Leucippus adında bir filozof hiç yaşamadı mı yoksa?

Diels-Kranz’daki bir fragmanda (67 A 2 = Diogenes Laertius 10.13) Epicurus Leucippus diye bir filozof olmadığını söyler. W. Capelle’in “düşüncesizce sarf edilmiş” diyerek eleştirdiği [1] bu söz gerçeği ne kadar yansıtıyor olabilir? Önce fragmana bakalım:

“Apollodorus Kronoloji adlı eserinde onun Nausiphanes ile Pracsiphanes’in öğrencisi olduğunu söyler ama Epicurus Eurylochus’a yazdığı mektupta bunu reddeder ve kendi kendini yetiştirdiğini ileri sürer. Leucippus diye bir filozofun hiç yaşamadığını Hermarchus kendisi söylüyor; kimilerine göre ise (aralarında Epicurusçu Apollodorus da var), Leucippus Democritus’un hocasıdır.” [2]

Epicurus ne demek istemişti? Bir yoruma göre kendisinden önceki atomculardan nefret ediyordu Epicurus, zira onlar atomcu teoriyi “insanları tanrıların korkusundan ve zorunluluğun esaretinden” kurtarmak için bulmamış ve savunmamıştı, amaçları salt fizikî araştırmaydı, [3] modern tabirle bilimdi. Peki, ilk atomcuların bu gayesi, onların ilk önemli ismini, kurucularını yani Leucippus’u tümden ortadan mı kaldırıyor Epicurus’un gözünde? C. Bailey ve W. K. C. Guthrie Epicurus’un kendi materyalist eğitimindeki (Leucippus’tan) “bağımsızlığını” savunmak için böyle bir sözcük oyununa giriştiğini söylüyor,[4] Türkçede “benim için öyle biri yok” gibi düşünelim.

W. Capelle Epicurus’un bu iddiasını en iyi şekilde açıklayanın Hermann Diels olduğunu söyler. [5] H. Diels’e göre eski atomcuların yani Leucippus ile Democritus’un eserleri dördüncü yüzyılda, yazarları ayrı ayrı belirtilmeksizin, bir Corpus Democriteum’da yani “Democritusçu Külliyat”ta bir araya getirilmiş olmalıdır. Makedonya ve Assos’ta Abdera Okulu ile ilişkiye geçmiş olması gereken Aristoteles ve Theophrastus bu okulun kurucusu olan Leucippus ve eserleri hakkında eksiksiz bilgiye sahip olmalıdır. Dolayısıyla onlar Leucippus ile Democritus’un eserlerini birbirlerinden ayırabilecek yetenektedir. W. Capelle buradan hareketle şu sonuca varıyor [6]:

Bu durumda büyük bir olasılıkla Leucippus’un eserleri, kendisini gölgede bırakan ve doğa felsefesine ilişkin öğretisi tüm önemli noktalarda hocasının öğretisiyle uyum gösteren büyük öğrencisi Democritus’un sayılamayacak kadar çok eseriyle birlikte Abdera Okulu’nun genç kuşaklarına kalmıştır ama daha önce Leucippus’un, eserlerinin başında ya da başlangıcında yazar olarak yer alan adı kaybolmuş ve bunlar, bir araya getirilmiş olan Democritus’unkilerle birlikte, Democritos’un eserleri sayılmıştır, böylece, Aristoteles’ten 40 yıl sonra dünyaya gelmiş olan Epicurus, —bütün eski düşünürler gibi eserlerinin ardına gizlenen ve o günlerin edebi görenekleri gereği öğrencisi Democritus tarafından da eserlerinde adı geçmeyen— Leucippus’un kişiliği ve varlığı hakkında güvenilir hiçbir iz bulamamış ve bu yüzden, en zayıf yanı tarihsel eleştiri olduğu için, biraz aceleci davranarak onu yadsımıştır. Ama Epicurus’un bu düşüncesiz iddiasına karşılık Aristoteles’in ve ünlü öğrencisi Theophrastus’un otoritesi o denli ağır basmaktadır ki, Leucippus hakkında verdikleri bilgilerden asla kuşku duyulmaması gerekir. Aristoteles eserlerinin en azından on yerinde Leucippus’u belirli öğretilerin temsilcisi, özellikle de atom kuramının kurucusu diye tanımlar, bunların dokuzunda adını, bir defasında açık açık Leucippus’un öğrencisi olarak söz ettiği Democritus’la birlikte anar. Socrates öncesi felsefenin ünlü tarihçisi ve Democritus’u aynı şekilde Leucippus’un öğrencisi diye tanımlayan Theophrastus daha sonraki İskenderiyelilere karşılık, Democritus’a atfedilen ‘Makro Kozmos’ adlı eserin Leucippus’a ait olduğunu açıkça ifade eder. Aristoteles’in ve Theophrastus’un bu tanıklıkları tarafımızdan varılacak tarihsel yargı açısından tamamen belirleyicidir. Bu yüzden bir ‘Leucippus sorunu’ söz konusu olamaz, tıpkı Socrates öncesi filozofların (biri istisna olmak üzere) eserlerini araştırmış, yaşayan gerçek uzman kişilerin haklı olarak Leucippus’un tarihsel varoluşundan kuşku duymamaları gibi.

 H. Diels’ten hareketlenen W. Capelle’in açıklamasını tatmin edici buluyorum. Bununla birlikte yaptığım külliyat taramasında başka bir Yunan ya da Latin kaynağında Leucippus’un hiç yaşamadığına dair aktarımla karşılaşmadım, açık ki, genel temayül böyle birinin yaşadığı yönünde, hatta W. Capelle’in bildirdiği gibi bundan şüphe duyan bile yok. O halde Epicurus’un ya da onun böyle söylediğini aktaran Diogenes Laertius’un karın ağrısı diyelim geçelim.

Notlar

1. W. Capelle, Sokrates’ten Önce Felsefe II, Çev. O. Özügül, Kabalcı Yayınevi, 1995, s.42.

2. Çeviri için bkz. Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri, Çev. Candan Şentuna, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 3. Baskı 2007, s.480.

3. J. M. Rist, Epicurus: An Introduction, Cambridge University Press, 1977, s.146.

4. Bkz. C. Bailey, The Greek Atomists and Epicurus, Russell & Russell, New York, s.408 ve W. K. C. Guthrie, A History of Greek Philosophy, vol. II, 1965, s.383.

5. W. Capelle, a.g.e., s.42.

6. W. Capelle, A.e.

Addendum@: Leucippus’la yapılmış bir söyleşi için bkz.

Bu reklamlar hakkında