası Vico’dur” [***] Ünlü felsefe tarihçisi Frederick Copleston’a sorarsanız, Shaftesbury ve Hutcheson gibi üstün zekâlar İngiltere’de, Baumgarten’den evvel estetik üzerine kalem oynattığından Baumgarten ‘estetiğin babası‘ olamaz [****]. Neticede babası olsun veya olmasın, anası (yani Yunan) belli olan modern estetik anlayışının kendine has dölleyicilerinden biri olmuştur Baumgarten, kuramsal açıdan. Belki sadece yatak arkadaşıdır, belki dostu, belki seviyeli ve uzatmalı bir beraberlikleri vardır.
Kant estetiği üzerindeki etkisi bile onu bu alanda önemli bir konuma yükseltir, onu bu denli etkili ve önemli kılan unsur estetik kavramını felsefe bağlamında ele alan ilk kafa olmasıdır. Baumgarten’ı işte bu yüzden “estetiğin babası” kılmak mümkün olabilir, bu babalığın tohumsal kaynağı da yine estetiğin kendisi gibi Yunan zihniyetidir. Çünkü estetiği yani “salt güzel üzerine düşünme ilmi“ni felsefe bağlamında okumak, evvelce bu denli kuramsallaşmamıştı. Bu basitçe “güzel nedir?” sorusunun sorulması anlamına gelmiyor. “Güzel nedir, sorusunu hangi ölçütler üzerine inşa edebiliriz“i yerleştirmek ön plana çıkar onda. “Güzel” ama “hakikatten güzel olan nedir?” işte bunu merak eder, dert edinir. “Güzel olan…” tamam da “güzel olan hakikatten güzelse hangi alanlarda güzeldir, güzele güzel demez miyiz bizim olmayınca?” gibi birtakım Türk deyişlerinden de etkilendiği açık. Dahası Yunan’ın parlak “x seviciliği“nden fazlasıyla etkilenen Baumgarten tutmuş takma ad olarak Aletheophilus‘u almış kendisine. Bu philossophia‘daki candanlığı andıran bir şekilde aletheia candanlığının işaretidir. “Hakikat güzelde mi gizli?” ya “güzel hakikatteyse?” gibi sorular üstü-örtük bir şekilde Baumgarten’ın metinlerine sızmıştır.

Ancak Baumgarten bir kategorizasyon zekâsına sahip, tipik bir Renaissance sonrası Alman’ı, bu karakteriyle. Bu yüzden onun asıl derdi, “estetik” yani “güzel üzerine düşünme” durumunun kendisi nedir, onu kategorize edebilmektir. Anu önemli kılan da bizzatihi budur, yani estetiğin kavramsal açıdan incelenebilecek bir zemine çekilmesini sağlamıştır.

Kanırtarak da olsa bellettiği doktrininin unsurlarını kısaca sıralayalım (sonra detaya gireriz): 1. Estetik hissî biliş/duyumsal idrak ilmidir (scientia cognitionis sensitivae) 2. Spinoza’da olduğu ve Leibniz’in inandığı gibi bilme durumu, salt mantıksal bilgiye tabî/bağlı değildir, ayrıca kendi içinde bir özerkliğe de sahiptir 3. Estetik bilgisinin kendi yetkinliğini sergilemesi, 18. yy. düşünüşünde kendi ürününü sağlayan özel bir aktivite olarak görülmüştür, yani Latincesiyle söylersek per-facere bir eylem söz konusudur. Baumgarten da buna bağlı olarak estetik bilişinin görevini çok gizli/üstü örtük hissî verinin kavranabilir yani açık bir imaja çevrilmesi olarak algılamıştır [*****].

Madem ki “güzel üzerine düşünmenin sanatı“nı (ars pulcre cogitandi) belli bir şablona oturtmaya çalışıyor Baumgarten, o halde her şeyden önce, zihnî faaliyetlerinin yetkinliğiyle diğer insanlar arasından sıyrılan özel insanların faaliyet alanına giren özgür sanatları da (artes liberales) göz önüne getirmesi gerekir. Bunun için Baumgarten Aesthetica‘nın önsözünde daha ilk cümlede estetiği tanımlarken “theoria liberalium artium” der, yani “[estetik] özgür sanatların teorisidir“. Buna bağlı olarak bu sanatlarla ilişkili, kimilerine göre “allah vergisi” kimilerine göre disiplinli bir çalışmanın ürünü olan birtakım yan sanatlar da estetiğin alanına girer. Örneğin ars attendi yani “dikkat sanatı”, ars abstrahendi yani “soyutlama sanatı”, ars mnemonica yani “bellek sanatı”, ars praevidendi et praesagendi yani “öngörme ve önsezi sanatı”, ars fingendi yani “tahayyül sanatı” gibi.

Böylece Baumgarten fen ilimleri, din ve ahlâk değerlerinin ötesinde salt “güzel üzerine düşünme” alanına ilişkin birtakım ölçütler belirleme ve bu ölçütleri kendi içinde tutarlı bir dizgeye dönüştürme çabası içindeymiş gibi görünür. Ancak buna rağmen onun tümden özerk bir estetik anlayışı içinde olduğunu da düşünemeyiz, hatta aksine bu düşünceye karşıdır. O sadece ölçüt belirler ve estetiği kavramsallaştırır, gerisine karışmaz. Ona göre sanatçı ahlâkî ve dinî zorlamalara boyun eğmelidir (Aesthetica 45, 182-183); bilimin yararı, insanlığa faydalı olan ahlâkın ve siyasî hedeflerin değeri gayet açıktır (Aesthetica 3). yani Baumgarten’ın ars aestheticae‘ı (estetik sanatı) dönemin ruhuna uygun olarak fincancı katırlarını ürkütmemeye dayanır. Sıkıldım, sonra yine bu başlığa geleceğim.


Yıldızlı pekiyi kıvamındaki notlar:

* F. C. Beiser, Diotima’s Children. German Aesthetic Rationalism From Leibniz to Lessing, Oxford University Press, 2009, s.129.
** Örneğin bkz. A Companion to Aesthetics. second edition, Ed. by S. Davies – K. M. Higgins – R. Hopkins, Wiley-Blackwell Publishers, 2009, s.161; Wolfgang Welsch, Undoing Aesthetics, Sage Publications, 1997, s.78.
*** B. Croce, Guide to Aesthetics, “önsöz” by P. Romanell, Hackett Publishing Company inc., 1995, s.xvi.
**** F. Copleston, A History of Philosophy: Wolf to Kant. vol. 6, Burns & Oates, 1960, s.118.
***** A Companion to Aesthetics…, s.161.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: