C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Gandhi’nin Evrensel Milliyetçiliği Üzerine

Aşağıdaki metin yazmakta olduğum bir makalenin içinden alınmış ve blog formatına uyması için bir iki değişiklikle sunulmuştur. Makale yayınlandığında blogda haberini paylaşacağım.

“İnsanlık bir yol ayrımındadır. İnsanlığın, orman kanunları ile insanlık kanunları arasında bir seçim yapması gerekir.”

Gandhi

Mukherjee’nin tespitine göre, Gandhi modern medeniyeti eleştiren biri olarak başladığı düşünce yolculuğunun sonunda aşırı milliyetçi bir konuma vararak Hindistan’ın batı karşısındaki içkin üstünlüğünü savunmuştur.1 Yukarıdaki değerlendirmemizden de anlaşıldığı üzere, bu haksız bir tespit değildir. Ancak Gandhi’nin politik eylem ve düşüncelerinde beliren milliyetçiliğin iç siyasette farklı dinî toplulukları ama özellikle de Hinduları ve Müslümanları tek bir üst kimlik çatısı altında toplayan ve din, dil, ırk ayrımı olmaksızın tüm dünya vatandaşlarına seslenen milletler üstü bir karaktere sahip olduğu da yadsınamaz. Nitekim Gandhi İngiliz emperyalizminin yoğun baskısı altındayken bile toplumdaki İngilizlere dönük olan nefreti açıkça modern medeniyete yönelterek2 Hintlerin esas düşmanının kendilerini esir alan başka bir millet olmadığını, aksine o milletin de Avrupa’daki diğer milletler gibi modern medeniyetin esareti altında olduğunu benimsetmek ister. Bunu, ondaki milliyetçi duyuş ve düşüncenin diğer milletlere duyduğu nefret ya da düşmanlıktan beslenmediği yargısına bağlamak mümkündür.

Gandhi güçlü bir vatanperverlik duygusuyla bir medeniyet ve yaşam ideali kavgası vermekte, kavganın odağına vatanının yararını koymaktadır. Bu yüzden vatanperverliğinin İngilizler çekildikten sonra halkının Hint topuğuyla da ezilmesine izin vermeyeceğini, gücü yerinde olursa, tiranca davranan Hint prensine de İngilizlere direndiği gibi direneceğini söyler.3 Daha da ileri giderek vatanseverlikten anladığı şeyin, vatanında yaşayan tüm halkın refahı olduğunu ve bu hedefe İngilizler eliyle varıldığını görürse başını onların önünde eğeceğini söyler. Gandhi, bir İngiliz yaşamını Hindistan’ın özgürlüğünü tesis etmeye adarsa, tiranlığa direnip Hint toprağına hizmet ederse, onu bir İngiliz değil de bir Hintli olarak kabul etmeye hazırdır.4

GandhiRai, Gandhi’nin insanî milliyetçiliğiyle ilgili olarak bizi swadeshi kavramına yöneltir. Hintçede swadeshi “özüne ait” anlamında olmakla birlikte, bir şeyin özüne yararını, politik bağlamda ise insanların kendi vatanlarının yararına olan eylemlerini ifade eder. Başka deyişle swadeshi “vatanperverlik”tir.5 Ancak Gandhi aynı zamanda bir insaniyetçidir (humanitarian), swadeshi’ye sadece bir ülkeyle sınırlı bir bütün gözüyle bakmaz. Ona göre swadeshi “yasaların yasası” olmakla birlikte, doğanın yasaları gibi insanlar tarafından yürürlüğe sokulmayı beklemez, kendi başına eylemdedir. 6  (Ancak Gandhi 18 Haziran 1931 tarihli olan aynı metinde, gelinen noktada insanın durumunu düzeltmek için dualara ihtiyaç olduğunu belirtir. Swadeshi yasası temelde insan doğasına içkindir, ancak gelinen noktada unutulmaya yüz tutmuştur. Swadeshi nihaî ve ruhsal açıdan insanın dünyevî bağlarından kurtarılması anlamındadır.)

Swadeshi, bu etkin haliyle geniş kapsamlı ve milletlerarası bir kavramdır, dolayısıyla hem milliyetçi, hem de milletlerarası bir anlamı vardır.7 Tarihsel pratikteki ilk anlamıyla milliyetçilik sadece bir milletin çıkarını düşünmeyi ve ona hizmet etmeyi gerektirir, ancak Gandhi için milliyetçilik farklı bir kavramdır, insanlığa hizmet etmeyi amaçlayan bir ilke olarak belirir.8 Bu ilkeye göre yerel ve evrensel çıkarlar iç içe geçmiştir, komşulara yardım, insanlığa yardımdır.9 Rai, Gandhi’nin milliyetçiliğinin vatanperverlikle neredeyse aynı anlama geldiğini, dolayısıyla vatanperverliğinin de son kertede insanlığa hizmeti gerektirdiğini belirtir. Bu yüzden 5 Ekim 1945 tarihinde Nehru’ya yazdığı mektupta, son nefesine kadar sadece Hindistan’ı değil, dünyayı da modern medeniyetin neden olduğu sorunlardan kurtarmak için uğraşacağını söyler.10 Hint ruhu ya da Hint bilgeliğinin mesajı sadece Hindistan için değii tüm dünya içindir, yani Gandhi’nin mesajı yeni bir dünyanın uyanışını temsil ettiği ölçüde hem Hindistan, hem de kendisi için geçerlidir.11

Gandhi’nin katı değil, liberal olarak değerlendirebileceğimiz bu milliyetçilik anlayışına göre biri evrensel açıdan insanlığın hayrına katkıda bulunmuyorsa, milliyetçi olamaz, başka deyişle biri insaniyetçi ise daha fazla vatanperverdir.12 Kapsayıcı bir Hint zihin yapısıyla karşı karşıyayız, o asla dışlayıcı değildir. Aynı zamanda hem Hintli, hem de evrenseldir. Bu zihin yapısında nefrete, hoşgörüsüzlüğe, suçlamaya, reddetmeye ve bölmeye yer yoktur. Gandhi’nin kendi içinde keşfettiği şey birleşmeye, sevgiye ve barışa uzanır, Gandhi’ninki bütün bölünmüşlükleri iyileştirecek kadar güçlü olduğuna inandığı bir ruh halidir.13 Buradan anlaşılan, Gandhi’nin milliyetçiliğinin özyönetim ilkesiyle birlikte dünyadan izole olmuş bir bağımsızlığı değil, karşılıklı sadakati gerektiren sağlıklı ve onurlu bir milletlerarası ilişkiyi talep ettiğidir. Bu minvalde düşünen Nikam da “Gandhi’nin milliyetçiliği Birleşmiş Milletler felsefesidir” der.14

Gandhi’nin milletlerarası ilişki anlayışı tüm evreni bir aile olarak gören eski Hint ilkesinden başka bir şey değildir. Buna göre dünya farklı ülkelerden oluşur, dolayısıyla ülkeler arasında bir işbirlği, sempati, tolerans ve karşılıklı yardımlaşma olmalıdır. Bu tüm ülkelerde silahsızlanmayı ve barışı sağlayacaktır.15 İdeal hümanist böyle bir durumda, sevgi ve hakikat ruhunu sergileyecektir. Çünkü sadece sevginin olduğu yerde yaşam vardır, sevgi yoksa ölüm vardır, tüm dünya, hakikat ve sevgiyle fethedilebilecektir.16 Kuşkusuz bu yaklaşım evrensel ölçekte bir ütopyaya işaret etmektedir. Ancak yine bu, yukarıda da söylediğimiz gibi, Hindistan’da dinî ve politik nüfuz gerekçesiyle birbirleriyle çatışan Hindu ve Müslüman topluluklara, gerçekleştirilebilirliği ve taraflara yarardan çok zarar getirip getirmeyeceği tartışmalı olsa da, altında birleşecekleri bir üstkimlik sunması bakımından barışçıl ve iyimser bir girişimdir. Bu girişim Gandhi’nin idealinde dinin insanları ayırmayan, aksine birleştiren karakterine dayanırken, tüm büyük dünya dinlerinin insanlar arasında eşitliği, kardeşliği, hoşgörüyü ve erdemleri yaymak istediği varsayımına yaslanır.17 Bu yüzden Gandhi yerel ölçekte Hinduizm ile İslam arasında bir köprü kurarak kimileyin politik, kimileyin derin teolojik tartışmalara girmeden teosofik, kimileyin felsefî, kimileyin de her iki dinin kendine has söylemlerini aynı havuza akıtarak tarafları insanî bir ortak paydada birleştirmeyi amaçlar. Çünkü farklı ırklardan, dinlerden ve sınıflardan olan insanların bir arada yaşayabileceğine inanır.

İnsan topluluğu her zaman farklılıkların birliği olarak kalacağından, tolerans ve karşılıklı saygı alışkanlığının bir toplumun temel gereksinimi olduğunu varsayar. Ona göre bütün dünyayı kendimizin yapmayı öğrenmeliyiz, kimsenin yabancı olmadığı bir toplum kurmalıyız.18 Bu öyle geniş ve kapsayıcı bir toplum olmalı ki, Kanyakumari’den Kaşmir’e, Karaçi’den Dibrugarh’a, kendi vatanını seven ve ona hizmet etme arzusu duyan tüm Hindular, Müslümanlar, Şihler, Farslar, Hıristiyanlar ve Yahudiler eşit hakka sahip olmalıdır. Sadece çoğunluğa ayrılmış olan ve azınlığın hakarete uğramasının gerektiği hiçbir yer yoktur:19

Bu resimde her dinin tam ve eşit yeri vardır. Hepimiz görkemli bir ağacın yapraklarıyız, bu ağacın gövdesi, toprağın iç kısımlarına ulaşan köklerinden koparılamaz. En güçlü rüzgâr bile onu sarsamaz.”20

Yukarıdaki yaklaşım Gandhi’nin perspektifinde hümanizmi ya da insanî tutumu hakikî din olarak kodlamaya kadar varır.21 Bu konuyla ilgili olarak Chakrabarti, Gandhi’yi bir havariye benzeterek onun içsel uyanışa giden yolları gösterdiğini söyler, buna göre bedensel insanın içindeki hakikî insanın keşfi hümanizm ya da insanî tutumun başlangıç noktasıdır. Hümanizm ya da insanî tutumun hakikî uyanışı ise öz faaliyet ve her insanın özüne layık olmasını sağlayan özgüvendir. İnsanın kendisi için ruhuyla uyumlu bir eylem içinde olması ve insanlığa tapınmak için hazırlanması, son kertede Tanrı’ya tapınmasıdır. Dahası, insanın özgüveni ve özsaygısı kendisinde en iyi yetenekleri olan görev ve sorumluluklarını her daim yerine getirme tavrıyla birlikte gelişir. Bu yüzden boş durmak ve anlamsız bir varlık olarak başkalarına dayanmak utanç vericidir, bu insanı ve insanlığı küçük düşürür. İnsanlığı temelden yıkan şey bizzat insanlığı edilgenlikle ve özfaaliyeti es geçme tavrıyla utandırmaktır. İnsanın yapması gereken tüm doğal ve gerekli iş basittir: Daimî olarak kusursuz olmaya çalışmak, zahmetli bir iştir bu, sonuçta o swaraj’dır, o yoga’dır. Yoga tekdüzeliği önerir, tekdüzelik doğanın temel yasasıdır. Güneş’in doğuşundaki tekdüzelik temaşa edilmeli, doğada varlığı yaratan da, ortadan kaldıran da tekdüzeliktir.

O halde Hindistan tekdüze bir şekilde çalışarak swaraj’a döndüğünde, sonsuza dek keyif verecek olan bir güzellik yaratacaktır. Bu güzellik, yukarıda dile getirdiğimiz, Gandhi’nin köylü komünal ahlak anlayışının hümanizm perspektifinden görünümüdür. Bu perspektif, Chakrabarti’ye göre, insanı hakikat ve şiddetsizlik noktasından yeniden yaratır. Hakikat hümanizmin özüne gider, insan da hakikatin aracısı ve bütünün bir parçası olarak hümanizmde aşkınlığı arar, böylece daha soylu bir yola sevk edilmiş olur. İnsan bu soylu yola girdiğinde insanlığın geri kalanından uzaklaşırsa Tanrı’yı bulamayacağını anlar.22

Anlaşılan o ki, Gandhi’ye göre insanlığa iyilik yapmakta ya da hizmet sunmakta sevginin kritik bir rolü vardır. Hakikî din de bu bağlamda sevgi ve hakikat dinidir, başka deyişle insanî tutum ya da hümanizm ile dinî tutum aynı şeydir.

 

1 Rudrangshu Mukherjee, ed., The Penguin Gandhi Reader (New Delhi: Penguin Books, 1993), 17.

2 Örneğin bkz. Gandhi, Hind Swaraj’ and Other Writings, ed. Anthony J. Parel (Cambridge: Cambridge University Press, 2009), 74.

3 Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 76-77.

4 Gandhi, ‘Hind Swaraj’ and Other Writings, 77.

5 A. Shanker Rai, Gandhian Satyagraha: An Analytical and Critical Approach (New Delhi: Concept Publishing Company, 2000), 151.

6 Mukherjee, The Penguin Gandhi Reader, 76.

7 Rai, Gandhian Satyagraha, 151.

8 Rai, Gandhian Satyagraha, 151.

9 M. Chakrabarti, Gandhian Humanism (New Delhi: Concept Publishing Company, 1992), 28

10 Mukherjee, The Penguin Gandhi Reader, 288.

11 Thomas Merton, Gandhi ve Şiddet Dışı Direniş, trans. Seda Çiftçi (İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2003), 19.

12 Rai, Gandhian Satyagraha, 151-152.

13 Merton, Gandhi ve Şiddet Dışı Direniş, 20.

14 N. A. Nikam, “Gandhi’s Philosophy,” The Review of Metaphysics, 7.40 (1954): 678.

15 Rai, Gandhian Satyagraha, 153.

16 Chakrabarti, Gandhian Humanism, 29.

17 J. Xaxa, “Gandhi and Universal Humanism,” Orissa Review, Oct.-Sep. (2008): 35-36.

18 Xaxa, “Gandhi and Universal Humanism,” 39.

19 Gandhi, Selected Political Writings, ed. D. Dalton (Indianapolis: Hackett Publishing Company, 1996), 147.

20 Gandhi, Selected Political Writings, 150.

21 Collected Works of Mahatma Gandhi 88, 203.

22 Chakrabarti, Gandhian Humanism, 13-23.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 24/05/2017 by in Felsefe - bilim and tagged , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: