Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Gandhi’nin Modern Medeniyet Eleştirisi ve Evrensel Milliyetçiliği

A. Modern Medeniyet Eleştirisi

Mahatma Gandhi, kendi deyişiyle “yaşamı bir mesaj”[1] olan bir düşünür, söylem ve eylemleriyle kitleleri yönlendirebilen güçlü bir politik kanaat önderidir. Hindistan’da sadece İngiliz emperyalizmine karşı mücadele vermemiş, aynı zamanda sömürgeciliğin baskısı altındayken bile, aynı toprakları paylaşan Hindu ve Müslüman kitleler arasında patlak veren iç çatışmalara karşı yaşamını tehlikeye atarak toplumu birleştirmeye çalışmıştır. Tüm yaşam tarzını ve felsefesini dinsel ilkelere dayandıran bu birleştirici politik dava adamı ironik bir şekilde, Hindistan’ın bağımsızlığını ilan ettiği tarihten (18 Temmuz 1947) kısa bir süre sonra, 30 Ocak 1948’de bir toplu dinî ayin sırasında bir radikal eylemci tarafından vurularak öldürülmüştür.[2] Ancak Gandhi’nin çarpıcı söylemi ve düşünceleri sadece Hindistan’da değil, tüm dünyada yankılanmaya devam etmektedir.

Gandhi’ye göre Hindistan’ı doğrudan ilgilendiren İngiliz emperyalizmi dahil dünyadaki tüm sorunların kaynağı modern medeniyettir. Diğer tüm konuşmaları ve mektupları yanında, birçok yorumcuya göre, Gandhi, dünya görüşünü en tutarlı (ve sistemli) şekilde savunduğu[3] metin olan 1909 tarihli Hind Swaraj (Hint Özyönetimi) adlı kitabında, modern medeniyetin Hintlere ve insanlığa yaptığı kötülükleri anlatır, din, politika ve ahlak açısından eski Hint medeniyetini ona alternatif olarak sunar. Dahası bu yaklaşımından hareketle modern medeniyeti örnek alarak emperyalizme karşı şiddet eylemlerine girişen Hint örgütleri eleştirir. Başka deyişle Hintleri aşağıda ele alınan modern medeniyetin kötülüklerine karşı uyararak onları şiddetsiz ya da pasif direnişe çağırır. Gandhi metnin önsözünde, eser boyunca dile getirdiği düşüncelerin sadece “(modern) medeniyet” adıyla bilinen kötülüğün nüfuz etmediği birçok Hint değil, aynı zamanda binlerce Avrupalı tarafından da savunulan düşünceler olduğuna dikkat çeker.[4] Nitekim bu düşüncelerin sadece kendisine ait olmadığını vurgulama ihtiyacı duyar:

“Bu düşünceler bana ait ve sadece bana ait değil. Bana aitler, çünkü onlara uygun hareket etmeyi umuyorum. Neredeyse benim varlığımın bir parçası onlar. Ancak yine de bana ait değiller, çünkü onların tümüyle orjinal düşünceler olduğunu da iddia etmiyorum. Birçok kitap okuduktan sonra oluştular. Bir şekilde o kitaplardan destek aldığımı hissediyorum.”[5]

Kuşkusuz tüm düşüncesini din merkezli bir anlayış üzerine inşa eden Gandhi klasik Hint inanışının çeşitli unsurlarından, Müslüman ve Hıristiyan inanışlarından beslenmiştir.[6] Bununla birlikte Gandhi’nin sadece Hind Swaraj’da değil, tüm metinlerinde beliren politik felsefesinin asıl kaynakları kitaplardır. Güney Afrika’da bulunduğu 1893-94 yıllarında seksen kadar kitap okuduğu, bunların içinde Tolstoy’un The Kingdom of God is Within You, Christianity and Patriotism ve diğer kitaplarının da bulunduğu bilinmektedir.[7] Ayrıca otobiyografisinde Tolstoy’un diğer kitapları yanında The Gospel in Brief, What to do? başlıklı kitabının kendisi üzerinde derin bir etkisi olduğunu ve bu sayede “evrensel sevginin sınırsız olanağı olduğunu çok daha fazla anlamaya başladığını” söylemiştir.[8] Gandhi’nin Hind Swaraj’dan önceki, özellikle de devlet ve politikayla ilgili  görüşlerinin oluşmasında, kimileyin Hıristiyanlık temelinde politik anarşizme yakınsayan Tolstoy’un etkisi büyüktür.[9]

Ancak Gandhi’nin Hind Swaraj’daki medeniyet eleştirisinin başında dile getirdiği başka bazı kaynaklar vardır:[10] Öncelikle bazı İngiliz yazarların yaşadıkları düzene “medeniyet” (civilization) adını vermeyi reddettiğini belirtir.[11] Sonra, “büyük İngiliz yazar” olarak andığı Edward Carpenter’ın Civilization: Its Cause and Cure adlı bir kitap yazdığını ve yazarın bu kitapta modern medeniyeti “hastalık” olarak adlandırdığını hatırlatır. Gerçekte Carpenter, modern bilim ve teknoloji aracılığıyla artan üretim olanaklarının insanı doğadan, kendi hakikî özünden ve diğer insanlardan uzaklaştırdığını,[12] ancak mevcut medeniyetin tarihsel bağlamda her toplumun geçeceği hastalıklı bir aşama olduğunu söylerken, Gandhi aynı metafordan yararlanmakla birlikte onu yeniden yorumlamakta ve modern medeniyeti iyileştirilebilir bir hastalık olarak görmektedir. Parel, bu bağlamda Gandhi’nin doktor, (dünyanın tamamı değilse bile) en azından Hindistan’ın da hasta karakterine büründüğüne dikkat çeker.[13] Nitekim Gandhi metnin devamında bir doktor gibi bu hastalığın semptomları üzerinde durur. Öncelikle modern medeniyet kendi içinden nadiren (örneğin Capenter gibi) mevcut yaşam tarzını doğru bir şekilde eleştirebilecek insan çıkarabilmektedir. Bunun nedeni, modern medeniyet tarafından zehirlenmiş olmalarıdır. Nasıl ki rüya gören birinin uyanmadan rüyanın etkisinden kurtulması mümkün değilse, aynı şekilde modern medeniyetin olumsuz etkisinden kurtulmanın yolu da onun dışına çıkmaktır. Aksine modern medeniyeti savunan yazarlar ise özelde iyi insanlar olsalar bile son kertede hastalıklı bir düzeni savunmakta ve bu medeniyetin dışındaki insanları da hipnotize etmekte, onları bir girdabın içine sokmaktadır.[14]

Burada girdap, elli ya da yüz yıllık bir süreçte meydana gelen endüstri devriminin yarattığı batı sistemi, yani insanların dünyevî zenginliği ve refahı hedeflediği bir yaşam tarzı yerine kullanılmıştır. Gandhi’ye göre bu sistem yüzünden batılı toplumlar bir kültürel anarşi durumuna geçmiştir. Hindistan’ın Avrupa’nın bu durumuna düşmemesi için dua edilmektedir.[15] Gandhi bu noktada batılı toplumlarda yaşam standardının gelişmesi ve konforun artmasına örnekler verir: Avrupa toplumu gelinen noktada yüz yıl öncesine göre daha iyi evler inşa etmekte, bu modern medeniyetin sembolü ve dünyevî mutluluğu arttıran bir unsur olarak görülmektedir. Aynı durum kıyafetlerin ve çiftçilik tekniğinin gelişimi için de geçerlidir. İki unsur bağlamında da gelişmiş bir Avrupa toplumundan söz edebiliriz. Keza eskiden daha az insan kitap yazarken, artık herkes dilediği konuda kitap yazmakta ve insanların aklını zehirleyebilmektedir.[16] Eskiden insanlar vagonlarda yolculuk yaparken, artık günde dört yüz ve daha fazla mil katederek havada gidebilmektedir. Bu medeniyetin yüksekliği olarak görülür. Gandhi bu gelişimin süreceğine inanır. İnsanlar havada uçaklarla yolculuk yapacak ve dünyanın herhangi bir kısmına birkaç saatte ulaşabilecektir. Yine insanlar ellerine ve ayaklarına ihtiyaç duymayacaktır. Bir düğmeye basarak kıyafetlerini değiştirecek, bir düğmeye basarak gazetelerini alacaktır. Her şey makinelerle yapılacaktır.[17] Eskiden toplumlar başka toplumlarla savaşmak istediğinde bedensel kuvvet hesaba katılırdı, oysa gelinen noktada bir kişi bir tepenin arkasına saklanıp bir silahla binlerce kişiyi öldürebilmektedir. Eskiden insanlar açık havada istedikleri kadar çalışırken, artık binlerce işçi fabrikalar ve madenler için çalışmaktadır. Durumları vahşi hayvanlarınkinden daha kötüdür. Yaşamlarını tehlikeye atarak çalışmak zorundalar, bunu milyonerler için yapmalılar. Eskiden insanlar fiziksel zorlamayla köle yapılırdı, oysa gelinen noktada para ve paranın satın alabileceği gösteriş için kendi kendilerine köleleştiriliyorlar. İnsanlar daha önce düşlerinde bile görmediği hastalıklara yakalanıyorlar ve bir doktorlar ordusu onlara şifa bulmak için çalışıyor, hastaneler de bir o kadar artmış durumda.[18] Başka deyişle medeniyet bedensel konforu arttırmayı amaçlar ama bunu yapmakta da başarısız olur.

Gandhi’ye göre yukarıdaki örnekler modern medeniyetin bir imtihan içinde olduğunu göstermektedir. Aksini söylemek bilgisizliktir. Bu medeniyetin ne ahlakı ne de dini vardır. Dahası bu medeniyetin taraftarları dini öğretmeyi amaçlamaz, kimileri de din cübbesini giyip ahlak üzerine gevezelik yapmaktadır, yirmi yıllık deneyimi Gandhi’ye modern medeniyetin içinde ahlak adına ahlaksızlık yapıldığını öğretmiştir. Son kertede, Alter’in deyişiyle, Gandhi’nin perspektifindeki modern medeniyet geniş ölçekte ilerlemeyi amaçlamayan, bünyesindeki önceliklerin hatalı bir şekilde konumlandırıldığı kusurlu insan doğasında içkin olarak bulunan büyük bir memnuniyetsizlik halidir.[19] Bu memnuniyetsizlik Avrupa’daki insanları yarı deli görünecekleri bir seviyede tutar. Bu insanlar gerçek fiziksel güçten ve cesaretten yoksundur. Enerjilerini aşırı ilaç kullanarak korumaya çalışır. Evlerinin kraliçeleri olmaları gereken kadınlar sokaklarda dolaşır ya da fabrikalarda kölelik yapar. Gandhi bu noktada İslam inanışından hareketle, bu medeniyetin şeytanın medeniyeti olduğunu söyler ve Hinduizmin onu kara çağ olarak adlandırdığını hatırlatır.[20]

Gandhi’nin modern medeniyete yönelttiği eleştiri bu noktada İngiliz emperyalizmini esas suçlu konumundan indirir. Ona göre İngiliz parlamentosu da, kendisinden kaçınılması gereken bu medeniyetin tutsağıdır, bu yüzden emperyalizmin boyunduruğu altında inleyen Hintlere İngiliz gücünü suçlamamalarını tavsiye eder. Akıllı bir millet olarak İngilizler modern medeniyetin kötülüğünü aşacaktır.[21] Kısmen de olsa Hindistan da modern medeniyet hastalığına yakalanmıştır, sebebi İngilizlerin onları yönetmesi değil, modern medeniyetin etki alanına girmiş olmalarıdır. Gandhi’ye göre modern medeniyetten kurtulmak mümkündür ama bu, günden güne zorlaşmaktadır. Hindistan bile Hindu, İslam ve Zerdüştlük dinleri bağlamında Tanrı’dan topyekûn kopma riski altındadır. Bu noktada Gandhi dinlerin dünyevî amaçlar edinmememizi, aksine tanrısal amaçlar edinmemizi emrederken, bazı Hintlerin aksini yaptığını söyler, çözüm, dünyevî tutkulara bir set çekip dinî tutkuyu sınırsız kılmaktır.[22] Kuşkusuz bu noktada din adına yapılan kötülükler akla gelmektedir. Gandhi de bu konuya değinerek din adına işlenen cinayetleri ve yapılan işkenceleri eleştirir, bunların hakikî dinde yeri olmadığını, cahil ve acımasız insanlar olduğu sürece bu tür kötülüklerin yapılacağını, ancak modern medeniyette helak olan masumların da aynı şekilde eksik olmayacağını belirtir. Gandhi burada dinlerin yanında gelişen batıl inanışların neden olduğu kötülükleri, modern medeniyetin neden olduğu kötülüklerle kıyaslayarak ilkini diğerine göre zararsız görür. Çözüm, batıl inanışlarla mücadele edilmesi, buna karşın dinin yüceltilerek korunmasıdır.[23]

Gandhi’nin çözümü dinde arayan yaklaşımı tarihsel gelişime dayanan rasyonelliğe ve bilime dönük olumsuz yaklaşımıyla birlikte okunmalıdır, nitekim o akla ve bilime güvenmez, bilimsel bilgi yönteminin insan yaşamının çok dar bir kısmına uyarlanabileceğini varsayar. Rasyonelliğin ve bilimin tüm problemleri çözebileceği varsayımı, ona göre, insanları deliliğe ve çaresizliğe sürükler. Anlak (intellect) kendi başına insanı delirtir ve insanlıktan çıkarır. Muhakeme yeteneği de binlerce sorun yaratır. Bizi bu sorunlardan kurtaracak olan tek şey dinsel inançtır.[24] Keza tarihe dayanan argümanları da kabul etmez, “tarih doğanın kendi rotasının kesintiye uğramasının kaydıdır” der.[25] Mukherjee’nin de belirttiği gibi, bu tür bir karşı çıkış Gandhi’nin argümanlarına “kendine yeten” bir karakter kazandırır.[26]

Bu “kendine yetme” anlayışı aynı zamanda Gandhi’nin eski Hint medeniyetini modern medeniyete alternatif olarak sunmasında da karşımıza çıkar.  Hiçbir medeniyet, Hindistan’ın ataları tarafından atılan tohumlarla karşılaştırılamaz. Örneğin Roma ve Yunan medeniyetleri yıkılmış, Firavunlar (Mısır) hanedanı çökmüş, Japon medeniyeti batıya teslim olmuştur, Çin medeniyetine ise söylenecek hiçbir şey yoktur. Oysa Hindistan öyle ya da böyle kökleri üzerinde durmaktadır, bu onun medeniyetini diğer medeniyetlerden üstün kılan yönüdür. Modern medeniyet ise artık yeryüzünde bulunmayan Yunan ve Roma medeniyetlerinden dersler almaktadır, bu onların zavallılığını gösteren bir durumdur.[27] Bu noktada Gandhi’nin düşünce dünyasında beliren mantık silsilesi şudur: Bugünün Hintleri niçin dünyanın gördüğü en iyi medeniyet olan eski Hint medeniyetine göre değil de, hastalıklı modern medeniyete göre yaşamak istesin? Eğer onlara eski medeniyetin hikmeti anlatılabilirse, ikna olurlar ve modern medeniyetin zararlı etkisinden, yani kölelikten kendilerini kurtarabilirler. Kaldı ki köylerde yaşayıp da modern medeniyetle tanışmamış olan milyonlarca Hint zaten bu gerçek medeniyeti deneyimlemektedir. Hint geleneğine uygun olan köy yaşamı modern sivil toplumun bireyci yaşamının taban tabana zıddıdır. Bu bağlamda “hakikî” medeniyet, hem teorik açıdan hem de Hint pratiğinde, katı bir ahlak felsefesiyle insanı sorumluluk yoluna çeken bir eğitim tarzı olarak da görülebilir. Sorumluluk bilinci ile ahlakı gözetme arzusu aynı şeydir. Toplumdaki her birey sorumluluk bilinciyle ve ahlakı gözetme arzusuyla zihni ve tutkuları üzerinde mutlak bir egemenlik kurar,[28] böylece medeniyetin ideal bir parçası haline gelir.[29] O halde Hint köyündeki yaşam her  üyenin kendi sorumluluğunu yerine getirdiği, dinsel bir temele dayanan komünal bir ahlak anlayışı tarafından yönetilmektedir.[30]

Gandhi bu ahlak anlayışını mümkün kılan köy yaşamının aynı zamanda fabrika medeniyeti olarak kodladığı batı medeniyetinin aksine şiddetsiz direnişi de yapılandırabileceğini düşünür. Bunun temel nedeni, komünal ahlak anlayışı tarafından yönetilen köyde sömürünün olmamasıdır, zira sömürü şiddetin temelidir. Bu nedenle, zulüm karşısında şiddetsiz direnişe katılmadan önce köyde yaşayanlara özgü bir zihne sahip olmak gerekir.[31]

Peki, eski Hint medeniyetine dönüş nasıl olacak? Gandhi’ye göre bu, öze dönüştür, swaraj yani “öz-yönetim”, Hindu-Müslüman birliği dahil,[32] özde ne varsa onu kabullenmeyi gerektirir. Merton’ın dikkat çektiği gibi, Gandhi kişisel olarak kendisini keşfederek Hindistan’ı keşfetmiş biridir,[33] başka deyişle bireysel öz kimliğin keşfi ile kültürel kimliğin keşfi belki iç içe geçmiştir, belki sırayla olur ama mutlaka birbirine bağlıdır. Bireysel özgürlük gibi, Hint halkının özgürlüğü de temelde bu öze dönüşü gerektirir. Öze dönüş, kendisini baskılayan ve ulaşılamamış bir hedef olarak güdük kılan dışsal, modern, totaliter ve emperyalist odaklara karşı şiddetsiz direnişe yani satyagraha’ya ihtiyaç duyar. Bu direniş ruhu, Merton’ın deyişiyle, “iç dünyada elde edilmiş bütünlüğün bir meyvesidir.”[34] Hint halkı şiddetsiz direniş yoluyla kendisini yönetmeye başladığında swaraj olacaktır, bu bağlamda swaraj asla bir hayal değildir.[35] Swaraj’ı geliştirecek olan ise Hint eğitim sisteminin yine öze dönüş kapsamında geleneksel değerleri yüceltecek bir içeriğe kavuşmasıdır. İngiliz eğitim sistemini almak, Hint toplumunu köleleştirmiştir.[36] O halde İngiliz eğitim sisteminden vazgeçilmeli, tüm Hindistan’da karakter inşasını amaçlayan yerel din, dil ve ahlak eğitimi verilmelidir. Bu eğitim sonunda her Hint kendi dinî ve kültürel dilini (Sanskritçe, Arapça ve Farsça gibi) bilmelidir.[37] Bu eğitim seferberliği sayesinde “hastalıklı” modern medeniyet Hindistan’dan tümüyle kovulmuş olacaktır.[38]

B. Evrensel Milliyetçilik

Mukherjee’nin tespitine göre, Gandhi modern medeniyeti eleştiren biri olarak başladığı düşünce yolculuğunun sonunda aşırı milliyetçi bir konuma vararak Hindistan’ın batı karşısındaki içkin üstünlüğünü savunmuştur.[39] Yukarıdaki değerlendirmemizden de anlaşıldığı üzere, bu haksız bir tespit değildir. Ancak Gandhi’nin politik eylem ve düşüncelerinde beliren milliyetçiliğin iç siyasette farklı dinî toplulukları ama özellikle de Hinduları ve Müslümanları tek bir üst kimlik çatısı altında toplayan ve din, dil, ırk ayrımı olmaksızın tüm dünya vatandaşlarına seslenen milletler üstü bir karaktere sahip olduğu da yadsınamaz. Nitekim Gandhi İngiliz emperyalizminin yoğun baskısı altındayken bile toplumdaki İngilizlere dönük olan nefreti açıkça modern medeniyete yönelterek[40] Hintlerin esas düşmanının kendilerini esir alan başka bir millet olmadığını, aksine o milletin de Avrupa’daki diğer milletler gibi modern medeniyetin esareti altında olduğunu benimsetmek ister. Bunu, ondaki milliyetçi duyuş ve düşüncenin diğer milletlere duyduğu nefret ya da düşmanlıktan beslenmediği yargısına bağlamak mümkündür.

Gandhi güçlü bir vatanperverlik duygusuyla bir medeniyet ve yaşam ideali kavgası vermekte, kavganın odağına vatanının yararını koymaktadır. Bu yüzden vatanperverliğinin İngilizler çekildikten sonra halkının Hint topuğuyla da ezilmesine izin vermeyeceğini, gücü yerinde olursa, tiranca davranan Hint prensine de İngilizlere direndiği gibi direneceğini söyler.[41] Daha da ileri giderek vatanseverlikten anladığı şeyin, vatanında yaşayan tüm halkın refahı olduğunu ve bu hedefe İngilizler eliyle varıldığını görürse başını onların önünde eğeceğini söyler. Gandhi, bir İngiliz yaşamını Hindistan’ın özgürlüğünü tesis etmeye adarsa, tiranlığa direnip Hint toprağına hizmet ederse, onu bir İngiliz değil de bir Hintli olarak kabul etmeye hazırdır.[42]

Rai, Gandhi’nin insanî milliyetçiliğiyle ilgili olarak bizi swadeshi kavramına yöneltir. Hintçede swadeshi “özüne ait” anlamında olmakla birlikte, bir şeyin özüne yararını, politik bağlamda ise insanların kendi vatanlarının yararına olan eylemlerini ifade eder. Başka deyişle swadeshi “vatanperverlik”tir.[43] Ancak Gandhi aynı zamanda bir insaniyetçidir (humanitarian), swadeshi’ye sadece bir ülkeyle sınırlı bir bütün gözüyle bakmaz. Ona göre swadeshi “yasaların yasası” olmakla birlikte, doğanın yasaları gibi insanlar tarafından yürürlüğe sokulmayı beklemez, kendi başına eylemdedir. [44]  (Ancak Gandhi 18 Haziran 1931 tarihli olan aynı metinde, gelinen noktada insanın durumunu düzeltmek için dualara ihtiyaç olduğunu belirtir. Swadeshi yasası temelde insan doğasına içkindir, ancak gelinen noktada unutulmaya yüz tutmuştur. Swadeshi nihaî ve ruhsal açıdan insanın dünyevî bağlarından kurtarılması anlamındadır.)

Swadeshi, bu etkin haliyle geniş kapsamlı ve milletlerarası bir kavramdır, dolayısıyla hem milliyetçi, hem de milletlerarası bir anlamı vardır.[45] Tarihsel pratikteki ilk anlamıyla milliyetçilik sadece bir milletin çıkarını düşünmeyi ve ona hizmet etmeyi gerektirir, ancak Gandhi için milliyetçilik farklı bir kavramdır, insanlığa hizmet etmeyi amaçlayan bir ilke olarak belirir.[46] Bu ilkeye göre yerel ve evrensel çıkarlar iç içe geçmiştir, komşulara yardım, insanlığa yardımdır.[47] Rai, Gandhi’nin milliyetçiliğinin vatanperverlikle neredeyse aynı anlama geldiğini, dolayısıyla vatanperverliğinin de son kertede insanlığa hizmeti gerektirdiğini belirtir. Bu yüzden 5 Ekim 1945 tarihinde Nehru’ya yazdığı mektupta, son nefesine kadar sadece Hindistan’ı değil, dünyayı da modern medeniyetin neden olduğu sorunlardan kurtarmak için uğraşacağını söyler.[48] Hint ruhu ya da Hint bilgeliğinin mesajı sadece Hindistan için değil, tüm dünya içindir, yani Gandhi’nin mesajı yeni bir dünyanın uyanışını temsil ettiği ölçüde hem Hindistan, hem de kendisi için geçerlidir.[49]

Gandhi’nin katı değil, liberal olarak değerlendirebileceğimiz bu milliyetçilik anlayışına göre biri evrensel açıdan insanlığın hayrına katkıda bulunmuyorsa, milliyetçi olamaz, başka deyişle biri insaniyetçi ise daha fazla vatanperverdir.[50] Kapsayıcı bir Hint zihin yapısıyla karşı karşıyayız, o asla dışlayıcı değildir. Aynı zamanda hem Hintli, hem de evrenseldir. Bu zihin yapısında nefrete, hoşgörüsüzlüğe, suçlamaya, reddetmeye ve bölmeye yer yoktur. Gandhi’nin kendi içinde keşfettiği şey birleşmeye, sevgiye ve barışa uzanır, Gandhi’ninki bütün bölünmüşlükleri iyileştirecek kadar güçlü olduğuna inandığı bir ruh halidir.[51] Buradan anlaşılan, Gandhi’nin milliyetçiliğinin özyönetim ilkesiyle birlikte dünyadan izole olmuş bir bağımsızlığı değil, karşılıklı sadakati gerektiren sağlıklı ve onurlu bir milletlerarası ilişkiyi talep ettiğidir. Bu minvalde düşünen Nikam da “Gandhi’nin milliyetçiliği Birleşmiş Milletler felsefesidir” der.[52]

Gandhi’nin milletlerarası ilişki anlayışı tüm evreni bir aile olarak gören eski Hint ilkesinden başka bir şey değildir. Buna göre dünya farklı ülkelerden oluşur, dolayısıyla ülkeler arasında bir işbirlği, sempati, tolerans ve karşılıklı yardımlaşma olmalıdır. Bu tüm ülkelerde silahsızlanmayı ve barışı sağlayacaktır.[53] İdeal hümanist böyle bir durumda, sevgi ve hakikat ruhunu sergileyecektir. Çünkü sadece sevginin olduğu yerde yaşam vardır, sevgi yoksa ölüm vardır, tüm dünya, hakikat ve sevgiyle fethedilebilecektir.[54] Kuşkusuz bu yaklaşım evrensel ölçekte bir ütopyaya işaret etmektedir. Ancak yine bu, yukarıda da söylediğimiz gibi, Hindistan’da dinî ve politik nüfuz gerekçesiyle birbirleriyle çatışan Hindu ve Müslüman topluluklara, gerçekleştirilebilirliği ve taraflara yarardan çok zarar getirip getirmeyeceği tartışmalı olsa da, altında birleşecekleri bir üstkimlik sunması bakımından barışçıl ve iyimser bir girişimdir. Bu girişim Gandhi’nin idealinde dinin insanları ayırmayan, aksine birleştiren karakterine dayanırken, tüm büyük dünya dinlerinin insanlar arasında eşitliği, kardeşliği, hoşgörüyü ve erdemleri yaymak istediği varsayımına yaslanır.[55] Bu yüzden Gandhi yerel ölçekte Hinduizm ile İslam arasında bir köprü kurarak kimileyin politik, kimileyin derin teolojik tartışmalara girmeden teosofik, kimileyin felsefî, kimileyin de her iki dinin kendine has söylemlerini aynı havuza akıtarak tarafları insanî bir ortak paydada birleştirmeyi amaçlar. Çünkü farklı ırklardan, dinlerden ve sınıflardan olan insanların bir arada yaşayabileceğine inanır.

İnsan topluluğu her zaman farklılıkların birliği olarak kalacağından, tolerans ve karşılıklı saygı alışkanlığının bir toplumun temel gereksinimi olduğunu varsayar. Ona göre bütün dünyayı kendimizin yapmayı öğrenmeliyiz, kimsenin yabancı olmadığı bir toplum kurmalıyız.[56] Bu öyle geniş ve kapsayıcı bir toplum olmalı ki, Kanyakumari’den Kaşmir’e, Karaçi’den Dibrugarh’a, kendi vatanını seven ve ona hizmet etme arzusu duyan tüm Hindular, Müslümanlar, Şihler, Farslar, Hıristiyanlar ve Yahudiler eşit hakka sahip olmalıdır. Sadece çoğunluğa ayrılmış olan ve azınlığın hakarete uğramasının gerektiği hiçbir yer yoktur:[57]

“Bu resimde her dinin tam ve eşit yeri vardır. Hepimiz görkemli bir ağacın yapraklarıyız, bu ağacın gövdesi, toprağın iç kısımlarına ulaşan köklerinden koparılamaz. En güçlü rüzgâr bile onu sarsamaz.”[58]

Yukarıdaki yaklaşım Gandhi’nin perspektifinde hümanizmi ya da insanî tutumu hakikî din olarak kodlamaya kadar varır.[59] Bu konuyla ilgili olarak Chakrabarti, Gandhi’yi bir havariye benzeterek onun içsel uyanışa giden yolları gösterdiğini söyler, buna göre bedensel insanın içindeki hakikî insanın keşfi hümanizm ya da insanî tutumun başlangıç noktasıdır. Hümanizm ya da insanî tutumun hakikî uyanışı ise öz faaliyet ve her insanın özüne layık olmasını sağlayan özgüvendir. İnsanın kendisi için ruhuyla uyumlu bir eylem içinde olması ve insanlığa tapınmak için hazırlanması, son kertede Tanrı’ya tapınmasıdır. Dahası, insanın özgüveni ve özsaygısı kendisinde en iyi yetenekleri olan görev ve sorumluluklarını her daim yerine getirme tavrıyla birlikte gelişir. Bu yüzden boş durmak ve anlamsız bir varlık olarak başkalarına dayanmak utanç vericidir, bu insanı ve insanlığı küçük düşürür. İnsanlığı temelden yıkan şey bizzat insanlığı edilgenlikle ve özfaaliyeti es geçme tavrıyla utandırmaktır. İnsanın yapması gereken tüm doğal ve gerekli iş basittir: Daimî olarak kusursuz olmaya çalışmak, zahmetli bir iştir bu, sonuçta o swaraj’dır, o yoga’dır. Yoga tekdüzeliği önerir, tekdüzelik doğanın temel yasasıdır. Güneş’in doğuşundaki tekdüzelik temaşa edilmeli, doğada varlığı yaratan da, ortadan kaldıran da tekdüzeliktir.

O halde Hindistan tekdüze bir şekilde çalışarak swaraj’a döndüğünde, sonsuza dek keyif verecek olan bir güzellik yaratacaktır. Bu güzellik, yukarıda dile getirdiğimiz, Gandhi’nin köylü komünal ahlak anlayışının hümanizm perspektifinden görünümüdür. Bu perspektif, Chakrabarti’ye göre, insanı hakikat ve şiddetsizlik noktasından yeniden yaratır. Hakikat hümanizmin özüne gider, insan da hakikatin aracısı ve bütünün bir parçası olarak hümanizmde aşkınlığı arar, böylece daha soylu bir yola sevk edilmiş olur. İnsan bu soylu yola girdiğinde insanlığın geri kalanından uzaklaşırsa Tanrı’yı bulamayacağını anlar.[60]

Anlaşılan o ki, Gandhi’ye göre insanlığa iyilik yapmakta ya da hizmet sunmakta sevginin kritik bir rolü vardır. Hakikî din de bu bağlamda sevgi ve hakikat dinidir, başka deyişle insanî tutum ya da hümanizm ile dinî tutum aynı şeydir.

NOTLAR

[1]  Rudrangshu Mukherjee, ed., The Penguin Gandhi Reader (New Delhi: Penguin Books, 1993), ix.

[2]  Bu, Hindistan’ın politik tarihindeki son politik cinayet değildir, günümüze kadarki süreçte birçok politik çekişme, buhran ve savaş yaşanmış, başbakanlardan Indra  ve Raciv Gandhi’ler de suikast sonucu öldürülmüştür.

[3]  Mukherjee,  The Penguin Gandhi Reader, xi ve 291, n.1. Gandhi’nin 1888-1948 yılları arasında yaptığı tüm konuşmalar ve yazdığı metinler “Collected Works of Mahatma Gandhi” başlığı altında doksan sekiz cilt halinde yayınlanmış ve ciltlerin dijital versiyonu 1936 yılında bizzat Gandhi tarafından kurulmuş olan Sevagram Ashram’ın güncel resmî sitesinde sunulmuştur. Bkz. “Collected Works of Mahatma Gandhi: Volumes 1 to 98,” last modified May 3, 2017, https://goo.gl/I9LMIY.

[4] Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, ed. Anthony J. Parel (Cambridge: Cambridge University Press, 2009), 10. Karş.  Mukherjee,  The Penguin Gandhi Reader, xi ve 291, n.2.

[5]  Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 10.

[6] Dahası Quakers’ın, Rus Dukhobor’ların, sosyalistlerin, anarşistlerin ve ütopyacıların yaklaşımlarını sentezlemiştir. Yine boykot ve hicret gibi farklı politik teknikleri de birlikte uygulayarak şiddetsiz direniş taktiğini çeşitlendirmiştir. Bkz. Adi H. Doctor, “Western Influence on Gandhian Thought,” in Gandhi India and the World: An International Symposium, ed. S. Ray (Bombay: Hawthorn Press, 1970), 71.

[7]   Doctor, “Western Influence on Gandhian Thought”, 71.

[8]   Gandhi, An Autobiography: The Story of My Experiments with Truth, tr. M. Desai (Boston: Beacon Press, 1957), 160. Bkz. Doctor, “Western Influence on Gandhian Thought”, 71-72; Kalidas Nag, Tolstoy and Gandhi (Patna, 1950), 34.

[9]   Bkz. Doctor, “Western Influence on Gandhian Thought”, 72-73; Mukherjee,  The Penguin Gandhi Reader, xii. Ayrıca bkz. Anthony J. Parel, Editors introduction to Hind Swaraj’ and Other Writings, by Gandhi (Cambridge: Cambridge University Press, 2009), xxxii-xlvii (batılı kaynaklar) ve xlvii-l (Hint kaynakları).

[10]   Parel’in bu batılı kaynaklarla ilgili dökümü için bkz. Editors introduction, xliii.

[11]   Gandhi aynı yerde bu medeniyetin kötülüklerinden muzdarip olan ulusu iyileştirmek için kurulmuş topluluklardan da söz eder. Bkz. Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 34, n.49.

[12]    Mukherjee,  The Penguin Gandhi Reader, xii.

[13]   Parel, Editors introduction, xliii.

[14]   Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 35.

[15]   Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 35, n.51.

[16]   Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 35-36.

[17]    Gandhi Hindistan’ın da bir gün makinenin kölesi haline geldiğinde artık sadece “Tanrı dünyayı kurtarsın” diyebileceğini belirtir. Bkz. Thomas Merton, Gandhi ve Şiddet Dışı Direniş, trans. Seda Çiftçi (İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2003), 83.

[18]  Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 36.

[19]  Joseph S. Alter, Gandhi’s Body: Sex, Diet, and the Politics of Nationalism (Pennsylvania: Pennsylvania University Press, 2000), 50.

[20]   Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 37.

[21]   Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 38.

[22]   Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 42.

[23]  Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 43-44.

[24] Collected Works of Mahatma Gandhi 66, 245; Mukherjee,  The Penguin Gandhi Reader, xiii.

[25]  Collected Works of Mahatma Gandhi 10, 478; Mukherjee,  The Penguin Gandhi Reader, xiii.

[26]  Mukherjee,  The Penguin Gandhi Reader, xiii.

[27]  Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 66.

[28] Gandhi’ye göre zihin her daim huzursuz bir kuş gibidir, istediğini ne kadar elde ederse etsin, hep daha fazlasını ister. İstediklerini ona ne kadar verirsek, o kadar dizginsiz hale gelir. Bu yüzden Hint ataları tutkulara, şımarmalarına izin vermeyen bir sınır koymuştur. Bu bağlamda mutluluk tümüyle zihinsel bir durumdur. Bir insan zengin olduğu için mutlu, fakir olduğu için mutsuz değildir. Hint atalar gelecek nesilleri gösteriş ve hazlardan uzak tutmak istemiştir. Bu yüzden inşa ettikleri medeniyetin, modern medeniyetin aksine, yaşamı aşındıran yarışmacı bir sistemi yoktur. Bkz. Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 68.

[29]   Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 67.

[30]  Bkz. Mukherjee,  The Penguin Gandhi Reader, xiv.

[31] Merton, Gandhi ve Şiddet Dışı Direniş, 76.

[32]  Bu yaklaşımı bilhassa 11 Haziran 1942’de The Hindu’yla yaptığı söyleşide sergiler. Bkz. Mukherjee,  The Penguin Gandhi Reader, 276.

[33]  Merton, Gandhi ve Şiddet Dışı Direniş, 17.

[34]  Merton, Gandhi ve Şiddet Dışı Direniş, 20.

[35]  Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 67.

[36] Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 104.

[37]  Gandhi 12 Aralık 1925 tarihinde bir çocuğun sorusuna verdiği yanıtta da Hintlerin İngilizce konuşmasının onları Hint köylülerinden uzaklaştırdığına dikkat çeker, bu ona göre kendi toprağında yabancı olmak anlamına gelir. Dahası İngilizcenin Hint politik zihinlere nüfuz etmesi sadece ülkeye değil,insanlığa karşı da işlenmiş bir suçtur. Çünkü bu olduğunda Hintler kendi ülkelerinin ve dolayısıyla insanlığın gelişimi engellenmektedir. Bkz. Mukherjee, The Penguin Gandhi Reader, 285.

[38]   Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 105-106.

[39] Rudrangshu Mukherjee, ed., The Penguin Gandhi Reader (New Delhi: Penguin Books, 1993), 17.

[40] Örneğin bkz. Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, ed. Anthony J. Parel (Cambridge: Cambridge University Press, 2009), 74.

[41] Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 76-77.

[42] Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 77.

[43] A. Shanker Rai, Gandhian Satyagraha: An Analytical and Critical Approach (New Delhi: Concept Publishing Company, 2000), 151.

[44] Mukherjee, The Penguin Gandhi Reader, 76.

[45] Rai, Gandhian Satyagraha, 151.

[46] Rai, Gandhian Satyagraha, 151.

[47] M. Chakrabarti, Gandhian Humanism (New Delhi: Concept Publishing Company, 1992), 28

[48] Mukherjee, The Penguin Gandhi Reader, 288.

[49] Thomas Merton, Gandhi ve Şiddet Dışı Direniş, trans. Seda Çiftçi (İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2003), 19.

[50] Rai, Gandhian Satyagraha, 151-152.

[51] Merton, Gandhi ve Şiddet Dışı Direniş, 20.

[52] N. A. Nikam, “Gandhi’s Philosophy,” The Review of Metaphysics, 7.40 (1954): 678.

[53] Rai, Gandhian Satyagraha, 153.

[54] Chakrabarti, Gandhian Humanism, 29.

[55] J. Xaxa, “Gandhi and Universal Humanism,” Orissa Review, Oct.-Sep. (2008): 35-36.

[56] Xaxa, “Gandhi and Universal Humanism,” 39.

[57] Gandhi, Selected Political Writings, ed. D. Dalton (Indianapolis: Hackett Publishing Company, 1996), 147.

[58] Gandhi, Selected Political Writings, 150.

[59] Collected Works of Mahatma Gandhi 88, 203.

[60] Chakrabarti, Gandhian Humanism, 13-23.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bilgi

This entry was posted on 18/06/2021 by in Felsefe - bilim and tagged , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: