Updates from Ekim, 2010 Toggle Comment Threads | Klavye kısayolları

  • jimi the kewl 1:17 pm on 30/10/2010 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    >Krugman’ın Çin’i 

    >

    Paul Krugman Çin’le ilgili iki noktaya temas etmiş, birincisi Çin “…en ufak tahrikte silah kullanmaya hazır görünüyor”, ikincisi “… ekonomik anlamda bir süper gücün sorumluluklarını almış görünmüyor.” Nytimes

    Krugman’ın hareket noktası bir Çin balıkçı teknesinin Japon karasularında Japon sahil gemisiyle çarpışmasından sonra, Japonya’nın tekne kaptanını tutuklaması ve Çin’in buna karşılık Japonya’ya hayatî önemdeki ham-madde sevkiyatını kesmesi. Japonya da el-mahkum, dünyadaki nadir element üretiminin yüzde 97′sini karşılayan Çin’i daha fazla kızdırmamak adına kaptanı serbest bırakmış. 

    Dikkatimi çeken ise Krugman’ın bu olaydan hareketle Çin’in bu kadar önemli (“nadir” diyoruz boru mu) maddeler konusunda tekelleşmesinden ziyade, bu tekelleşmeye izin veren Amerikan yöneticilerinin basiretsizliğinden şikayet etmesi oldu. Diyor ki yazar “…olay bir yönüyle güvenilmez bir rejimin hayatî önem taşıyan malzemeler üzerinde mutlak egemenlik kurmasına karşı hiçbir şey yapmayan ABD’li karar alıcıların beceriksizliğini gösteriyor.” Yani yazara göre, ABD 80′lere kadar dünyanın lideri olduğu bu ham-maddeler konusunda geri plana düşmemeli ve kendisini geçmekte olan Çin’i “bir şekilde” engellemeliydi. 

    Tamam da, yazarın da bildirdiği gibi “hybrid motorlardan fiber optiklere kadar birçok uygulamada hayatî öneme sahip olan ham-maddeler” konusunda 80′lere kadar tekel olmuş ABD hangi saikle Çin’e engel olacaktı veya hangi vasıfla? “Dünyanın koruyucusu”, “dünyanın herhangi bir konuda tekelleşebilirliği bulunan tek ehliyetli ekonomisi” ve “süper güç kimliğini sergileyebilme yetisini haiz” vasfıyla mı? Washington bu misyonu nasıl edindi? “O nadir elementlerde biz tekelleşmiştik, bu harikulade durumu nasıl bozarsınız?” demesi mi gerekirdi?

    Yazar, dünyanın Çin’den başka nadir element kaynakları bulması gerektiğinden bahsediyor, bunu ABD, Çin veya başka bir ülkede yaşayan herhangi biri olarak anlayabiliyorum, zira böylesine nadir elementlerin tek bir siyasî gücün elinde çok büyük bir tehlikeye dönüşebileceğini akledebiliyorum ve hatta Krugman’ın “uluslarası sistemde önemli çıkarları olduğunu gören büyük ekonomik güçler, genelde ekonomik savaşa girişme konusunda, ağır tahrik durumunda bile çok dikkatli davranır” tespitini doğru buluyorum ancak yine de satır-arasına gömülmeden, henüz girişte yeni büyük ekonomik gücün böyle serpilmesini ve nadir bulunan elementler konusunda tekelleşmesini ABD’nin karar alıcılarının basiretsizliğiyle ilişkilendirmesi, dahası ABD’de kimsenin bu konuyla ilgili olarak “ulusal güvenlik nedeniyle tehlike uyarısı yapmamasını” rahatsız edici bulması Krugman’ın zihninde tepişen büyük fillerin ezdiği çimlere dönüştürüyor diğer milletleri ve kaderlerini.

    Tamam, süper güç dengesinin sağlanmasından, süper güçlerin de sorumlu olduğu düşünülebilir, ancak hegemonik bir ham-madde tekelleşmesinden dem vururken, başka bir hegemonik yapının ona müdahalesini “gerekli” görmek sağlıklı değilmiş gibi geliyor bana. Çin’inki “güvenilmez” de, ABD’ninki “güvenilir” mi?

    Share |

     
  • jimi the kewl 3:10 pm on 29/10/2010 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    >Copernico vinoque… 

    >

    Copernicus, şarap ve asla fal bakmakta kullanılmayan parmaklarım, neticede bir süredir beni fallamakta kullanılan araçlar. 

    Estne Copernicus vinumque repraesentatio Cengizo liquido?
    invenitne responsa quaestionum vero?
    Copernicus an veritas in vino sit,
    quod quaesivit vinolento suo Deo.
    Utiquam eum quaesita olim sponsa Inda sua non vocat,
    illa repraesentatione dissuadens.

    Cengizii Carmina II.56.

    Share |

     
  • jimi the kewl 3:41 pm on 27/10/2010 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Kutadgubilig, 18 (Ekim 2010) 

     

    “Lucius Annaeus Seneca, Naturales Quaestiones IV. Cp. I-II, Nil Nehri Üzerine” (s.423-444) başlıklı çevirimin de bulunduğu, Kutadgubilig. Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi‘nin 18. sayısı çıktı. Tükenmeden alın(tılayın)!
    Bu sayının haşmeti, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nün 110. Yaşını kutlamasındadır. Sanılmasın ki, söz konusu felsefe bölümü sadece bu sayıda anılıyor, bu sadece bir başlangıç, sonraki sayılarda da daha önce yolu bir şekilde loş ışıktan beslenen bu felsefe koridoruna düşmüş insanların hikâyesinden söz edilecek ve onların felsefeyle tümleşmiş düşün faaliyetleri ele alınacak.
    Dergi ayrıca bu sayısında farklı konulara da değiniyor, bu farklılığı sağlayan çalışmalardan biri de benim Seneca çevirim. Seneca, burada sıklıkla bahsettiğim Naturales Quaestiones‘in dördüncü kitabının ilk iki bölümünde Nil Nehri’nin doğal yapısını inceler, Stoa fiziğinin başat karakterini yani fiziği ahlâk için ele alma eğilimini yansıtan bu inceleme aynı zamanda Stoa fiziği ile ahlâkının tam ortasında yer alarak dirsek görevi gören Stoa teolojisindeki “Tanrı’nın her şeyi yerli-yerinde, kusursuz bir düzen içinde yarattığı” düşüncesini işler, yani Seneca sadece kurumuş Mısır toprağını belli aralıklarla taşarak sulayan, başka deyişle ona can veren Nil Nehri’nin fizikî yapısını değil, aynı zamanda satır-arasında bu yapının teolojik arka-planını da sunar.
    Kutadgubilig 18′de Latince aslıyla ve ayrıntılı açıklamalarıyla birlikte sunduğum bu çeviri, Türk okurunun okumazsa ölecek hastalığına sebep teşkil etmeyen bir eserden olduğu için, pek ilgi görmez sanıyorum. Ancak yine de umut hastalıklı rüyaların sorumlusu, yapacak bir şey yok, “bir kişi okusa ya da okumaya kalkışsa, yeter” bile denebilir, neticede bir kişinin okuması bile, filozofun, metninin ve metnin çevirisinin başka zihinlerdeki canlanışı anlamına gelir. Diğer Romalı kalem erbablarıyla kıyaslanırsa, Türk yazınında nispeten ilgi görmüş olduğunu söyleyebileceğimiz Seneca’yı Seneque olarak çevirip okuyucuya sunan ya da çeviriyi Fransızcadan yaptığı için Vergilius’un Aeneis’ini “Eneadlar” diye Türk okuyucusuna kakalamaya kalkışan büyük ustaların çalışmalarının ulaştığı seviyeye ulaşamamış bir çalışma olması, bu sahtekar mütevazilik oyununda, Seneca’yı seven değil duyumsamaya çalışanlara, onunla “henüz” tümleşemese de, tümleşme yoluna girenlere artı nefes kazandırıyor olmalı, en azından ağırlaşmış çantasını omzuna sürüye sürüye akşam karanlığını yemiş Klâsik Filoloji koridorundan geçip Cağaloğlu’na, oradan da Üsküdar vapuruna doğru yol alan birileri varsa, onlar da nefes alabilsin, bu da yeter, maksat nefes, Seneca nefesi! Nil bahane!
    TRANSLATION OF NATURAL QUESTIONS IV. CP.I-II: THEME OF NILE
    Tr. by C. Cengiz Çevik
    ABSTRACT
    In the first two chapters in Naturales Quaestiones IV, Seneca treats by Stoic sense, scientific arguments on the Nile’s overflowing. We present translation of these chapters with explanatory notes.
    Keywords: Egypt, Naturales Quaestiones, Nile, Seneca, Stoic, translation

    Share |

     
c
yeni bir yazı oluşturun
j
bir sonraki yazı/bir sonraki yorum
k
bir önceki yazı/bir önceki yorum
r
cevapla
e
düzenle
o
yorumları göster/gizle
t
en üste gidin
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
iptal
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 655 other followers