C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Hz Adem’in Okuma ve Yazmayı Bilmesi

>Mantıkçı pozitivizmde mantıksal atomculuk akımı, özellikle de din diline vurmuş görünüyor. Öyle ki stand on the shoulders of giants ve Cedalion bahislerinde de üzerinde durduğum bir husus vardı, o da şuydu: İnsan, bilgiye kavuştukça aslında devlerin (sapientia veterum=eskilerin bilgeliği) omzunda cüceleşiyor. (“we are dwarfs standing on the shoulder of giants” detay için stand on the shoulders of giants başlığına bkz.) ve bu cüceleşme durumu sonsua kadar da gidecek gibi duruyor. öyle ya her bilgi, evvelce atılmış temele borçludur. newton gibi uzakları görebiliyorsak, bunu geçmişin ilmi aktarımlarına borçluyuz. ancak mantıksal atomculuk akımı, bizim din dili ve kültürü üzerine olan tüm güvenimizi sarsmıştır. öyle ya örneğin isa’nın odak noktası olarak anlatılagelen çarmıhın ya da muhammed’in burak atının sembolize ettiği her şey bir anda çürüyebilmiş, insanoğlunun yüzyıllar içinde o kültürde bu kültüre transfer ederek geliştirdiği, çağa uydurduğu kutsilik ( =dogma) kabullerine doğrudan bugünün (geçmişteki bugün de olabilir) şartları ve kabulleri gereğince saldırılabilmiştir.

“hz adem in okuma ve yazmayi bilmesi” mevzusunda da aynı durum söz konusudur. batı aleminde üzerine bolca yayının olduğu din dilinin özel bir niteliği vardır oysa. inancı temellendirmenin esas unsur olduğu bir ortamda, zaten kabul edilen kutsalların her biri, mantıksal atomculukla yerden yere vurulabilecekken “hz adem in okuma ve yazmayi bilmesi” başlığıyla ortaya konan tektanrılı dinlerin iddiasına göre ilk insan kabul edilen adem’in okuma ve yazma değerinin tartışmaya açılabilmesi mümkün olduğu kadar gereksizdir. zira bu tartışmanın hangi açıdan ele alınacağı tam belli değildir. felsefi – teolojik boyutu elbette ki vardır; eski ahit’te (vetus testamentum) adem’in yaratılış süreciyle dil probleminden hareketlenerek babil kulesi‘ne gidersiniz, oradan çıkıp üç aşağı beş yukarı aynı döneme denk gelen çoktanrılı inanç sisteminde khaos ve logos‘a bakar, orada yeterli vakti harcadığınızı düşündüğünüzde de en nihayetinde isa’ya gelir, yeni ahit (novum testamentum) ile hiristiyan azizlerinin sözlerini okuyup ortaçağ’ı geçersiniz. bana kalırsa bu kadarı yeterli, ancak insan aklının önüne “olmaz, saçma, gereksiz” gibi çağın düşündürdüklerinin dikte ettirdiği engeller konmamalı (yukarıda ben de “gereksiz” ifadesini kullanmıştım). zira insanoğlunun en temelde bilgiye ihtiyacı var, ulaşamayacağını bilse de gayreti bundandır. banyo küvetinde balık avlayan‘ın hor görülmesi de zaten her insana özgü olan kavrayış ve dile getiriş niteliğinin yığınlar arasındaki bilinmeyen, görülmeyen adına ahlak denen mutabakatla ilişkilidir. copernicus’tan sonra şu anki ilmi kabullerin aksine evrenin küçük olduğunu iddia ederek, kilisenin kabul etmiş olduğu ptolemaiosçu ‘dünyanın merkez olduğu’, ‘güneşin ise onun etrafında döndüğü’ görüşüne saplanmak felsefi-teolojik temellendirmelerimiz açısından işe yarayabilirse de, bilimsel hakikatlar açısından bizi zor durumda bırakabilir. o yüzden mantıksal atomculukla temellenmiş bir metotla din dilini yargılamak kimseyi tatmin etmez, en azından ben marifetullah’a (tanrı’yı tanıma) girişmek istediğimde temellendirmelerim içinde matteria’ya yer vermem, öyle ya gönül ve gönül gözü buna yeterli olmalıdır. zira hiristiyanlıktaki credo quia absurdum yani “saçma olduğu için inanıyorum” düsturu, zaten kutsallığı kabullenişin, dünyevi zihinler için “saçma” olduğunu gösterir. zaten saçma olan’a gönül rahatlığıyla iman etmiş insanda bir emek vardır, bu emeğin bir karşılığı. iman etmiş olanı, iman etmemiş olanlardan ayırabilmenin tek yolu budur. sınava tabi tutulmuş olanların içinden bir kısmını yüceltip, bir kısmını da cehennem ızdırabına sevk etmenin başka bir açıklaması yoktur. ha şunu da kabul etmek lazım, zaten açıklamaya da gerek yoktur imanda. absurdum’un değeri arttıkça, imanın mahiyeti de artmaktadır. o halde açıklanamazlık negatif, pozitif bir değerdir. bütün bu söylediklerimi şuna bağlamak istiyorum:

devamı için tıklayınız.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 16/07/2008 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , .
%d blogcu bunu beğendi: