Updates from Ağustos, 2011 Toggle Comment Threads | Klavye kısayolları

  • jimi the kewl 1:59 am on 30/08/2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , non putaram, ,   

    Non putaram: Latince ve Türkçe yakınsaması mı? 

    Yukarıdaki Latince paragraf Cicero’nun De Officiis‘inden (1.23.81) alındı.

    Cicero yukarıdaki paragrafta şöyle diyor: “Bunlar [zor durumlardan sarsılmadan / alnının akıyla çıkabilmek, serinkanlılığını korumak vs.] [yetkin] bir ruhun niteliğidir, buna karşın düşünce yoluyla geleceği önceden kestirmek; olayların hangi yöne gideceğini ve hangi durumda ne olması gerektiğini önceden belirleyebilmek ve sonunda asla ‘düşünmemiştim’ lafına mecbur kalmamak yetkin bir zihnin becerisidir.”

    Cicero bağlamda ve ”düşünmemiştim” olarak Türkçeye çevirdiğim ”non putaram” ifadesiyle yüce bir zihnin (ingenium magnum)  gelecekte olacakları muhakeme yeteneğiyle önceden tahmin edebileceği / sezebileceği için, hiçbir olayın sonunda ”bunun böyle olacağını düşünmemiştim / hiç böyle olacağını sanmıyordum” demeyeceğini anlatmaya çalışıyor, bu yüce bir zihnin (bilgenin) hazırlıklı oluşuna bir örnektir.

    Latincede koşul ve zaman / sebep yan cümlelerinde veyahut dolaylı ifadelerde kullanılan Subiunctivus (İstek) kipi farazî bir zamana ve anlama seslenir. Net / kesin bir zamana ve anlama seslenen ifadeler genelde Indicativus (Haber) kipinde olur. Buradaki çekilmiş “[non] putaram” fiili de, hem syntax hem de semantik bağlamında gerçekleşmemiş / kesin olmayan bir zamana aittir. Cicero birisinin resmen gerçekleşmemiş / farazî bir durumda, ne diyeceğini -ikinci bir farazî durum olarak- bize aktarıyor.

    Dün metnin bu bölümü üzerinde çalışırken, elimdeki “M. Tulli Ciceronis De Officiis, Libri Tres, Accedunt in usum iuventutis Notae Quaedam Anglice Scriptae, Ex Editione Postrema et Emendatissima Valpiana, Hogan & Thompson…, Philadelphia 1833″ künyeli İngilizce açıklamalı/dipnotlu edisyonda söz konusu “non putaram” ifadesine de bir dipnot düşüldüğünü gördüm. İlgili dipnotta iki sözcükten oluşan bu ifadenin, özlü anlatım konusunda, Latincenin modern dillere üstünlüğünü örneklediği söylenir, zira yazara göre, “non putaram”ı İngilizce ya da Fransızca gibi dillere çevirirken (en az?) altı sözcük kullanmak şarttır (s.72). Örneğin hem “On Duties, Ed. by M. T. Griffin – E. M. Atkins, Cambridge University Press, (ninth print.), 2003″ hem de “De Officiis, tr. W. Miller, The Loeb Classical Library, Ed. T. E. Page – W. H. D. Rouse, W. Heinemann Pub. London (The Macmillan Co. Pub., New York), 1913″ künyeli çevirilerde ilgili ifade “I had not thought of that” şeklinde İngilizceleştirilmiş, yani:

    Non putaram = I had not thought of that

    “Valpiana…” edisyonunda Latincenin -fiil nezdinde- üstünlüğü olarak gösterilen “az / iki sözcükle çok anlam ifade etme” (çokluluk kriteri: zaman [kip] ve şahıs [tekil/çoğul ya da cinsiyet]) niteliği göz önünde tutulursa, sondan eklemeli olduğu için kimi Modern dillerden farklı olarak olumsuz yapan ek bir ifadeye ve farazî ya da gelecek/geçmiş/uzak geçmiş gibi farklı zaman dilimleri için yine ek bir ifadeye gerek duymayan Türkçenin -fiil nezdinde- Latinceden bile daha az /tek sözcükle ilgili anlamları verebildiği  ve bu yüzden Türkçe’nin “özlük” bakımından -tekrar ediyorum: fiil nezdinde- Latinceye diğer Modern dillere kıyasla “daha” yakınsadığı iddia edilebilir.

    Latincede koşul ve zaman / sebep yan cümlelerinde veyahut dolaylı ifadelerde kullanılan Subiunctivus (İstek) kipi farazî bir zamana ve anlama seslenir. Net / kesin bir zamana ve anlama seslenen ifadeler genelde Indicativus (Haber) kipinde olur. Buradaki çekilmiş “[non] putaram” fiili de, hem syntax hem de semantik bağlamında gerçekleşmemiş / kesin olmayan bir zamana aittir. Cicero birisinin resmen gerçekleşmemiş / farazî bir durumda, ne diyeceğini -ikinci bir farazî durum olarak- bize aktarıyor.

    Bu aktarımı Türkçeye “düşünmemiştim” şeklinde çevirdiğimizde, dilin anlam derinliği “üzerine düşünmediğimiz şeyi” üstü örtük bir biçimde bize sunduğundan (Latincesinde de olduğu gibi) İngilizcesinde karşımıza çıkan “of that” gibi bir işarete gerek duymayız, “düşünmemiştim” ifadesini “bunu hiç düşünmemiştim” ya da “bunun böyle olacağını düşünmemiştim” şeklinde okuyabiliriz. Bu da yukarıda da dediğim gibi Türkçenin anlam derinliğine yorumlanabilir, dahası Latinceye -en azından “non putaram” nezdinde onu da aşarak- yakınsadığını gösterebilir.

    Dahası buradan hareketle, fiil terkibinde ek ifadelere gerek duyan ya da duymayan dillerde anlam derinliği bakımından ne gibi farklılıklar olduğu konusunu da tartışmaya açabilir, diğer dillerdeki durumları da göz den geçirebiliriz, elbette, vaktimiz ve hevesimiz olursa.

     
  • jimi the kewl 7:59 pm on 28/08/2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Brutus, , , , epik, , , , , Pharsalus, , scelus   

    Lucanus’un scelus’u ve nefas’ı 

    Eskiçağ düşün geleneğinde soyut kavramların, kimileyin irade sahibi varlıklar gibi düşünüldüğünden bahsetmiştik, örneğin Seneca herhangi birinin gösterişinden bahsederken, doğrudan kişinin gösterişli kimliğinden ziyade bizzat gösterişin (luxuria) kendisini aktif kılarak insanı gösterişin etkisindeki pasif bir canlı kılmıştır. 

    Seneca’nın, Roma İmparatouluğu’nun iç-savaşlar ve kavgalar yüzünden çökeceğini / her geçen gün daha da kötüye gittiğini epik şiiriyle anlattığı için kimi kere “Vergilius’un karamsar olanı” şeklinde tanımlanan yeğeni Lucanus da söz konusu epik eserinde bazı soyut kavramları “aktif” ve “irade sahibi” kılar. Evvelce bunu Lucanus ve Pharsalia (2) “Furor” başlıklı yazımızda (yazının ilk kısmı için bkz. Lucanus ve Pharsalia ayrıca bkz. Lucanusfuror kavramıyla örneklemiştik, şimdi ise aynı eserdeki scelus ve nefas kavramlarından bahsedelim.

    Scelus (suç) ve nefas (günah) Lucanus’un Pharsalia’da öne çıkardığı kavramlardandır.

    Ona göre, scelus, bütün silahların tek bir komutanın (Caesar’ın) emrine girip insanların zihnini ölüm düşüncesine hazırlar.[1] Dahası, akrabanın / hemşehrinin göğsünü acımasız çelikle yaran kişinin scelus’una itibar kazandıran kişi,[2] başka deyişle iç savaşa coşkuyla katılan hiç kimse “yaptığı şeyin (tanrılara karşı işlenmiş) bir nefas olduğuna inanmaz.”[3] Zira “taş yürekli scelus herkesin içinde uyanıktır, tümüyle silahlar geçer akıllarından, kabza tutmamış elleri işler.”[4]

    İç savaşın taraflarından olan Pompeius, kendisi için Roma’dan farksız olan Lesbos gibi bir yer aramak adına “(dünyada) tanrısal yasanın (nefas’ın zıddı olarak fas) ve scelus’un nerede olduğunu araştırmanın kaçınılmaz olduğunu”[5] dile getirir, bu, aynı zamanda insanın yaşamdaki doğru ile yanlışı araması gerektiğine ilişkin üstü örtük fakat önemli bir mesajdır, Lucanus doğru ile yanlış, iyi ile kötü ya da bu başlık altındaki haliyle scelus ile fas’ın ayrımına önem atfeder, bir yerde Brutus’un Cumhuriyetçilerle birlik olup Caesar’ı öldürmesinin nefas olduğunu söyleyenlerin, Pompeius’un Makedon tarafından kendi kılıcıyla öldürülmesine (yani bir scelus’a) ne diyeceğini sorgular.[6]

    Bu sorgunun da örneklediği gibi, Lucanus’un eserin sonuna doğru, tarafsızlıktan vazgeçerek Pompeius’un tarafına geçtiğini görürüz, böylece onun için scelus ve nefas, Pompeius’a yapılan kötülüklere karşılık gelir.

    Şair, taş kalpli Septimius’un (saevus… Septimius) Pompeius’un “başının kesilmesinden daha büyük bir suç bulduğunu”[7] söyler, aktarıma göre, Septimius Pompeius’un yüzünü örten bezleri yardıktan sonra onun sarkmakta olan boynunu bir kürsüye koyar ve kaslarıyla birlikte damarlarını, dahası boğumlu kemiğini keser. Sonunda Mısırlı kölelerden biri Pompeius’un kellesini eliyle taşımasının doğru olduğunu haykırır. Bütün bu olup biten, Lucanus’un nezdinde rezilliğin en üst derecesidir (summi… pudoris).[8]

    Bir karakterine “Pompeius öldürüldüğünde suça dönüşen iç savaş, o yaşarken sadakat idi”[9] dedirten Lucanus bu iç savaşta yenilen Pompeius tarafını, “yabancı krallıkların” hükmünü beklemediği için şanslı sayıyor gibidir, Pompeius’un ardında bıraktığı askerlerinden biri şu sözleri sarfedebildiğine göre, yenilenler için tüm kaygılar sona ermiş demektir:

    “… Komutanım Magnus, savaşta sadece seni izledim, senden sonra ise kaderi izleyeceğim, iyi bir kaderi ummam ne fas’tır, ne de buna izin verilir.”[10]

    Pompeius’un ardından onun müttefiki olan (dolayısıyla Caesar’a karşı savaşan) mukaddesatçı / cumhuriyetçi Cato’nun her daim devlet yasasının ve vatanın takipçisi olduğu (publica iura, / … semper sequeris patriam) söylenir.[11] Ancak Lucanus Pompeius Cato’nun dilinden, fas’ın temelinde Pompeius’un değil, bizzat tek-adam idaresine karşı duran Roma’nın olduğunu göstermeye çalışır, Cato Pompeius’un ardından onun askerlerine şöyle seslenir:[12]

    “O halde, öyle görünüyor ki, aynı antla savaşa girişmişsin, ey genç,
    Sen de bir efendi için; Pompeius’un eli olmuşsun,
    Roma’nın değil! Artık çalışmıyorsun krallığa,
    Kendin için yaşıyorsun ve öleceksin, komutanlar için değil, yok, hiç kimse için
    elde edeceğin dünya, artık kazanırsın güvenle kendin için.
    Kaçıp da savaşlardan, boşalmış boynunda boyunduruğu yokluyorsun,
    Ve bilmiyorsun kralın olmadan neye katlanacağını. İşte şimdi,
    Cesur adamlar için değerli bir fırsat bu! Suistimal edebiliyordu Pompeius,
    Kanınızı, oysa şimdi red mi ediyorsun vatanın boyunduruklarını ve kılıçlarını,
    Özgürlük yakınken hem de? Talih birini bıraktı,
    Üç efendiden geriye…”*


    • Bu yazıdaki Latinceden yapılmış tüm çevirilere bana ait, uyarılara ya da fikirlere açığım.

    [1] Pharsalia 5.368-373.

    [2] Pharsalia 7.323vd.

    [3] Pharsalia 7.315: “Non credit fecisse nefas.”

    [4] Pharsalia 7.766-767: “Invigilat cunctis saevum scelus, armaque tota / Mente agitant, capuloque manus absente moventur.”

    [5] Pharsalia 8.141-142: “… Nam quaerere certum est, / Fas quibus in terris, ubi sit scelus.”

    [6] Pharsalia 8.607-610.

    [7] Pharsalia 8.668: “Septimius sceleris maius scelus invenit actu.”

    [8] Pharsalia 8.669-678.

    [9] Pharsalia 9.248-249: “Pompeio scelus est bellum çivile perempto, / Quo fuerat vivente fides.”

    [10] Pharsalia 9.242-244: “… Magne, ducem: te solum in bella secutus / Post te fata sequar; nec enim sperare secunda / Fas mihi nec liceat.”

    [11] Pharsalia 9.249-250.

    [12] Pharsalia 9.256-266: “Ergo pari voto gessisti bella, iuventus, / Tu quoque pro dominis, et Pompeiana fuisti, / Non Romana manus? Quod non in regna laboras, / Quod tibi, non ducibus, vivis morerisque, quod orbem / Adquiris nulli, quod iam tibi vincere tutum est, / Bella fugis quaerisque iugum cervice vacanti / Et nescis sine rege pati. Nunc causa pericli / Digna viris. Potuit vestro Pompeius abuti / Sanguine: nunc patriae iugulos ensesque negatis, / Cum prope libertas? Unum fortuna reliquit / Iam tribus e dominis…”

     
  • jimi the kewl 5:02 am on 27/08/2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , ,   

    Suyu şaraba dönüştürmek mi? (Boethius) – 2 

    Birinci kısım için bkz. Suyu şaraba dönüştürmek mi? (Boethius)

    Yeni Ahit’te İsa’nın şarabı suya dönüştürdüğünden bahsedilir.

    Gerçekten böyle bir olay olup olmadığı mühim değil, benim için mühim olan İsa’nın “varı yok” ya da “yoğu var” etme değil bizzat “var olanı dönüştürme” gücü bağlamında bu metaforun kullanılmış olmasıdır (örneğin Yuhanna 4.46: “İsa yine suyu şaraba çevirdiği Celile’nin Kana köyü’ne geldi“).

    İsa’nın göksel krallık müjdesi “çürümüş” pagan toplumu için bir dönüşme objesi olma anlamı taşıyordu, yani dönüşülecek şey – varılacak hedefti. Bu yüzden İsa eski dinamiklerin (“suyun”) bizzat merkezine dinamit yerleştirerek, onları kurulacak yeni yapıya (“şaraba”) dönüştürmeye çalışıyordu, örneğin Matta 10.35′te diyordu ki “çünkü ben babayla oğulun, anneyle kızın, gelinle kaynananın arasına nifak sokmaya geldim.”

    İlginçtir, filosof Boethius sudan şaraba dönük olan bu “dönüşüm” metaforunu tersine çevirerek dinî / kutsal öğretideki (sacra doctrina) inancın çürütülmesi için (aslında tam anlamıyla “pes ettirilmesi” için: “redigendo in obsequium fidei“) felsefî argümanlardan / kanıtlardan yararlananların (illi, qui utuntur philosophicis documentis) şaraba su katmış değil (non miscent aquam vino), suyu şaraba dönüştürmüş olduğunu (aquam convertunt in vinum) söylüyordu (kaynak: In Boethii de trinitate, [ed. Decker] prooem q. ii. art. iii. ad 5).

    Boethius’un bu metaforunda saf inanç suyken, onun felsefeyle bozulmuş ya da çürütülmüş hali şaraptır.

    Neden tersine dönmüş işler dersiniz?

    İsa başlangıçta suyu şaraba dönüştürürken felsefî ya da değil, -Boethius’un kullandığı terimle söylersek- birtakım documentum‘lardan (“örneklerden”, “kanıtlardan”, “düşüncelerden”) yararlanmış ve kendi öğretisi kapsamında aslında pagan suyunu göksel krallığın şarabına dönüştürmüştür, ihtimaldir ki bu metafor, İsa’nın yaşadığı dönemde değilse de, ondan birkaç yüzyıl sonraki Roma’da yaşayan ve anti-Hıristiyanlık propagandası yapan Porphyrius gibi ateşli paganlar tarafından da kullanılabilirdi yani Hıristiyanlığı “suyu dönüştürerek bozan unsur olarak” yorumlayabilirlerdi.

     
    • adsız 6:26 am on 27/08/2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Sanki Boethius işlerin tersine dönmüş/döndürülmüş olduğunu gördüğü için söylemiş bunu.Bahsi geçen mucize Sinoptik inciller dışında kalan Yuhanna’da yer almıyor mu? Çelişkili durumlardan biri.Boethius kendisi felsefeyle/felsefesiyle saf inancı desteklemeyi biliyorken/başarmışken ,tam tersi işler yapanların da farkında ki şaraba su katmış değiller ,suyu şaraba dönüştürtüler,diyor.

c
yeni bir yazı oluşturun
j
bir sonraki yazı/bir sonraki yorum
k
bir önceki yazı/bir önceki yorum
r
cevapla
e
düzenle
o
yorumları göster/gizle
t
en üste gidin
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
iptal
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 655 other followers