C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Ahmet İnam, Akademik Bilgiden Özümsenen Bilgiye

>

Ahmet İnam
Akademik Bilgiden Özümsenen Bilgiye

Bilgi ne içindir? Neden bilmek isteriz? Bilginin hayatımızdaki yeri nedir? İnsan “bilen” bir varlık. Bilmek isteyen.

Bu bilgisinin bir türüne akademik bilgi diyebiliriz. Üniversitelerde araştırma kuruluşlarında üzerinde çalışılan, araştırma yapılan bilgi.

Bu bilginin en azından üç hedefi var: Hakikati yakalamak, gerçeği öğrenmek, pratik yaşam sorun sorunlarını çözmek. Burada hakikat, gerçeği adım adım keşfederek ya da icat ederek ulaşılacak, deyim yerindeyse, “asimptotik” bir kavramdır: Bir şey ne ise o oluşunu bilmektir, hakikat bilgisi. Örneğin Kant’a göre olanaksızdır. Ben bir ölçüde, gerçeğin bilgisi yardımıyla ilişkiye geçebileceğimiz bir bilgi olduğunu düşünürüm. Metafiziğin alanına girer. Gerçek ise bilimle araştırılan, sınanabilir bilgidir. Sorun çözme bilgisi ise, uygulamalı doğa ve sosyal bilimlerin yardımıyla ulaşılan bilgidir. Tıp, mühendislik, işletme, eğitim bilimleri, yönetim bilimleri gibi…

Akademik bilgi zaman içinde yapısal değişikliklere uğramış. Akademik bilgi şimdilerde uygulamaya, sorun çözmeye yönelmiş. Enformasyona bilgi denmeye başlanmış. “Yapmayı bilmek”, beceri bilgi önemsenmiş. Bilmek, yapabilmek olmuş. Bilmek, hesapla, ölçüyle sınırlanmış. Akademik bilginin ölçütleri nesnellik adına, bilenden, bilenin bilgiyle ilişkisinden koparılmış. Bilenin yüzü örtülüp, ürünlerine bakılıyor. Yüzüne bakarsak, elbette bakabilirsek, “bilimsellik” elden gider diye düşünüyoruz. “Yüze bakmayı”, acaba bizim partiden mi, dindar mı, dinsiz mi, gibi bir şey olarak, falana arkadaşın dostu mu gibi “torpillere”, “kayırmalara” yol açabilecek keyfilikler olarak düşünüyoruz. Feodal toplumların feodal ilişkilerini akademik yaşama aktarma gibi anlıyoruz. “Bilenin yüzü” onun bilgisine dahildir! Bilenin yüzü, okunabildiğinde, bilgisiyle olan ilişkisini sunar size. Nasıl bildiğini söyler. Kalıplarla, yorum yapabilme, eleştirme gücünden yoksun bilme! “Nasıl biliyorsun bil, bana şu dergilerde yazılmış, şu kadar puanlık makale, yabancı dil sınavındaki puanınla gel, referansların da olsun -ki referans mektuplarının çoğuna güvenilmeyeceğini, çünkü bu adam da iş yok diye bir referansın kolay kolay verilmeyeceğini (ben gerektiğinde vermişimdir! Uyanık öğrenci kapalı zarfı açıp okumuş, kendine övgü düzen bir diğer hocadan almıştır!) düşünürüm- seni hemen kadroya atayalım! Bilenin yüzüne bakmak, onunla konuşmak, bilgisiyle yaşadığı serüveni tanımak gerekir. Elbette bu tanımada yazdığı yazılar, kitaplar, aldığı ödüller, verdiği dersler, yaptığı konuşmalar, teknik becerileri, başardığı sınavlar önemlidir. Unutmayalım, bilenin yüzü bilgisine dahildir! (Bilenin yüzünün bir “metafor” olduğunu söylememe gerek var mı ey nesnelciler, ey “en bilimselci”, yayın sayıcı, puancılar, omuzlarda oturan iyilik ve kötülük melekleri, “lokma sayıcılar”!)

Bilenin yüzü onun öncelikle, 1. Bilgisini içselleştirip , içselleştiremediğini söyler! Kurnazlıkla mı biliyor, içtenlikle mi? (Bu sözler bazılarınıza, belki çoğunuza tuhaf gelir: Tüm öğrencilik ve öğretmenlik yaşamında bu iki tür bilme arasındaki uçurumu gördüm!) Sınav geçmek,test çözmek, tez yazmak, profesör olmak pekala Almanların Klugheite dedikleri kurnazlıkla yapılabiliyor. Papağan hocalar sonradan tüccar ve yönetici oluyorlar!

2. Bilenin yüzü bilgiyle olan ilişkisindeki anlam atmosferini gösteriyor. Şu demek: Bilen, bilgisini bir bütüne yerleştirebiliyor. Diyelim ki kimyanın bir dalında uzmandır, bu bilgisini içtenlikle, bizzat yaşayarak, sınayarak, çile çekerek, devşirmiştir. Bu bilgisini, yaşadığı yaşamla, bilimin kültürdeki yerini anlamaya çalışarak, bilimsel etkinliğin bütünlüğü içinde bir yere koyabiliyorsa, bilgisini kendinden çıkan yorumlarla yorumlayabiliyorsa bu yüzüne yansır. Makalelerine, yeterince kurnazsa, yansımayabilir!

3. Bilenin yüzü, bilgisiyle olan ilişkisindeki aşkı, heyecanı, içtenliği yansıtır. Aşk, bilgi aşkı taklit edilemez. Sahtekârları hemen ele verir. Bilenin içtenlikle yüzüne yansır!

4. Bilenin yüzü, bilgisi karşısındaki tavrı, ciddiyeti, sorumluluğu, saygıyı yansıtır! Bilenin yüzünde bilgisine duyduğu sorumluluk yansır.

5. Bilenin yüzü, yazdığı satırların aralarını okumamıza, onun bilgisiyle nasıl ilişkiye girdiğini görmemize yarar.

Elbette vesikalık resimlerdeki yüz değil. Aristoteles’in yüzü örneğin! Newton’un, Einstein’in yüzleri! Fotoğraflarını görmesek de olur. Görsek de, fotoğrafın ardındaki yüzü okumak gerek. Bilen yüzü. Bilgiyle bütünleşen yüzü. Bilgisine, bir anlamda dönüşmüş, bilgisi haline gelmiş, “bilgisi olmuş” yüzü. Yüzünü gizleyip, çalma çırpmayla, taklitle, insan ilişkileriyle akademik postlar kapmış yüzsüzlerin ortaya çıkması için, biz akademisyenlerin birbirimizin makaleleriyle birlikte, yüzlerimizi okuyabilmemiz gerek. Aramıza sahtekârları almamak için. Akademik dünyanın, kendi öğrencilerim arasında da yazık ki görüyorum, yüzsüzlerin dünyası olmaması için. Özümsenen bilgiyle donanmış bilgi âşıklarının insanlığa katkısı için.

Kaynak: Ahmet İnam, “Akademik Bilgiden Özümsenen Bilgiye”, “Gönülden Bilime” ,Cumhuriyet Bilim Teknik, s.914, sf.11 (22 Eylül 2004).

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 23/12/2007 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: